William SHAKESPEARE, dünya edebiyatında sarsılmaz bir yere sahip olan usta bir yazardır. Konu açılımları, bu açılımları işleyiş, dil ve anlatım özellikleri, karakterlerine verdiği özellikler, onun sahip olduğu bu yeri sağlamlaştıran ve bunun yüzyıllar boyunca sürmesini sağlayan etmenlerdir. İnsanı ustaca bir şekilde ele alan Shakespeare, tarihsel insan tasvirinde kendi döneminin insanlarını çok iyi bir şekilde yansıtabilmiştir. Shakespeare’in eserlerinde insan, sahip olduğu özelliklerle gerçek bir insandır. Toplumda tarihsel ve nesnel olarak var olan karakterlerdir bunlar. Çeşitli özellikler vermiştir Shakespeare bu karakterlerine. Onların yaşamdaki rollerini benimsemelerini, ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiğini bilmelerini ve amaçlarında başarıya ulaşmalarını sağlayan veya yenilgiye uğramalarına neden olan çeşitli özellikler.
Dram ve Tragedyalar
Dram ve tragedyalarında genellikle soylu kişiler arasındaki ilişkileri ve onların birbirleriyle olan mücadelelerini konu alan Shakespeare’in eserlerinde karakterlerin belirgin özellikleri vardır.
Görünüşte dost canlısı, sevecen, iyiliksever ve itaatkâr gibi görünen ama gerçekte tamamen düşmanca özelliklere sahip ve sadece kendi çıkarlarını düşünen karakterler genellikle başroldedir. Bunlar, amaçlarına ulaşmak için yalan söyler, birtakım hilelere başvurur ve gerektiğinde birtakım ölümleri de gerçekleştirebilirler. Düzenin bozulmasının başlıca nedeni bunlardır. Kötü olarak nitelediğimiz özelliklere sahip bu karakterlerin tek amacı, istediklerini zorla da olsa elde etmektir. Bunu gerçekleştirmek için de çeşitli yollara başvururlar. Pek çok karakterde var olan ikiyüzlülük özelliği, bu yolların arasında öncelikle sayılabilir. Buna göre: Kişi amacına ulaşabilmek için, muhatap olduğu düşmanlarına veya ona engel olacaklara karşı, görünürde oldukça sevecen, itaatkâr ve dostçadır. Gerçekte ise -yani kendisiyle baş başa kaldığında- ikinci kişiliğini gösterir: Yani gerçek yüzünü. Bu devrede kişi, düşmanlarına ve kendisine engel olanlara karşı çok acımasız olduğu gibi, işbirliği yaptığı insanları da unutabilir, onlara karşı da acımasız olabilir, hatta gelecekte tek olabilmek amacıyla onları ortadan kaldırmak için planlar yapar ve bu şekilde davranır. Bu özellik, istediklerini elde edebilmek için sahip oldukları belki de en önemli özelliktir. Bu düşünceye sahip olan karakterler için sahip olunacak en iyi şey acımasızlık duygusu; sahip olunacak en kötü şey ise bunun tam tersi olan vicdan kavramıdır. Onlara göre vicdan zayıflık göstergesidir. Gerektiği yerde kendince doğru olanı yapamamanın ve sonuçta da başarısız olmanın en büyük engeli ve nedenidir.
Shakespeare’in dram ve tragedyalarındaki bu tipler Makyavelci tipin genel özelliklerine sahiptirler. Rönesans döneminde ortaya çıkan Makyavelizm’e göre, krallar ve soylu kişiler, amaçlarına ulaşmak için her türlü yolu deneyebilirler. Bu düşünce sistemine sahip olan kişiler başlıca şu özelliklere sahiptirler:
A) Dinsizdir, ama gerektiğinde dindar görünür. (Shakespeare’in III. Richard adlı eserinde sonradan III. Richard olan Glocester Dükü Richard’da bu özellik önemli derecede mevcuttur.)
B) Kâh aslan kâh tilki kılığına girer. Yani bazen kurnazlıkla bazen de kuvvet ve zor kullanarak işini görür.
C) Kuvvetin hak olduğuna inanır.
D) Yalana, iki yüzlülüğe bel bağlar.
E) Sevilmektense korkulan bir adam olmayı tercih eder.
Bu türden özellikler çok sayıdadır ve Shakespeare’in dram ve tragedyalarındaki kötü özelliklere sahip başrol karakterlerinin büyük bir bölümünde mevcuttur. Bu karakterler amaçlarına ulaşmak için tüm bu özelliklerden yararlanırlar.
Eserlerdeki diğer bazı küçük karakterlerde de bu özellikler kısmen vardır. Ama onların sahip oldukları bu özellikler ve kendilerinin varlığı, özellikle başroldeki kişileri daha da güçlendirmek için eserlere konulmuş birer madde niteliğindedir. Bu küçük karakterler bazen başroldeki kötü karakterlere göre daha insanca duygu ve davranışlara sahiptirler -bunlar çoğunlukla kötülerin emirleri altında olmalarına rağmen. Buna vicdan denebilir. III.Richard adlı eserde, Glocester Dükü’nün emrinde bulunan cellatlardan birinin, Glocester Dükü’nün emriyle Clarence’i öldürmede yaşadığı tereddüt ve sonradan duyduğu pişmanlık duygusu buna örnek olarak gösterilebilir. Eserlerde çok az rolü bulunan bu kişilerin bir özelliği de, hizmet verdikleri veya çalıştıkları kişilerle muhatap olurken kullandıkları üslubun oldukça samimi olmasıdır. Bu karakterlerin başroldeki karakterlerle yaptıkları konuşmalar samimi, alaycı ve bazen de aşağılayıcı olabilmektedir.
Eserlerdeki kötü karakterler amaçlarına ulaşmak için Makyavelci tipin özelliklerinden yararlandıkları gibi, yaptıkları işlerin sonucunda meydana gelen kötü olaylardan veya kötü sonuçlardan kendilerini kurtarmak, kendilerini suçsuz çıkarmak için veya üzerlerindeki şüpheleri gidermek için de yine bu tipin özelliklerinden yararlanırlar. Meydana gelen kötü olayları daha büyük bir sebebe bağlarlar. Bunu yapmak için de Nemesis düşünce sisteminden yararlanırlar; yani, “kader ya da Tanrı’nın yapılan kötülüğün öcünü alması” düşüncesinden. Bu yüzden, Shakespeare’in eserlerinde, bazı kötü başrol karakterlerinin konuşmalarında: ”… Tanrı yapılan kötülüğün cezasını verir, Tanrı kötülükleri cezasız bırakmaz, yaptığın kötülüğün cezasını Tanrı çektirdi…” gibi sözler mevcuttur. Kötü olan bu karakterler, amaçlarına ulaşmak için tüm bunları yaparken, sonunda kendileri de Nemesis doktrininin kurbanı olurlar; yani, kötülükler cezasız kalmaz ve sonuç: Kader ya da Tanrı yapılan kötülüğün cezasını çektirir.
Eserlerde bu kötü özelliklere sahip karakterler bulunduğu gibi, iyi olan bazı karakterler de vardır elbette. Sevecen, iyiliksever, başkaları için de çalışan, insanca özelliklere sahip bu kişiler kötü karakterlerin önlerinde birer engeldirler ve genellikle amaçlarına ulaşır ve başarılı olurlar. Kötülerin istediklerine ulaşmak için yaptıkları işlerde yaşadıkları zorluklara bunlar neden olurlar. Onların neden oldukları kötü sonuçları iyileştiren ve kötülerin başarısız, iyilerin başarılı olmalarını sağlayan insanlardır bunlar. Saray ve çevresinin gerçek sahipleri ve savunucularıdırlar. Sonuçta kötüleri cezalandıran da yine bunlardır. Böyle bir yapıya sahip olan iyi karakterdeki kişilerden bazılarının belirgin bir özelliği daha vardır. Bu da, bazen gereğinden fazla iyimser olmaları, kötülük veya kötü olayları düşünmemeleri ve saf olmalarıdır. Saray ve çevresine veya kendilerine yönelik bazı gizli tehlikelere karşı haberdar olmazlar; bu tehlikeler kendi etraflarında ortaya çıktığı halde bunları fark etmezler. Çünkü bu tehlikeler, çoğunlukla görünürde birer dost gibi görünen ve çok iyi olduğu sanılan ama gerçekte tam bir düşman olabilen kişiler tarafından ortaya konulur; yani kötü özelliklere sahip ve kendilerine oldukça yakın olan bazı başrol karakterler tarafından. Belirttiğim tüm bu özellikler Shakespeare’in dram ve tragedyalarındaki karakterlerde önemli derecede mevcuttur.
Komedyalar
Hayatın dramatik ve trajik yönlerini ustaca ve güzel bir üslupla ele alıp dram ve tragedyalar yazan Shakespeare, hayatın kimi gülünç yönlerini de aynı ustalıkla ele alıp komedyalar yazmıştır. Komedyalarında çoğunlukla insanlar arasındaki gönül ilişkileri ve bunların çevresindeki olayları konu alan Shakespeare, karakterleri için de saray, saray çevresi ve soylu kişilerden çok, genellikle sıradan insanları tercih etmiştir. Seçtiği karakterlerin özellikleri ise kimi yönlerden aynı olmakla beraber kimi yönlerden farklıdır.
Amaçlarına ulaşmak için her şeyi yapan ve bu uğurda kimseyi düşünmeksizin çevrelerine büyük zararlar veren ve yeri geldiğinde kendisi için engel olan kişileri ortadan kaldırma yolarını arayan çok kötü özelliklerdeki karakterler gerçek anlamda hemen hemen hiç yokken, yaptıkları işlerde daha çok kendilerini düşünen ve amaçlarına ulaşmak için bazen belli ölçüde acımasız diyebileceğimiz kimi karakterler vardır. Ama komedyalarda sadece kendileri için değil, başkaları için de çalışan karakterler de mevcuttur.
Karşılarına çıkan kişiye ilk görüşte âşık olan kimseler birçok eserde başroldedir ve olaylar çoğunlukla bunlarla ilgili olarak veya bunların çevresinde gelişir. Eserlerde kadın karakterlerin, erkek karakterler kadar aktif rolü olmadığı için bu özellikler daha çok erkeklerde yani beylerde görülür. Bu beyler, güzel bir bayana ilk görüşte âşık olurlar ve bunu da çevrelerindekilere ve arkadaşlarına daha çok şairane bir edayla dile getirirler. Sonra bu beyler, parlak birer yıldız gibi gördükleri sevgililerine ulaşmak için çalışırlar. Bunu yaparken de yakın arkadaşlarından, -eğer zenginlerse- uşaklarından ve bazen de hiç tanımadıkları kişilerden yararlanır ve onların yardımlarıyla amaçlarına ulaşırlar.
Komedyalarda tek bir gönül ilişkisine yer verilmez genellikle. Birbiriyle bağlantılı birden çok gönül ilişkisi çeşitli şekillerde eserlerde yer alır. Birden fazla bey -erkek ya da yaşlı-, gördükleri güzel bayanlara âşık olurlar ve onları elde etmek için uğraşırlar. Çeşitli yollar deneyerek onların yanına sokulmaya çalışır ve bir şekilde bunu başarıp onlarla tanışırlar. Daha sonra kimi zaman buluşup ilan-ı aşk eder, kimi zaman kılık değiştirip onların karşılarına çıkar ve kimi zaman da doğrudan doğruya o hanımefendinin anne ve babasına aşklarından söz ederler. Bu kişiler o hanımefendileri elde edip onlarla evlenene kadar onları, anne ve babalarını ve çevrelerindeki insanları memnun etmeye çalışır, onları ikna etme yolları arar ve kendince vaatlerde bulunurlar.
Sevgililerine kavuşmak için çalışan âşıklar, yaptıkları yetmiyormuş gibi, kimi zaman aynı kadını seven başka rakiplerle de mücadele eder, onlara karşı çevredekilerin gözünde üstünlük kurmaya çalışırlar. Kimi zaman onlardan daha çok şey vadeder, daha ikna edici olmaya çabalar, kimi zaman da yaptıkları çeşitli planlarla onları alt etmeye çalışırlar. Âşığına kavuşmak için bu gibi uğraşlar veren kişiler genellikle kendilerini daha güçlü, zeki ve kurnaz görürler ve yaptıkları işlerde de bunu sergilemeye çalışırlar. Kimi zaman başarılı olur kimi zaman ise kendilerinden daha kurnaz, güçlü ve zeki kişilere karşı verdikleri mücadelede yenilirler. Mücadele verdikleri şey ya bir rakip, -eğer kadın evliyse- ya kadının kocası ya da karşılıksız olarak sevdiği kadının karşılıksız âşkıdır.
Kendini güçlü, zeki ve kurnaz görme özelliği sadece erkek karakterlerde var olan bir özellik değildir. Kimi kadın karakterlerde de bu özellikler mevcuttur. Bu kadın karakterler kimi zaman sahip oldukları bu özellikleriyle, çevrelerinde dolaşan, sevmedikleri kişilere karşı mücadele verir; çeşitli planlar hazırlar, oyunlar sergilerler. Sonuçta çoğu zaman başarılı olurlar. Ama kimi zaman bu kadın karakterler de kendilerinden daha güçlü, zeki ve kurnaz olan diğer erkek karakterlerle verdikleri mücadelede yenilirler. “Hırçın Kız” adlı eserde kendisini kurnaz, akıllı, güçlü sanan, başına buyruk ve çevresindekileri umursamayan Katherina, evlenmek zorunda kaldığı, ondan daha güçlü, kurnaz, başı dik ve zeki olan Petrucio’ya yenilir ve sonunda hırçınlığından eser kalmaz. Bu gönül ilişkilerindeki mücadeleler uzun süre devam eder. Karakterler sevdikleri kişiyi elde etmek için çeşitli uğraşlar verirler, ama sonunda da başarılı olurlar. Herkes layık olduğunu bulur ve mutlu olurlar.
Shakespeare’in komedyalarında, dram ve tragedyalarında olduğu gibi iyi-kötü karakterlerden bahsetmek ya da bunlar arasında bir karşılaştırma yapmak pek doğru olmaz. Çünkü bu kişiler her ne kadar birbirleriyle mücadele etseler de, bu mücadeleler dram ve tragedyalarda olduğu şekliyle düşmanlık içinde sürmez ve kötü bir şekilde sonuçlanmaz. Her ne kadar bu kişiler sadece kendilerini düşünüp başkalarıyla mücadele etseler de, çevrelerine gerçek mânâda bir zararları olmaz. Gerçek anlamda kötü karakterler olmadıkları için, kişiler gerçek anlamda zarar görmez. Eserler gerçek anlamda kötü olaylar yaşanmadan mutlu bir şekilde sona erer. Shakespeare’in dram ve tragedyalarının yanında komedyaları daha çok durum yazıları niteliğindedir.
Bunların yanı sıra eserlerde başka karakterler de vardır. Bunlar ana karakterlerin uşakları, dostları, yakın çevreleri, akrabaları ve bazen de hiç tanımadıkları ama kendilerinden yardım aldıkları kişilerdir. Bunların eserlerde fazla rolleri yoktur. Ama bu kişilerin de kimi zaman başkalarıyla bazı gönül ilişkileri olur. Ancak bu durum, tragedyalarda olduğu gibi, başrol karakterlerini daha da güçlendirmek için eserlere verilen bir özelliktir daha çok.
1999











