<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Exlibrary &#187; hayat</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/tag/hayat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2009 12:56:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Heykel Adam</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 21:34:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Tan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[granit]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[oturmak]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[susmak]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2766</guid>
		<description><![CDATA[Sustu hep heykel adam&#8230;
Granit bir kadın
ya da
Mermer bir aşk
Bekleyerek hayattan.
Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;
Taş taşla toplanır her zaman.
Bir an olsun düşünmedi ki
Nesne bile bazen sıkılır.
Karışır ateşe kum taneleri
Billur olur, değişir.
Durdu hep heykel adam&#8230;
Taş gözlerde mavi-sarı renkler&#8230;
Sustuğu sözcüklerde gizli kıvılcımlar&#8230;
Saklayarak hayattan.
Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;
Kalkıp gidemedi oturduğu yerden.
Bir an olsun düşünmedi ki
Nesne bile bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sustu hep heykel adam&#8230;<br />
Granit bir kadın<br />
ya da<br />
Mermer bir aşk<br />
Bekleyerek hayattan.</p>
<p>Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;<br />
Taş taşla toplanır her zaman.<br />
Bir an olsun düşünmedi ki<br />
Nesne bile bazen sıkılır.<br />
Karışır ateşe kum taneleri<br />
Billur olur, değişir.</p>
<p>Durdu hep heykel adam&#8230;<br />
Taş gözlerde mavi-sarı renkler&#8230;<br />
Sustuğu sözcüklerde gizli kıvılcımlar&#8230;<br />
Saklayarak hayattan.</p>
<p>Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;<br />
Kalkıp gidemedi oturduğu yerden.<br />
Bir an olsun düşünmedi ki<br />
Nesne bile bazen sıkılır.<br />
Karışır çakıl taşları denize<br />
Erir, gider uzaklara.</p>
<p>Heykel adam durduğu yollara baktı.<br />
Kaya kadınlara<br />
Çakıltaşı çocuklara<br />
Ve dikilitaş hayatlara<br />
Sıradan bir heyecanla sarıldı.<br />
Sonra kafasını çevirdi,<br />
Gitmediği yola son bir kez baktı.<br />
Tarçınlı tebessümlere<br />
Enflasyonlu aşklara<br />
Ve ayçiçeği bakışlara<br />
El salladı uzaktan.</p>
<p>Durduğu yolları seçti heykel adam.<br />
Hep gittiği yollara gitti.<br />
Gitmediği yollarda çatallar vardı.<br />
Dönüp bakmadı bir daha&#8230;<br />
Durduğu yolları seçti heykel adam&#8230;<br />
Hep bildiği yollarda kaldı.<br />
Hep gittiği yollara gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünce Aşk</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/turler-arasi/dusunce-ask/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/turler-arasi/dusunce-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 19:58:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türler Arası]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dostlar]]></category>
		<category><![CDATA[elveda]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[tanım]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yüzler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2688</guid>
		<description><![CDATA[Ve düşünce aşk, yerden kaldırdım etekleri çamur elleri kan biraz, biraz ıhlamur. Sağ şakağından alnına kadar mor ve düşünce aşk şimdi benliğimin en kılcal damarlarına kadar&#8230;
Somutken tattım ilk defa 
Bedeniydi bir kızın 
Sonra bir defa 
Sade &#8220;merhaba&#8221;
Çokça dokundu yüreğime aşk&#8217;ın parmakları, yüzleri iç içe geçiyor şimdi birinin yüzünde diğerinin gözleri ve parça parça sevdim hepsini&#8230; Bu yüzden gittiklerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ve düşünce aşk, yerden kaldırdım etekleri çamur elleri kan biraz, biraz ıhlamur. Sağ şakağından alnına kadar mor ve düşünce aşk şimdi benliğimin en kılcal damarlarına kadar&#8230;</p>
<p>Somutken tattım ilk defa <br />
Bedeniydi bir kızın <br />
Sonra bir defa <br />
Sade &#8220;merhaba&#8221;</p>
<p>Çokça dokundu yüreğime aşk&#8217;ın parmakları, yüzleri iç içe geçiyor şimdi birinin yüzünde diğerinin gözleri ve parça parça sevdim hepsini&#8230; Bu yüzden gittiklerinde parçalandım.  </p>
<p>Sorgular oldum aşkın tanımını bir rüyaydı bazen bazen elveda bazen dudaklarıydı aşk bazen uzakları&#8230; Ama hep ben yarattım hayalimdi hepsi ve tüm kadınlarım; hepsinin yüzlerine roller kazıdım. filmin sonunda öldüklerinde ağlamadım ama ağladığımı da saklamadım hiçbirinden&#8230; Görsünler istedim çokça yenip çokça yenildim&#8230;  </p>
<p>Şimdi var olduğumdan beri en gözükara aşkı yaşıyorum&#8230; Gördüm, sevdim, denedim, öğrendim. Birinci şahıs cümlelere bezendim kendime geldim bir sentez şimdi aşkım ben hatalarıma, dostlarıma, anılarıma ve içime çektiğim her zerresiyle bütün hayatıma aşığım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>17 Şubat 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/turler-arasi/dusunce-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kul Kedisi</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kul-kedisi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kul-kedisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 02:04:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Göksel Bekmezci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[alın yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[gölge]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[notlar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[otel]]></category>
		<category><![CDATA[özlemek]]></category>
		<category><![CDATA[porno film şeridi]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2523</guid>
		<description><![CDATA[alın yazıları okunaksız yazılmışların
temize çekilmiş hallerini taşır,
küçük kağıtlarda büyük anlamlar taşıyan
ve muhtemelen görünmesi olası yerlere
konulan notlar:
&#8220;geç gelirim&#8221;
&#8220;yemek yemeden çıkma&#8221;
&#8220;özlemeye başladım bile..&#8221;
&#8220;daha kaç kilometre özleyeceğim&#8221;
&#8220;çok güzel uyuyordun&#8221;.
-bu son not, uğradığım bir ihanetin özeti olarak
sevgilimce diliyle yazılmıştı.
hayatım bir porno film şeridi gibi geçmişti gözlerimin önünden.
sesimin üstünü örttüm.
gölgemin elinden tuttum.
gökyüzü çok yıldızlı bir otel, aşkım ekstraydı.).
küçük hayatlarda büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>alın yazıları okunaksız yazılmışların<br />
temize çekilmiş hallerini taşır,<br />
küçük kağıtlarda büyük anlamlar taşıyan<br />
ve muhtemelen görünmesi olası yerlere<br />
konulan notlar:</p>
<p><em>&#8220;geç gelirim&#8221;<br />
&#8220;yemek yemeden çıkma&#8221;<br />
&#8220;özlemeye başladım bile..&#8221;<br />
&#8220;daha kaç kilometre özleyeceğim&#8221;<br />
&#8220;çok güzel uyuyordun&#8221;.</em></p>
<p>-bu son not, uğradığım bir ihanetin özeti olarak<br />
sevgilimce diliyle yazılmıştı.<br />
hayatım bir porno film şeridi gibi geçmişti gözlerimin önünden.<br />
sesimin üstünü örttüm.<br />
gölgemin elinden tuttum.<br />
gökyüzü çok yıldızlı bir otel, aşkım ekstraydı.).</p>
<p>küçük hayatlarda büyük ölümler taşıyan<br />
ve muhtemelen kırılması olası kişilerin elinde olan<br />
kalpler de vardır. </p>
<p>sizin notunuzu kimse -anlıyor musunuz-<br />
ama hiç kimse yazmasın!<br />
bu notu böyle alın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Göksel Bekmezci</strong></p>
<p><em><a href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=141951">&#8220;Gri Hikâyeler&#8221;</a> kitabından alıntıdır.<br />
Yitik Ülke Yayınları/ Say Dağıtım</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kul-kedisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Sineğin Kanatlarında Uçuşuyordu Hayat&#8230;</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/bir-sinegin-kanatlarinda-ucusuyordu-hayat/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/bir-sinegin-kanatlarinda-ucusuyordu-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2008 23:51:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Zeki Giritli</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[acımasızlık]]></category>
		<category><![CDATA[ada]]></category>
		<category><![CDATA[barbarlık]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[eser]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[ilkellik]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kan dökmek]]></category>
		<category><![CDATA[kanat]]></category>
		<category><![CDATA[kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[linç]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[masumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mina Urgan]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[samimiyet]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sinek]]></category>
		<category><![CDATA[Sineklerin Tanrısı]]></category>
		<category><![CDATA[uçuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[vahşet]]></category>
		<category><![CDATA[William Golding]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1888</guid>
		<description><![CDATA[
Kaybedilmiş masumiyetlerin kazdığı medeniyetsizlik çukurunda debelenerek geçiriyoruz aslında hep, içine ancak bir elin parmakları kadar duygu sığdırabildiğimiz ömürlerimizi. Bundan değil mi ki hep bir geriye dönüş, yeniden çocuk olma isteği? Oysa öyle bir zaman ki bu zaman, çocuklar bile tam masum değil aslında. Koca bir sinek sanki dünya, pörtlek gözlerini insaniyetimize diken. Veya insaniyet zaten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/12/ex_sineklerin_tanrisi21.jpg" alt="Sineklerin Tanrısı" title="Sineklerin Tanrısı" width="240" height="365" class="alignleft size-full wp-image-1899" /></p>
<p>Kaybedilmiş masumiyetlerin kazdığı medeniyetsizlik çukurunda debelenerek geçiriyoruz aslında hep, içine ancak bir elin parmakları kadar duygu sığdırabildiğimiz ömürlerimizi. Bundan değil mi ki hep bir geriye dönüş, yeniden çocuk olma isteği?<span id="more-1888"></span> Oysa öyle bir zaman ki bu zaman, çocuklar bile tam masum değil aslında. Koca bir sinek sanki dünya, pörtlek gözlerini insaniyetimize diken. Veya insaniyet zaten kökten kokmuş, çürümüş bir şey dünyayı da kendine benzeten.  İşte bu hiç bitmeyen çelişkiyi anlatan bir roman Sineklerin Tanrısı.</p>
<p>Eser, ilk sayfalarda sanki bir çocuk romanı izlenimi verip, bundan mütevellit biraz hayal kırıklığı yaratacakmış gibi görünse de,  ilerleyen sayfalarında okuyucuya bu ilk izlenimin ne kadar yanıltıcı olduğunu  gösteriyor. Aslında, bir grup çocuğun hikâyesinden yola çıkıp, artık çürümeye yüz tutmuş insani ilişkilerimize, gerçek medeniyetten çok uzak biçimde yaşanan güç savaşlarının yıpratıcılığına, günbegün bizi insanlığımızdan nasıl uzaklaştırdığına ve belki de insanlığın kökeninde zaten ne kadar çürümüş olduğuna  ışık tutuyor.</p>
<p>William Golding, İngiliz Edebiyatı’nın 20. Yüzyıldaki en üretici isimlerinden biri olmasının yanında, çok çeşitli alanlarda edebiyata kazandırdığı eserlerle de büyük önem taşıyor. Aslında başta Oxford Üniversitesi’nde “Fen ve Doğa Bilimleri” üzerine eğitimini sürdürüyorken, karar değiştirip “İngiliz Edebiyatı” bölümüne geçiş yapıyor ve o tarihten itibaren yarattığı tüm eserlerle büyük yankı uyandırıyor. 1934 yılının sonlarında “Şiirler” isimli kitabıyla edebiyat dünyasında ilk kez adını duyuran Golding, her ne kadar edebiyat kariyerine şiir yazarak başlasa da asıl ününü ilk romanı “Sineklerin Tanrısı” ile elde ediyor.</p>
<p>“Sineklerin Tanrısı”, ilk başta basılmaya değer bir eser olarak görülmese de 1954 yılında, bazı bölümlerinin çıkarılmış haliyle yayınlanıyor. Büyük yankı uyandıran roman, 1963 ve 1990 yıllarında iki kez beyazperdeye uyarlanıyor. 1995 yılında ise Nigel Williams tarafından tiyatro sahnesine aktarılıyor. Golding mekan anlamında genelde dünyanın geri kalanından soyutlanmış yerleri seven bir yazar zaten. Sineklerin Tanrısı’nda da tüm olaylar bir adada geçiyor. Bir adada, modern dünya ve medeniyetin nimetlerinden uzak,  çaresiz kalan bir grup çocuğun zamanla nasıl birbirlerine düşman kesildikleri, birbirlerini yok etmek için ne oyunlara girdikleri anlatılıyor. Ana karakterler olarak çocukların kullanılması da çok manidar, zira çocuk denince çoğumuzun aklına, dünyanın kötülüklerinden arınmış, masum bireyler geliyor. Oysa, Golding, medeniyetten uzakta kalınca, çocukların bile kötülükten kurtulamadığını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yani aslında yaşla ilgisi yok içimizdeki şeytanın. Hepimiz ilkel yaratıklarız bir yerde. Sadece bu ilkelliği ortaya çıkaracak bir mekân yeterli, ne kadar vahşileşebileceğimizi göstermemize.</p>
<p>Savaş ve barbarlık karşısında sonu hüsranla biten bir başkaldırış aslında Sineklerin Tanrısı’nda anlatılan. Adadaki çocuklar arasındaki savaş, bazı eleştirmenler tarafından II. Dünya Savaşı’nı sembolize ediyor olarak da yorumlanmış. Savaşlar da zaten insanların içindeki şeytanın bir anda uyanıverdiği haller değil midir? En uysal insan bile bir anda bir canavara dönüşmez mi kan dökme güdüsüyle? İşte tam da bunu anlatıyor roman. İçimizde hep uyanmayı bekleyen bir canavarla yaşadığımızı. Çocuk da olsak büyük de pek fark etmiyor. İçimizde taşıyoruz hep o insanlığın ilkel yanını. Belki medeniyetin nimetleriyle üstünü örtmeyi başarsak da geçici bir süreliğine, her an bir yerden kendini gösterme ihtimalini yok edemiyoruz. Aslında iç içe geçmiş çürümüşlükler var Sineklerin Tanrısı’nda. Bir yandan insanlığın doğasında halihazırda bulunan ilkellik ve çürümüşlükten bahsederken aslında diğer taraftan da dünyadaki yozlaşmaya tanık olduğumuz iddia edilebilir, zira bu çocuklar, bu dünyaya doğmuş çocuklar. Pek tabii ki etraflarındaki güç ve iktidar kavgalarından etkilenmiş olduklarını söylemek yanlış olmaz kanısındayım. Bu noktada,  roman biraz karmaşıklaşıyor çünkü romanın medeniyet kavramına yaklaşımı iki farklı yönden de değerlendirilebilir. Fakat, çoğu zaman romanın ilkellik karşısında medeniyeti, kaos karşısında düzeni, anarşi karşısında kuralcılığı öven bir roman olarak kabul edildiğini de belirtmek gerek.</p>
<p>Belirtilen kavramlar arasındaki çatışma romanın iki ana karakteri üzerinden yansıtılıyor. Düzen ve kuralcılığın temsilcisi durumundaki Ralph ile anarşi ve acımasızlığın temsilcisi Jack. Çocukların adaya düştüğü andan itibaren Ralph diğerlerinden farklı bir çocuk olduğunu hemen belli ediyor. Diğer çocuklar, işin ciddiyetinin henüz farkında değil bir halde oyun oynama ve eğlenme peşine düşmüşken, Ralph, kalabilecekleri küçük kulübeler yapma ve de hayatta kalmaları için yapmaları gereken şeyleri planlama ile ilgilenmeye başlıyor. Bundan dolayı da başlarda tüm çocuklar üzerinde tartışılmaz bir güce kolayca sahip oluyor. Fakat, bu tabii ki hep böyle sürmüyor. Romanın başında, adaya düşen çocuklar tek bir grupken ilerleyen sayfalarda çocukların içlerinde ağır basan duygular (medeniyet/ilkellik) belirgin olarak ortaya çıkıyor ve de buna bağlı olarak kendi aralarında bir bölünmeye gidiyorlar. Bu bölünme çocukların artık yavaş yavaş masumiyetlerini kaybetmeye başlamalarını da tetikliyor. Romanın ilk bölümlerinde ne yapacaklarını bilemez, korkak bir halde adada dolaşan çocuklar artık çeşitli hayvanlara eziyet edip onları parçalamaktan hiç rahatsızlık duymayan ilkel bireylere dönüşüyorlar. İnsanın temelinde var dediğimz o ilkellik ve de vahşet duygusu kendini gösteriyor ve çocukların çoğu düzen temsilcisi Ralph’i bırakıp, vahşiliğin temsilcisi Jack’in grubuna dahil olmaya başlıyor. Bir tek Piggy, Ralph’i desteklemeye devam ediyor.</p>
<p>Jack, Ralph’in tam zıttı bir karakter. Medeniyete ait her şeyden çok uzakta, ancak acımasızlıkla ve kan dökerek bir şeyler elde edebileceklerini savunuyor. Bu düşüncesiyle tüm çocukları da etrafında toplamayı başarıyor. Avcılıktan büyük zevk alıyor ve de grubundaki çocuklarla birlikte suratlarını değişik biçimlerde boyayıp avlanmaya çıkıyorlar. Jack’in eylemlerindeki bir nokta modern insanın çok önemli bir zayıflığına da dikkat çekiyor. Jack, çocukları, gerçekte olmayan bir canavarla korkutmayı ve herkesi buna inandırmayı başarıyor. Yani, bir anlamda, hurafelerle koca bir insan topluluğunun nasıl kolayca yönlendirilebileceğini  gözler önüne seriyor. Aslında, bu, ülkemizde bizim yıllardır her gün deneyimlediğimiz bir durum değil mi? Özellikle çeşitli dini gün ve aylarda ülkemizin insanları, olmadık inançların peşine takılıp kendilerinin sömürülmelerine izin vermiyorlar mı? Medeniyetten nasibini alamamış Jack’in peşindeki çocuk grubu da aynı şekilde, tüm roman boyunca gerçek olmayan bir şeye inanıyor.</p>
<p>Romanın belki de en trajik karakteri ise Simon. Simon diğerlerinden farklı bir çocuk çünkü içindeki iyi tarafı hâlâ kaybetmemiş. Golding, bir anlamda kendisiyle çelişiyor Simon karakteriyle. İnsanın temelde iyi bir varlık olabileceğini de gözler önüne seriyor. Fakat, Simon’ın trajik sonunu göz önünde bulundurduğumuzda, kökeninde iyi olanların bu dünyada bir yerlerinin olmadığı çıkarımına varıyoruz. Simon, bir yanlış anlaşılma sonucunda diğer çocukların elinde linç edilerek hayata veda ediyor. Bu, aslında iyi insanın sonunu göstermesi açısından sembolik bir olgu olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Romanda sadece Simon’ın ölümü değil, daha pek çok başka sembolle de karşılaşıyoruz. Örneğin, adaya düşmelerinden itibaren çocukların elinde dolaşan deniz kabuğu. İlk başta Ralph ve Piggy deniz kabuğunu buluyorlar ve de çocukları toplantıya çağırmak için kullanmaya karar veriyorlar. Bu andan itibaren deniz kabuğu düzen ve medeniyetin temsilcisi oluyor. Deniz kabuğunu eline alan çocuk konuşma hakkını da elde etmiş oluyor. Bu anlamda, bir çeşit demokratik hak olarak da görülebilir deniz kabuğu. Romanda çok fazla yer alan bir başka sembol ise Piggy’nin hayati önem verdiği ve kaybetmekten çok korktuğu gözlüğü. Piggy’nin, çocukların  en zeki ve mantıklısı olduğu düşünülürse, gözlüğü de mantığı ve de bir anlamda bilimi sembolize ediyor olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden zaten Piggy gözlüğünü kaybetmekten bu denli korkuyor çünkü onları o adadan kurtarabilecek, mantıkları haricinde hiçbir şey yok ellerinde. Oysa mantıklarını temsil eden gözlük, Jack ve arkadaşları elinde bir oyuncak haline getiriliyor. Bir başka deyişle, mantık ve bilim, barbarlık ve vahşetin elinde paramparça oluyor.</p>
<p>Romandaki en önemli sembol ise tabii ki romana da adını veren ve Simon’ın karşılaştığı Sineklerin Tanrısı. Simon, bir gün ormandaki gizli yerine gittiğinde karşılaşıyor Sineklerin Tanrısı ile. Sineklerin Tanrısı, Simon’a “Sen biliyordun değil mi? Sizlerin bir parçası olduğumu biliyordun? (…) Her şeyin bozulmasının nedeniyim ben. Bunu biliyorsun değil mi?” diye sorar. Aslında bu soru, tam da romanın dikkat çekmek istediği konunun bir özeti gibidir. Aslında o canavar, o sineklerin tanrısı bizim içimizde. Dışarıda bir yerde canavar aramamız beyhude bir iş. Bunu bilen tek kişi Simon olduğu için de Sineklerin Tanrısı Simon’a görünüyor ve işte o an Simon, insanlığın aslında kötülük demek olduğunu fark ediyor.</p>
<p>Roman boyunca bu ve bunun gibi daha pek çok okuyucuyu derin düşüncelere yönlendiren, gizli anlamlar ve sembollerle karşılaşıyoruz. Pek tabii ki bu da romanın modern bir klasik olmasında çok etkili bir unsur.</p>
<p>Romanın bizler için bir başka çok önemli özelliği ise, İngiliz Edebiyatı’nın Türkiye’deki gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri olan Prof. Mina Urgan tarafından Türkçe’ye kazandırılmış olması. Türk halkı Mina Urgan’ı çoğunlukla, son dönemlerinde kaleme aldığı “Bir Dinazorun Anıları” ve “Bir Dinazorun Gezileri” isimli yapıtlarıyla tanısa da aslında Urgan, yazmış olduğu “İngiliz Edebiyatı Tarihi” eseriyle ve de Virginia Woolf incelemeleriyle, İngiliz Edebiyatı ile ilgilenen herkes için bir duayen. Gerçi, eser dünyada uyandırdığı yankıya rağmen 2001 yılına kadar Türk okuyucusuyla buluşamamış. 2001’de Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından, Mina Urgan çevirisiyle okuyucuya ulaşmış. 2008 Ocak ayında ise 11. Baskıya ulaştı. Bu anlamda, Türk okuyucu için çok da uzun bir geçmişe sahip olmadığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Uzun lafın kısası, insanın hayatını değiştiren kitaplar vardır ya hani, okumadan önce ile okuduktan sonra aynı insan değilsinizdir artık. Sineklerin Tanrısı tam da öyle bir roman. İnsanoğlunun aslında ne ilkel, ne vahşi bir canlı olduğunu, doğumumuzdan itibaren kötülükle donatılmış olduğumuzu ve medeniyetin ince tülleriyle bu kötülüğümüzü ne kadar ötelemeye çalışsak da günün birinde ortaya çıkmamasının imkânsız olduğunu tokat gibi yüzümüze çarpıyor.</p>
<p><strong>Sineklerin Tanrısı, William Golding, Çeviren: Mina Urgan, İlk basım: 2001, XI. Baskı: 2008 (İş Bankası Kültür Yayınları)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/inceleme/bir-sinegin-kanatlarinda-ucusuyordu-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplu Konutlar ve Mezarlar</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 23:32:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Göksel Bekmezci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[açılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[âşık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bahçe]]></category>
		<category><![CDATA[balkon]]></category>
		<category><![CDATA[beğenmek]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetsizleşme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtmak]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dubai]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[emeklemek]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmek]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gömülmek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı akışına bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[ihanet]]></category>
		<category><![CDATA[ikna olmak]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[intikam]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[işleyiş]]></category>
		<category><![CDATA[istemek]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kapanmak]]></category>
		<category><![CDATA[karmaşa]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[kiralamak]]></category>
		<category><![CDATA[kırmak]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[kızmak]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lüks]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[oda]]></category>
		<category><![CDATA[ödemek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[oynamak]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[randevu]]></category>
		<category><![CDATA[sahip olmak]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[şaşırmak]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşım]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[sevinmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevişmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>
		<category><![CDATA[takip etmek]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[toplamak]]></category>
		<category><![CDATA[toplanmak]]></category>
		<category><![CDATA[toplu konutlar]]></category>
		<category><![CDATA[toplu mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[toplu ölümler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[utanmak]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[uymak]]></category>
		<category><![CDATA[vadetmek]]></category>
		<category><![CDATA[vurmak]]></category>
		<category><![CDATA[vurulmak]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı dil]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam alanları]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşim yerleri]]></category>
		<category><![CDATA[yürümek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zekâ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1823</guid>
		<description><![CDATA[
Mutlu bir hayatın olması gerektiğine bizim ikna oluşumuz neden ve nasıl oldu! Kim bizlere iyi bir hayatı vadetti! Kutsal bulunan kitaplarda Tanrı’nın ağzından dahi “Ben özgürüm” cümlesine rastlamamışken, sınırlı hayallerle özgürlük düşüncesi nasıl oldu da bir hayatın çok daha ötesine çıkabildi. Her şeyin pahalı olduğu bir zamanda mutlu olmak bu denli lüks olmuş, neyi seçmemiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_11.jpg"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_11.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlar" width="500" height="305" class="aligncenter size-full wp-image-1828" /></a></p>
<p>Mutlu bir hayatın olması gerektiğine bizim ikna oluşumuz neden ve nasıl oldu! Kim bizlere iyi bir hayatı vadetti! Kutsal bulunan kitaplarda Tanrı’nın ağzından dahi “Ben özgürüm” cümlesine rastlamamışken, sınırlı hayallerle özgürlük düşüncesi nasıl oldu da bir hayatın çok daha ötesine çıkabildi. <span id="more-1823"></span>Her şeyin pahalı olduğu bir zamanda mutlu olmak bu denli lüks olmuş, neyi seçmemiz gerekliliğine başkalarınca karar verilmişken, kendimiz olabilmemiz için defalarca başkalaşmadan, gerçekten özgür ve mutlu olunabilir mi!</p>
<p>Yürümeye emekleyerek başlıyoruz; büyüdüğümüzde ise yürümemek için emekli oluyoruz. Seviyoruz vuruyoruz, seviniyoruz vuruyoruz, istiyoruz vuruyoruz, kızıyoruz vuruyoruz, alıyoruz vuruyoruz; hep vuruyor, yaşamda vurulmayacak (!) tek bir alan bırakmıyoruz.</p>
<p>Sahip olduğunuz ya da kiraladığınız eve mi, yoksa bulunduğunuz semte mi para ödüyor veya onları alıyorsunuz? Merkezî bir yerde olmak sizi neden bu kadar ilgilendiriyor ve neden hâlâ insandan uzak yaşam alanlarında aklınız? İnsandan uzak yerleşim yerlerini tercih ederken neden iletişim araçlarının son modellerini tercih ediyorsunuz?</p>
<p>İyi şeyler yapabilmek için yabancı dil öğrenmeye başlıyorlar ve “Derdimi anlatabilecek kadar konuşabiliyorum” diyorlar.. <em><strong>“Bir yabancı dili iyi bildiğimizi söyleyebilirken, Türkçe’yi iyi bildiğimizi iddia edemiyoruz”</strong></em> <em>(1)</em>. Öz dilimizde bir derdi ifade edemeyip içe kapanırken başka bir dilde gerçekten dışa açılabiliyor muyuz?</p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_21.jpg"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_21.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlar" width="381" height="264" class="alignleft size-full wp-image-1829" /></a> 25-30 yıl önce depresyon sözcüğü bu kadar duyulmamışken nasıl oluyor da bugün birçok kişi depresyonda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyor. Doktora görünmekten uzak durup kendi içine gömülen hastayı görenlerin, dinleyenlerin bu durumu rahat karşılaması sizlerde bir rahatsızlık yaratmıyor mu gerçekten! Kanser, AIDS ya da başka bir ölümcül durumla karşılaşıldığında büyük tepkiler verilirken, depresyonda olan birini düşünmekten dahi uzak kalınabiliyor. Oysa <em><strong>“Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.” </strong></em> <em>(2) </em> Ve insanlar, böylesi ölümcül bir hastalığın teşhisini kendilerine koyabiliyorlar.</p>
<p><em>Hayatı akışına bırakmak </em>ne demek!? Gerçekten de buna hakim olduğumuzu söyleyebilir miyiz?! Bizler kimiz ve dünyanın ekonomik işleyişiyle hırs ve intikam kültürünün her geçen gün biraz daha büyüdüğü bir yerde kim olmaya çalışıyoruz! Hayatlarımızı beğenmediğimiz gibi, ölümleri de beğenmiyor, hiçbir ölüme ikna olmuyor, kabul etmiyoruz.</p>
<p><strong>Geleceği mi bekliyorsunuz yoksa gelecekten bir beklentiyi mi? </strong></p>
<p><em>“Yaşamınızı düşünün!<br />
Nedir yaşadığınız? Uzatmak istediğiniz yaşamınıza gerçekten bakın!<br />
Nedir yaşamınız?<br />
Sürekli bir savaşım, sürekli bir karmaşa, hazzın ara sıra parlayışı, sıkıntı, korku, acı, umutsuzluk, kıskançlık, hırs &#8211; hastalıklarıyla, küçüklüğüyle budur gerçekten de yaşamınız.<br />
Ve siz bu yaşamı ölümden sonraya uzatmak istiyorsunuz! (3)</em></p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_31.jpg"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_toplu_konutlar_3-268x480.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlıklar" width="268" height="480" class="alignleft size-medium wp-image-1830" /></a> Oturdukları binaların balkonlarını odaya çeviriyorlar. Çevreden <em>ne kadar iyi bir şey yaptıklarına</em> dair onay bekliyorlar… Dışarı açılmaktansa içeri toplanıyor, kapanıyor insanlar. Çocuklardan olgunluk bekliyorlar. Kırmamasını, dağıtmamasını, toplamasını, geçim sıkıntılarını anlamalarını istiyorlar. Zamanlarına uymayacak bir gelişimi beklemek elbette randevu özürlü kılacaktır çocukları. Ne kadar zeki, ne kadar akıllı da bulsak bazı kişileri; buluşacağınız bir vakit, çok az insan söz verdiği saatte ve yerde olur. Gecikme için sizi aramaz, siz aradığınızda ya ulaşamazsınız ya da bilmeniz gereken bir mazereti geç öğrenmenin sıkıntısını yaşarsınız. Hiçbir teknolojik gelişim, iletişimlerine fayda sağlamaz bu insanların.  Beklentiler içinde geçirdikleri Zaman, elbette bir gün kendileriyle olan randevularında ömürlerini zorlayacaktır. Biraz da bu sebeple <em>“Her ölüm erken ölüm” (4) </em>olacaktır alışkanlıklarına.</p>
<p>Toplu konutlar…<br />
Satışlardaki kampanyalar…<br />
Her geçen gün artan yaşam alanları&#8230; Göz alıcı ayrıntılar&#8230; Sizler evlerinizdeyken, bahçenizde oynayan çocuğunuzu –güvenlik adı altında– ekrandan izleyip; kimlerle hangi tür oyunları oynadığını, kiminle ilgilendiğini, kime âşık olduğunu, sizlerden utandığı için saklamak istediği şeyleri tüm açıklığıyla takip etme olanakları da sunuluyor.</p>
<p><strong>Bugün son demlerini yaşayan “Sır” sözcüğü, yarın, – güvenlik adı altında – sözlüklerden de kalkabilir.</strong></p>
<p>Bunlar toplu yaşamak için yapılan birer kolaylık. Fakat tüm ölümler de neredeyse toplu artık… Ve -güvenlik adı altında– uydudan izlenebiliyorlar. Deprem, sel, savaş, kazalar, saldırılar, ihanetler… Toplu konutlar arttıkça toplu mezarlar da artıyor&#8230; Topluluklar arttıkça güvensizlikler de, silahlanmalar da artıyor. Ki hemen her şeyin reklamla satıldığı bir dönemde, silahların görsel yayınlarca reklamı yapılmadan böylesi yüksek satışları da yadsınacak gibi değil. Toplu konutların şehir merkezlerine bağlantıları arttırıldıkça, mezarlıklar da yaşam merkezlerinden olabildiğince uzağa alınıyor artık. Bireysel ölümler oldukça azaldı. Ölüme sebebiyet veren şeyler ve ölümün bir cinsiyeti yok. Hiç ölünmemiş bir ölüm biçimiyle kaç kez karşılaştınız? Sizi şaşırtan, bir ölümün biçimi mi, yoksa biçime yön veren hikâyesi mi oldu? Ölmelerimizdeki bu ezber ve cinsiyetsizleşme, her geçen gün biraz daha artacak.</p>
<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_4_kevin_cappis1.jpg"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/11/ex_4_kevin_cappis1.jpg" alt="" title="Toplu Konutlar ve Mezarlıklar" width="500" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-1831" /></a></p>
<p>Önümüzdeki yılların nüfus ortalamaları verilirken neden yeni doğumlar aklımıza geliyor. Ve ortalama bir ömür neye göre değerlendiriliyor. Bugün Amerika’da, Avrupa’da  yaşayanlarla, Afrika’da, Irak, Afganistan ya da Filistin’de yaşayanların ortalama ömürleri neye göre değerlendiriliyor. <strong><em>“Geleceğin şehirleri Dubai’deki mimari harikaların değil, Kahire mezarlıklarında.” </em></strong> <em>(5)</p>
<p></em>Yaşamlarımızın oluşmasına sebep sevişmelerde nasıl bir pozisyonun ürünü olduğumuzu kestirmek hiç de zor değil… Ölmelerimiz de, doğumlarımızdan bağımsız kalmıyor. Hep birbirinin aynı.</p>
<p>Doğrularımız;<br />
hatalarımızın <em>hata</em> oluşuna ya da<br />
doğru bildiklerimizin <em>doğru</em> olduğuna dair bizi ikna etmeli,<br />
diye düşünüyorum…</p>
<p>Bilmiyorum bu nedenli doğru..</p>
<p><strong>Göksel Bekmezci</strong></p>
<p><em>(1) Sabiha Özdemir (2) Saul Bellow (3) J. Krishnamurti (4) Cemal Süreya (5) Gündüz Vassaf</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/toplu-konutlar-ve-mezarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat/ Yaşam &#8211; Yaşamak</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/hayat-yasam-yasamak/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/hayat-yasam-yasamak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2008 23:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Exlibrary</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[başlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[becermek]]></category>
		<category><![CDATA[dehşet]]></category>
		<category><![CDATA[doğru zaman]]></category>
		<category><![CDATA[George Bernard Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Irvin D. Yalom]]></category>
		<category><![CDATA[Johann Christoph Friedrich Schiller]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bulmak]]></category>
		<category><![CDATA[kendini yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo da Vinci]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[taşımak]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatmak]]></category>
		<category><![CDATA[yitirmek]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1704</guid>
		<description><![CDATA[Yaşam başlangıcı olmayan bir yolculuktur.
Victor Hugo
Yaşa ve yaşat.
Johann Christoph Friedrich Schiller
Hayat kendini bulmak değildir; hayat kendini yaratmaktır.
George Bernard Shaw
İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir ömür de mutlu bir ölüm getirir.
Leonardo da Vinci
Yaşarken yaşamayı becerin. Yaşam tamamlanıp insan öldüğü zaman, ölüm taşıdığı dehşeti yitirir. İnsan doğru zamanda yaşayamazsa asla doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yaşam başlangıcı olmayan bir yolculuktur.</em><br />
<strong>Victor Hugo</strong></p>
<p><em>Yaşa ve yaşat.</em><br />
<strong>Johann Christoph Friedrich Schiller</strong></p>
<p><em>Hayat kendini bulmak değildir; hayat kendini yaratmaktır.</em><br />
<strong>George Bernard Shaw</strong></p>
<p><em>İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir ömür de mutlu bir ölüm getirir.</em><br />
<strong>Leonardo da Vinci</strong></p>
<p><em>Yaşarken yaşamayı becerin. Yaşam tamamlanıp insan öldüğü zaman, ölüm taşıdığı dehşeti yitirir. İnsan doğru zamanda yaşayamazsa asla doğru zamanda ölemez.</em><br />
<strong>Irvin D. Yalom</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/hayat-yasam-yasamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatlar, Kayıtlar, Sözler&#8230;</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/hayatlar-kayitlar-sozler/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/hayatlar-kayitlar-sozler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 22:40:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Göksel Bekmezci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[ambulans]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[cenaze]]></category>
		<category><![CDATA[çevreci]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ebru Gündeş]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Hallet Carr]]></category>
		<category><![CDATA[feda]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Gündüz Vassaf]]></category>
		<category><![CDATA[Güneri Civaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hapishane]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Ian Hamilton]]></category>
		<category><![CDATA[içki]]></category>
		<category><![CDATA[İncirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[işgal]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Daniel’s]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük İskender]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya]]></category>
		<category><![CDATA[Moore Kasabası]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Pamukoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oy]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Sabiha Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Tatvan]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Tennessee]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Fikret]]></category>
		<category><![CDATA[töre]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğrul Cankurt]]></category>
		<category><![CDATA[vatan sağolsun]]></category>
		<category><![CDATA[veda]]></category>
		<category><![CDATA[viski]]></category>
		<category><![CDATA[yazma]]></category>
		<category><![CDATA[zayiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1178</guid>
		<description><![CDATA[“Vatan senden hayat umar,/ Sen yaşarsan o canlanır;/
Vatan için ölmek de var,/ Fakat borcun yaşamaktır&#8230;”(1)
Piyasada “asker desenli” çocuk bezlerinin satışlarını gördüğümde, gelecek haber bültenlerini, verilen şehit haberlerinde ekran ve gazetelere yansıyacak kahraman duruşlu fotoğrafları da görür gibi oldum. Donanması, Gelibolu’da başarısızlığa uğradığında generallikten geri hizmete alınan Ian Hamilton’ın “Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Vatan senden hayat umar,/ Sen yaşarsan o canlanır;/<br />
Vatan için ölmek de var,/ Fakat borcun yaşamaktır&#8230;”<sup>(1)</sup></em></p>
<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/09/ex_dave_nitsche21.jpg" alt="Dave Nitsche" title="Dave Nitsche" width="300" height="468" class="picleft" />Piyasada “asker desenli” çocuk bezlerinin satışlarını gördüğümde, gelecek haber bültenlerini, verilen şehit haberlerinde ekran<span id="more-1178"></span> ve gazetelere yansıyacak kahraman duruşlu fotoğrafları da görür gibi oldum. Donanması, Gelibolu’da başarısızlığa uğradığında generallikten geri hizmete alınan Ian Hamilton’ın <em>“Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker görmedim” </em>sözüne şaşırmamalı doğrusu.</p>
<p>Bilgisayarlardaki savaş oyunlarıyla geleceğin askerleri çoktan büyümeye başladılar. Şimdi üniformalarını ergenliklerinden sonra değil, bebekliklerinden itibaren taşımaya başlayacaklar. Çünkü burada, bir savaşta hayatta kalanlardan daha çok ilgili gösteriliyor ölenlere. Askerliğini yapmak bir görev, vatan için ölmekse bir onur(!)dur. Ne yazık ki bu onuru, ölenler asla bilemeyeceklerdir. Fakat bugün, bu onurla büyümeyi hedef haline getirttikleri bebekler için, ölmek, büyüdüklerinde yaşamaktan çok daha keyif verecektir.</p>
<p><em>“Bu ülke, teröre, Kurtuluş Savaşı&#8217;ndan daha çok zayiat vermiştir” <sup>(2)</sup>.</em></p>
<p>2007 döneminin haber bültenlerinde maç skorlarına benzemeye başlayan ölen asker ve teröristlerin sayılarıyla, sokaklara dökülen halklar tek bir ağızla bir takımın taraftarları gibiydi ne yazık ki. İnsanlar evlerinde otursalar da, sokak ve caddelerde, şehit ya da gazilerin isimleri dolaşıyor artık. Her şeyi devletten bekleyen halk, çocukları dışında her şeylerini devletten esirgiyor. Cenazelerinde kimi, “Bir oğlum daha olsa yine vatana verirdim” diyor, kimi de “Vatan sağ olsun” diyor. Bu kadar sevdikleri vatan için neler yapıyorlar acaba. Neden bunları söyleyen kişilerin vatana bir katkılarını görmüyoruz! Cenaze görüntüleri olmasa kendilerinin varlığını dahi bilemeyeceğiz. Madem böylesi seviyorlar bu vatanı, en azından olumsuz değişen tabiatta nasıl bir önlemle hayattalar. Daha mı az su kullanıyorlar, düzenli vergi mi veriyorlar! Oy verdikleri partileri neye göre tutuyorlar. Kaçı okuma yazma biliyor! Öğretmen, doktor eksiği olan köy, kasabalara destek mi oluyorlar, çocuklarını bunun için mi yetiştiriyorlar. Hayır. Onların ölmelerini vatana bağlayacak kadar, bilinçsiz bir hayat sürdürerek yaşıyorlar. Neden Doğu’da seyahat yok. İnsanlık tarihine dair zengin bir kültüre sahip o topraklar, neden turist ziyaretleriyle dolup taşmıyor.</p>
<p>2003 yılında kurumsal bir markanın sunuculuğunu yaptığım zamanlar, Malatya’dan Diyarbakır’a yola çıkacağımız günün ortalarında, Emniyet&#8217;ten <em>“Yola gece çıkmayın, tehlikeli olabilir”</em> uyarısı gelmişti. Teşekkür mü etmeliydik yoksa neden kendi ülkemizde tehlike içinde yol alacağımızı mı sorgulamalıydık! Bizim vergilerimizden maaş alan emniyet, bizleri sadece uyardı. Son yıllarda devlete bağlı ya da özel güvenlik birimlerini meslek edinen birçok kişinin, hiçbir iş tutturamamasından dolayı son tercihleri olduğunun herkes farkında. Mersin’de bir karakolun damında yetiştirilen uyuşturucu maddelerden, Hrant Dink cinayetine değin ve daha birçok şeyde adı olumsuz olaylara karışan güvenliğe nasıl güvenebileceğiz.</p>
<p>2007 yılının Ekim ayı sonunda Tatvan’da askerliğimi bitirip Adana’ya dönmek için, Toplanma Merkezi’ne gitmek zorundaydım. Genel güvensizlikten dolayı üç gün de fazla kaldığım birliğimde on iki saatlik yola altı gün önce çıkmam nasıl açıklanabilir! İşini hakkıyla yapan, olması gerekenleri üşenmeden, insanları yormadan söyleyip, kibarlık gösteren devlet memuru ya da özel şirket çalışanlarına dahi şüpheyle bakan bir toplum burası.</p>
<p><em>“Kendinizde en beğenmediğiniz yönünüz nedir? diye sorulduğunda, &#8216;Çok vericiyim&#8217;, &#8216;İnsanlara hemen güveniyorum&#8217;, &#8216;Yalan söylemeyi beceremiyorum&#8217; diyorlar… Çünkü ruhlarımız kirli artık!” <sup>(3)</sup>.</em></p>
<p>NTV kanalının bir programında, <em>“Olması gereken şeylere neden teşekkür ediyorsunuz?”</em> <em>demişti Murathan Mungan. Yine bir TV’nin yarışma programında </em>“Benim oğlum olsa bu vatana vermem” diyen Bülent Ersoy’la aynı programda <em>“Ben oğlumu feda ederim” </em>diyen Ebru Gündeş’i çılgınlar gibi alkışlamadı mı seyirciler! Kimi haklı buldular kimse anlamadı. Çok sevdikleri bu vatan için, çocuklarını feda etmekten başka ne yapıyor bu insanlar.</p>
<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/09/ex_dave_nitsche61.jpg" alt="Dave Nitsche" title="Dave Nitsche" width="500" height="228" /></p>
<p>Çatışmalarda öyle bir ölüm halini alıyor ki cesediniz, yaşamınızda göremediğiniz çok şeyin imkânları sunuluyor geride bıraktıklarınıza. Her zaman, bir tören mangası olduğu gibi, mezarlıklar da ambulanslardan çok daha önce hazırdır. Türkiye’de hastanelerdeki hazır yatak sayısından daha çoktur mezar sayısı. Her an toplu bir ölüm yaşanabilir bu ülkede. Doğum günlerinde kendilerine yapılan sürprizlere hâlâ şaşırıp, alışık olamasa bile insanlar, doğa ve benzeri afetlere hazırdır bu topraklarda. Elbette sadece felaketlere değil, iyi niyetli dualarının kabulüne de&#8230; Hayatları boyunca bir ambulansa binmek istemeyebilirler. Öyle bir an olur da, gerçekten binmek zorunda kaldıklarında, ambulansın gecikmesinden dolayı binmeye ömürleri yetmediğinde, kabul olan bu duaları için son nefeslerinde teşekkür ediyorlardır muhtemelen.</p>
<p>Zamanında olay yerinde olan sağlık araçları hâlâ haberlere konu olabiliyor televizyonlarda.</p>
<p>Yaşamak için bir işi, bir iş için de maaşa aldırmaksızın sigorta primlerinizin düzenli yatırılmasını yeterli bulup, ortalamanın üzerinde bir yoğunluk ve zamanla çalışıyorsanız eğer, hayatınızı bir şeyler karşılığı değil, yok yere dahi satamıyorsunuz demektir. Hiçbir şeyin garanti olmadığı bir gezegende sigortalı olmak hayatınızda bu denli önemliyse sizler için, <em>“Kendine iyi bak”, “Kendine dikkat et”</em> diye vedalaşanlardansanız bir de, sizler gerçekten hasta ve haklısınız demektir.</p>
<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/09/ex_dave_nitsche81.jpg" alt="Dave Nitsche" title="Dave Nitsche" width="300" height="522" class="picright" />Bu ülkede karşıdan karşıya geçerken, hayvanlardan daha çok ölüyor insanlar. <em>“Ölüm, doğası gereği eğlendirici” <sup>(4)</sup></em> olsa da, hızla kurulan ve her geçen gün sayısı artan Yaşam Merkezleri de eğlencenin tadını kaçırabiliyor doğrusu. Geçirdiği trafik kazasından sonra boynundan aşağısı felç olan yirmi beş yıllık resim öğretmeni Tuğrul Cankurt, ailesi ve diğer yakın çevresine verdiği zahmete katlanamadığından, <em>“Kendimi ve ailemi kurtarmak istiyorum” </em>diyerek devletten ötenazi hakkı istedi. Yirmi beş yıl düzenli olarak ödediği sigortasından tam anlamıyla faydalanamadığını söyleyen Tuğrul Cankurt,<em> “Ne yaşamama ne de ölmeme izin veriyorlar” </em>(19.03.2008) diyor… Evet, sağlık sistemi sadece hastaya değil, onun yakınlarını da düşünüp, yükü hafifletmek durumunda. Yıllarca ödenilen bedelin olumlu dönüşü olmalı. Bir sağlık kurumu, hastalandıktan sonra iyileştirmek için değil, hiç hasta olmama üzerine kurulmalı.</p>
<p>Durmaksızın silah satışlarının artması, suçluların çoğalması, özel güvenlik sistemlerinin gelişmesi, ilaç sektöründeki olumsuz hareketler ne yaşayanların refahını, ne de o ülkenin büyüdüğünü gösteriyor. Tanıtım reklamlarında sevimli bir görsel şölene dönüşen, <em>“&#8217;Geleceğinizi&#8217;, &#8216;Paranızı&#8217;, &#8216;Yarınlarınızı&#8217;, &#8216;Evinizi&#8217;, &#8216;Sevdiklerinizi&#8217; Güvence Altına Alın!&#8221;</em> sözleri birer tehdit mesajı mı acaba!?! Birçok hastane ve cezaevinde boş yatak yok. Ölecek olanla öldürene yer kalmadı.</p>
<p>Türkiye’de suç oranı en düşük şehirlerden biri olan Sinop’un, hem gardiyanı hem de Cezaevi ünlü. Bir de öncesinde ünlü olup, orada ceza çeken kimi ülke aydınları… Cezaevi bugün müze olarak kullanılıyor. Güneri Civaoğlu’nun, Jack Daniel’s viskisinin üretildiği, nüfusu üç yüzü geçmeyen Moore Kasabası&#8217;nda izlenimlerini kaleme alırken, dünyanın en ünlü viskilerinden birini üretiyorlar ama köyde içkinin yasak olduğunu dile getiriyor. “Bar yok, markette içki satışı yok. Köyde küçücük bir hapishane var ama artık müze olarak kullanılıyor.”</p>
<p>1994 yılında Tennessee Eyalet Meclisi&#8217;nin çıkardığı bir kanunla Jack Daniel&#8217;s, Tennessee Viskisi içeren hediyelik sürahiler satmaya başlıyor ve satılan her üründen Moore Kasabası&#8217;na 3,50 ABD Doları bağış yapılıyor. Evet içkinin yasak olduğu bir kasabanın dünyaca tanınan içkisi, kasabanın sürekli gelir getiren bir üretimi haline dönüşüyor.</p>
<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Rize’de hidroelektrik santrallara karşı çıkan çevrecileri “Boş vakitlerini değerlendirenler” diye nitelemesinin ardından, suç oranının az olduğu Sinop’ta nükleere karşı gençlerce kurulan ekolojik kampa jandarma baskın yaparak gençleri gözaltına aldı.</p>
<p>Bizler gerçekten barışçı mıyız? Her zaman her yerde basitlikle dile getirdiğimiz bu yaklaşım sadece bir söz mü yoksa. Amerika’nın Irak’ı işgalinde İncirlik Havaüssü&#8217;nü kullanıma açanlar, her gün gazetelerde rastladığımız yok yere birbirlerini öldürenler; erkeklerini teröre, kızlarını töreye gönüllü verenler, bu ülkenin insanları değiller mi!?!</p>
<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/09/ex_oyleyalniziz1.jpg" alt="Haydar Ergülen" title="Haydar Ergülen" width="500" height="443" /></p>
<p>Kahramanlıklarla dolu <em>“tarih kitaplarımızda yoktur kendimize nasıl kıydığımız.” <sup>(5)</sup>.</em> Yıllarca okul sıralarında Osmanlılar saldırdığında fetih, karşı ülkeler saldırdığında işgal diye okuduk tarihi… Ve belki de tarihin kendi başına verdiği en büyük ders <em>“Tarihi tanımadan tarihçiyi tanı” <sup>(6)</sup></em> gerekliliği oldu bizlere.</p>
<p>Sadece Türkiye üzerine oynanan oyunlar değil, eğer varsa Türkiye’nin oynadığı oyunlardan da söz edilmeli. Hiç kimse masum değil. Oyuncaklar bile&#8230; Bunca insan neden yaşadıklarını bilemeden, ne için öleceklerine ikna edilebiliyorlar. Çünkü onlar, bir hayata sahip olduklarının farkında dahi değiller.<br />
Şampiyonların öyküleri ne denli acıklı olursa öylesi kabul görüyor. Bir güreşçinin, bir koşucunun, hatta bir futbol takımının dahi şampiyonluk hikâyesi anlatılırken, onların kendi imkânlarıyla, zor şartlarda çalışmalarının görüntüleriyle gurur duyan bir ülke burası.</p>
<p>Sevgili Sunay Akın’ın, öğrencisi olduğum yıllarda, bir dersinde söylediği söz yetiyor çok şeyi anlatmaya, <em>“Bir ülke düşünün ki, bilim adamlarını felaketlerden sonra tanıyor!” </em></p>
<p>İşte hepsi bu.</p>
<p><strong>Göksel Bekmezci</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>(1) Tevfik Fikret, (2) Osman Pamukoğlu, (3) Sabiha Özdemir, (4) Küçük İskender, (5) Gündüz Vassaf, (6) Edward Hallet Carr</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/hayatlar-kayitlar-sozler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>An be An</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 13:43:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[hiçlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=692</guid>
		<description><![CDATA[
An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde&#8230; Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı&#8230; An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/06/ex_back_space_daktilo.jpg" alt="Back -to the- Space" /></p>
<p>An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde&#8230; Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı&#8230; An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören virgüller hep, noktalı virgül aslında hayat –hem de imkânsızı öncesizliğin sonrasına gönderen&#8230;</p>
<p>Bir kara bilinmezden bir diğerine yürüyor &#8216;gibi&#8217; insan ve yol da yokmuş üstelik; bir doğuluyor bir ölünüyormuş; varmışız bir, bir yokmuşuz.</p>
<p>Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeden en iyisi, atlamalı karelerden oluşan &#8216;Stop Motion&#8217; bir çiçek gibi solmadan önce, tohumum daha düşmeden toprağa, toprak anayı kaynağından ödünç sularla ıslatmadan daha gökler, yokmuşum gibi mi farzetmeliyim&#8230; Bunu ben mi istedim? İradem geri verebilir mi beni hiçliğe? Hiçlikten gelinebilir mi hiç?</p>
<p>Yoksa, varsam ve nefes alıyorsam, gövdemden ışık yansıtıyorsam âleme, ışık bana değmeye değer buluyorsa beni, ses veriyorsam, gölgem düşüyorsa hâlâ yere, hakkını mı vermeliyim yaşamın daha ne istiyorsa benden&#8230;</p>
<p>Alacağı varsa göreceği de var&#8230; Yürüyelim bakalım; hem zamana teslim, zaman bize emanet.</p>
<p>Ayna ayna söyle bana&#8230; Ama cevap vermeden önce şunu sakın unutma!</p>
<p>Seni ben yarattım;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/an-be-an/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şey Sende Gizli &#8211; Can Yücel</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/exlibrary-kitapligi/ustalardan/her-sey-sende-gizli/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/exlibrary-kitapligi/ustalardan/her-sey-sende-gizli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 03:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Exlibrary</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ustalardan Seçkiler]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[sevilmek]]></category>
		<category><![CDATA[sevmek]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=645</guid>
		<description><![CDATA[İçimdeki karanlığı patlatacağım
ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla
ağlaya ağlaya
Yepyeni bir insan
Pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa
Can Yücel (1926 &#8211; &#8230;)

Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif&#8230;
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü&#8230;
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin&#8230;
Yaşadıklarını kâr sayma;
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna&#8230;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">İçimdeki karanlığı patlatacağım<br />
ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla<br />
ağlaya ağlaya</p>
<p align="right">Yepyeni bir insan<br />
Pırıl pırıl bir can<br />
bitecek toprağa</p>
<p align="right"><em>Can Yücel (1926 &#8211; &#8230;)</em></p>
<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_canyucelin.jpg" alt="Can Yücel Bahçesi" /></p>
<h4>Her Şey Sende Gizli</h4>
<p>Yerin seni çektiği kadar ağırsın<br />
Kanatların çırpındığı kadar hafif&#8230;<br />
Kalbinin attığı kadar canlısın<br />
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç&#8230;<br />
Sevdiklerin kadar iyisin<br />
Nefret ettiklerin kadar kötü&#8230;<br />
Ne renk olursa olsun kaşın gözün<br />
Karşındakinin gördüğüdür rengin&#8230;<br />
Yaşadıklarını kâr sayma;<br />
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna&#8230;</p>
<p>Ne kadar yaşarsan yaşa,<br />
Sevdiğin kadardır ömrün&#8230;<br />
Gülebildiğin kadar mutlusun<br />
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin<br />
Sakın bitti sanma her şeyi&#8230;</p>
<p>Sevdiğin kadar sevileceksin<br />
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer<br />
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın&#8230;<br />
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer<br />
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar insansın.<br />
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret<br />
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın<br />
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın<br />
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.<br />
Kendini yalnız hisetiğin kadar güçlü.<br />
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin&#8230;</p>
<p>İşte budur hayat!<br />
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın&#8230;<br />
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün<br />
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutursun<br />
Çiçek sulandığı kadar güzeldir<br />
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli<br />
Bebek ağladığı kadar bebektir<br />
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin; bunu da öğren,</p>
<p>Sevdiğin kadar sevilirsin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/exlibrary-kitapligi/ustalardan/her-sey-sende-gizli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duvarın Pürüzlerinde Çizilen Yollar</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/duvarin-puruzlerinde-cizilen-yollar/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/duvarin-puruzlerinde-cizilen-yollar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 May 2008 20:48:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[
Var olduğumdan beri hissettiğim en huzurlu anlardan biriydi. Bembeyaz pürüzlü duvarın üzerinde yeni yollar çiziyordum kendime. Hayatım boyunca yapmak istediğim şeyin, kendime bir yol çizmenin, bir idealin peşine takılıp uğruna bir ömür adamanın muhteşemliğini sınıyordum. Altı yedi metre uzunluğundaki bu koridorun ucu mutfağa çıkıyordu. Tam da üzerimde tasarruf için ampul takılmamış boş bir duy vardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_beyazduvar.jpg" alt="Beyaz Badanalı Duvar" title="" width="500" height="327" /></p>
<p>Var olduğumdan beri hissettiğim en huzurlu anlardan biriydi. Bembeyaz pürüzlü duvarın üzerinde yeni yollar çiziyordum kendime. Hayatım boyunca yapmak istediğim şeyin, kendime bir yol çizmenin, bir idealin peşine takılıp uğruna bir ömür adamanın muhteşemliğini sınıyordum. Altı yedi metre uzunluğundaki bu koridorun ucu mutfağa çıkıyordu. Tam da üzerimde tasarruf için ampul takılmamış boş bir duy vardı. Tavan o günlerde benden oldukça uzaktı. Koridorun sonundaki mutfak ışığı korkmamam için yanar halde bırakılmıştı. Bu loş ortamda kendimle baş başa kalabildiğim ender anlardan birinde sanırım 16- 17 yıl önce –ya da ben yaşımı küçük göstermek için öyle hatırlıyorum–eski beyaz duvar üzerinde geziniyordu parmaklarım. Defalarca kireç badanayla üzerinden geçilmiş duvar, çarpık kentleşmiş bir metropolün kuşbakışı görüntüsüne benzeyen pürüzlerle kaplıydı. Özensizce kesildiği için kenarı fazla uzamış tırnağımla ben bu kuş bakışı varoş kentinde sokak sokak dolaşıyordum. Tek meşguliyetim bu değildi tabi ki…</p>
<p>Neyse, tırnağımla çizdiğim yollarda sanki hemen ardımda bir polis arabası veya filmlerdeki kötü adamlardan biri varmış gibi bir sağa bir sola sapıyor, izimi kaybettirmek için farklı yollara giriyordum. Bir süre böyle oyalandıktan sonra daha uzaklara gitmeye karar verdim. Kafamı kaldırıp gözlerimle yeni yerler aradım. Tırnağımla duvardaki kireçleri kazıya kazıya kuzeye, haritamdaki en büyük çatlağın –onu büyük bir nehir olarak hayal ediyordum– bitimindeki örümcek ağlarıyla kaplanmış o güzel ülkeye doğru yola çıkmaya karar verdim. Öyle hızlı gitmek istiyordum ki zaman zaman yoldan çıkıp pürüzlere, çıkıntılara takılıyor oyunu kurallarına göre oynamadığım için kendime kızıyordum. Sonra birden yavaşladım, bulunduğum konumdan uzanabileceğim en son noktaya erişmiştim. Oysa kuzeydeki güzel ülkeye henüz yaklaşmamıştım bile. Birkaç esnemeden sonra ulaşamayacağımı anladım. Çaresizce geri döndü küçük parmaklarım. Başımın hizasındaki bildik sokaklardaydım artık. Fakat bu defa kimse kovalamıyordu peşimden. Hevesim kırılmıştı. Belki bir gün diye geçirdim içimden. Belki büyüdüğümde oraya gidebilirdim.</p>
<p>Aradan 17 yıl geçti hayat adını verdiğim bomboş duvarda yüzlerce yol çizdim kendime. Bir sürü idealim oldu onların peşinde, o küçük yaramaz çocuğun heyecanına kapılıp zaman zaman yoldan çıkarak kuralların üzerinden geçerek koşuşturup durdum. Kuzeydeki, ortasından nehirler doğan o güzel ülkeye benzeyen onlarca kız sevdim. Çoğuna ulaştım. Erişemediklerimden sonra kendi başımın hizasındaki bildik yollara dönüp aheste voltalar atmaya devam ettim. Çokça sıkıldığım oldu yaşamaktan. Hayat bazen korkmamam için açık bırakılmış mutfak ışığımı söndürdü. Karanlık ortasında tek başıma kaldığım o anlarda kaçıp yeni aydınlıklar aramak yerine durup beklemeyi tercih ettim. Yıllar öncesine ait bu küçük kesitten hayata dair çok ders çıkardım aslında. Ve bana daha ne getirir ne götürür bilmesem de kuzeydeki –ortasından nehirler doğan– güzel ülkeme ulaşmak için her geçen gün biraz daha çabalamaya kararlıyım.</p>
<p>Herkesin pürüzlerle dolu da olsa, üzerinden defalarca geçilmiş kireç badanalı da olsa, bir köşesine aşık olduğu ülkelerin bulunduğu tertemiz beyaz duvarları olması dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/duvarin-puruzlerinde-cizilen-yollar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlükler 2</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 18:25:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Kahraman</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/deneysel/gunlukler-2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazı yazmak, yaşamanın karşısındaki ölüm dışındaki ikinci seçenek gibi görünüyor. Benim gibi yaşama uyum sağlayamadığı halde ölmeyi tercih etmeyenlerin ya da cesaret edemeyenlerin önündeki ikinci seçenek.
Uyumsuz bir insan, hayatının bir noktasında yazmaya, yazılarıyla avunmaya karar verir ve yaşadığı acıyı sayfalara dökmeye başlar. Böylece geçmişini yeniden yaşayarak hayatına bir yoğunluk katmaya çalışır ya da yaşadığı anı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/04/ex_deadly_writing.jpg' alt='Yazı' class="picleft" />Yazı yazmak, yaşamanın karşısındaki ölüm dışındaki ikinci seçenek gibi görünüyor. Benim gibi yaşama uyum sağlayamadığı halde ölmeyi tercih etmeyenlerin ya da cesaret edemeyenlerin önündeki ikinci seçenek.</p>
<p>Uyumsuz bir insan, hayatının bir noktasında yazmaya, yazılarıyla avunmaya karar verir ve yaşadığı acıyı sayfalara dökmeye<span id="more-561"></span> başlar. Böylece geçmişini yeniden yaşayarak hayatına bir yoğunluk katmaya çalışır ya da yaşadığı anı yazarak yaşantısını elle tutulur bir hale getirdiğini düşünür. Böylece yaşantısının gidişatını görüp kavrayabilecektir. Bir süre sonra hayatında meydana gelen bazı küçük değişikliklerin bir devrime dönüştüğünün farkına varır. Hayatı gibi kendisinin de değiştiğini fark eder. Artık yazı yazmaya başladığı andaki uyumsuz değildir, bu noktada yazı yazmayı bırakıp yeniden yaşamaya başlayabilir.</p>
<p>Burada şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır:</p>
<p>Yazmaya başladığı için mi değişmiştir yoksa yazdığı için sadece değişiminin farkına mı varabilmiştir?</p>
<p>Bir de bu kişinin yazarak kendine uyum sağlayabileceği daha farklı hayali bir dünya inşa etmeye çalıştığını varsayalım. Bu bir roman veya hikâyedir diyelim. Anlatıda kendisiyle ya da kendisinin bir yanıyla özdeşleştirdiği karakterinin başına kendi durağan hayatında gerçekleşmeyen heyecanlı olaylar getirir. Böylece gerçekte olmayan başka bir ben’e sığınarak hayattan kaçmış ve kurtulmuş olur. Anlatı sona erdiğinde yazar rahatlamıştır. En azından bir yaratımı meydana getirdiği için kendisiyle gurur duymaktadır. Neden duymasındır ki, yazdıklarını kimse okumayacak da olsa televizyonlardaki, gazetelerdeki bir sürü moda olay ve düşüncelerle beyni pelteye dönmüş modern insan sürüsünden değersiz bir yaratımla sıyrılabilmek az şey midir. Fakat yaratımın mutluluğu da tükenip gittiğinde devam eden uyumsuzluk onu yeniden yazmaya itecektir.</p>
<p>Bu sözlerimden uyumsuz olmayan, yaşamıyla ya da varlıkla barışık birinin yazı yazamayacağı anlamı çıkmasın. Tabi ki yazar. Ama benim yazmaktan kastım ‘bugün yirmi üç nisan neşe doluyor insan’ türünden samimiyetsiz şiirler ya da bir takım fabrikalarda seri olarak üretildiğini düşündüğüm Dan Brown imzalı ticari metinler değil. Coşku içinde olan, beyni durmadan serotonin ve dopamin salgılayan kişi oturup bu coşkusunu yazıya dökmek yerine her anının tadını çıkarmaya bakar bana kalırsa. Bir de yazma eyleminin bunca zor ve sancılı bir süreç olduğu düşünülürse. Öyle ki bir roman yazma sürecini anlatan romanlar sadece bir olay örgüsü üzerine kurulu romanlardan çok daha fazla ilgimi çekmiştir her zaman.</p>
<p>Avare avare barlarda sürttüğüm o günlerin birinde işi gücü olan ve bu yüzden bana biraz tepeden bakan bir arkadaşım <em>“boş boş duracağına bir şeyler yazsana”</em> demişti:</p>
<p><em>“Benim senin gibi boş vaktim olsa oturup senaryo yazardım. Millet dizi senaryolarından milyarları götürüyor.”</em></p>
<p>Ama ben milyarlar kazanmak için nasıl yazılabildiğini anlamıyorum. Samimi olarak varlıkla ilgili bir sorunu olmayan birisi para kazanmak için oturup bir şeyler, bir şiir, bir roman, bir felsefe metni yazabilir mi? Belki&#8230;</p>
<p>Ama yazılan neye benzer! Nasıl ki bir yazarın sırf kendisi için yazmasını aklım almıyorsa sırf başkaları için yazmasını da aklım almıyor. Sanırım edebi bir eseri güzel kılan şeylerden biri de samimiyet olsa gerek.</p>
<p>Böyle düşünmüş olsam da milyarlar kazanma fikri yüzünden bir dizi senaryosu yazmaya kalkıştığımı da itiraf etmeliyim. Şöyle bir başlangıç denemesi yapmıştım:</p>
<p>“Habil ve Kabil&#8221;</p>
<p>Havaalanına onu karşılamaya gittiğimde kollarının altında iki Singapurlu kadın vardı. Paparazzilere gülümsüyor, fotoğraflar çektiriyordu. Saçını kazıtmış bir de küpe takmıştı kulağına; MFÖ’nün “deli” şarkısındaki gibi. Beni görünce sevinçle yanıma geldi.</p>
<p>- Merhaba Tahir. Nasılsın görüşmeyeli?</p>
<p>Onun yanıma gelmesiyle magazin basınının menziline ben de girmiştim.</p>
<p>- İyiyim, Haluk. Seni de iyi gördüm.</p>
<p><em>&#8220;İyi de laf mı bomba gibiyim&#8221;</em> dedi ve yanındaki kızları benimle tanıştırdı.</p>
<p><em>“Bak bu Martha, bu da Fatima. Nasıl, güzel kızlar değil mi?”</em> <em>“Evet”</em> dedim;</p>
<p>- Güzel kızlar&#8230; İstersen artık gidelim.</p>
<p>- Nereye?</p>
<p>- Eve tabii. Babam bekliyor.</p>
<p><em>“Öyle mi?”</em> dedi suratını asarak; <em>“Sen git. Ben daha sonra gelirim.”</em> Bu hengamede ona ısrar etmek istemedim:</p>
<p>- Sen bilirsin ama geç kalmasan iyi olur.</p>
<p><em>“Tabi”</em> dedi; <em>“Merak etme.”</em></p>
<p>Belki bugün eve gelmeyecekti, bunu biliyordum. Ama buradan hemen uzaklaşmak istiyordum ve hızlı adımlarla uzaklaştım.</p>
<p>Eve geldiğimde babam asık bir suratla televizyon izliyordu. Ayşe Hanım ise her zamanki gibi evde yoktu. Kim bilir hangi gece klubündeydi. Yanına gidip sessizce koltuğa oturdum. Babam bana dönüp bakmadan <em>“O nerede?”</em> diye sordu.</p>
<p>- Akşam gelirim, dedi.</p>
<p>Cevap vermedi. Kımıldamadan televizyon izlemeye devam etti. Mutsuz olduğunda yaptığı şey buydu: Televizyon karşısında somurtmak. Aslında hiç bir şey izlemiyordu, sadece öylece televizyonun önünde oturuyor ve her şeyle irtibatını kesiyordu. Bu onun gerçeklerden kaçış yoluydu. Dediğim gibi mutsuz olduğunda kaçtığı yerdi televizyon karşısı ve bu aralar hep televizyon karşısındaydı.</p>
<p>Öylece oturdum ve ben de onun bu oyununa katıldım. Hiç bir kanalda on saniyeden fazla kalmıyordu. Bu duruma yarım saat dayanabildim ve kalkıp odama geçtim. Yatağa uzandım.</p>
<p>Tam uykuya dalıyordum ki babamın bağırışıyla kendime geldim: <em>“Tahir, buraya gel!&#8221;</em></p>
<p>Yanına gittiğimde ekranda Haluk ve sevgilileri vardı. Havaalanında yapılan çekimlerdi. <em>&#8220;Bundan haberin var mıydı?&#8221;</em> diye sordu babam.</p>
<p>- Evet, baba&#8230;</p>
<p>- Niye bana söylemedin?</p>
<p>Sustum. <em>”Biz bunu mankenlerle kırıştırmasın diye göndermedik mi? Bu ne kepazelik. Şunun haline bak! Kafa dazlak, kulakta küpe.”</em> dedi. Bu sırada Haluk’la yapılan röportaj gösteriliyordu.</p>
<p>- Bu güzel bayanlar kim, Haluk Bey?</p>
<p>- Sevgililerim.</p>
<p>Muhabir yapay bir şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>- İkisi de mi?</p>
<p>- İkisi de. Neden şaşırıyorsun. Dinimiz dört kadına kadar izin vermiyor mu?</p>
<p>Babamın yüzü kıpkırmızı olmuştu.</p>
<p>- Ünlü manken Demet Sezer’den ayrıldıktan sonra Uzakdoğu seyahatine çıkan Doğan Moda’nın veliahtı ünlü Playboy Haluk Sarar, yanında iki güzelle ülkeye döndü.</p>
<p>Sonra görüntüye ben girdim. Babam bana bir bakış atıp tekrar ekrana döndü.</p>
<p>- Haluk Sarar gecenin ilerleyen saatlerinde Rayna’daydı.</p>
<p>Bu görüntülerde de Haluk kâh dans ediyor kâh kızlarla öpüşüyordu.</p>
<p>***</p>
<p>Eğer yazmaya devam etseydim hikâye Haluk’un babasıyla maddi, manevi her alanda savaşması ve Selim’in bu savaşta arada kalması şeklinde gelişecekti. Haluk’un babasına düşmanlığının ardında babasının zamanında gerçek annesine çok kötü davranmış olması yatacaktı. Öyle ki babası geçmişte öz annesini defalarca aldatmış, terk etmiş, hatta dövmüş olacaktı. Son olarak da boşanmış ve üvey anne Ayşe’yle evlenmişti. Öz anne de kanserden ölmüştü. Haluk babasına karşı savaşında babasının ticari düşmanlarıyla bir olup rakip bir moda şirketi kurmaktan üvey annesini baştan çıkarmaya kadar varacaktı.</p>
<p>Ama ne ben yazmaya çalıştığım bu renkli dünyayı tanıyordum ne de bu anlatıyı yazacak kadar güdülenmiştim. Sandığım kadar kolay olmadığı gibi, içki içmekten daha cazip de değildi. Sonuçta bu hikâyeyle ilgili kafamda bir çok imge beliriyordu ama bunu kağıda dökecek gerçek yetenekten yoksundum.</p>
<p>Hem neden yazacaktım sanki? Böyle bir metin görüntüye aktarılmadığı sürece ne para ne de doyum sağlayabilirdi bana. Görüntüye çevirebilecek bağlantılarım olsaydı da metne ihtiyacım kalmazdı; kafamdaki kelimeye dönüşmemiş imge ve fikirler yeterli olurdu bana.</p>
<p>Tekrar ediyorum; yazmak, yaşam karşısında intihar dışındaki ikinci seçenek gibi geliyor bana.</p>
<p>Albert Camus Sisifos Söyleni’ni intihara mantıklı bir yanıt bulmak için yazmadı mı? Goethe’nin de intihar fikrinden genç Werther’in acıları sayesinde kurtulduğu söylenir. Hani yazarların yazmak için yaşadıkları söylenir ya, o zaman yaşamak için bir bahaneye dönüşmüyor mu yazmak. Yine o zaman yazmak için yaşamak, yaşamak için yazmakla eşanlamlı olmuyor mu? Bütün bunların dışında yazmak büyü yapmaya da  benziyor. Belki insanlar günlük tutarken yaşadıkları günleri de değiştiriyorlar ve yazdıklarını yaşamaya başlıyorlardır.</p>
<p>Belki iyice saçmalamaya başladım ve kendimi kandırmaya uğraşıyorum. Ama bu söylediklerim üzerine yazı yazılmış kâğıtlarla –hani şu muska dediğimiz kâğıtlarla– hayatlarını değiştirmeye çalışanların bunca çok olduğu toplumumuzda çok da abes olmasa gerek.</p>
<p>Sonuç olarak yazacağım; çünkü tutunacak başka bir dal bulamıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İç İçelik</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Mar 2008 04:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iç içelik]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/deneme-edebiyat/ic-icelik/</guid>
		<description><![CDATA[Boyut ve algı&#8230;
Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki &#8217;siz&#8217;, &#8216;top&#8217; olarak algılanmalı.
Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile daha az. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/03/in_u.jpg' alt='Sevgi' class="picleft" />Boyut ve algı&#8230;</p>
<p>Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki &#8217;siz&#8217;, &#8216;top&#8217; olarak algılanmalı.</p>
<p>Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile daha az. Çünkü evrimin efendi kılmasından itibaren doğanın dürtüklemeleri işlemez olmuş insana. Mevcut algı mekanizmalarımızı tetikleyen fiziksel duyular, hayatı sürdürebilmeye yarayan araçlardır; yaşamamız gerektiği gibi yaşamamızı sağlayan şeyler değil. Zırh kaplanmışız aklımızca, sonra sonra birbirimizin gözünü bağlamışız ve uygarlık doğmuş; aslında kör döğüşü.</p>
<p>Bilim de kendini bağlar ya zaten; duymadığını, görmediğini yok sayar ve insanın içine ve aslında evrene &#8216;ineceği&#8217; yerde insanı insana kırdıran araçları satmak için işletilir düzen, ben atoma atom demem atomdan bomba yapmamışsam eğer dediğine şahidiz hepimiz ki önce havayla bir olmuşlara sormak gerek bir de bunu; &#8216;göz&#8217; ardı edilenlere&#8230;</p>
<p>Tropik adadan uzaklaşmaya çalıştıkça gücünüzü tüketen, adanın etrafını çevreleyen şiddetli dalgalardır ki ötesindeki dinginliğe varabilirseniz ancak yol almaya başlarsınız. Algılama şeklinizi, öğretilenleri, güdülenmelerinizi bir tarafa koymadığınız sürece, mesafeler ve mesafesizlik konusunda mesafe kat etmek mümkün değildir. Herşey sizde gizli aslında, açığa çıkmak için can atar bir hali de yok üstelik.</p>
<p>İç içe herşey; birbirinin içinde. Evren ve atom, evren ve atom hakkında biliyor olduklarımızdan daha küçüğü ve daha azametlisi; birbirini modellemekte görülebilen şekliyle bile. İki uç diye birşey yok. Başı ucuyla aynı herşeyin. Öte, beri aynı. Ezel ebedle birleşir der Mevlana. Tanrı içimizde der çoğu bilge, kutsallarımız bile. Tanrı sensin der; daha ileri gidebilenleri Tanrı&#8217;yı öldürerek algı kapımızı zorlar.</p>
<p>Her şey birbirini doğuruyor. Renkler beyazdan, karanlık ışıktan doğuyor. Güneş doğumuzdan doğuyor &#8216;yere&#8217; bastığımız için, doğu nereye göre doğu bir düşünsenize; var mı aslında bir mihenk noktası?</p>
<p>&#8216;İç içelik&#8217; diyorum ben buna.</p>
<p>Siz sevgi de diyebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/ic-icelik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilgisayar Destekli Hayat Kılavuzu</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/makaleler/bilgisayar-destekli-hayat-kilavuzu/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/makaleler/bilgisayar-destekli-hayat-kilavuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Oct 2007 18:50:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kılavuz]]></category>
		<category><![CDATA[önbellek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tahayyül]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden başlat]]></category>
		<category><![CDATA[yetenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/serbest/bilgisayar-destekli-hayat-klavuzu/</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda, hayatımızı bilgisayara benzetmek, benzettikçe de aslında ne olduğumuzu, ne olmadığımızı; nelere sahip olup, neleri kaçırdığımızı ortaya koymak istiyorum.
Çokça tespitte bulunmak yerine, sizlerin görüşlerinden faydalanmak asıl amacım. Böylece salt kendi görüşlerimle odur-şudur demek yerine, belki de farkında olmadığım bazı gerçekleri sizlerden destek alarak paylaşmak &#8220;en iyisi&#8221; diyorum ve bu yazı sonuna nakşedeceğiniz surette yazacağınız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda, hayatımızı bilgisayara benzetmek, benzettikçe de aslında ne olduğumuzu, ne olmadığımızı; nelere sahip olup, neleri kaçırdığımızı ortaya koymak istiyorum.</p>
<p>Çokça tespitte bulunmak yerine, sizlerin görüşlerinden faydalanmak asıl amacım. Böylece salt kendi görüşlerimle odur-şudur demek yerine, belki de farkında olmadığım bazı gerçekleri sizlerden destek alarak paylaşmak &#8220;en iyisi&#8221; diyorum ve bu yazı sonuna nakşedeceğiniz surette yazacağınız paragrafları merakla bekliyorum.</p>
<p>Bu kavramlardan bazıları kendimizden, bazıları ise bilgisayarlardan ilham alıyor. İşte benim benzetmelerim:</p>
<h3>Kader</h3>
<p>Bilgisayar veya akıllı elektrikli/elektronik aletlerdeki <em>flash </em>belleği bilirsiniz. Bilmeyenler için söyleyelim; programcısı tarafından önceden tanımlanmış bir takım komutlar, o cihaza yaptırılmak istenen hareketleri belirler. Böylece harici bir komut ve katkı olmaksızın o cihaz, <em>flash</em> bellek sayesinde görevini bihakkın yerine getirir&#8230; Sizce vücudumuzda <em>flash </em>bellek görevini yerine getiren bir uzuv, herhangi bir organımızda saklı bir alan veya bizim dışımızdaki bir bilgi işlem merkezinde bizi yöneten önceden tanımlı komutlar mevcut mu?<span id="more-187"></span></p>
<h3>Depresyon</h3>
<p>Bilgisayar kullananlar, özellikle Windows işletim sisteminin herhangi bir sürümüne maruz kalanlar bilir. Makine bazen çalışmak istemez. Çalışır da; sizin enerjinize, çalışma isteğinize aynı heyecanla karşılık veremez. Ya birtakım gereksiz yüklerle doludur -ki bunları sizlerin yüklemiş olmanız da gerekmez (hayır, virüs vb. yabancı maddelerden bahsetmiyorum)- ya da o anda kullandığınız bir program, kafasına göre takılan bir başka programın işletim sisteminize yüklediği külfetten muzdarip, görevini daha yavaş yerine getirir. Siz farenize istediğiniz kıvraklıkta hükmedin, ekrandaki imleç sizin hızınıza ayak uyduramaz&#8230; Hiçbir şey yapmak istemediğiniz zamanlar olur mu veya bu gibi zamanlarda aslında hayat normal seyrine devam ederken siz ne gibi gereksiz yüklerin esiri olduğunuzu düşünür de kendinizi yeniden başlatmak ister misiniz?</p>
<h3>&#8220;Yeniden Başlat&#8221;mak</h3>
<p>Doğru gitmeyen bir şeyi durdurmak istediğinizde bilgisayarınızı <em>&#8220;reset&#8221;</em>ler misiniz yoksa tekrar edebileceği korkusuyla ona &#8220;format&#8221; mı atarsınız? Zaman zaman hayatımızı <em>reset</em>&#8216;leyebiliriz. Bu, <em>harddisc</em>&#8216;imizde kayıtlı olan şeyleri silmez ve biri çıkar, bu bilgileri anlamlı veriler halinde yeniden okuyabilir. Okuyabilir de, okuduğunda ne olur? <em>Reset</em>&#8216;lediğimiz bilgisayar ne kadar <em>reset</em>&#8216;lenmiş olur? İş, format atmaya kadar gelirse, bilgisayar benzeştirmesinden hareket ederek düşünürsek, hayatımız söz konusu olduğunda bu sizce mümkün mü? Kendi kendimize format atabilir miyiz?</p>
<h3>Yetenek</h3>
<p>Bilgisayarınızda her şeyi yapabilecek, her yere sarkabilecek ama bir o kadar da hiçbirine el sürmeyeceğiniz kadar çok program mı var, yoksa sizi önceden belirlenmiş hedeflerinize ulaştıracak &#8220;yeteri&#8221; kadar programla mı başbaşasınız? Ya moda olmuş yeni şeyler? Onları da hedeflerinize dâhil edip bilgisayarınıza hediye mi edersiniz, yoksa başka şeyleri kendi haline bırakıp işinize mi bakarsınız? Bu söylediğimize &#8220;yetenek&#8221; başlığı uygun mu, o ayrı mesele&#8230;</p>
<h3>Hafıza</h3>
<p><em>Harddisc</em>&#8216;iniz ne kadar? Doldurabildiniz mi? Doldurabiliyor musunuz? Size yetiyor mu? Yoksa hayatınız boyunca didinip sadece yüzde bilmem kaçını mı doldurabileceğinizi sanıyorsunuz? <em>Harddisc</em>&#8216;inizde ulaşabileceğiniz bölüntü alanıyla mı yetiniyorsunuz yoksa ulaşamadığınızı düşündüğünüz, isteminiz dışında müdahale edilebilen, sistem tarafından kullanılan boş veya dolu alanlar olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Sisteme, sisteminize ne kadar hakimsiniz?</p>
<h3>Önbellek</h3>
<p><em>Harddisc</em>&#8216;imiz ne kadar büyük olursa olsun, günlük hayatımızda hemen kullanmamız gereken, anlık tepkilerimize yardımcı küçük hafıza alanları, önbellekler bulunur. Bu önbelleklere neler çağırırız? Tehlike işaretlerine verdiğimiz tepkiler, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılamak için gerekli tedarik bilgileri, biz farkında olmadan vücudumuzu oluşturan yaşamsal organların beynimize verdiği sinyal ve refleksler; örneğin nefes alma ihtiyacı vb. &#8220;ve benzemeyenleri&#8221;&#8230;</p>
<h3>Hastalık</h3>
<p>Vücudumuzun sağlıklı çalışabilmesi için gereken savunma mekanizmamız ne kadar güçlü? Ondan, bundan türeyen en basit virüslere karşı kendimizi savunabilir durumda mıyız, yoksa bünyemiz her türlü dış etkiye açık ve açık olduğu oranda da umursamaz bir bekleme halinde mi? Stresle, gerekli veya gereksiz ama zaman zaman bizi aşabilen yüklerle baş edebiliyor muyuz? İşletim sistemimizi sorguluyor muyuz yoksa onu başkalarının da kullanıyor olması ve maruz kalınan etkilerin aynından onların da payını alıyor olması gibi bir teslimiyetle mi yaşıyoruz? Başka bir işletim sistemi seçme şansımız var mı? Başka işletim sistemleri olduğunu biliyor muyuz? Mevcut işletim sistemimizin hayatta kalabilmesi için yine başkalarının ürettiği ilaçlara mı başvuruyoruz yoksa hastalıklar dâhil, bizi sağlıksız diye nitelendirilebilecek durumlara karşı savunan öz mekanizmalara sahip miyiz?</p>
<p>Benden bu kadar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/makaleler/bilgisayar-destekli-hayat-kilavuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanımeli</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/siir-hanimeli/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/siir-hanimeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 21:01:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[hanımeli]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/2006/12/05/siir-hanimeli/</guid>
		<description><![CDATA[Balkondaki saksıda
Didinip durur uzamak için
Bilmez ki tutunacak yeri yok
Küser bazen bu yüzden
Döker yapraklarını
Üzülme sen hanımelim
Nereye saracağını bilmeden
Yaşamak umutla vakur
Bir yere yaslanıp kalmadan
Yürümek hayatı
Ucunda kuruyup gitmek bile olsa
Bizimdir be güzelim
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Balkondaki saksıda<br />
Didinip durur uzamak için<br />
Bilmez ki tutunacak yeri yok</p>
<p>Küser bazen bu yüzden<br />
Döker yapraklarını</p>
<p>Üzülme sen hanımelim</p>
<p>Nereye saracağını bilmeden<br />
Yaşamak umutla vakur<br />
Bir yere yaslanıp kalmadan<br />
Yürümek hayatı<br />
Ucunda kuruyup gitmek bile olsa<br />
Bizimdir be güzelim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/siir-hanimeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
