<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Exlibrary &#187; zaman</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/tag/zaman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2009 12:56:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Köy</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/koy/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/koy/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 19:55:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu Nehir Halaçoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[arayüz]]></category>
		<category><![CDATA[aygıt]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[böcekler]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[eşek]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[his]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[içgüdü]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ışık]]></category>
		<category><![CDATA[ışıltı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kahvehane]]></category>
		<category><![CDATA[karınca]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2719</guid>
		<description><![CDATA[Ne karanlık gökyüzü, yıldızlar ne kadar sönük&#8230; Gözlerimi kapattığımda gördüğüm şekilli ışıltılar dahi, bu dipsiz ve yutucu boşluğun üzerimdeki ağırlığını azaltmaya yetmiyor. Işığı arıyorum çaresizce, gözlerim kamaşsın istiyorum, güneşi görmek&#8230; Çiçekler tül gibi yumuşak taçlarını, sarmaş dolaş yapraklarını günün aydınlığına çevirirmiş, saf renklerin ışıltısına bu şekilde bürünürmüş eskiden, kuşlar tüylerini kabartıp güneşlenmeye çıkarmış; ben de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/06/ryyee.jpg" alt="Ryye" title="Ryye" width="285" height="390" class="alignleft size-full wp-image-2726" />Ne karanlık gökyüzü, yıldızlar ne kadar sönük&#8230; Gözlerimi kapattığımda gördüğüm şekilli ışıltılar dahi, bu dipsiz ve yutucu boşluğun üzerimdeki ağırlığını azaltmaya yetmiyor. Işığı arıyorum çaresizce, gözlerim kamaşsın istiyorum, güneşi görmek&#8230;<span id="more-2719"></span> Çiçekler tül gibi yumuşak taçlarını, sarmaş dolaş yapraklarını günün aydınlığına çevirirmiş, saf renklerin ışıltısına bu şekilde bürünürmüş eskiden, kuşlar tüylerini kabartıp güneşlenmeye çıkarmış; ben de öyle ısınmak, ışımak istiyorum; ışığı özlüyorum. Lambaların, neon ışınlarının, manyetik ekranların tüketen yapay ışık dalgalarını değil, gerçek, doyuran, dolduran ışığı&#8230;</p>
<p align="center">***</p>
<p>Pedalları çevirirken, dinlediğim müziğin ritmine uyumluydum; sağ, sol, solda biraz bekle, yine sağ, sol, sağ, solda biraz bekle.. Başımı açık gökyüzüne kaldırdım bir anlığına ve tam tepemden uçup giden alıcı kuşu gördüm. Onun, rüzgâra kapılan kanatlarının hareketlerini taklit ederek, pedalların üzerinde dikildim ve yokuşu böyle indim. Alıcı bir kuşun avına odaklanıp dalması gibi.. Bu inişin ardından, ufku kapatan uzun bir yokuş geliyordu. Yorgunum ama zorlanmadım, ağır ağır tırmandım, sağ, sol, sağ.. Ne tarif edeyim size, eğer kayda değer bir manzara yoksa gözlerimin önünde? Çalılar? Ağaçlar? Küçük otlar? Bir milyon renk var çevremde dönen ancak hiçbiri parlamıyor, ısıtmıyor; yeşil, mavi, sarı, kırmızı tonları, hepsi kısır.. Gökyüzünde dolaştığını gördüğüm şu küçük bulutu, daha önce defalarca görmüştüm, vakti gelecek, yine göreceğim. Ötede, az önce gözüme takılan alıcı kuş dolaşıyor, arada dalış yapıp birşeyler avlıyormuş gibi beni kandırıyor. Kanmak istiyorum, kandığımı hayal ediyorum. Yoksa anlamı kalmaz.</p>
<p>Yokuşu aşınca, önüme bir tavuk çıktı. Yanına yaklaşana kadar da kaçmadı. Yakında bir köy olmalı, çünkü ileride de dört tane koyun otluyor. Daha hızlı çevirdim pedalları. Sağ, sol, sağ, sol! Köyün topraklanmış taş yollarına vardığımda bisikletim takırtılı seslerle ilerlemeye devam etti, ancak takırtı hissi mevcut değildi. Neden sonra durdum. Tavuklar hareket halinde, ötede bir eşek var, düzenli aralıklarla başını sallayıp, otlanıyor. Dünya kokusuz, ısısız ve ruhsuz. Hüzünlü gözlerle etrafıma baktım biraz. Buranın da tek hakimi hayvanlar, diğer her yerde olduğu gibi; farkındalık ve duygudan yoksun, uygar bilimimizin ideal, “içgüdülü” hayvanları. Tam onların arzuladığı ve buyurduğu gibiler, bu yüzden onlarla da paylaşabileceğim hiçbir şey yok; birini yakalasam, ılıklığını, tüylerinin duygularımı arıtan, yatıştıran yumuşaklığını, yüreğinin ürkek ve masum atışlarını hissedemem. Beni avutacak bir ruhları, göz göze geldiğimde kirli, çarpık aklımdan ötürü beni mahçup hissettirecek bakışları yok hiçbirinin. Ayrıntıda gizli eşsiz güzellikleri es geçilmiş, aynı kalıpta, şöyle bir bakmalık hepsi; yere düşen gölgeleri bile tekdüze bir grilikte, özensiz. İşin aslı kendi gölgem de, tavukların gölgesinden pek farklı değil. Çevrede tozlar uçuşuyor, ama toz gibi bir his vermiyorlar; hapşırtacak, kaşındıracak ya da gözü yaşartacak gibi değiller. Köyün topraklı yollarında karıncalar geziyor, yakından bakılmaya değmedikleri için, kimse onlara yakından bakmaya tenezzül etmediği için, basit bir beden yapıları var. Dünyada binlerce böcek türü varmış, neden özellikle karıncalar? İnsanlar yürürken en çok onlar mı dikkat çeker? Hayır, bu yalan, insan, yürürken, sadece düşmemek ya da pis bir şeye basmamak için önüne bakar; ayaklarının yakınlarındaki bir karıncanın yaşama, yürüme, durma hakkını düşündüğünden, ona yol vereceğinden ya da ayaklar o minik bedenin üzerinden geçerken onun hissettiği korkuyu, endişeyi, ya da o anda ne kadar keyifli olduğunu umursadığı, yuvasına götürmeye değer bir yiyecek bulma gururuna saygı duyduğu için değil. Zaten tüm bunları bilmiyor, bilmek de istemiyor insan yürürken; önemli olan tek şey, bencil bir cehaletle, kendi hayatı, kendi ayakları&#8230; İşte bu yüzden, gerçekte olduğu gibi, bu dünyanın kalıplarında da bir yeri yok karıncaların; tavuklar gibi hareketi temsil ediyorlar sadece; kıpırtılara ve seslere indirgenmiş doğanın basit taklitleri. Yüzbinlerce böceğin saygısızca bir kaç türe indirgenmesi&#8230;</p>
<p>Bisikletimden indim, onu öylece bir yere dayadım ve yürüdüm. Yürümeyeli uzun zaman oldu sanki. Öyle oldu, evet. Köy evlerinin kapıları aralık, rüzgâr esiyor lâkin herhangi bir his vermiyor; ne ferahlık, ne de üşüme. Rüzgâr eser, hayvanlar kıpırdar, tozlar uçuşur, güneş doğar ve batar; bu basit gerçekler sanki biraz fazla basitleştirilmiş gibi. Köyün kahvehanesine gittim, masalarda birileri oturuyor. Kıpırdamıyorlar. Hayvanlar kıpırdar, insanlar vakit geçirir. Çaylar dolu, çaydanlıktan buhar çıkıyor ancak çayların tadı, buharın nemi yok. Masa başındaki insanlar aynı benim gibi, bakışlar derinliksiz, isteksiz fakat düşünceli. Belki çoğu düşünmüyor bile. Kimse konuşmuyor, kimse bakışmıyor; tavuklara bir bakımdan benziyoruz, birimizi diğerimizden ayırt edecek bir özellikten yoksunuz. İçim yanıyor. Önce birbirimizle konuşmaktan vazgeçtik, sonra evimizden çıkmaz olduk, çünkü dışarıda görecek hiçbir şey yoktu; güneş yoktu, hayvanlar yoktu, bitkiler yoktu, kahkaha, anlaşmazlık, paylaşma, kıskançlık yoktu; teknolojinin soğuk ama baştan çıkaran bedenleri arasında sıkışıp kalmıştık. Gerçekten, işgal ederek yayılabileceğimiz, yakıp yıkabileceğimiz, kötüleyip ötekileştirebileceğimiz, sömürebileceğimiz ya da putlaştırıp tapınabileceğimiz hiçbir şey kalmadıktan sonra mı kendi içimize doğru çökerek büzüşmeye başlamıştık? Yoksa, kibir kokan acımayı, özünde şefkat bulunan merhametle karıştırmaya başladığımızda mı?</p>
<p>Evlerimize çekildiğimizde ne değişti? Evimizin mekanik sıkıcılığından sanal dünyaya kaçtık ve şimdi, bu sanallıkta da yapacak bir işimiz yok. Herşey çok yorucu; bu dünyanın yapay ışığı canımızla besleniyor, can vermiyor. Zaman kayboldu, mekân kayboldu, hayaller de onlarla birlikte. Ne zamandır bu dünyadayız? Ne zaman buradan çıkacağız? Hepsi bekliyor. Benim gibi. Benim tek farkım, beklerken, hayvanlar gibi kıpırdamaya çalışmak. Belki birisi, bir tek kişi, bu dünyaya yeni birşey eklemek için geri döner diye. Belki birisi bir gün sıkılır, gözlerine takılı aygıtı kapatır ve ekranı açar. Programlamak uzun vakit alır ama, sonunda belki yeni birşey tasarlar; yeni bir böcek türü, yeni bir tepe, yeni bir koruluk. O zaman, vakit geçirilebilecek yeni bir mekân, oyalanacak yeni bir nesne olur da, insanlar yeniden hareketlenir. Ya da, birisi gözlerindeki aygıtı kapatır ve evinin penceresinden dışarı, o boğucu karanlığa bakar ve gerçek bir ışık görür; mesela, hâlâ parlayan bir yıldızı, kayıp güneşin son parıltılarını. Belki de yeni bir şey öğrenir ve geri döner aramıza; böylece bu yeni bilgi hepimizce paylaşılır. İçten içe de ümitsizim; bir bilgi herkesçe, aynı anda öğrenildiğinde, yeni bir mekân dünyaya eklendiğinde ve bu mekân herkesçe keşfedilip sıradanlaşıverdiğinde, aykırı olan kendisini tekrar ettiğinde ne yapacağım? Bu sanal hayvanlar gibi olmak istiyorum; sürekli kıpırdamak. Onlar gibi kendimi bilinçsizce yineliyorum sürekli; lâkin kıpırdayamıyorum. Dileğim öylesine basit; kollarımı, başımı gerçekten oynatabilmek istiyorum. Belki bunu başarsam, vakit de geçecek. Kıpırdayabilsem, gözlerime kendi ellerimle takmış olduğum arayüzün düğmesine uzanıp, sistemi kapatacağım. O zaman ne hissederim bilmiyorum; ama en azından, ışıktan yoksun kalmış olsa da, dünyayı görebileceğim. Yürümeyi unutmuşsam, havalandırma borularıyla ve kablolarla örtülü tabakaların arasından, yeryüzüne doğru tırmanacağım emekleyerek; sesimi kaybetmişsem, inleyeceğim; su içeceğim, tad alamasam da birşeyler yiyeceğim. Acı hissedeceğim, yanlızlığımı farkedeceğim ve ağlayacağım. Evet, gözyaşlarımın tuzlu ıslaklığını hissetmek istiyorum.</p>
<p>Kahvehanedeki bir sandalyeye çöktüm bitkin ama az da olsa ümitli; karşımda oturan kadın, önündeki çay tabağına dikmiş gözlerini, ben de diktim. Birisi çıkar mutlaka; birisi kıpırdamayı başarabilir, bu sanal dünyada bir değişiklik yapar ve ben, diğer herkes gibi bunu aynı anda farkederim. Sonra ona özenir ve kıpırdayabilirim. Gözlerimde köklenmiş aygıta uzanabilirim. Evet, birisi çıkacak ve ben o vakte kadar, burada, bu masada, benim gibi, tasvir edilecek hiçbir özelliği olmayan bu kadının karşısında, o anı bekleyeceğim sabırla. Sıkılırsam, bisikletim dışarıda&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/koy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carpe Diem Momento Mori ve Gerisi</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/carpe-diem-momento-mori-ve-gerisi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/carpe-diem-momento-mori-ve-gerisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2009 11:38:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Zeki Giritli</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[Büyülü Gerçekçilik]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Carpe Diem]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[Nazlı Eray]]></category>
		<category><![CDATA[Prag]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2644</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman kendimi ait olduğum çağın dünya görüşünden geride görmeme ve akabinde bir  kişisel sorgulamaya girişmeme sebep olsa da, hiçbir zaman “carpe diem”ci olamadım ben. İlk kez ortaokul yıllarımda bir hocam vasıtasıyla tanıştığım bu terimin –başlarda pek sevimli görünse de gözüme– görüşlerimin ve gördüklerimin artık alelade bir devlet okulunun bahçesi sınırlarından taştığı ilerleyen yaşlarımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/04/kayip-golgeler-kenti.jpg" alt="Kayıp Gölgeler Kenti - Nazlı Eray" title="Kayıp Gölgeler Kenti - Nazlı Eray" width="230" height="343" class="alignleft size-full wp-image-2646" />Zaman zaman kendimi ait olduğum çağın dünya görüşünden geride görmeme ve akabinde bir  kişisel sorgulamaya girişmeme sebep olsa da, hiçbir zaman “carpe diem”ci olamadım ben. İlk kez ortaokul yıllarımda bir hocam vasıtasıyla tanıştığım bu terimin –başlarda pek sevimli görünse de gözüme– görüşlerimin ve gördüklerimin artık alelade bir devlet okulunun bahçesi sınırlarından taştığı ilerleyen yaşlarımda<span id="more-2644"></span> aslında hiç de bana uygun olmadığını anladım. İnsanı dönemsel parçalara ayırmak ve daha sonra bu parçalardan birini unutup hiç yaşanmamış gibi kabullenmek, diğerini ise <em>“nasıl olsa daha gelmedi, üzerine düşünmeye de pek gerek yok”</em> mantığına bindirmek ve mutlu yaşamın sırrını burada bulmak pek gerçekçi gelmedi bana. İnsanı bir bütün olarak algıladım hep, fakat her şeyiyle eksiksiz bir bütün. Geçmiş hatalarıyla, gelecek kaygılarıyla, günlük telaşıyla. Bir yarışa sokmadım hiçbir zaman bu parçaları zira hepsi sonunda bir bütünü, insanı, tamamlamaya hizmet etmiyor muydu? Onların amaçları ortaksa biz insanlar olarak neden birbirlerine düşürme ihtiyacı hissettik ki veya hissediyoruz ki onları, anlayamadım. Fakat bu düşüncelerimi açıkladığım yakın çevremin çoğu, çağın gerisinde kalmakla, yaşıma uygun davranmamakla itham etti genelde beni. Vakti zamanında gereğinden fazla kulak asmış olsam da bu eleştirilere, okuduklarımın artmasıyla daha fazla destekçi bulabiliyorum artık kendime. En son okuduğum Nazlı Eray’ın <strong>“Kayıp Gölgeler Kenti”</strong> romanı da bana bu çelişkili dönemimi anımsattı doğrusu.</p>
<p>Nazlı Eray’la ilk tanışmam, yaklaşık altı yıl önce  üniversite sıralarında incelediğimiz “Mösyö Hristo” öyküsü dolayısıyla olmuştu. Aslında bunun oldukça geç bir tanışma olduğunu itiraf etmek zorundayım çünkü sonradan öğrendim ki “Mösyö Hristo”, Nazlı Eray’ın yayınlanan ilk öyküsü ve de 1959 senesinde okuyucuyla buluşmuş. Devamında gelen onlarca öykü ve roman çalışmalarıyla da Türk Edebiyatı’nın en önde gelen isimlerinden biri haline gelmiş.</p>
<p>Nazlı Eray’ı edebiyatımızın son dönem yapıtaşlarından biri yapan bir başka özellik daha var aslında. Eray için edebi tarz anlamında devrim yaratmış bir yazar tabirini kullanmak  çok da yanlış olmaz. Çünkü daha önce Türk Edebiyatı’nda çok fazla tanınmamış “Büyülü Gerçekçilik” akımının belki de en önemli temsilcisi. Bu akım, en kaba tabirle, gerçekçi olarak adlandırılan sanat akımı içinde olmaması gerektiği savunulan sihirli ve mantık dışı öğeler üzerine kurulan bir akım. Fakat buradaki mantık dışı ile mantıksız arasındaki anlam farkına da dikkat etmek gerekiyor. Belki de böyle bir karışıklığı önlemek için “mantık üstü” tabiri de kullanılabilir.</p>
<p>Eray, “Kayıp Gölgeler Kenti”nde de geleneği bozmuyor ve bolca mantık üstü öğelerle süslüyor romanını. Sadece “büyülü gerçekçilik” akımının şahane bir örneği olmakla kalmayan roman, tarihi bir yapıt özelliği de taşıyor. Prag’ın tarihi sokaklarında geçmişle buluşan bir kadının öyküsünü buluşturuyor okuyucuyla. Bu öykü esnasında, Rusya’nın unutulmaz lideri Stalin’in şaşırtıcı ve gizemli hayatına  konuk oluyoruz. Nazlı Eray, Stalin’in tarih kitaplarında anlatılan siyasi kimliğinin dışına çıkarak, bir adamın trajik hayat hikayesini ele alıyor daha çok. Bu anlamda, Stalin hakkında daha önce hiç duymadığımız bilgilere ulaşmamızı sağlıyor. Sevgilileri, ilk gençlik yılları, Bakü Hapishanesi’nden arkadaşları, oğlu Yakov’un trajik sonu birer birer önümüze dökülüyor tarihin tozlu yapraklarından.</p>
<p>Romanın en göze çarpan özelliği ise şüphesiz ki mekân kullanımı. Eray, günlük hayatta sıkça kullandığımız mekânları (kafeler, oteller vs.) en gizemli tarihi gerçekliklerle bağdaştırıyor hep roman boyunca. Zaten romanın geçtiği Prag şehri bile tek başına bir tartışma konusu olabilecek bir mekân. Yalnız bir şehir Prag. Nazlı Eray’ın kitabıyla ilgili yapılan röportajdaki deyimiyle hüzünlü ve terk edilmiş bir yer. Bu özelliği de roman boyunca ön plana çıkarılıyor zaten.</p>
<p>“Kayıp Gölgeler Kenti” geçmişin izlerini taşıyan bir roman. Bu yüzden belki “carpe diem”cilere çok da hitap etmeyebilir. Fakat şunu da unutmamak gerekiyor ki bugün ülkemizin içinde bulunduğu bu içler acısı durumun belki de en büyük sorumlusu çoğunluğumuzun geçmişi hemen unutuvermesi, silivermesi hafızalardan. İnsanların fikirlerinden dolayı asıldıklarını, diri diri yakıldıklarını bu ülke topraklarında görmemişiz gibi, yaşamamışız gibi yapmamız. Aynı hataları hala tekrarlayıp duruşumuz, asıp yakanlardan hala medet umuşumuz bundan olsa gerek.<br />
Nazlı Eray’ın bu romanını belki de en iyi özetleyen cümle romanın ilk paragrafında yer alan cümle. O yüzden ben de bu yazıyı, Eray’ın bu cümlesiyle sonlandırmak istiyorum:</p>
<p><em>“Ne tuhaf bir gün, yitirdiğim insanlar bana yakın, hayattakilerse daha uzakta görünüyor.”</em> (sayfa 7)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><a href="http://alisveris.turkuvazkitap.com.tr/kitaplar.php?k_id=229">Kayıp Gölgeler Kenti</a>, Nazlı Eray, 2008 (Turkuvaz Kitapçılık Yayıncılık)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/carpe-diem-momento-mori-ve-gerisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrıya Mektup II</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/tanriya-mektup-ii/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/tanriya-mektup-ii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 18:47:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dinç Çoban</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dertler]]></category>
		<category><![CDATA[kavga]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[saçlar]]></category>
		<category><![CDATA[şapka]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2517</guid>
		<description><![CDATA[Hadi en soysuzundan bir öykü anlat bana
anlat ta değişsin zaman
şaşırsın ellerim
en çok ta
bir kadın yeniden sevsin yaralarımı.
Çocuklar çeksin saçlarımı
yeniden köprüye sıkışsın babamın bıyıkları
öyle bir öykü anlat ki
bensiz kimse ölmesin.
Hadi baştan başlayalım
anladın di mi
zaman değişsin istiyorum
kimse ölmesin
bir de
bir de yaralarım yeniden sevilsin istiyorum.
Kim, nasıl? diye sorma tanrı sensin
yapamayacaksan söyle babam gelsin&#8230;
Elbette niyetim yok kavga çıkarmaya
ama konuşmaktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hadi en soysuzundan bir öykü anlat bana<br />
anlat ta değişsin zaman<br />
şaşırsın ellerim<br />
en çok ta<br />
bir kadın yeniden sevsin yaralarımı.</p>
<p>Çocuklar çeksin saçlarımı<br />
yeniden köprüye sıkışsın babamın bıyıkları<br />
öyle bir öykü anlat ki<br />
bensiz kimse ölmesin.</p>
<p>Hadi baştan başlayalım<br />
anladın di mi<br />
zaman değişsin istiyorum<br />
kimse ölmesin<br />
bir de<br />
bir de yaralarım yeniden sevilsin istiyorum.</p>
<p>Kim, nasıl? diye sorma tanrı sensin<br />
yapamayacaksan söyle babam gelsin&#8230;</p>
<p>Elbette niyetim yok kavga çıkarmaya<br />
ama konuşmaktan kaçan sensin<br />
Söylemedi mi kimse sana kaçarak dertlerini çözemezsin.</p>
<p>Hadi en bildiğini anlat bari<br />
hiç olmazsa tavşan çıkar şapkandan<br />
dişlerinin arasında kağıtlar olsun hepimize aşk yazan<br />
Bir de tanrı şakadan anlayan!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/tanriya-mektup-ii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplu Konutlar ve Mezarlar</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 23:32:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Göksel Bekmezci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[açılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[âşık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bahçe]]></category>
		<category><![CDATA[balkon]]></category>
		<category><![CDATA[beğenmek]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetsizleşme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtmak]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dubai]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[emeklemek]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gömülmek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı akışına bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna olmak]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[intikam]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[işleyiş]]></category>
		<category><![CDATA[istemek]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kapanmak]]></category>
		<category><![CDATA[karmaşa]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[kiralamak]]></category>
		<category><![CDATA[kırmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kızmak]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lüks]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[oda]]></category>
		<category><![CDATA[ödemek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[oynamak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[randevu]]></category>
		<category><![CDATA[sahip olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşım]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[sevinmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevişmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>
		<category><![CDATA[takip etmek]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[toplamak]]></category>
		<category><![CDATA[toplanmak]]></category>
		<category><![CDATA[toplu konutlar]]></category>
		<category><![CDATA[toplu mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[toplu ölümler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[utanmak]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[uymak]]></category>
		<category><![CDATA[vadetmek]]></category>
		<category><![CDATA[vurmak]]></category>
		<category><![CDATA[vurulmak]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı dil]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam alanları]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşim yerleri]]></category>
		<category><![CDATA[yürümek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zekâ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1823</guid>
		<description><![CDATA[
Mutlu bir hayatın olması gerektiğine bizim ikna oluşumuz neden ve nasıl oldu! Kim bizlere iyi bir hayatı vadetti! Kutsal bulunan kitaplarda Tanrı’nın ağzından dahi “Ben özgürüm” cümlesine rastlamamışken, sınırlı hayallerle özgürlük düşüncesi nasıl oldu da bir hayatın çok daha ötesine çıkabildi. Her şeyin pahalı olduğu bir zamanda mutlu olmak bu denli lüks olmuş, neyi seçmemiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_11.jpg" rel="lightbox[1823]"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_11.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlar" width="500" height="305" class="aligncenter size-full wp-image-1828" /></a></p>
<p>Mutlu bir hayatın olması gerektiğine bizim ikna oluşumuz neden ve nasıl oldu! Kim bizlere iyi bir hayatı vadetti! Kutsal bulunan kitaplarda Tanrı’nın ağzından dahi “Ben özgürüm” cümlesine rastlamamışken, sınırlı hayallerle özgürlük düşüncesi nasıl oldu da bir hayatın çok daha ötesine çıkabildi. <span id="more-1823"></span>Her şeyin pahalı olduğu bir zamanda mutlu olmak bu denli lüks olmuş, neyi seçmemiz gerekliliğine başkalarınca karar verilmişken, kendimiz olabilmemiz için defalarca başkalaşmadan, gerçekten özgür ve mutlu olunabilir mi!</p>
<p>Yürümeye emekleyerek başlıyoruz; büyüdüğümüzde ise yürümemek için emekli oluyoruz. Seviyoruz vuruyoruz, seviniyoruz vuruyoruz, istiyoruz vuruyoruz, kızıyoruz vuruyoruz, alıyoruz vuruyoruz; hep vuruyor, yaşamda vurulmayacak (!) tek bir alan bırakmıyoruz.</p>
<p>Sahip olduğunuz ya da kiraladığınız eve mi, yoksa bulunduğunuz semte mi para ödüyor veya onları alıyorsunuz? Merkezî bir yerde olmak sizi neden bu kadar ilgilendiriyor ve neden hâlâ insandan uzak yaşam alanlarında aklınız? İnsandan uzak yerleşim yerlerini tercih ederken neden iletişim araçlarının son modellerini tercih ediyorsunuz?</p>
<p>İyi şeyler yapabilmek için yabancı dil öğrenmeye başlıyorlar ve “Derdimi anlatabilecek kadar konuşabiliyorum” diyorlar.. <em><strong>“Bir yabancı dili iyi bildiğimizi söyleyebilirken, Türkçe’yi iyi bildiğimizi iddia edemiyoruz”</strong></em> <em>(1)</em>. Öz dilimizde bir derdi ifade edemeyip içe kapanırken başka bir dilde gerçekten dışa açılabiliyor muyuz?</p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_21.jpg" rel="lightbox[1823]"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_21.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlar" width="381" height="264" class="alignleft size-full wp-image-1829" /></a> 25-30 yıl önce depresyon sözcüğü bu kadar duyulmamışken nasıl oluyor da bugün birçok kişi depresyonda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyor. Doktora görünmekten uzak durup kendi içine gömülen hastayı görenlerin, dinleyenlerin bu durumu rahat karşılaması sizlerde bir rahatsızlık yaratmıyor mu gerçekten! Kanser, AIDS ya da başka bir ölümcül durumla karşılaşıldığında büyük tepkiler verilirken, depresyonda olan birini düşünmekten dahi uzak kalınabiliyor. Oysa <em><strong>“Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.” </strong></em> <em>(2) </em> Ve insanlar, böylesi ölümcül bir hastalığın teşhisini kendilerine koyabiliyorlar.</p>
<p><em>Hayatı akışına bırakmak </em>ne demek!? Gerçekten de buna hakim olduğumuzu söyleyebilir miyiz?! Bizler kimiz ve dünyanın ekonomik işleyişiyle hırs ve intikam kültürünün her geçen gün biraz daha büyüdüğü bir yerde kim olmaya çalışıyoruz! Hayatlarımızı beğenmediğimiz gibi, ölümleri de beğenmiyor, hiçbir ölüme ikna olmuyor, kabul etmiyoruz.</p>
<p><strong>Geleceği mi bekliyorsunuz yoksa gelecekten bir beklentiyi mi? </strong></p>
<p><em>“Yaşamınızı düşünün!<br />
Nedir yaşadığınız? Uzatmak istediğiniz yaşamınıza gerçekten bakın!<br />
Nedir yaşamınız?<br />
Sürekli bir savaşım, sürekli bir karmaşa, hazzın ara sıra parlayışı, sıkıntı, korku, acı, umutsuzluk, kıskançlık, hırs &#8211; hastalıklarıyla, küçüklüğüyle budur gerçekten de yaşamınız.<br />
Ve siz bu yaşamı ölümden sonraya uzatmak istiyorsunuz! (3)</em></p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_31.jpg" rel="lightbox[1823]"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_3-268x480.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlıklar" width="268" height="480" class="alignleft size-medium wp-image-1830" /></a> Oturdukları binaların balkonlarını odaya çeviriyorlar. Çevreden <em>ne kadar iyi bir şey yaptıklarına</em> dair onay bekliyorlar… Dışarı açılmaktansa içeri toplanıyor, kapanıyor insanlar. Çocuklardan olgunluk bekliyorlar. Kırmamasını, dağıtmamasını, toplamasını, geçim sıkıntılarını anlamalarını istiyorlar. Zamanlarına uymayacak bir gelişimi beklemek elbette randevu özürlü kılacaktır çocukları. Ne kadar zeki, ne kadar akıllı da bulsak bazı kişileri; buluşacağınız bir vakit, çok az insan söz verdiği saatte ve yerde olur. Gecikme için sizi aramaz, siz aradığınızda ya ulaşamazsınız ya da bilmeniz gereken bir mazereti geç öğrenmenin sıkıntısını yaşarsınız. Hiçbir teknolojik gelişim, iletişimlerine fayda sağlamaz bu insanların.  Beklentiler içinde geçirdikleri Zaman, elbette bir gün kendileriyle olan randevularında ömürlerini zorlayacaktır. Biraz da bu sebeple <em>“Her ölüm erken ölüm” (4) </em>olacaktır alışkanlıklarına.</p>
<p>Toplu konutlar…<br />
Satışlardaki kampanyalar…<br />
Her geçen gün artan yaşam alanları&#8230; Göz alıcı ayrıntılar&#8230; Sizler evlerinizdeyken, bahçenizde oynayan çocuğunuzu –güvenlik adı altında– ekrandan izleyip; kimlerle hangi tür oyunları oynadığını, kiminle ilgilendiğini, kime âşık olduğunu, sizlerden utandığı için saklamak istediği şeyleri tüm açıklığıyla takip etme olanakları da sunuluyor.</p>
<p><strong>Bugün son demlerini yaşayan “Sır” sözcüğü, yarın, – güvenlik adı altında – sözlüklerden de kalkabilir.</strong></p>
<p>Bunlar toplu yaşamak için yapılan birer kolaylık. Fakat tüm ölümler de neredeyse toplu artık… Ve -güvenlik adı altında– uydudan izlenebiliyorlar. Deprem, sel, savaş, kazalar, saldırılar, ihanetler… Toplu konutlar arttıkça toplu mezarlar da artıyor&#8230; Topluluklar arttıkça güvensizlikler de, silahlanmalar da artıyor. Ki hemen her şeyin reklamla satıldığı bir dönemde, silahların görsel yayınlarca reklamı yapılmadan böylesi yüksek satışları da yadsınacak gibi değil. Toplu konutların şehir merkezlerine bağlantıları arttırıldıkça, mezarlıklar da yaşam merkezlerinden olabildiğince uzağa alınıyor artık. Bireysel ölümler oldukça azaldı. Ölüme sebebiyet veren şeyler ve ölümün bir cinsiyeti yok. Hiç ölünmemiş bir ölüm biçimiyle kaç kez karşılaştınız? Sizi şaşırtan, bir ölümün biçimi mi, yoksa biçime yön veren hikâyesi mi oldu? Ölmelerimizdeki bu ezber ve cinsiyetsizleşme, her geçen gün biraz daha artacak.</p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_4_kevin_cappis1.jpg" rel="lightbox[1823]"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_4_kevin_cappis1.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlıklar" width="500" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-1831" /></a></p>
<p>Önümüzdeki yılların nüfus ortalamaları verilirken neden yeni doğumlar aklımıza geliyor. Ve ortalama bir ömür neye göre değerlendiriliyor. Bugün Amerika’da, Avrupa’da  yaşayanlarla, Afrika’da, Irak, Afganistan ya da Filistin’de yaşayanların ortalama ömürleri neye göre değerlendiriliyor. <strong><em>“Geleceğin şehirleri Dubai’deki mimari harikaların değil, Kahire mezarlıklarında.” </em></strong> <em>(5)</p>
<p></em>Yaşamlarımızın oluşmasına sebep sevişmelerde nasıl bir pozisyonun ürünü olduğumuzu kestirmek hiç de zor değil… Ölmelerimiz de, doğumlarımızdan bağımsız kalmıyor. Hep birbirinin aynı.</p>
<p>Doğrularımız;<br />
hatalarımızın <em>hata</em> oluşuna ya da<br />
doğru bildiklerimizin <em>doğru</em> olduğuna dair bizi ikna etmeli,<br />
diye düşünüyorum…</p>
<p>Bilmiyorum bu nedenli doğru..</p>
<p><strong>Göksel Bekmezci</strong></p>
<p><em>(1) Sabiha Özdemir (2) Saul Bellow (3) J. Krishnamurti (4) Cemal Süreya (5) Gündüz Vassaf</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/zaman/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2008 23:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Exlibrary</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[armut]]></category>
		<category><![CDATA[bilememek]]></category>
		<category><![CDATA[bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Buxton]]></category>
		<category><![CDATA[Curt Goetz]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[dayanak]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[geçmek]]></category>
		<category><![CDATA[görecelik kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hoşluk]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl Kısakürek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmek]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami Safa]]></category>
		<category><![CDATA[Ralph Waldo Emerson]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[soba]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman bulmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1709</guid>
		<description><![CDATA[Herhangi bir şeyi yapmak için asla zaman bulamazsınız. Zamana ihtiyacınız varsa,
onu siz yaratmalısınız.
Charles Buxton
Elinizi sıcak bir sobanın üzerinde bir dakika tutun, bir saat geçmiş gibi gelir. Hoş bir kızın yanında bir saat oturun, bir dakika geçmiş gibi gelir. Görecelik kuramı budur.
Albert Einstein
Zamanın tek dayanağı her şeyin aynı anda olmamasıdır.
Albert Einstein
Yıllar, günlerin hiçbir zaman bilemeyeceği bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Herhangi bir şeyi yapmak için asla zaman bulamazsınız. Zamana ihtiyacınız varsa,<br />
onu siz yaratmalısınız.</em><br />
<strong>Charles Buxton</strong></p>
<p><em>Elinizi sıcak bir sobanın üzerinde bir dakika tutun, bir saat geçmiş gibi gelir. Hoş bir kızın yanında bir saat oturun, bir dakika geçmiş gibi gelir. Görecelik kuramı budur.</em><br />
<strong>Albert Einstein</strong></p>
<p><em>Zamanın tek dayanağı her şeyin aynı anda olmamasıdır.</em><br />
<strong>Albert Einstein</strong></p>
<p><em>Yıllar, günlerin hiçbir zaman bilemeyeceği bir çok şeyi öğretirler.</em><br />
<strong>Ralph Waldo Emerson</strong></p>
<p><em>Zaman büyük bir öğretmendir; ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür.</em><br />
<strong>Curt Goetz</strong></p>
<p><em>Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.</em><br />
<strong>Peyami Safa</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Havadan Sudan</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/havadan-sudan/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/havadan-sudan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 21:13:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Ağustos]]></category>
		<category><![CDATA[Antalya]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[cadde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ıslak]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1088</guid>
		<description><![CDATA[iki bin sekiz ağustosunda antalyada
hava sıcak hava ıslak
hava yerle bir hava senle bir
denizdeki balıklar kadar sırılsıklam
şu çocuk kimin çocuğu
üstünde yok başında yok bir kız
kimi kimsesi yok kadar yalnız
yüzü kirli saçları açık renkli
bakışları kısa
arşınlıyor kaldırımları usulca
çömeliyor sonra bir fidanı çeviren taşa
gözlerini havaya dikip geçeni seyrediyor
biraz dinlenip sonra kalkacak
meydan okuyor gibi sanki ya da merak ediyor
akşama neyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>iki bin sekiz ağustosunda antalyada<br />
hava sıcak hava ıslak<br />
hava yerle bir hava senle bir<br />
denizdeki balıklar kadar sırılsıklam</p>
<p>şu çocuk kimin çocuğu<br />
üstünde yok başında yok bir kız<br />
kimi kimsesi yok kadar yalnız<br />
yüzü kirli saçları açık renkli<br />
bakışları kısa<br />
arşınlıyor kaldırımları usulca<br />
çömeliyor sonra bir fidanı çeviren taşa<br />
gözlerini havaya dikip geçeni seyrediyor<br />
biraz dinlenip sonra kalkacak<br />
meydan okuyor gibi sanki ya da merak ediyor<br />
akşama neyle doyacak</p>
<p>kuşlar da kayboldular<br />
kuşluk vakti şen şımarık kuşlar<br />
yoklar şimdi sus pus olmuşlar<br />
nerde tünediler ne yaparlar bilinmez<br />
insan beynini kuş beynine çeviren<br />
cenneti cehennem eden bu sıcaklar nerde geçer<br />
zamanın kuytusunda beden ağır yerden çeken çok<br />
insafa ersin gün diye bekliyorlar<br />
bir çıkıp bir saklanıyorlar çabucak</p>
<p>karşıdan karşıya geçen yaşlı amca<br />
zoru çok zor yürüyor<br />
yolu enine kat etmiş bitmiş bitirmiş<br />
ha düştü ha düşecek<br />
kimsesi de yok yanında<br />
düşerse tutacak</p>
<p>biraz berisinde üç oğlan çocuk<br />
umurlarında değilmiş gibi hava<br />
birinin göbeğinin de umurunda değil<br />
birinin pantolonunun da<br />
ama saçlarının umurunda sanki<br />
bedenlerine yapışan gömleklerinin de</p>
<p>başka kızlar da var caddede<br />
ıslakken bile dökülmeyen makyajlarıyla<br />
yürüyorlar havada yuvarlanır gibi bedenleri<br />
alıp vermedikleri yok gibi havayla pulla<br />
bakışları geniş keyifleri yerinde<br />
o pulları havaya şu çocuklar saçacak</p>
<p>o çocuklar ki kayboldular birden<br />
eridiler buharlaştılar aniden<br />
görünmüyorlar artık<br />
yok oldular tutamadık<br />
avuçlar ıslak eller kaygan<br />
eller çaresiz eller boş<br />
eller bilmiyor artık neyi tutacak</p>
<p>gün insafa gelince havadan yana<br />
arabalar gelmiyor koşuyorlar telaşla<br />
tampon tampona bir yarış<br />
yaşlı amca karşıya geçmiş olsun<br />
selametle gideceği yere varmış<br />
yaya geçidi set olmuş insan seline<br />
karşıyı bekliyorlar salkım saçak<br />
kimi yola bakıyor sabırsız kimi yarım adım derdinde<br />
kimi yandakine bakıyor gözleri kaçak</p>
<p>iki bin sekiz ağustosunda antalyada<br />
hava ağır hava ıslak<br />
hava yerle bir hava senle bir<br />
sıcaktan titriyoruz havada yüzüyor gibi<br />
denizden çıkmış balık gibi nefessiz</p>
<p>bedenin geçiyor kendinden hem zamanı yarıyor<br />
sana yazmaz bu geçiş hep zamana yarıyor<br />
zaman amansız sıcak dumansız<br />
geçiyor ağır ağır ıslak ıslak<br />
ünsüz bir ses tütüyor önce içinden<br />
ünleniyor sonra haykırıyor aniden<br />
soru oluyor hazır cevap<br />
ne var böyle yaşayacak</p>
<p>iki bin sekiz ağustosunda antalyada</p>
<p>hava ağır sıcak ıslak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/havadan-sudan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaralar yumuşak tonlarda</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yaralar-yumusak-tonlarda/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yaralar-yumusak-tonlarda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 23:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Genco Demirer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[keder]]></category>
		<category><![CDATA[yara]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=829</guid>
		<description><![CDATA[Karanlıktayım
Kedere gebe terbiyesiz gözlerim
Rüzgâr kulaklarda zalim fısıltı
Ve zaman soysuz&#8230;
Kabir renksiz bulutlar gizlenmiş tavanda
Af için dualara gitti kırkikindi selleri
Soğuk günbatımı gibi yerleşti içime
Harcanmış dakikalar saatlere yem&#8230;
Vicdanı kazıklanmış bir cesetin hayaleti gibi
Delik deşik duyuları solgunlaştırdı bu yaşlar
Ağır bir kuraklıkta çatlaklara sıkışmışım
3 diyorum, TIP diyorum ELMA diyorum geçmiyor&#8230;
Oluklarda teslimiyetten kaçan
Uyuşmuş derim yalvarmaya pençe
Yaralar yumuşak tonlarda
Enkazın altında 1001 itiraf&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karanlıktayım<br />
Kedere gebe terbiyesiz gözlerim<br />
Rüzgâr kulaklarda zalim fısıltı<br />
Ve zaman soysuz&#8230;</p>
<p>Kabir renksiz bulutlar gizlenmiş tavanda<br />
Af için dualara gitti kırkikindi selleri<br />
Soğuk günbatımı gibi yerleşti içime<br />
Harcanmış dakikalar saatlere yem&#8230;</p>
<p>Vicdanı kazıklanmış bir cesetin hayaleti gibi<br />
Delik deşik duyuları solgunlaştırdı bu yaşlar<br />
Ağır bir kuraklıkta çatlaklara sıkışmışım<br />
3 diyorum, TIP diyorum ELMA diyorum geçmiyor&#8230;</p>
<p>Oluklarda teslimiyetten kaçan<br />
Uyuşmuş derim yalvarmaya pençe<br />
Yaralar yumuşak tonlarda<br />
Enkazın altında 1001 itiraf&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yaralar-yumusak-tonlarda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir zamanlar</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/bir-zamanlar/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/bir-zamanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jul 2008 23:15:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Kahraman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=725</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar
ben bir tatlı su balığıyken
korkardım yaralanmaktan
yaralamandan
ve sen beni terk edip gittiğin zaman
oluk oluk akan kanıma bakmaktan
ve sen beni terk edip gittin
Şimdi
tekrar tekrar kanırtıyorum da eski yaraları
Ah bu acı nasıl da zevk veriyor bir bilsen
Unutulmuş eski bir filmi ummadığın bir zamanda seyretmek gibi
Sen yine beni terk edip gidiyorsun
ve ben artık şehvetle izliyorum
beni terk eden güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar<br />
ben bir tatlı su balığıyken<br />
korkardım yaralanmaktan<br />
yaralamandan<br />
ve sen beni terk edip gittiğin zaman<br />
oluk oluk akan kanıma bakmaktan<br />
ve sen beni terk edip gittin</p>
<p>Şimdi<br />
tekrar tekrar kanırtıyorum da eski yaraları<br />
Ah bu acı nasıl da zevk veriyor bir bilsen<br />
Unutulmuş eski bir filmi ummadığın bir zamanda seyretmek gibi<br />
Sen yine beni terk edip gidiyorsun<br />
ve ben artık şehvetle izliyorum<br />
beni terk eden güzel kadını</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/bir-zamanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>takdire değer bir çöküş</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/takdire-deger-bir-cokus/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/takdire-deger-bir-cokus/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2008 18:28:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Genco Demirer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[çöküş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=706</guid>
		<description><![CDATA[gülümseyemeyen gözler
tarihi geçmiş acılar
ve eziyet edilen
kötü kullanılan
gölgesi kibirli
kendisi yalan
&#8220;Biz&#8221;&#8230;
kansız adil izli yaralarla
mezar için yaşayan
inançsız zaman&#8230;
unutulan her sözde öpüşen
her takıntıda imrenen
taktire değer bir çöküş&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>gülümseyemeyen gözler<br />
tarihi geçmiş acılar<br />
ve eziyet edilen<br />
kötü kullanılan<br />
gölgesi kibirli<br />
kendisi yalan<br />
&#8220;Biz&#8221;&#8230;</p>
<p>kansız adil izli yaralarla<br />
mezar için yaşayan<br />
inançsız zaman&#8230;</p>
<p>unutulan her sözde öpüşen<br />
her takıntıda imrenen<br />
taktire değer bir çöküş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/takdire-deger-bir-cokus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>An be An</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 13:43:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[hiçlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=692</guid>
		<description><![CDATA[
An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde&#8230; Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı&#8230; An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/06/ex_back_space_daktilo.jpg" alt="Back -to the- Space" /></p>
<p>An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde&#8230; Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı&#8230; An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören virgüller hep, noktalı virgül aslında hayat –hem de imkânsızı öncesizliğin sonrasına gönderen&#8230;</p>
<p>Bir kara bilinmezden bir diğerine yürüyor &#8216;gibi&#8217; insan ve yol da yokmuş üstelik; bir doğuluyor bir ölünüyormuş; varmışız bir, bir yokmuşuz.</p>
<p>Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeden en iyisi, atlamalı karelerden oluşan &#8216;Stop Motion&#8217; bir çiçek gibi solmadan önce, tohumum daha düşmeden toprağa, toprak anayı kaynağından ödünç sularla ıslatmadan daha gökler, yokmuşum gibi mi farzetmeliyim&#8230; Bunu ben mi istedim? İradem geri verebilir mi beni hiçliğe? Hiçlikten gelinebilir mi hiç?</p>
<p>Yoksa, varsam ve nefes alıyorsam, gövdemden ışık yansıtıyorsam âleme, ışık bana değmeye değer buluyorsa beni, ses veriyorsam, gölgem düşüyorsa hâlâ yere, hakkını mı vermeliyim yaşamın daha ne istiyorsa benden&#8230;</p>
<p>Alacağı varsa göreceği de var&#8230; Yürüyelim bakalım; hem zamana teslim, zaman bize emanet.</p>
<p>Ayna ayna söyle bana&#8230; Ama cevap vermeden önce şunu sakın unutma!</p>
<p>Seni ben yarattım;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç İçelik</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Mar 2008 04:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iç içelik]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/deneme-edebiyat/ic-icelik/</guid>
		<description><![CDATA[Boyut ve algı&#8230;
Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki &#8217;siz&#8217;, &#8216;top&#8217; olarak algılanmalı.
Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile daha az. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/03/in_u.jpg' alt='Sevgi' class="picleft" />Boyut ve algı&#8230;</p>
<p>Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki &#8217;siz&#8217;, &#8216;top&#8217; olarak algılanmalı.</p>
<p>Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile daha az. Çünkü evrimin efendi kılmasından itibaren doğanın dürtüklemeleri işlemez olmuş insana. Mevcut algı mekanizmalarımızı tetikleyen fiziksel duyular, hayatı sürdürebilmeye yarayan araçlardır; yaşamamız gerektiği gibi yaşamamızı sağlayan şeyler değil. Zırh kaplanmışız aklımızca, sonra sonra birbirimizin gözünü bağlamışız ve uygarlık doğmuş; aslında kör döğüşü.</p>
<p>Bilim de kendini bağlar ya zaten; duymadığını, görmediğini yok sayar ve insanın içine ve aslında evrene &#8216;ineceği&#8217; yerde insanı insana kırdıran araçları satmak için işletilir düzen, ben atoma atom demem atomdan bomba yapmamışsam eğer dediğine şahidiz hepimiz ki önce havayla bir olmuşlara sormak gerek bir de bunu; &#8216;göz&#8217; ardı edilenlere&#8230;</p>
<p>Tropik adadan uzaklaşmaya çalıştıkça gücünüzü tüketen, adanın etrafını çevreleyen şiddetli dalgalardır ki ötesindeki dinginliğe varabilirseniz ancak yol almaya başlarsınız. Algılama şeklinizi, öğretilenleri, güdülenmelerinizi bir tarafa koymadığınız sürece, mesafeler ve mesafesizlik konusunda mesafe kat etmek mümkün değildir. Herşey sizde gizli aslında, açığa çıkmak için can atar bir hali de yok üstelik.</p>
<p>İç içe herşey; birbirinin içinde. Evren ve atom, evren ve atom hakkında biliyor olduklarımızdan daha küçüğü ve daha azametlisi; birbirini modellemekte görülebilen şekliyle bile. İki uç diye birşey yok. Başı ucuyla aynı herşeyin. Öte, beri aynı. Ezel ebedle birleşir der Mevlana. Tanrı içimizde der çoğu bilge, kutsallarımız bile. Tanrı sensin der; daha ileri gidebilenleri Tanrı&#8217;yı öldürerek algı kapımızı zorlar.</p>
<p>Her şey birbirini doğuruyor. Renkler beyazdan, karanlık ışıktan doğuyor. Güneş doğumuzdan doğuyor &#8216;yere&#8217; bastığımız için, doğu nereye göre doğu bir düşünsenize; var mı aslında bir mihenk noktası?</p>
<p>&#8216;İç içelik&#8217; diyorum ben buna.</p>
<p>Siz sevgi de diyebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
