<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Exlibrary &#187; Doğa</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/tag/doga/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Oct 2009 12:56:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Taşsız Mezarlığın Hanımı</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/tassiz-mezarligin-hanimi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/tassiz-mezarligin-hanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 21:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu Nehir Halaçoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[böcekler]]></category>
		<category><![CDATA[delikanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanatlar]]></category>
		<category><![CDATA[karahindiba]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[koşmak]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[mezarlar]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[otlar]]></category>
		<category><![CDATA[savaşçı]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>
		<category><![CDATA[sis]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tepeler]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[zırh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2775</guid>
		<description><![CDATA[
Soğuk, üşütüyor bedenimi. Diz çöküp kaldığım, kök verdiğim toprağın çıplak kucağına dökülmüş, saçlarım&#8230; Uzun mu uzun, cansız, gümüş rengi saçlarım. Ancak rüzgârın ziyaret ettiği bu kimsesiz açıklıkta, nefesi olan tek varlığım. Sonsuz uykularını böceklerle paylaşan atalarım, dostlarım, aşklarım ve tanımadıklarım kadar yalnızım. Gözlerinde fer, yüreğinde ateş bulunan kimse duramaz burada; dilimi çözüp, sonsuz ıstırabımı anlamaya&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/08/sun_against_fog_fmuller.jpg"><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2009/08/sun_against_fog_fmuller.jpg" alt="Sun Against Fog - F Muller" title="Sun Against Fog - F Muller" width="565" height="378" class="aligncenter size-full wp-image-2778" /></a></p>
<p>Soğuk, üşütüyor bedenimi. Diz çöküp kaldığım, kök verdiğim toprağın çıplak kucağına dökülmüş, saçlarım&#8230; Uzun mu uzun, cansız, gümüş rengi saçlarım. Ancak rüzgârın ziyaret ettiği bu kimsesiz açıklıkta, nefesi olan tek varlığım. Sonsuz uykularını böceklerle paylaşan atalarım, dostlarım, aşklarım ve tanımadıklarım kadar yalnızım.<span id="more-2775"></span> Gözlerinde fer, yüreğinde ateş bulunan kimse duramaz burada; dilimi çözüp, sonsuz ıstırabımı anlamaya&#8230; Ben bu mezarlığın hanımıyım. İnce dudaklarımdan yayılan dertli nağmeyi rüzgâra yükler, bu taşsız mezarlarla paylaşırım. Sesim tepelerin ötesindeki sisli gölde yankılansın. Yükselsin, kuru ağaçların güneşten sakınan kırık dallarına! Yayılsın, ne olur, bu kuru, kısır toprağa&#8230; Birisi ahımı duysun&#8230;</p>
<p align="center">***</p>
<p>Soğuktan donmuş çamur tabakalarını çatırdattı güçlü, zırhlı ayaklar. Kıştan kalma kar öbeklerinin ak parıltısı, yüreği kamaştıran bir çınlamayla kıpırdanan kılıçların keskin çeliğine yansıdı. Kaba tavırlarla çekiştirdiler peşlerinden sürükledikleri kırpani kılıklı delikanlıyı.</p>
<p>- Yapmadım dedim! Ben yapmadım!</p>
<p>- Yürü! Lanet haydut yürü!!</p>
<p>Delikanlının paçavraları şık kılacak, rengi akmış pantolonu ve çuval kadar ağır, kabuk gibi gömleği, bu muameleden ötürü iyice biçimsiz bir hal almıştı. Saçları, ağır bedenlerin altında ezilip yumuşayan çamura bulanmış, dizleri sürüklenmekten ötürü sıyrılmış, kanıyordu. Sağında solunda dev kuleler gibi yükselen güçlü kuvvetli savaşçılara kaldırdı başını bir anlığına. Gözlerinde merhamet dilenen bir ifade vardı ancak bu ifadeyi farkında olmadan, gençliğin verdiği bir gururun ardında gizliyordu.</p>
<p><em>“Yemin ederim.. yemin ederim..”</em> diye açıklamaya çalıştı zırhlı kulelere. <em>“Sadece görmek istedim, birşey çalmadım!”</em></p>
<p><em>“Bir aydır uğraşıyoruz seni yakalamak için, ne desen boş! Adam gibi yürü köpek!”</em> diyerek hoyratça tekmeledi sürünen genci, iri yarı savaşçı.</p>
<p>Delikanlı yediği tekmeyle iki metre öteye savrulsa da, can korkusundan olsa gerek, imkansız bir hızla toparlandı ve savaşçılar yanına ulaşamadan daha, fırladığı gibi koşmaya başladı. Zırhların çangırtısı, çekilen kılıçların iç gıcıklayan çınlaması ve küfürleri böğürtüye dönüşen adamların korkutucu sesleri&#8230; Delikanlı arkasına bakmaya cesaret edemeden, vücudunun titrek yorgunluğuna aldırmadan koştu, koştu. Ta ki, kar ve buz kalıntılarını emen bir yamacın toprağında ayağı kayıp, aşağıya, çarptığı her taşta kanından bir iz bırakarak yuvarlanana kadar.</p>
<p>Yuvarlanışı nihayete erip kıpırtısız kaldığında, düşünmeyi başaramadı önce. Öylece yattı, üzerine eğilen ağaçlarda tek tük asılı kalmış, damarları kurumuş, kahverengi yaprakları, havada süzülen karahindiba tohumlarının büyülü gezintisini izledi. Doğa iki kutba ayrılmıştı; ağaçlar bilge bir sabırla zamansız kar yağışlarının dinmesini beklerken, otlar azıcık güneş görünce tohumlarını rüzgârın kollarına bırakmıştı. Kulağının yakınlarından geçmekte olan böceklerin sakin ayak seslerini dinledi, öylesine sessizdi ortalık; kuşların cıvıltısı uzak, ormanın hayvanları suskundu. Savaş meydanlarından gelen çığlıklar ve dev ordugâhlardaki hengame ulaşamazdı buraya. Yanan köylerin insan eti kokan çıtırtıları, yaralıların kaderlerine küfreden iniltileri&#8230; Yavaşça doğrulurken, düştüğü mesafeyi görebilmek için kaldırdı başını. Karnı guruldadı. Karnından gelen isyana cevap verircesine, yukarıdaki yamaçta bir ses çınladı.</p>
<p>- İzleri burada!!</p>
<p>Delikanlı, yüreği oynayarak fırladı oturakaldığı yerden ancak az önceki kadar atik ve hızlı değildi. Arkasından bir takım bağırış çağırışlar duyunca, neresinin çizildiğine aldırmadan, dev, mavi çalılarla kaplanmış küçük bir tepenin kollarına attı kendisini. Nereye gittiğini bilmeden, hırçın dallarla boğuştu uzunca bir süre. Bacakları bedenini taşıyamayacak kadar ağırlaştığında, heyula gibi yükselen çalıların dikenli dalları birden bitti ve delikanlı kendisini, sisin fokurdadığı, huzursuz, gri bir göle bakarken buldu. Gölün çevresini saran ağaçlar kuru ve yamuktu. Sanki bir lanet kavramıştı onları, dayanılmaz bir ıstırapla kasılıp kalmışlardı; kararmış gövdelerinden dökülmüş kabuklar, gölün nemlendirdiği mat renkli çalıların üzerini kaplamıştı. Bir yılan kıvrılarak suya yöneldi; delikanlı gözlerini açıp kapayana, yılanın suda bıraktığı zayıf kıpırtılardan başka birşey kalmamıştı görünürde.</p>
<p>Peşimdekilerin seslerini duyar mıyım diye kabarttı kulaklarını. Lâkin, değil peşindeki savaşçıların öfkeli homurtuları, kendi ayak pıtırtıları dahi emiliyordu bu tekinsiz sis tarafından. Vazgeçmişti ki dinlemekten, bir inleme yakalandı kulaklarına; hayır, inleme değil, hafif, ezgisi büyülü bir şarkı&#8230; Gölün kıpırtıları, sisin fokurtuları anlamlı gelmeye başladı o anda; şarkının ritmine uyumlu, bir yılan kıvraklığıyla raks ediyorlardı. Bu hüzünlü, sözsüz şarkıyı söyleyenin ince, duru sesiyle doldurdu ruhunu. Korkusu, çaresizliği, açlığı yatışıverdi, güç geldi vücuduna. Şimdi, önemli olan peşindekiler değildi; şarkıyı söyleyeni merak etmeye başlamıştı. Şevkle yürümeye başladı, sesin sahibini bulabilmek için kibirle yükselen çalıları, devrilmiş ağaçların, önüne set çeken delik deşik gövdelerini aştı. Tepeleri tırmandı, tepeleri indi, ses yaklaşınca sevinçle doldu, ses uzaklaşınca korkuya kapıldı. Sonunda puslu, gizemli bir açıklığa vardı. Basit, kırık dökük bir çit çevreliyordu burayı. Çitlerin üstünden tek hamlede atlayıp bakındı etrafına. Kırağı tutmuş toprak kısır, topraktaki tümsekler yapayalnızdı. Kemikler ve kurukafalar çarptı gözüne. Savaşların içinde doğup büyümüş olduğundan, bu görüntü onu o kadar da etkilememişti. İlerlemeye devam etti.</p>
<p>Bir anlığına, ama yanlızca bir anlığına, tümsekten mezarlarla ve mezarlardan taşmış kurukafalarla süslü puslu açıklığın ortasında gördü onu. Dizleri üstünde oturmuş, uzun saçları yerleri kaplamış, incecik belinin silüeti heyecan uyandıran bir kız. Pusun kanatlarına sığınmıştı, bu yüzden ayrıntılardan yoksundu bilincine kazınan görüntü; yinede, aklı ve kalbi kıza kilitlenmiş bir halde koşturdu. Kızın hüzünlü sesi, o yürek yakan tını yaklaştıkça gözleri ışıldadı delikanlının.</p>
<p><em>“Kimsin sen?”</em> diye seslendi ona. <em>“Ne işin var bu taşsız, terk edilmiş mezarlıkta?”</em></p>
<p>Kız şarkısına ara vermedi. Pusun, delikanlının etrafına çektiği çember daralmıştı iyice; bir an kaybeder gibi oldu kızın silüetini ve yanık sesini, sonra uzun saçlarının pusu yaran parlaklığını yakaladı ve koşmaya devam etti. Birden, hafif bir esinti sardı her yanı, uçuştu karahindiba tohumları ve kızı gördü hemen karşısında; zarif boynu bükük, bakışları toprakta, elleri bitkince iki yanında, kuru yaprakların takıldığı toz yeşili elbisesiyle birlikte toprağa yayılmış, parıldayan saçları&#8230; Acıyla yere yıkıldı delikanlı. Delik deşik olmuş karnından ve göğsünden akan kanları izledi hayretle. Arkadan bir yerden zafer yüklü böğürtüler geldi kulağına ve bir iki ok daha çakıldı yanıbaşına. Kız susmuştu; o acıklı ezgiyi duyamayacaktı bir daha. Gözlerinin feri akarken, kızın donuk gözlerini yakaladı ve ağır ağır uzattı elini dizlerine. Soğuktu.<br />
Savaşçılar, öldürdükleri gencin yanına gelip, üstünde değerli bir şey var mı diye onu yokladılar. Yoktu. Hırsız! diye tükürdüler cesede, kılıçlarını kınlarına, oklarını sadaklarına yerleştirdiler, rahat bir oh çekip, gittiler&#8230;</p>
<p align="center">***</p>
<p>Ben bu mezarlığın hanımıyım. İnce dudaklarımdan yayılan dertli nağmeyi rüzgâra yükler, bu taşsız mezarlarla paylaşırım. Ancak rüzgârın ziyaret ettiği bu kimsesiz açıklıkta, nefesi olan tek varlığım. Gözlerinde fer, yüreğinde ateş bulunan kimse duramaz burada; dilimi çözüp, sonsuz ıstırabımı anlamaya&#8230; Sesim tepelerin ötesindeki sisli gölde yankılanır, yükselir, kuru ağaçların güneşten sakınan kırık dallarına! Yaklaşma, ne olur, bu taşsız mezarlığa. Uzaktan dinle, merak etme ahımın kaynağını; ölümün habercisidir büyülü şarkılarım. Diliyorsun diye yanıma varmayı, pusun ardında gizlenir, gözlerinden sakınırım. Seslenmişlerdi bana aynı senin gibi, adını bilmediğim atalarım, dostlarım, aşklarım ve tanımadıklarım&#8230; Yaklaşırsan parlar saçlarım; uzun mu uzun, cansız, gümüş rengi saçlarım. Dokun bana; ben, bu mezarlıktaki tek taşım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/tassiz-mezarligin-hanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Heykel Adam</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 21:34:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Tan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[adam]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[granit]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[oturmak]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[susmak]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=2766</guid>
		<description><![CDATA[Sustu hep heykel adam&#8230;
Granit bir kadın
ya da
Mermer bir aşk
Bekleyerek hayattan.
Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;
Taş taşla toplanır her zaman.
Bir an olsun düşünmedi ki
Nesne bile bazen sıkılır.
Karışır ateşe kum taneleri
Billur olur, değişir.
Durdu hep heykel adam&#8230;
Taş gözlerde mavi-sarı renkler&#8230;
Sustuğu sözcüklerde gizli kıvılcımlar&#8230;
Saklayarak hayattan.
Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;
Kalkıp gidemedi oturduğu yerden.
Bir an olsun düşünmedi ki
Nesne bile bazen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sustu hep heykel adam&#8230;<br />
Granit bir kadın<br />
ya da<br />
Mermer bir aşk<br />
Bekleyerek hayattan.</p>
<p>Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;<br />
Taş taşla toplanır her zaman.<br />
Bir an olsun düşünmedi ki<br />
Nesne bile bazen sıkılır.<br />
Karışır ateşe kum taneleri<br />
Billur olur, değişir.</p>
<p>Durdu hep heykel adam&#8230;<br />
Taş gözlerde mavi-sarı renkler&#8230;<br />
Sustuğu sözcüklerde gizli kıvılcımlar&#8230;<br />
Saklayarak hayattan.</p>
<p>Ne de olsa nesnenin doğasına aykırıydı&#8230;<br />
Kalkıp gidemedi oturduğu yerden.<br />
Bir an olsun düşünmedi ki<br />
Nesne bile bazen sıkılır.<br />
Karışır çakıl taşları denize<br />
Erir, gider uzaklara.</p>
<p>Heykel adam durduğu yollara baktı.<br />
Kaya kadınlara<br />
Çakıltaşı çocuklara<br />
Ve dikilitaş hayatlara<br />
Sıradan bir heyecanla sarıldı.<br />
Sonra kafasını çevirdi,<br />
Gitmediği yola son bir kez baktı.<br />
Tarçınlı tebessümlere<br />
Enflasyonlu aşklara<br />
Ve ayçiçeği bakışlara<br />
El salladı uzaktan.</p>
<p>Durduğu yolları seçti heykel adam.<br />
Hep gittiği yollara gitti.<br />
Gitmediği yollarda çatallar vardı.<br />
Dönüp bakmadı bir daha&#8230;<br />
Durduğu yolları seçti heykel adam&#8230;<br />
Hep bildiği yollarda kaldı.<br />
Hep gittiği yollara gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/heykel-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat &#8211; Sanatçı</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/sanat-sanatci/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/sanat-sanatci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2008 23:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Exlibrary</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Albrecht Dürer]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[Aristoteles]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[değişmek]]></category>
		<category><![CDATA[dış görünüş]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[F. Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[gem vurmak]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gün yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[nesne]]></category>
		<category><![CDATA[Pablo Picasso]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Neriman Samurçay]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[taşımak]]></category>
		<category><![CDATA[tutku]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yansıtmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=1719</guid>
		<description><![CDATA[Sanatın amacı nesnelerin dış görünüşünü değil, taşıdığı anlamı yansıtmaktır.
Aristoteles
Sanat doğanın içindedir; sanatçı onu oradan çıkarabilendir.
Albrecht Dürer
Gerçek sanat, yaratıcı sanatçının gem vurulamayan tutkusundan anlaşılır.
Albert Einstein
Sanat hakikatten daha değerlidir.
F. Nietzsche
Tüm çocuklar sanatçıdır. Asıl sorun, büyüdüklerinde nasıl sanatçı olarak kalabilecekleridir.
Pablo Picasso
Bir sanat ürünü gerçekleşip de gün yüzüne çıkmışsa, dünyada bir şeyler değişmiştir.
Prof. Dr. Neriman Samurçay
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sanatın amacı nesnelerin dış görünüşünü değil, taşıdığı anlamı yansıtmaktır.</em><br />
<strong>Aristoteles</strong></p>
<p><em>Sanat doğanın içindedir; sanatçı onu oradan çıkarabilendir.</em><br />
<strong>Albrecht Dürer</strong></p>
<p><em>Gerçek sanat, yaratıcı sanatçının gem vurulamayan tutkusundan anlaşılır.</em><br />
<strong>Albert Einstein</strong></p>
<p><em>Sanat hakikatten daha değerlidir.</em><br />
<strong>F. Nietzsche</strong></p>
<p><em>Tüm çocuklar sanatçıdır. Asıl sorun, büyüdüklerinde nasıl sanatçı olarak kalabilecekleridir.</em><br />
<strong>Pablo Picasso</strong></p>
<p><em>Bir sanat ürünü gerçekleşip de gün yüzüne çıkmışsa, dünyada bir şeyler değişmiştir.</em><br />
<strong>Prof. Dr. Neriman Samurçay</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/not-panosu/deyisler/sanat-sanatci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>4 Lastik Tekerlek ve 42 Numara Ayakkabı</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 13:52:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işık Sapmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Patafizik]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[papatya]]></category>
		<category><![CDATA[tekerlek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/</guid>
		<description><![CDATA[
Dün akşam bir film izlemedim.
Güzel miydi bilmiyorum.
Papatyalar var mıydı?
Her birinden ikişer yaprak eksik miydi?
Bilmiyorum, izlemedim.
O filmde eşsiz güzellikte bir manzara var mıydı?
Bilirsiniz arkada ağaçlar, karşıda deniz, yarım güneş,
Ve papatyalar.
Bir de o manzarada hüzün var mıydı acaba?
Ya çimenlerin üzerinde ayak izi var mıydı?
Onu da bilmiyorum.
Ama basılmamış çimen de görmedim.
Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_42.jpg' alt='42 Numara' /></p>
<p>Dün akşam bir film izlemedim.<br />
Güzel miydi bilmiyorum.<br />
Papatyalar var mıydı?<br />
Her birinden ikişer yaprak eksik miydi?<br />
Bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>O filmde eşsiz güzellikte bir manzara var mıydı?<span id="more-590"></span></p>
<p>Bilirsiniz arkada ağaçlar, karşıda deniz, yarım güneş,<br />
Ve papatyalar.<br />
Bir de o manzarada hüzün var mıydı acaba?</p>
<p>Ya çimenlerin üzerinde ayak izi var mıydı?<br />
Onu da bilmiyorum.<br />
Ama basılmamış çimen de görmedim.</p>
<p>Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında sürerken,<br />
Arabasının mı yeşerdiğini yoksa ormanın mı karardığını anlayamayan,<br />
30 yaşının altında genç bir çocuk var mıydı?<br />
30 yaşının altında ve 42 numara ayakkabı giyen.</p>
<p>Çimenlerin üzerinde iz bıraktığından haberi var mıydı?<br />
4 lastik tekerlek ve 42 numara ayakkabı izi.<br />
Umurunda mıydı o an?<br />
Bunları da bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>Orada bir yerlerde hüzün var mıydı?<br />
30 yaşından küçük<br />
Ve ikişer yaprağı eksik papatyalara basan.<br />
Şakağındaki acıya rağmen,</p>
<p>Python 357’yi inatla bastıran genç bir çocuk var mıydı?<br />
Parmağını tetik boşluğuna sokturan pişmanlığı mıydı?<br />
Yoksa pişman değil miydi?</p>
<p>Doğa, koynunda ölmek için fazla mı güzeldi?<br />
Bu yüzden mi Python 357 papatyaların arasındaydı?<br />
Hiç yakışıyor muydu?<br />
Bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında sürerken,<br />
Arabasının mı yeşerdiğini yoksa ormanın mı karardığını anlayamayan,</p>
<p>30 yaşının altında genç bir çocuk var mıydı?</p>
<p>30 yaşının altında ve 42 numara ayakkabı giyen.<br />
Çimenlerin üzerinde iz bıraktığından haberi var mıydı?<br />
4 lastik tekerlek ve 42 numara ayakkabı izi.</p>
<p>Sanırım böyle bir film yoktu.<br />
Ben de dün akşam izlemedim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günün Sonu</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunun-sonu/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunun-sonu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 04:12:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Riza Esin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlık]]></category>
		<category><![CDATA[çan]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gök]]></category>
		<category><![CDATA[gölge]]></category>
		<category><![CDATA[gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[günün ilk ışıkları]]></category>
		<category><![CDATA[günün sonu]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[miskinlik]]></category>
		<category><![CDATA[nabız]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[nem]]></category>
		<category><![CDATA[otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[ritm]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tıraş]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>
		<category><![CDATA[yatma vakti]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[zift]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/serbest/gunun-sonu/</guid>
		<description><![CDATA[Gecenin ilerleyen saatleri sabaha ulaşmış, günün ilk ışıkları şehrin karanlık ufkunda belirdiği halde, binaların sokaklar boyu yükselen gölgeleri aydınlığın yükselmesini engelliyordu.

Doğa çoktan uyanmış, kuşlar bina boşluklarının kuytularından ayrılmış, ağaçlar gece karanlığının ziftinden sıyrılarak tekrar yeşiline bürünmeye başlamıştı.

Yollar bomboş, vitrin ve reklam ışıklarının renkleri arada sırada şehrin derin sessizliğini yırtan bir otomobil sesine eşlik ediyor, o sesin başlangıcından yavaş yavaş kayboluşuna kadar bir süre sonra şehrin ıssız havası tekrar kendini buluyordu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gecenin ilerleyen saatleri sabaha ulaşmış, günün ilk ışıkları şehrin karanlık ufkunda belirdiği halde, binaların sokaklar boyu yükselen gölgeleri aydınlığın yükselmesini engelliyordu.</p>
<p>Doğa çoktan uyanmış, kuşlar bina boşluklarının kuytularından ayrılmış, ağaçlar gece karanlığının ziftinden sıyrılarak tekrar yeşiline bürünmeye başlamıştı.</p>
<p>Yollar bomboştu. Vitrin ve reklam ışıklarının renkleri, ara sıra şehrin derin sessizliğini yırtan bir otomobil sesine eşlik ediyor; o sesin başlangıcından yavaş yavaş kayboluşuna kadarlık sürenin sonunda şehrin ıssız havası tekrar kendini buluyordu.</p>
<p>Hava nemliydi. Yağmur yağmadığı halde, gökle yer bir olmuş gibiydi ve aradaki boşlukta ufak su damlacıkları uçuşmaktaydı.</p>
<p>Günün ışımaya başlamasıyla birlikte ıslak yollara yansıyan ışıklar renklerini kaybededursun; hafiften esen rüzgâr, yer yer yola dağılmış minik gölcüklerin yüzeylerine üflüyor, onları titretiyordu.</p>
<p>Evlerin birinde bir çalar saat sesi çınladı. İçeride yarı uykulu bir çift göz saatin zilini durdurmaya çalışan elini izlemekteydi. Elini, yataktan ne kadar zor çıkardıysa, tersine bir çabuklukla geriye çekti. Kalkmaya niyeti yok gibiydi ama aniden kendini yatağın dışına atmasıyla üzerine kazağını geçirmesi bir oldu.</p>
<p>Derin bir nefes çekti oturduğu yerden. Akşam nereye savurduğunu hatırlamadığı çoraplarını ararken, dışarı çıkmadan ne yiyebileceğini düşünmeye başlamıştı. Bir karara varamadı. Ne yaptığının farkında olmayan bir tavırla giyindi ve tuvalete girdi. Elini yıkamak için lavaboya eğilirken aynaya baktı, dağınık saçlarını parmakları arasına alarak geriye itti. Gözlerini kısarak yüzünü dikkatlice incelemeye başladı. Hayır, tıraş olmasına gerek yoktu.</p>
<p>Dışarıya çıkarken odaya şöyle bir göz attı. Görmesi gereken hiçbir şey olmadığını idrak edene kadar gözleri bir noktaya kenetlenmiş bir şekilde dalgın birkaç saniye geçirdi. Sonra dışarı çıkmak üzere kapıya yöneldi. Kalın paltosunu aldı sırtına. Evde kendisinden başkası olmadığı halde, kapıyı kapatırken çıkardığı sesin az olmasına özen gösterdi.</p>
<p>Sabahın kesen serinliği, ellerini ceplerine sokmasını söyledi ona. Az önceki miskinliği yerini, sanki çok önemli birşey yapmaya koşturan birinin hızlı ve emin attığı adımlara bıraktı.</p>
<p>Yollarda arabalar çoğalmaya başlamıştı. Kaldırımlarda sağa sola koşuşturan insanlara karşın otomobiller henüz çok sakindi. Sanki hızlı geçecek bir yarışa hazırlanır gibi, egzozlarından yeri yalayan dumanlar çıkartarak ıslak cadde üzerinde ağır ağır ilerlemekteydiler.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Geceydi. Yatma vakti gelmişti. Her gece yatar uyurdu. Bazen derin bir uyku, kucağına alıverirdi hemen onu. Bazen de uyuyamaz, gözlerini kapayıp uyku tutmayan kafasını aldatmaya çalışırdı. İşte o zaman düşünceler takılırdı aklına. Düşünceleriyle cebelleşirdi. Acaba düşünmesi gerekirken uyuduğu için miydi ki, uyumaya çalışırken düşünüyordu? İşte bir şey daha takılıvermişti aldatmaya çalıştığı kafasına&#8230;</p>
<p>Evet, artık uyuyamadığını anlamıştı. Şehri dinledi yattığı yerden. Şehir ne kadar sessizdi. Gündüzleri fark etmediği bir şeyler duydu o sessizliğin içinde. Bu sesler kendinden geliyordu. Kafasının içindeki çok derin bir yerde sanki çanlar çalıyor, değişik sesler ritm tutuyordu. &#8220;Acaba bunlar damarlarımdaki kanın sesi mi?&#8221; diye geçirdi içinden. Çünkü bu sesler, nabız sesine uyuyordu. Küçükken de böyle sesler duyardı. Ama o zaman bundan çok korkar; o sesleri, annesinin anlattığı öykülerdeki korkunç kahramanların ayak seslerine benzetirdi.</p>
<p>Birden yorgunluğunu fark etti. Şehrin derin sessizliğini bile duyamıyordu artık. Kafasındaki düşünceler yitip gitti. Uykuya dalmıştı. Ve gece ilerlemekteydi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunun-sonu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
