<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Exlibrary &#187; rol</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/tag/rol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2009 12:56:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bir Adam &#8211; 2</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-2/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 20:06:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emine Sevde Yazıcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlık]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[kızmak]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2684</guid>
		<description><![CDATA[Bunları yazıyorum, çünkü içimde ona dair herhangi bir kırıntının kalmış olmasından korkuyorum. Onu unutmak, çoğunlukla da tamamen içimden silip atmak istedim. Yine de aklıma geldikçe beni sinirlendirdiğine göre bu silip temizleme işini tamamen bitirememişim. E bu iş, bitene ve sinirim geçene kadar buradayım. Yeter ki öfkem dinsin ve o adamın varlığı benim için sıradanlaşsın.
Barış&#8217;ın karışık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/05/kaat.gif" alt="Kağıt" title="Kağıt" width="260" height="295" class="alignleft size-full wp-image-2694" />Bunları yazıyorum, çünkü içimde ona dair herhangi bir kırıntının kalmış olmasından korkuyorum. Onu unutmak, çoğunlukla da tamamen içimden silip atmak istedim. Yine de aklıma geldikçe beni sinirlendirdiğine göre bu silip temizleme işini tamamen bitirememişim. E bu iş, bitene ve sinirim geçene kadar buradayım. Yeter ki öfkem dinsin ve o adamın varlığı benim için sıradanlaşsın.<span id="more-2684"></span></p>
<p>Barış&#8217;ın karışık düşünceleri sabah uyandığımızda yüzünde geziniyordu. O bir şeyleri hatırlamakla hatırlayamamak arasındayken kapıda göz göze geldik. <em>&#8220;Günaydın!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;günaydın&#8221;</em> dedim. Hafif gülümsedi. E ben de biraz yamuk bir gülüş atarak cevap vermeyi kendime borç bildim. Gülüşümün çarpıklığı onu biraz bozdu. Çok da umurumdaydı sanki. <em>&#8220;İyi uyudun mu?&#8221;</em> dedi, bana kapıda yol verirken. <em>&#8220;Uyudum sen?&#8221;</em> <em>&#8220;Deliksiz hem de&#8221;</em> dedi arkamdan, başımı çevirip gülümsedim. Sonra geri dönüp mutfağa su içmeye girdim. Bu sırada Barış da yüzünü yıkayıp salona geçmişti. Döndüğümde onu az önce baktığım kitabı karıştırırken buldum. Kitapla pek bir ilgiliydi. Girdiğimi bile görmedi. Çantamı sehpanın yanından aldım. Başını kaldırıp <em>&#8220;Şu anda okuyor musun bu kitabı&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Benim değil o kitap, Özlem&#8217;in. Benimki evde&#8221;</em> dedim. Gözleri soldu, başını kitaba eğdi. Belli ki iletişim kurmaya çalışıyordu. Ne yalan söyleyeyim öyle dudağını eğip çocuk gibi mahzunlaştığını görünce haline acıdım ve konuşmaya başladım: <em>&#8220;Aklıma bir şey gelmişti o kitaptan, kontrol etmek için baktım&#8221;</em> dedim. Başını kaldırıp gülümsedi. Ona hafif de olsa acımışken çarpık bir gülümseme daha atamazdım yüzüne karşı. Elimden geldiğince samimi bir gülüş attım. İçi ısınmıştı. <em>&#8220;Demek sosyoloji ile ilgileniyorsun&#8221;</em> <em>&#8220;Fazla değil aslında, biraz ondan biraz bundan&#8221;</em> <em>&#8220;Olsun hepimiz öyleyiz&#8221;</em> dedi. Bana cesaret verdiğine göre gülümsemem ona güç vermişti.</p>
<p>Sehpanın üstünde duran ısırılmış kurşun kalemlerden birini aldı. Yarısı yırtılmış bir kâğıt buldu kitaplıktan. Oturdu eski yerine ve bir şeyler çizmeye başladı. O sırada üstümü değiştirmeye içeri gittim. Geri döndüğümde Barış&#8217;ı, karalamasını şiddetle yaparken buldum. Üst dişleriyle alt dudağını ısırıp, elindeki yırtık kâğıda tuval gibi davranarak bir şeyler çiziyordu. Sehpanın önüne yaklaşıp başımı uzattım. Gözlerim gördüğü şeye pek inanmamıştı. Kocaman bir bina! İnanamadığım şey bunun bir bina oluşu değildi tabi ki. Yamuk mimarisiyle edebiyatçı kafamın almadığı bir estetikle karşı karşıya kalmıştım. Gerçekten ilginç bir binaydı. Her şeyden önce asimetrikti. Ve ben asimetrik şeylere bayılırdım. Hoşuma gitmişti çizdiği şey. <em>&#8220;Güzel olmuş&#8221;</em> dedim. <em>&#8220;Aman işte öylesine&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Boşver her şeyi ciddiye almaya gelmez zaten&#8221;</em> dedim. Cesaret verdiğime göre bu sefer güç bana geçmişti anlaşılan. <em>&#8220;Beğendiysen alabilirsin&#8221;</em> dedi yüzündeki aydınlıkla. Benimle gerçek bir iletişim kurmuş olmanın verdiği heyecandan anlaşılıyordu ki, bu adam çok yalnızdı. İçi uzun zamandır çorak kalmıştı.</p>
<p>Elinden aldım kağıdı. Bir de yakından baktım. Hiç fena değildi. Aslında biraz daha uğraşsa hayalimdeki acayip yapıyı kâğıda aktarabilirdi. Ama bazı eklemeler gerekirdi. Bir iki kanat ve bir kaç kule. Kafamdaki yamuk gotik bir mimari görüntüsü böylelikle tamamlanabilirdi. Tam gotik de değil aslında, hafif modern esintiler de taşıyor üstünde. Ama bunu şimdi ona anlatmamın bir alemi yok. Bu muhabbeti uzatmak da can sıkıcı. Tamam işte adam çizmiş, güzel de çizmiş. Eline sağlık deyip, yüreğini bir kez daha ısıttık mı tamamdır. <em>&#8220;Eline sağlık, gerçekten ilginç olmuş&#8221;</em> <em>&#8220;Sağ ol, büyük bir şey değil ama olsun&#8221;</em>. Tamam, işte bu kadar. Uzatmaları hiç sevmem, övgülere de gelemem. Kâğıdı katlayıp çantama düzgünce yerleştirdim. Eve dönmenin vakti çoktan gelmiş geçiyordu. Zaten tembellikten dersi de kaçırmıştım ama pek sevmediğim bir ders olduğundan önemsemedim.</p>
<p><em>&#8220;Gidiyor musun?&#8221; &#8220;Evet, Sen gitmiyor musun?&#8221; &#8220;Özlem&#8217;in kalkmasını beklesek?&#8221; &#8220;E senin işe gitmen gerekmiyor mu?&#8221; &#8220;Bugün izinliyim. Öğleden sonra evle ilgili halletmem gereken işler var.&#8221; &#8220;İyi kolay gelsin o zaman&#8221;</em> dediğimde, yüzü karıştı. Kalmamı istemişti aslında. Belki kalıp birlikte kahvaltı hazırlamamızı. O nedenle sevimli ve anlayışlı bir konuşma yapmaya çalışmıştı benimle. Ama köpek gözleriyle yakalamaya çalıştığı masumiyet beni o an kandıramamıştı. Zaten artık yalnız başıma kalmak istiyordum. Bu adamın dertleri ya da mahsunluğuyla ilgilenmek istemiyordum ki içerden Özlem seslendi. <em>&#8220;Hey hemen gidiyor musun?&#8221;</em> Tabi işler değişmişti o zaman. Özlem&#8217;in bana nazı geçerdi. En azından biraz olsun geçerdi. <em>&#8220;Evet, evde yapmam gerekenler var.&#8221; &#8220;Yemek yiyip de gitseydin bari. Evde güzel şeyler var. Annemin yeni yolladığı kahvaltılık salça, Ezine peyniri ve yufka vesaire. Ev yapımı. Güzel kahvaltı edelim&#8221;</em> dedi. Aslında yüzümde yumuşak bir ifade belirmemişti. Ama karnım aç olduğundan sanırım, sayılan liste karşısında güçsüz kalmıştım. Ev yapımı güzel yemekler. İştahla yapılacak ve sonu mutlulukla bitecek bir kahvaltı. Her aç insanın hayallerini süslerdi böyle şeyler. Ben de biraz inat vardır ama mantığımın inadımı aştığı zamanlar da çoktur. İşte bu an öylesine bir andı. İnadım mantığım tarafından yere serilmiş, iştahım mantığımın üzerinde bir anda yükselen yeni güç olmuştu. <em>&#8220;Peki&#8221;</em> dedim sevinerek. Bir anda baktım Barış&#8217;ın yüzünde hüzünle karışık sevimli bir ifade belirdi. Umut kokuyordu bu ifade. Ama neyin umudu? Ben gayet açık bir şekilde görüyordum, neyin umudu olduğunu. Ama bunu anladığımı göstererek işlerin gidişatını bozmak istemedim.</p>
<p>Özlem ve ben kahvaltılıkları çıkarırken Barış sofrayı kuruyordu. Şu anda pek hatırlamadığım gereksiz bir konudan konuşuyorduk. Zaten böylesi ayrıntılar sadece dolgudur hayatta. Ya da her ayrıntı aynı öneme sahip değildir insan aklında. Barış da sevinçle bizim o an için gerekli ama hatırlayamadığımdan gereksiz olan konuşmalarımıza &#8220;hı hı, ah evet bence şöyle olmalı&#8221; türünden olumlayıcı mutlu insan tavrıyla dahil oluyordu. Belki maydanoz oluyordu, çünkü biz mutfakta gayet dişil bir şeylerden bahsediyorduk ama Barış bir erkek olarak, tüm hem cinslerinden farklı olan ve bizi anlayan &#8220;farklı erkeklik&#8221;ini kanıtlamaya çalışıyordu. Bizi anlamasına anlıyordu da, ancak diğerleri kadar anlıyordu. Ama şimdi bunu onun yüzüne söyleyip de kahvaltı sofrasını gerginleştirmenin gereği yoktu.</p>
<p>Neşeyle kahvaltımızı ettik. Özlem&#8217;in dünkü garip ve karamsar ruh halinden eser kalmamıştı. Birileriyle vakit geçirmek ona iyi gelmişti. Ben kahvaltının keyfini sürüyordum açıkçası. Kimin ne dediği ya da ne yediği pek umurumda değildi. Güzelce ekmeğe ev yapımı salçadan sürüp, üzerine pul biber ve nane ekip ardından bir güzel mideye indiriyordum. İnsanların neyi hesapladıklarını anlamaya çalışmakla kafa yormuyordum kısacası. Gerçi o anda bile gözüme bir şeyler ilişmiyor değildi. Yine de önemsemiyordum. Benim kafamda olmak pek kolay bir şey değildir zaten. Her an her şeyi anlamaya çalışarak yaşamak bazen yorucudur. Hatta çoğunlukla yorucudur ama normaldir. Çünkü ben her an böyleyimdir. Bundan bir kaçışım ve kurtuluşum yoktur. Kendimi olduğum gibi kabul ettiğimden beri, bu düşünme ve fark etme işini de pek umursamamaya başladım açıkçası.</p>
<p>Yemeğimizi bitirdikten sonra Özlem bir sigara yaktı. Ben içeri gidip çaylarımızı tazeledim. Güzel kahvaltı üzerine güzel demlenmiş bir çay iyi giderdi doğrusu. Sükunet içinde çaylarımızı içtik. Barış bana ilginç bir bakış attı. Özlem bu bakışı anlamlandırmaya çalışan bakışlarla baktı bana. Aman dedim ne oluyor? Bu sessizlik ortamında düşünceler ağır bastı. Hemen konuya gireyim dedim: <em>&#8220;Ben birazdan eve gidip, yarım kalan ödevi bitirmeliyim.&#8221;</em> Sanırım bunun üzerine söylenecek bir ilk söz bulamamışlardı. Az önce ağzımdan çıkan sözler bir karşılığını bulamadan havada asılı kaldı. Özlem sessizce <em>&#8220;Evet benim de bugün halletmem gereken işler var&#8221;</em> dedi bayâ bir süre sonra. Barış, <em>&#8220;Çay ve kahvaltı için teşekkürler, benim birazdan çıkmam gerekecek. Sofrayı toplamanıza yardım edeyim mi?&#8221;</em> dedi, Özlem sofrayı kaldırma işini ona bırakmamızı istedi. Bu kibarlığı karşısında minnettar bakışlar fırlattık ona. Herkese gülümseyip ayağa kalktım, karnı doymuş bir insan olarak, bir sonraki işim az önce aldığım kalorileri harcamak olmalıydı. Bunun için de paltomu giyip, botlarımı bağladıktan sonra Özlem&#8217;i öptüm. Barış da benimle çıktığından hemen kapıda vedalaşmadık. Lanet okudum o âna. Ben kaçmak ve kurtulmak istedikçe adam yanımda bitiveriyordu. Durağa kadar bile olsa, sessiz ve gergince yürümek istemiyordum. Ama o da aynı tarafa gittiğinden ne yazık ki bir süre birlikte yürüdük.</p>
<p>Karşıdan karşıya geçerken göz göze geldik. Gülmekle gülmemek arasında bakıştık ama ikimizde ilk adımı karşı taraftan beklediğimizden eylemsiz kalakaldık. Gökyüzüne baktım başımı kaldırıp. Büyük bir ihtimalle yağmur yağacaktı. Gök yüzünün rengi dönmüştü iyice. Sarıya çalan bir turuncu. Bazı yerlerinde kızıllıklar. Aman ne güzel dedim, bir de yağmurda mahsur kalmayalım bu adamla bir yerlerde. Neyse ki korktuğum başıma gelmeyecek gibiydi. Durağa kadar eften püften bir şeyler konuştuk. Aslında garip bir sevimlilik vardı üstümüzde. Sanırım kahvaltıdandı. Karnı doymuş, hayata umutla bakan insanlardık. Yarım yamalak da olsa uykumuzu almış gibiydik. En azından günlük işleri kotaracak dinçlikteydik. Bu insana güven verir. Gücü içinde hissetmek.</p>
<p>Durağa geldiğimizde şöyle bir baktı bana. Gözlerinden bir sevinç okunuyordu. Ama bir taraftan gizlemeye çalışıyordu sevincini. Aslında ben de mutluydum sanırım. Ama mutluluğun sebebini başka şeylere yoruyordum. Haklıydım da bunu yapmakta. O bana baktığında, ben de anlamaya çalışan gözlerle <em>&#8220;ne oldu?&#8221;</em> diye sordum. <em>&#8220;Yok bir şey&#8221;</em> dedi gülümseyerek. Zaten böyle anlarda asla &#8220;bir şey&#8221; olmaz. Ne olacak ki? Bakışların ardında duygular gizli değildir. Düşünceler de cirit atmaz. İnsan &#8220;yok&#8221; demişse yoktur ötesi. Orasıdır, o kadarcıktır! Aman ne güzel! Lanet olası yalancı insanlık! Yokmuş bir şey. Külahıma anlat sen onu! <em>&#8220;Peki&#8221;</em> dedim histerikçe. Kızdığımı hissetmiş olacak ki, <em>&#8220;önemli bir şey değildi&#8221;</em> dedi ince bir sesle. Sesindeki incelme üzgün olduğuna işaretti. Ben de üstelemedim. Zaten düşündükleri ayan beyan ortadaydı. Bunu bir de dile getirse benim için ne değişecekti? Sinirlenmemin sebebi neler olduğunu merak etmem değildi zaten. &#8220;Yok bir şey&#8221; diyen mantığa karşıydı öfkem.</p>
<p><em>&#8220;Ona değer vermene sevindim&#8221;</em> dedi, çantamdaki kâğıdı gözleriyle işaret ederek. Aaa! Tamamen unutmuştum. <em>&#8220;Evet, güzel olduğundan değer verilmeyi hak etti&#8221;</em> dedim. <em>&#8220;Güzel olmasa hak etmeyecekti öyle mi?&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Açık uçlu sözlerimi istediğin yerlere çekiştirme&#8221;</em> dedim. <em>&#8220;Yani çekiştirebilirsin aslında ama şu anda espri kaldıracak durumda değilim&#8221;</em> diye de ekledim. <em>&#8220;Çok mantıklısın ve kendine her zaman hâkimsin&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Kötü bir şey mi?&#8221; &#8220;Bilmem sen daha iyi bilirsin, ben hiçbir zaman senin kadar kendime hâkim olmadım&#8221;</em> dedi. Kafası karışmıştı bunu söylerken. Demek istediğiyle, dediği şeyin aynı olup olmadığını ölçüyordu. Bunu yaparken dudağını komik bir şekle sokuyor, beni eğlendiriyordu. O an bu düşünceye yenilip güldüm. Ne oldu diyen gözlerle bana baktığında, <em>&#8220;Kafan karışınca komik oluyorsun&#8221;</em> diye hemen açıklayıverdim. Ne halt etmeye hemen atladıysam. O anda onunla flört ediyormuş gibi göründüm. Aslında demek istediğim sadece &#8220;Kafan karışınca komik oluyorsun&#8221;du! Ne eksiği ne fazlası. İçimdeki flört etme isteğinin varlığını kontrol etmeye ihtiyaç duymayacak kadar kendimin farkındaydım bence. Şu anda hödük olduğunu düşündüğüm, ancak bu anlattığım sıralarda yalnız bir salak olduğunu gördüğüm bu adamla flört falan edecek değildim.</p>
<p>Ancak kadının sesinde bir şey vardır. Benim için değil tabii. Erkek için! Kadın bir şeyi düz haliyle ifade etmiş olsa da, erkeğin anlamak istediği diğer anlam olasılıkları da bir hediye paketiyle birlikte gelir ve erkeğin duymak istedikleriyle kulağını doldurur. Böyle durumlar yüzünden kadın genelde erkekler tarafından &#8220;salak ya da öküz&#8221; olmakla değil de &#8220;orospu&#8221; olmakla suçlanır. Böylesine genel bir yargı yüzünden, biz kadınların en zayıf noktası namussuzluk gibi görülür. Birçok genel yargı gibi bu da yanlıştır. Biz kadınların en zayıf noktası tıpkı erkekler gibi düşüncesizliğimizdir. Öngörememek, hesap edememek ve anlayamamaktır. Bu saydıklarımın hepsi de akılla ilgilidir. Hiç birinin namusla ya da orospulukla yakından uzaktan bir alakası yoktur. Ama bunu şimdi kalkıp da Barış&#8217;a açıklayacak gücüm yoktu. Eğer açıklasaydım daha çok flört ediyormuş gibi görünecektim. Allah&#8217;ım!!! Düşüncelerimi istediğim açıklıkta anlatabileceğim bir tek insan evladı yok mudur yeryüzünde?</p>
<p>Güldü. Evet güldü! Komiksin dediğim adam beni komik bulup güldü. Koşturan düşüncelerimin üstüne hafif bir kıkırdamayı bırakıverdim ben de. Kendimi de bazen ciddiye almayan bir insan olarak durumun komedisine kapılmamın benim için daha iyi olacağı açıktı. Bu bana çok daha uygundu. İyi dedim ben de, gülelim, güldürelim bakalım. Böylece bu karanlık hava dağılır da günlük hayata döneriz belki. Güzelce gülüştükten sonra gerçekten eğlendiğimizi hissettik. Hem de bunu aynı anda hissettiğimizi birbirimize hissettirdik. Güzel bir andı. Ne yalan söyleyeyim, mutlu olduğumuz bir andı. <em>&#8220;Ne tarafa gideceksin?&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Yıldız&#8221;</em> dedim <em>&#8220;Aa, ben de orada oturuyorum&#8221; &#8220;Hmm neresinde?&#8221;</em> Bilmemne bloklarındaymış evi, benim evin yanındaki site yani. Oh pek âlâ, pek âlâ! Dibimden ayrılma zaten Barış efendi! <em>&#8220;Güzel sitedir&#8221;</em> dedim. Nasıl da yalan! Yani site güzel de, benim dibimde olması değil tabii… <em>&#8220;Demek komşuymuşuz&#8221;</em> Ah! Allah&#8217;ım bu oyunu neden oynuyoruz? <em>&#8220;Evet komşuyuz&#8221;</em> dedim. Utanmasa evine davet edecek akşam yemeğine, diye düşündüm. Bir anda bir cesaret geldi adamın üstüne ama anlatamam. Adam &#8220;erkek&#8221; kesildi başıma! <em>&#8220;İstersen daha sonra görüşelim.&#8221;</em> Ve evet, dünyanın en lanetli sözleri bu şekilde kulağıma ulaştı. İstersen görüşelim, ama istemiyorum dostum! Hey sen, kafanı ayağımın altında ezmek istiyorum!! Elimdeki bıçakla karnını deşmek de! Tamam, çabuk sinirleniyorum ama ne yapayım böyle doğmuşum işte…</p>
<p>Mecburen devamını getirdim. Hınzırlığa vurarak sinirimi gizlemeye çalıştım. Piç gülüşümün altında da utancımı gizledim. Ama o gülüş öyle bir yayılmıştı ki yüzüme, hınzırlığa vurarak sinirimi gizlemekten duyduğum utanç, sakladığım karanlık yerinden kesinlikle görülmüyordu. <em>&#8220;Tamam da nasıl görüşeceğiz?&#8221;</em> Eyvah! Ona iş attığımı düşünecek. Evet, bu orospuluğa atılan ilk adım, erkekler için yani. Hadi bakalım hayırlısı. Telefonunu çıkardı, <em>&#8220;kaçtı numaran Candan?&#8221;</em> dedi. Allah! Adımı da hatırlıyor. Numaramı hızlıca söyledikten sonra hızlıca yazışını izledim. <em>&#8220;Genelde hangi günlerde müsait oluyorsun?&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Hafta sonu&#8221;</em> dedim. <em>&#8220;İyi ben de. Hem belki sana diğer çizimlerimi de gösteririm&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Tamam&#8221;</em> dedim, gülümseyerek. Tamam! Tamam! Baş belası!</p>
<p>Yola doğru başımı uzattığımda otobüsümün durağa doğru hızla geldiğini gördüm. Barış&#8217;a otobüsün geldiğini söyledim. Vedalaştık. Otobüse bindim ve oturduğum koltuktan ona el salladım. Normalde ne kadar kibar insan, ne kadar sıcak ve sevecen birisi diye düşünmeliydim. Yani, en azından herhangi bir kadın böyle düşünebilirdi. Ama ben herhangi bir kadın değildim. Adamın şirinliği sinirlerimi bozmuş ve sevimli tavırları beni gıcık etmişti. Yapmacık olduklarından değil, her şey yerli yerindeydi. Temiz ve saftı. Ya da yalnız bir adamın samimiyeti vardı üstünde. Bilemiyorum. Psikolojinin halen çözemediğim gizleri oldukları gibi duruyorlar. İşte böyle anlarda da bana var olduklarını hatırlatıyorlar. Çözemiyorum, bir kişinin bir şeyi neden söylediğini. Göremiyorum. Psikolojiye küfürü basıyorum, insan aklını yüceltiyorum. Sonra bakıyorum insan aklı da bu kadar övgüyü hak etmiyor, ona da bir güzel sövdükten sonra kendimi altında un ufak olduğum bir nefretin dibinde buluyorum. Bu hep böyle sürüp gitmiştir zaten. Hem de uzun zamandır. Tabi bunları size canımın istediği şekilde anlatıyorum diye beni deli zannetmenize gerek yok. Ben deli değilim. Öyle olabilecek birisi bile değilim. Delirmek güç ister. Ben açıkça, öylesi bir gücü mantıklı bir şekilde kullanmayı tercih ederim.</p>
<p>Barış&#8217;ın ardından kendi içimdeki karmaşayla boğuşurken, kendime daha çok kızmıştım. Bana kendime hâkim olduğumu söylerken aslında yeterince haklı değildi. Eğer kendime onun ifade ettiği şekliyle hâkim olsaydım, ona karşı dik kafalı bir suratsızın önde gideni olmalıydım. Ama ben neyi seçtim? Herkes gibi olmayı! Kibar olmayı, insanileşmeyi, yabanîliği birkaç saniyeliğine olsun kenara bırakmayı. Seçtim evet, itiraf ediyorum seçtim ama ne oldu? Sıradan insanlar gibi hazzını sürebiliyor muyum? Neden yaptığımı düşünmeden bir saniye geçirebiliyor muyum? Hayır! O zaman ara sıra herkes gibi olmanın ne anlamı var? Bana acı verdikten ve beni sinir ettikten sonra…</p>
<p>Elimi çantama attım. Mp3 çalardan güzel bir parça seçtim. Oh be! Kulaklarımdan yayılan haz bütün vücudumu kapladı. Bu muhteşem keman sesi, bu trompetler… ardından gelen Crescendo… Zihnim bir anda dağıldı. Ne Barış kaldı, ne de koca insanlık. Sonra sakinliğin verdiği açıklıkla gördüm ki, benim sinirlendiğim şey, kendim gibi davranmamış olmak değildi. Kendim gibi davranmadığım halde, görülen şeyin benden bir parça olarak etiketlenmesiydi. Beni sinirlendiren, yanlış tanımlanmaktı. Ama burada yine de kendime suç biçiyordum. Ben flörtçü ve dangalak bir hatun değildim. Ben flörtçü değildim. Ona acımıştım. Merhamet göstermiştim. Bir iki yakınlık üzerine gelen bir tesadüfle kapana kısılmıştım. Bunu görmek bu kadar zor muydu? Çığlık atmak istiyordum. Beni, ben olmaktan alıkoyan her türlü sebepten ve sonuçtan, duygudan ya da düşünceden, kuramdan ya da uygulamadan! Hepsinden nefret ediyordum!</p>
<p>Şimdi Barış&#8217;ın ellerinde telefon numaram ve telefonun ucunda da ben. Telefonu görmezden gelsem, sesini kapasam bile, telefon çaldığı anda, kabloların ucundaki yerine ulaşılacak, mahremiyeti delinecek olan ve her şeyden önemlisi bütün bunların sonrasını tahmin eden bir kurbandım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Adam &#8211; 1</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-1/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 May 2009 18:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emine Sevde Yazıcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[akşam]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[cafe]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklik]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[iddia]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlık]]></category>
		<category><![CDATA[kafe]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[kızmak]]></category>
		<category><![CDATA[masa]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[sandalye]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<category><![CDATA[yakınlaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2676</guid>
		<description><![CDATA[Gözlerini kapattığında üşüyen birinin hikâyesi bu. Açmaya da çoğunlukla cesaret bulamayan. Açtığında bulduklarını beğenmeyen biri. Belki kendini anlama çabasında fazla boğulmuştur bu kişi. Kim bilir belki kendinden başka bir şey görmediğinden, düşüneceği başka şeyi de olmamıştır. Hem canı sıkılınca yanında mısır gevreği. Gerisini de ağzında çiğner ve yutar. Ayrıntıları böylece midesinde saklar. Azimlidir bu konuda. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini kapattığında üşüyen birinin hikâyesi bu. Açmaya da çoğunlukla cesaret bulamayan. Açtığında bulduklarını beğenmeyen biri. Belki kendini anlama çabasında fazla boğulmuştur bu kişi. Kim bilir belki kendinden başka bir şey görmediğinden, düşüneceği başka şeyi de olmamıştır. Hem canı sıkılınca yanında mısır gevreği. Gerisini de ağzında çiğner ve yutar. Ayrıntıları böylece midesinde saklar.<span id="more-2676"></span> Azimlidir bu konuda. Defalarca düşüncelerini ağzında geveleyip midesine indirir. Zaten serbest çağrışımları oldu olası sevmemiştir ya. Neden kurcalayacaktır ve dile getirecektir ki ayrıntıları!</p>
<div id="attachment_2678" class="wp-caption alignleft" style="width: 261px"><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/05/van_gogh-cafe_terrace.jpg" rel="lightbox[2676]"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/05/van_gogh-cafe_terrace-251x320.jpg" alt="Vincent Van Gogh - Café Terrace" title="Vincent Van Gogh - Café Terrace" width="251" height="320" class="size-medium wp-image-2678" /></a><p class="wp-caption-text">Vincent Van Gogh - Café Terrace</p></div>
<p>Gözlerini tekrar kapadığında, dünyanın hâlâ orada olup olmadığını merak eder. Bazen başkalarını da düşündüğünü, onlara önem verdiğini iddia eder. Hem bunda çok ciddi ve samimi olduğu üzerine saatlerce nutuklar atar. Samimi midir bu nutukları? Bilmem ona sormak lazım bence. Ben kendisiyle bir tesadüf sonucunda tanıştım. Kendisiyle pek içli dışlı olmamayı yeğledim. Fakat o üstüme geldikçe geldi. Ne vardı anlamadım. Aslında anladım. Bir kadın olarak en başından en sonuna, ne yapmaya çalıştığının fazlasıyla farkındaydım. Ancak o göz süzmelerinden, aktarmak istediğinden fazla bir anlam çıkarmamam konusunda ısrarcıydı. Pek de ciddiye almadım onu. Aslında diğer birçok erkek gibi, onun da saygı duyulacak fazla bir tarafını görmedim. İki eşeleyince içi dışına çıktı, tıpkı diğerleri gibi. Göreceklerimi tahmin etmem zor değildi, aslında eşelemeye ihtiyaç da duymamıştım. Ama o yanıma geldi, benimle uğraştı ve karşılığında onunla uğraşmam için yalvardı. Pardon, onun deyimiyle düzeltelim hemen &#8220;bana karşı hislerini göstermeye çalıştı&#8221;. Bence, bana yalvarmıştı ya, hadi neyse diyelim.</p>
<p>Bir gün evde oturuyorum. Telefon çaldı. <em>&#8220;Aman da en sevdiğim arkadaşım nerdeymiş bakalım&#8221;</em> diyen bir ses. Aa, ne bu münasebet, nereden senin en sevdiğin arkadaşın oluyor muşum diyecektim, sonra &#8220;yine tersinden mi kalktın sen?&#8221; diye bir cevapla karşılaşacaktım. Vazgeçtim düşündüğümü söylemekten. <em>&#8220;Evet, benim en sevilen arkadaş, evdeyim, sen nerdesin bakalım&#8221;</em> deyiverdim. Aslında ağzımdan çıkanları kulağım duydu duymasına ama kalbim inanmadı, inanamadı. Neyse dedim ikisine de. Ne var, ne oldu, ne bu telaş? diye hızlı soruları sıralayarak, durumu gizlemeye çalıştım. <em>&#8220;Ya, biz dışarıdayız da, gelmek ister misin?&#8221; &#8220;Siz kimsiniz?&#8221; &#8220;Benle Barış.&#8221; &#8220;Barış kim?&#8221; &#8220;Tanımıyorsun, okuldan arkadaşım.&#8221; &#8220;Hangi okuldan?&#8221; &#8220;Uff ne çok soru sordun, müsait misin onu söyle bana?&#8221; &#8220;Bilmem aslında pek değilim.&#8221; &#8220;Neden ne işin var?&#8221; &#8220;Bir şeyler okuyordum. Yarına yetişmesi gerekiyor da.&#8221; &#8220;Boş ver onları şimdi, bir iki saatliğine ertele olmaz mı?&#8221; &#8220;İyi bir sebebin vardır umarım.&#8221; &#8220;Var var&#8230;&#8221;</em> dedi karşımdaki neşeli bir tavırla. Hayır, Özlem&#8217;i tanımasam inanacaktım, ama az çok tanıyorum. Aslında senelerdir tanıyorum ama çoğunlukla daha az tanımış olmayı diliyorum.</p>
<p>Dışarı çıktım ve kafeye, Barış&#8217;la Özlem&#8217;in yanına gittim. İşte bu bencil ve kendini beğenmiş herifle orada tanıştım. Tanışmak yetmiyormuş gibi bir de üç haftamı verdim. Aslında verdiğim pek söylenemez. O burnumun dibine girerek zorla aldı. Beni uğraştırdı ve kızdırdı. Ama ben şimdi onun hikâyesini anlatıyorum. Kendimin hikâyesine şimdilik yer yok burada.</p>
<p>Ben girer girmez içeri, kendine güvenmeye çalışan bir adamın bakışlarıyla karşılaştım. Güvenmeye çalışan diyorum çünkü o kendine güvendiğini iddia etse de, gözlerinin içinde bu güvenin samimiyetsiz olduğu açıkça görünüyordu. Ama siz benim yerimde olsanız ne yapardınız? İnsanların gizlemek için yıllarını verdiği küçük ayrıntıları net bir şekilde daha ilk saniye de görebilseydiniz, nasıl davranırdınız? Girdim ve normal bir şekilde selam verdim. Belki de benden beklenenden daha normal olduğu için arkadaşım Özlem tarafından tuhaf karşılandı bu durum. Çünkü benim onu terslememi bekliyordu. Plansız ve ani bir şekilde işimden ve gücümden koparılmış olmak beni sinirlendirirdi, bunu o bilirdi ama yanındaki için aynı şeyi söyleyemem. Daha yeni tanışmıştık, adam bana dair ne düşünebilirdi ki?</p>
<p>Canımı sıkan türden birkaç soğuk sırıtma yaşandı karşılıklı. Ardından konuya ilk girenin ben olması gerektiğini düşündüm. Sonra sırf gıcıklığına bunu yapmaktan vazgeçtim. Karşılarında bekledim, birkaç dakika daha kasılmalarını. Aslında oldukça eğlendim ama yüzlerine bunu da belli edemezdim değil mi? Ah bu toplumsallık! Ah bu &#8220;başkalık&#8221;. Yine de dayanamadım, insanlık ben de kalsın deyip konuya girdim.</p>
<p><em>&#8220;Evde sıkılmışım doğrusu.&#8221;</em> Özlem sevinerek atladı <em>&#8220;Doğru zamanda aradığımı hissetmiştim.&#8221;</em> Neyi hissetmiştin ki? Ben öyle olduğunu söyleyene kadar korkudan resmen titriyordun, tepkim ne olacak diye. Neyse asıl meseleye gelelim. Özlem&#8217;in beni neden çağırdığı gayet belliydi. Bu kendini bilmez ama çok bildiğini iddia eden adam, Özlem&#8217;e yakınlaşmaya çalışıyordu. Özlem o sıralar eski sevgilisini unutamadığından, her hangi yakın bir temastan kaçınıyordu. Beni koruyucu poşet olmam için çağırmıştı. Ama ben aradaki karbon kâğıdı olmayı diliyordum. Tabii bunu da söyleyemezdim en yakın arkadaşımın yüzüne. Ahh, her şey şu yakınlıktan ileri gelmiyor muydu? Ne zaman birisi yakınlaşsa, hemen sınırlarını aşıp beni rahatsız etmiyor muydu? Sinirlerimi dişlerimi sıkarak içime boşalttım ama karşımdaki dangalak bunu hissetti. Aslında bir şey hissetmedi. Sadece benim derin nefes alışımı duydu. Yoksa his namına onun içinde kurumuş bir dal parçasından başka bir şey olduğunu zannetmiyorum.</p>
<p><em>&#8220;Canınızı sıktıysak kusura bakmayın. Özlem çok ısrar edince, ben de sizi aramasına müsaade ettim.&#8221;</em> Şuna bak hele, kim oluyor da bu, arkadaşımın beni aramasına müsaade ediyor. N&#8217;oluyordu burada? Adam ters bakışlarımdan işkillenince lafı çevirmeye çalıştı. <em>&#8220;Yani ben doğru olmadığını düşünmüştüm, akşamın bu saatinde, sizi rahatsız etmemek için&#8221;</em> diye açıkladı. Bu şaşkın bakışlarla tamamlanmış konuşma, beni çok eğlendirince, yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti. Adam bundan cesaret aldı. <em>&#8220;Neyse ki sizi çok da fazla zahmete sokmamışız&#8221;</em> dedi. Adam çabuk karar veriyor ve kararları kesinlikle kendisi almaktan hoşlanıyor. Tamam, bunları ben anlıyorum da, Bu Barış mıdır nedir, o anlıyor mu? Sanırım çok da önemli değil.</p>
<p>Ellerini çırptı ve garsonu erkekçe çağırdı. Sanki erkekliğini vurgulamasa biz onun erkek olacağını unutacak gibiydik. Garson yanı başımda bitince Barış sordu, <em>&#8220;Ne içersiniz?&#8221;</em> Bir anda garsonu çağıran kaba adam kendisi değilmiş gibi değişti yüzündeki ifade; dünyanın en sevimli, en kibar insanı kesildi başıma. Dayanamadım kendim oldum yine! Ters bakışlarla Barış&#8217;ı ezdikten sonra, <em>&#8220;Açık bir çay alayım&#8221;</em> dedim sadece garsonun yüzüne bakarak. Barış muhatap olarak alınmadığı için oldukça sinirlendi. Aman, dedim kendi içimden, nasılsa bir daha görmeyeceğim birisi. Beni sevse ne olur, sevmese ne olur?</p>
<p>Üstümden kedi tüylerini temizledim. O sırada Özlem, <em>&#8220;pisicik nasıl?&#8221;</em> dedi. <em>&#8220;Nasıl olsun, yiyip içip mobilyaları parçalıyor&#8221;</em> dedim. Özlem güldü, Barış gülümsedi. Bu kesinlikle önemli bir ayırımdı. Tabi bence! Barış gülümseyerek diğer tarafa çevirdi kafasını, yan masayı süzdü. Gözlerini sıkça kırpıştırıp dudaklarını yaladı, boğazını temizledi. Kendini beklemeye almıştı. Biz iki kadın arka fonda, kediler ve kediliğe dair Barış&#8217;ın çok da ilgisini çekmeyen kısa bir muhabbete koyulmuştuk. Barış bunun kısa süreceğine emindi. O yüzden hafif bir sessizlik sırasında başını bana çevirdi. Tam bir şey diyecek oldu, ben de görmemiş gibi yapıp, Timmy geçen gün dolabın üstüne bıraktığım yumağı bulmuş, onu ortalığa dağıtmış ben evde yokken, dedim. Barış&#8217;ın söyleyecekleri ağzında tükendi gitti, tıpkı dikkati gibi. Biraz akıllıydı aslında. Özlem&#8217;in ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Ama benim ne kadar ince düşünebileceğimin farkında değildi sanırım. En azından o gün için bu durum geçerli gibi görünüyordu.</p>
<p><em>&#8220;Neyse işte Timmy&#8217;ye ben de yapay mama vermemeye karar verdim. Hayvancağızın genç yaşında kanser olmasını istemiyorum. Bu nedenle de kasaptan ona bir şeyler alıp evde kendim pişiriyorum.&#8221;</em> dedim. Özlem&#8217;in <em>&#8220;hı hı, ahaha, hııı&#8221;</em>larının ardından izin isteyip tuvalete kaçtım. Daha fazla kedimle ilgili bir şeyler anlatsaydım; Barış kalkmaya yeltenecekti. Kalkmasını amaçlamıyordum. Sonuçta benim arkadaşım değildi. Ne yapacağı çok da umurumda değildi ama Özlem&#8217;i zor bir durumda da bırakamazdım. Tuvalete gitmemin sebebini zaten anlamışsınızdır. Ben gidince, Barış unuttuğu ya da hatırladığı her hangi bir konuya dair kendisinden daha korkak olan Özlem&#8217;e yeni bir sohbet açabilecekti. Ben varken dengeler değişiyordu. Çünkü ben Özlem&#8217;in arkadaşıydım. Barış ise, yeni bir &#8220;hiç kimse&#8221;!</p>
<p>Geldiğimde onları oldukça eğlenirken buldum. Aman ne kadar komikti kim bilir. Barış askerdeyken komutanı ona tokat atmış, buna gülen arkadaşlarına da kendisi özel anları kollayıp bir bir tokat atmıştı. Bu erkekler askerlik anılarını hem de daha erkek olduklarını kanıtlamak için anlatmaktan bıkmıyorlar mıydı? Erkeklerin sıkıcı olduklarına dair düşüncem bir kez daha aklımdan geçmeye başladı ki, Barış akıllıca bir laf etti. <em>&#8220;Karnınız aç mı?&#8221; &#8220;Aslında oldukça açım&#8221;</em> dedim. Karnım gurulduyordu. Erken bir saatte kahvaltı ettikten sonra azıcık meyve yiyerek günü geçiştirmiştim. Akşamın sekizinde acıkmış olmam çok normaldi. <em>&#8220;Haydi yemeğe gidelim&#8221;</em> dedi. Özlem de, ben de gülücükler saçmaya başladık hemen. Özlem de benim kadar acıkmıştı belli ki.</p>
<p>Neyse ki yemek gibi doğal ihtiyaçlar herkese olumlu hisler veriyordu. En azından çoğu insana veriyordu değil mi? Olumsuz düşünen varsa, bunu kendine saklasın canım. Şimdi Barış&#8217;ın hödüklükleriyle alakası yok toplumdaki zıp çıktıların. Her neyse. Barış bizi bildiği bir lokantaya götürdü. Evet, o lokanta adamıydı, restoran değil. Halktan biriydi. Herkese yakın olmayı isterdi. Kendinin herkesi anladığını iddia ederdi. Aslında bütün bunları kendisiyle konuşmadım. Ama birinin ne olduğunu anlamak için kendisinden harfi harfine düşüncelerimi kanıtlayan itiraflar duymama gerek yoktur. O neşeli ve babacan tavırlarıyla karşımızda, biz kadınları bütünleyen &#8220;erkek&#8221; olmaya çalışıyordu. Özlem de bunu gayet güzel kabul edip anın tadını çıkarıyordu. Oradaki sivri kafa bendim. Bana ne gerek vardı zaten hiçbir zaman anlamadım. Ama hayat işte, böyle gereksizlikler ve saçmalıklar yüzünden başımıza çorap örmüyor mu?</p>
<p>Barış yemekleri bize &#8220;ısmarlayacağının&#8221; işaretini Özlem&#8217;in sandalyesine kolunu atarak verdi. Tabi bunu anladığımızı belli eden bir rahatlama gelmişti yüzümüze. Yani parayı vermeyecek olmamızın rahatlaması değil; bir erkeğin tıpkı bir erkek gibi davranması sonucunda kendiliğini kanıtlamasından dolayı ortaya çıkan bir rahatlamaydı bu. Evet, Barış bilindik erkeklik kalıplarından bir kaçına uyuyordu. Bu anlamda, bize &#8220;bilindik&#8221; görünüyordu. Daha doğrusu Özlem&#8217;e bilindik görünüyordu ama bana sıkıcı geliyordu. Bunu da kendisine kesinlikle gösteremezdim!</p>
<p>Yemeğimizi yedik. Yemeğimizi yerken Özlem Barış&#8217;a biraz yaklaşmak istedi. Sözleriyle biraz yaklaşır gibi oldu, sonra kalbi sancıdı. Sıcak sözlerinin arkasından soğuk bir sessizlik geldi. Ben de Özlem&#8217;i odak noktasından kurtarmak için, Barış&#8217;a okuluyla ilgili sorular sordum. Hmm, inşaat mühendisliği okumuş, okulu vaktinde bitirmiş, şimdi bir şirkette çalışıyormuş, fena da para kazanmıyormuş, bizim gibi daha çok kafa dengi arkadaşı olsun istiyormuş. Ne zaman bizim kafa dengi olduğumuz kanısına kapıldıysa artık; ne siz sorun ne ben söyleyeyim!</p>
<p>Yemekleri yiyip çayları da içtikten sonra, Barış içki içmek isteyip istemediğimizi sordu. Gerçi ertesi gün hafta sonu falan değildi ama yine de bir iki tek atsak fena gelmezdi değil mi? Ben pek istekli değildim ancak Özlem&#8217;in Barış gibi rahatlamaya ihtiyacı vardı. <em>&#8220;E hadi kalkalım gidelim o zaman&#8221;</em> dedim. Gürültülü ve dumanlı bir bara girdik. Masaya oturduk; ben karanlık bir köşede diğer sandalyelere uzak duran bir sandalye seçtim. Ee, birisi av birisi de avcı olmak istiyordu bu gece. En azından açıkça istemeseler bile az sonra içki içince isteyeceklerdi. Bana burada ne gerek vardı! Neden beni de küçük oyunlarınıza alet ediyorsunuz?</p>
<p>Bir soda içtim. Hızlı içtiğimden tam tadına varamadım. Aslında tadına varmayı istemedim. Karşımdakilerin ilk içkileri neredeyse yarılanmıştı. Barış özellikle hızlı gidiyordu. Kendisi hızlı içerek bizi sarhoş edeceğini sanıyordu. Gerçi ben biraz karanlıkta ve ayık kalmıştım ama onun içkiyle değişen algısı, benim üzerimde gezinen bu durumları görmesine engel oluyordu. Önce beni çok umursamadı. Sonra Özlem bir süreliğine kendi içine kapanmaya karar verince, <em>&#8220;karanlıkta kaldın. Hem sen neden içmiyorsun?&#8221;</em> diyerek en can alıcı soruları sordu. Üzerimdeki sis perdesini tamamen kaldırmayı planlıyordu herhalde. Benim bu plana dahil olmaya niyetim yoktu. Bir yalan savurmayı düşündüm önce. Sonra o yalanın çok kuyruklu olacağını düşününce daha az kuyruklusunu seçtim. <em>&#8220;İlaç içtim bugün. İçki içersem zehirlenirim şimdi.&#8221; &#8220;Hmm peki bakalım&#8221;</em> dedi sakince. Bu cevap onu fazlasıyla tatmin ettiğinden neden karanlıkta kaldığım sorusunun cevabını beklemedi bile. Hasta ve karanlıkta olması doğal diye düşündü. Daha doğrusu düşünmedi, böyle hissetti ama o bunun farkında değildi elbette. Benim farkında olduğumunsa hiç farkında değildi. Ama bunların bir önemi yoktu. Özlem ve Barış ikilisinin arasında bulunan &#8220;bir fazlalık&#8221; olarak ne Özlem&#8217;in ne de Barış&#8217;ın arzularına cevap veriyordum. Özlem içine kapanmaktan sıkılmış olacak ki, <em>&#8220;Ne diye saklandın oraya ya?&#8221;</em> deyip kolumdan çekiştirdi. Sandalyemi düşmemek için düzelttim ve Özlem&#8217;e yaklaştım. Yüzüme vuran ışıktan mıdır nedir, Barış da Özlem de gülümsedi bana. İçkilerine baktığımda ikisininkinin de çoktan bittiğini gördüm. Işık falan benim uydurmamdı anlaşılan. Bu iki salak içkinin etkisine girmişti. Az ya da çok ne fark eder. Girmişlerdi işte.</p>
<p>Özlem tuvalete gitti. Korktuğum şey başıma gelmek üzereydi. Özlem&#8217;den yakınlık göremeyen Barış, içkinin verdiği cesaretle yanımdaki sandalyeye, az önce Özlem&#8217;in oturduğu yere yerleşti. Aman ne güzel! İçki kokan ağzı ve yarım bakan boş gözleriyle beni etkileyebileceğini sanıyordu. Ben içki kokusunu düşünmekten onun gözlerine bile odaklanamıyordum. Ama tabi o benim rahatsızlığımı, &#8220;kızsal bir durum&#8221; diye kafasında kodlamış olacak ki, bana <em>&#8220;korkma&#8221;</em> dedi. Neyden korkmayacaktım. Senden mi? Erkekliğinden mi? İçki kokusundan mı? Dayanamadım yüzüne aslında bir cevap olan şu soruyu yapıştırdım: <em>&#8220;Neden?&#8221;</em> Gülümsemesi yavaşça soldu. Belli ki bana bir cevap vermek için düşünceleri hızlıca yer değiştiriyordu. <em>&#8220;Korkacak bir şey yok da ondan&#8221;</em> dedi. Tabii kendisini az öncekinden daha aptal bir konuma düşürdüğünün farkında değildi. Ben de bunu ona açıklayacak değildim. <em>&#8220;Öyle diyorsan öyledir&#8221;</em> dedim pişkince. Bunu bir &#8220;evet&#8221; olarak mı aldı nedir, sandalyesini iyice yanıma yaklaştırdı. <em>&#8220;Sen ne iş yaparsın?&#8221;</em>, bok yaparım bok dememek için kendimi zor tuttum. Zaten bok falan yaptığım da yoktu. Bana göre gayet erdemli bir işle uğraşıyordum. Ben bir yazardım. Öyle bildiğin yazarlardan değil. Ama hangi yazarları biliyorsun ki? Bunu söylemek de pek anlamsızmış canım. Cevap verdim bu düşüncelerin üzerine: <em>&#8220;Öğrenciyim, 4. sınıf.&#8221;</em> Bu halk tarafından kabul edilebilir bir kimlikti. Tartışılacak ya da konuşulacak tarafı yoktu. Şimdi yazarlığımı dile getirip uzun uzadıya bir tartışmaya girmenin, sorular silsilesiyle debelenmenin ne alemi vardı?</p>
<p>Ve en can alıcı soru geldi: <em>&#8220;Hangi bölüm?&#8221;</em> Eşeğin örekesi bölümü. Ama biz ona kısaca sakatatçılık diyoruz. Özlem de nerede kaldı bilmem ki! <em>&#8220;Edebiyat&#8221; &#8220;Oo çok güzel bölümmüş. Sen de bir şeyler yazıyor musun?&#8221; &#8220;Yok daha çok okuyorum şimdilik.&#8221; &#8220;İlla yazdığın bir şeyler vardır.&#8221; &#8220;Elbette var ama kayda değer bir şey yok.&#8221; &#8220;En çok kimleri okursun?&#8221; &#8220;En çok okuduğum kimse yok. Herkesi en fazla bir kere okudum.&#8221; &#8220;Hmm dile hâkimsin ha?&#8221; &#8220;Sen de demek ki!&#8221;</em> İltifat etmeye, olumlu yönlerimi bulmaya ve ortak noktalar çıkarmaya çalışıyordu. Bu insanlar neden hep aynı şekilde iletişim kurmaya çalışıyorlardı? İletişim kurmanın başka bir yolu yok muydu?</p>
<p>Özlem sonunda gelmişti. Biraz şaşkınlıkla Barış&#8217;ın az önce oturduğu sandalyeye oturdu. Barış bir şey söyleme ihtiyacıyla, <em>&#8220;Böylece ikinize de laf yetiştirebilirim!&#8221;</em> dedi rahatça. Hafifçe gülümsedik. Erkeğin erkekliğini yıkmadan, kendisine laf sokan bu cümlesini kabul ettik. Laf yetiştiren kişi olarak sandalyesini değiştirmiş olmayı kabul etmiş ve bu hatayı kendini yererek telafi etmeye çalışmıştı. Oturduğu yeni sandalyeyi de ikimize birden yetişebileceği yeni konum olarak tanımlamıştı. Aman ne güzel! Biz de sanki yemiştik. En azından ben pek yemiş gibi bakmıyordum. Ama karşımdakilerin bu ayrıntıları fark edemediği çok açıktı.</p>
<p>Hemen birer içki daha söylediler. Bana da güzel bir meyve suyu; bol buzlu. Çünkü buzları dişlerimin arasında kırmayı severim. Ayrıca buzun eridikçe verdiği sulu tat da hoşuma gider. Sevdiğim bir şarkı çalmaya başladı. Şarkıyı dinlerken huzurum yerine gelmiş olacak ki gözlerimi kapamışım. Gözlerimi açtığımda Barış bana bakıyordu. Özlem de Barış&#8217;a. Sonra ikisine de gülümsedim. <em>&#8220;Çok severim bu şarkıyı&#8221;</em> dedim. Barış <em>&#8220;zevk almayı biliyorsun&#8221;</em> dedi. Ben de diyecektim, <em>&#8220;insanları idare etmeyi hiç bilmiyorsun&#8221;.</em> Özlem kendini dışlanmış hissetti. Hayır, dışlanan ben olsam umursamayacaktım ama Özlem böyle şeylere alınırdı. Hem beni o çağırmıştı. Kalkmak istedim o an. Kaçmak! Tüm toplumdan, tüm uygarlıktan uzağa, insanın asla ayak basmadığı bir kara parçasına uçmak istedim. Çünkü en yakın arkadaşım bir hödük yüzünden bana kızmak üzereydi.</p>
<p>Kalktım ve Özlem&#8217;in saçlarını ördüm. Barış ile değil de Özlem ile ilgilendiğimi, Barış&#8217;ı umursamadığımı göstermek için. Ne salak bir davranıştı Allah&#8217;ım! İki çocuk gibi neşelendik bir anda. <em>&#8220;Saçların uzamış iyice&#8221;</em> dedim. <em>&#8220;Karışmasın ve kırılmasın&#8221;</em>. Bu açıklamanın ardından daha az mı salak göründüm bilmiyorum. Ama en azından birkaç söz sarf ederek içimi rahatlatmıştım. Özlem&#8217;in saçını örünce, tuvalete gittim. Döndüğümde ikisini konuşurken buldum. Muhabbete pek karışmamaya ve az sonra da kalkmaya karar verdim. Ama saate bir baktım ki, oldukça geç olmuş. Eve dönebileceğim bir otobüs kalmamış. Barış da aynı problemle karşılaşınca, Özlem bizi evine davet etti. Bu gecenin en bitmemesi gereken son bu şekilde olsa gerekti. Yüreği yaralı Özlem. Ne yaptığı ve ne düşündüğü belli olmayan bir hödük. Eve gitmek ve ders çalışmak ya da yazı yazmak isteyen ben. Bir arada, aynı evde. Dünyanın en saçma nedeni yüzünden bir araya gelen, en gereksiz üçlü.</p>
<p>Özlem&#8217;in evine gitmekle hata mı ettim bilmiyorum. Belki taksi tutmalıydım ve cebimdeki bütün parayı taksiye vermeliydim. Belki Barış&#8217;ın ısrarlarını susturup daha çok içki almalarına engel olmalıydım. Ama beni pek dinleyecek gibi durmuyorlardı. Özlem Barış&#8217;la ilgilenmiyordu. Ancak Barış veya her hangi bir erkeğin onunla ilgilenmesi hoşuna gidecek gibiydi. En azından içkili kafasıyla etrafa saçtığı gülücüklerden ben bunları anlıyordum. Barış ise, ikimizden birine mümkün mertebe yakınlaşmak ve hatta sokulmak derdindeydi. Tabi Özlem için geçerli olan planının bende işlemeyeceğini pek tahmin edemezdi. Umursamaz tavırlarımı anlamadı. Bana ve Özlem&#8217;e sıcak bakışlar atmaya devam etti.</p>
<p>Eve geldiğimizde, çakır keyif iki insanın ortasında, Özlem&#8217;in öğrenci evinin salonundaki oturulacak tek yerde buldum kendimi: Eski bir tek kişilik yatak. Aman ne hoş, ne hoş! İçki kokuları buram buram burnuma gelerek midemi bulandırıyordu. Tabi ki ben onlara bir açıklama yapmadan kalkmaya yeltendiğim anda bana bulaşacaklardı. Ben de su içme gibi meşru bir bahaneyle kalkıp önce su içtim sonra içerden bir yastık alıp salonun diğer köşesine oturdum. Her ne halt yiyeceklerdiyse, buna kesinlikle alet olmak istemiyordum. Özlem beni yanına çağırdı. Gitmedim. Barış çağırdı, gitmedim. Gülümsemeye ve saçma konulardan bahsetmeye devam ettim. Sonunda Özlem yorgun düştü. Ben de yatmak istediğimi söyledim. Yataklar açıldı. Barış hala içmek istiyordu ve beni ayık gördüğünden benimle biraz daha konuşmaya çalıştı. Sarhoşların alıngan olacağını hesaba katarak yumuşak davranmaya çalıştım. Ama o bunu ters anladı. Yanıma yaklaştı ve bana sarılmaya ya da başka bir haltlar yemeye çalıştı. Ne olduğunu anlamadım ama <em>&#8220;sağol sağol, çok iyisin gerçekten ama ben artık uyumak istiyorum&#8221;</em> dedim. O ana kadar edebiyattan ve okulumdan biraz bahsettik, yazdığım bir iki şeyi de anlatınca Barış&#8217;ın bayâ bir hoşuna gittim anlaşılan. Aslında ben kaçmaya çalışıyordum. Çok yüzeysel cevaplar vermiştim. Nasıl bu şekilde anlaşıldım, nasıl beni kollarına alma isteğiyle doldu içi, anlamadım.</p>
<p>Benim için hazırlanan yatağa attım kendimi. İçimde bir tiksintiyle hem de. Bu tiksintinin kendime mi, yoksa az önce kendi benzerlerini temsil etmesi nedeniyle Barış&#8217;a ve bütün insanlığa karşı mı olduğunu pek bilemiyordum. Belki daha sert davranmalıydım diye düşünerek suçladım kendimi. Sonra da bütün bunların anlamsız bir ayrıntı, hayatın bir parçasından gereksiz bir vurgu olduğuna karar verdim. Bu düşünce beni biraz rahatlatınca, daha fazla düşünmeden kendimi uykunun kollarına bıraktım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/bir-adam-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
