şimdi ve çoğu zaman olduğu gibi saçmalarım ben myra. sen üstüne alma. bazı hayatların konu başlığıdır yalnızlık ve böylesi kalabalık eder insanı. mars’ta bulunan su, bir astronotun gözyaşı olabilir. ilk işçi grevini başlatan şeytan bir gün sözünden dönebilir. önemli değil. belki bir gün yalnızlık da sigortalanabilir. hiç önemli değil. her şey mümkün myra. “geceyse.. eksik, ...
Bunları yazıyorum, çünkü içimde ona dair herhangi bir kırıntının kalmış olmasından korkuyorum. Onu unutmak, çoğunlukla da tamamen içimden silip atmak istedim. Yine de aklıma geldikçe beni sinirlendirdiğine göre bu silip temizleme işini tamamen bitirememişim. E bu iş, bitene ve sinirim geçene kadar buradayım. Yeter ki öfkem dinsin ve o adamın varlığı benim için sıradanlaşsın.
Ve düşünce aşk, yerden kaldırdım etekleri çamur elleri kan biraz, biraz ıhlamur. Sağ şakağından alnına kadar mor ve düşünce aşk şimdi benliğimin en kılcal damarlarına kadar… Somutken tattım ilk defa Bedeniydi bir kızın Sonra bir defa Sade “merhaba” Çokça dokundu yüreğime aşk’ın parmakları, yüzleri iç içe geçiyor şimdi birinin yüzünde diğerinin gözleri ve parça parça ...
Sevgili, sana bunu niye yazdığımı birkaç satır sonra anlayacaksın; çok sık yazmadığım için beni bağışla. Yazmaya vakit bulamadığımdandır çoklukla; yazmaya değer şeyler dolanıp durmuyor değil kafamda ama kafam olduğu yerde duruyor mu bilmiyorum bazen, bazen de beğenmiyorum kendimi, yazdıklarımı. Beğendiğim bir şeyin, bir kitabın haberini vermek için yazıyorum bu kez. Ali Sirmen’in “Sevgiliye Mektuplar” isimli ...
Gözlerini kapattığında üşüyen birinin hikâyesi bu. Açmaya da çoğunlukla cesaret bulamayan. Açtığında bulduklarını beğenmeyen biri. Belki kendini anlama çabasında fazla boğulmuştur bu kişi. Kim bilir belki kendinden başka bir şey görmediğinden, düşüneceği başka şeyi de olmamıştır. Hem canı sıkılınca yanında mısır gevreği. Gerisini de ağzında çiğner ve yutar. Ayrıntıları böylece midesinde saklar. Azimlidir bu konuda. ...
Google, geçtiğimiz aylarda Kitap Projesi‘nin mobil cihazlar için uyarlanmış yeni sürümünü duyurdu; siz duydunuz mu? Kataloğunda bir buçuk milyonu aşkın e-kitap bulunan bu kütüphaneye artık telefon ve diğer portatif cihazlardan da ulaşılıp kitap okunabiliyor. Ücretsiz yüklenebilen “Stanza” (iTunes Bağlantılarıdır) ile “eReader” ve üç dolara satılan “Classics” yazılımlarıyla Apple’ın iPhone’u da, Amazon’un Elekronik Kitap (E-kitap, E-tablet) ...
Sesi kısıldı sözcüklerin Mısır Çarşısı’nda kayıp küçük bir çocuk gibi ağlamaklı çaresizlikleri. Hem küçük hem kayıp bir çocuk gibi… Ya da bir güvercin kadar ürkek ve pervasız bir o kadar. Bir koşuşturmadır aldı başını gidiyor dilimde. Hiçbir kelime kendi anlamını beğenmiyor nedense! İkilem(e)ler istiyor kimisi, sessiz sessiz otururken ben kahvehane taburesinde. Kimisi metafor delisi. Bazısında ...
Zaman zaman kendimi ait olduğum çağın dünya görüşünden geride görmeme ve akabinde bir kişisel sorgulamaya girişmeme sebep olsa da, hiçbir zaman “carpe diem”ci olamadım ben. İlk kez ortaokul yıllarımda bir hocam vasıtasıyla tanıştığım bu terimin –başlarda pek sevimli görünse de gözüme– görüşlerimin ve gördüklerimin artık alelade bir devlet okulunun bahçesi sınırlarından taştığı ilerleyen yaşlarımda aslında ...
Kendini öldürmek için çeşitli yollar bulabilirsin ama silah kullanacaksan toplu bir silah olmalı. Toplu silahların emniyeti yoktur; tutukluk yapmaz, saat gibi çalışırlar. Kafana tek kurşun sıkarsın ve güle güle duvarlar… Ben de öyle yaptım. Şimdi yarı loş odada bekleyip duruyorum… Cehennemde yer kalmamış olabilir, melekler çok meşgul veya öbür taraf böyle bir şey.
Herkes biliyor seni nasıl sevdiğimi mesela bütün kavanozları kuruyemişçinin ve aşkları çırağının çarşı pazar boğazda sarı kanat Beykoz’da yeni rakı hamamda tellak İzmir’de Pakizer hala Ankara’da Bayram dayı çelik çomak çeteleri İpsiz Recep Enver Paşa Fırtına Vadisi sabahın körü gecenin ayazı hepsi biliyor, tanıyor hepsi seni. Bir sen bilmiyorsun seni nasıl sevdiğimi. Hepsi vazgeçiyor yalnızlıktan ...
Nefesim yettiği kadar koşacağım söz! Bataklığın ortasında olsam da çırpınacağım Hem öyle yavaş ölüm yakışmaz bana Ne olursa olsun insanları seveceğim söz! Her aldanıştan sonra daha fazla güveneceğim yeni dostlarıma Her sevgiliye kendimden çok değer vereceğim yine ve bunu taşıyamıyorlarsa; Nefesim yettiği kadar koşacağım söz! Uzaklaşacağım yalandan…
Bütün camekânlarına ayrılık yazmışlar kentin Örselemişler ellerini Hergelelerini uyutup Bütün erketelerini yuğmuşlar sabaha karşı kanla, Sonrası malum. Yalnızlık… Sana geldiğimde bozmuştum niyetimi Çocukluğumu da yakacaktım İlk gençliğimi de Ateş soldururken yüzümdeki titremeyi Az kalsın Seni de öpecektim gözlerinden. Yazık, bütün camekânlarına ayrılık yazmışlar kentin Zayıf halkalarımızı bulmuşlar öyleyse Kimsenin bilmediği sırlarımızı öğrenmişler İhtimal festivalde görmüşler. ...
Öyle saf bir ölüme yollanmışız ki Plansız ve kansız masumlara niyetli. Şehvetleri uzatıp kırmalı bu gidişi, Nedensizlerdeki o zorlar zaten kırılgan. Durmadan hain bir inşadayız seninle, Suçu görmezden gelen, gülen ve diğerlerine göre yobazsız. Korkuyorum yükselecek daha bu yanlış, Yalanlar büyüyünce gölgesindeki doğrular biz mi olacağız sence? Safralarda görülmez zayıflardan olacağız. Cehaletin bağlanmalarında sıkıştık, Kim ...
Gonca Vuslateri için… & bir müddet kaç dakikadır, ne kadar sürer.. iyi tecrübeler, kötü olaylar mı taşır içinde.. insan neden ağlar.. göz yaşı nereye kurur… sözyaşartıcı bomba var mıdır.. varsa nereye atılır ya da ihanetler söz vermekle mi başlar ve nerede biter.. kağıt tenim, mürekkep kanınsa içime bastırdığın, ardımıza serptiğimiz millitakımyıldızlarıyla yolunu bulmaya çalışan birbirinin ...
aşk iki kişilik teşekkül ikisi de benden müteşekkil penceremden bakıyorum dışarda senle karışık kar yağıyor cama kısaltıyorum bakışlarımı bir yüzümü orda bırakıyorum dışarı koşuyorum merdivenlerden çağlayarak bir azmış iki yokmuş kar topluyorum ağlayarak kardan adam yapıyorum içine soğuk işlemiş sözcüklerden hayallerinin tüm haklarını süpürgesine saklıyorum çığlıktan bir düğüm atıyorum boynuna ağzı kömür dili yok boyuna ...
“Evde yalnız başına sıkılırken, çalan kapının deliğinden bakıp Liv Taylor’u görürsen, kesinlikle açma kapıyı. Kimse o kadar şanslı değildir.” J. J. Ryso Dört buçuk aydır çalmayan telefonum, sabahın onunda çaldı. Boş şişeler, en sevdiğim kazağım, birkaç kitap arasında buldum onu. Bir arkadaşım, taşınıyormuş, evlenecekmiş. Ne mutluluk!
alın yazıları okunaksız yazılmışların temize çekilmiş hallerini taşır, küçük kağıtlarda büyük anlamlar taşıyan ve muhtemelen görünmesi olası yerlere konulan notlar: “geç gelirim” “yemek yemeden çıkma” “özlemeye başladım bile..” “daha kaç kilometre özleyeceğim” “çok güzel uyuyordun”. -bu son not, uğradığım bir ihanetin özeti olarak sevgilimce diliyle yazılmıştı. hayatım bir porno film şeridi gibi geçmişti gözlerimin önünden. ...
“Şimdi anlatacaklarım aramızda kalsın” diye söze başladı; telefonun çalmasıyla kesilen konuşmasına. Devam etmedi, önemseyip önemsemediğimi anlamak istiyordu. Önemsemiyordum. Uzun süredir görüşmemiştik. Şimdi ben masanın karşısında duruyordum; o ise ardında. Avantajlı bir yer. Aylardır çalışmadığım için uyku düzenim altüst olmuştu. Erken uyuyabilmem için ev arkadaşımın fikriyle, alttaki tekel bayisine iki şişe kaçak viski yazdırıp, –neredeyse bira ...
Kocaman bir ada olayım istiyorum şöyle kuzey yamacından iskelesine inilen kocaman bir ada. Zayıf çelimsiz çocukları balık tutsun beyzadeleri tek sıra mendil toplasın kıyıda köşede. öyle kocaman dediğime bakma rahat uyunsun çocuklar oynayabilsin yeter. öyle bir ada olayım ki bir tek fesleğen kokuları gölgelesin erguvan morlarını kimse yırtamasın uçurtmalarımı kıskanmasın gözlerimi. Korkak bir ada olayım ...
Medya emperyalizmi kavramı Marksist eleştirel kuram ve yaklaşımların bir ürünüdür. Frankfurt okulunun post-pozitivist, globalleşme ve aydınlanma eleştirisi üzerine yaptıkları bir dizi eleştirinin içinde geçen ve daha sonra liberal sisteme yakınlıkları açısından daha ılımlı veya daha sert birtakım
-serdar kınacı için..- artık çok geç diyebilmek için, evet artık çok geç! meteoroloji haberlerinden izinli, çok bulutlu ve hisli bu sene ilkbahar. herkesin tek tek öldürüldüğü çıkan çatışmada gülen ya da yaralanan olmazken, caz değil cüz dinledi bir gece odam. uyanıp kalktı içimdeki allah, namaza durdu çıktığın kapıdan.
Cümleler açan bir ağaç gibi bedenin. Gözlerinde özneler gizli, eylemlere ayarlı ayakların ve ellerinle asılıyorsun mücadeleyi betimleme telaşına. Dolaylı – dolaysız tümleçlerden geçiyor içine düşen nesneler bazen ne idüğü belirli, çoğu zaman belirsiz. Dilinde noktalar kusan bir bitirme telaşı. İçinde zamanı zarflara kapatan bir tekerrür mevsimi. Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe Cuma Cumartesi Pazar Pazartesi Yuvarlaktır ...
Tanıdığım tüm insanların beni sevmesini beklediğimden değil, bazılarının beni becermeye çalışmasından da değil; daha derinlerde olmalı, sıkılıyorum onlardan. “Tüm Kötülüklerin Kaynağı” diye bir belgesel izledim. Bizim alıştığımızın tersine, içki değil cevap, din. Ateistler ve teistler birbirini bokluyor. Herkes aynı dine inansa, hiç savaş olmayacak, ya da herkes ateist olsa insanlar ölmeyecek. Saçma. İnsanın doğasında var ...
temmuz’a eylül muamelesi yapan 1 ağustos sabahında, büyük harfi kendine örnek alan bir küçük harf haylazlığında, belki de kendini kesen terzi gazete başlığında ya da cenneti üç vakitle de verebileceğini söyleyen ikinci el bir allah edasıyla yatıyordun ütüsü tenine karışmış yatağımda.. her yanın dağınık, her yanın yanımda.. ayak ucunda, toplama bir rüya, dil ucunda, sevgilin ...