Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

Bir İnsani Bilim Olarak Sanat Tarihi

Editör  Editör
15 Nisan 2008 - 1:18

III

1471 tarihli sunak resmine “yapıt”, kontrataysa “belge” dedim, yani sunak resmini araştırmanın nesnesi, ya da “birincil materyal” olarak, kontratıysa araştırmada bir araç, ya da “ikincil materyal” olarak ele aldım. Bunu yaparken bir sanat tarihçisi olarak konuşuyordum. Bir paleograf ya da bir hukuk tarihçisi için kontrat bir yapıt, ya da “birincil materyal” olabilirdi, ayrıca belgeleme işlemi için de birçok resim kullanabilirlerdi.

Bir araştırmacı yalnızca olaylar üzerine çalışmıyorsa (o zaman ulaşabildiği tüm kayıtları “ikincil materyal” olarak ele alacak, onlar aracılığıyla olayları yeniden kurmaya çalışacaktı), birinin yapıtları her zaman için bir başkasının belgeleridir ve vice versa. Aslına bakılırsa pratikte, meslektaşlarımıza ait olan “eserleri” kendimizinkilere eklemlemek zorunda kalıyoruz. Birçok sanat yapıtı filologlar ya da tıp tarihçileri tarafından yorumlanmıştır; birçok metin de sanat tarihçileri tarafından yorumlanmıştır ve ancak onlar tarafından yorumlanabilir.

Öyleyse bir sanat tarihçisi, “birincil materyal”i bize sanat yapıtları olarak aktarılan kayıtlardan oluşan bir insanbilimcidir, ama bir sanat yapıtı nedir?

Sanat yapıtı her zaman için, yalnızca haz vermek üzere yapılmaz, daha akademik bir biçimde ifade etmek gerekirse, amacı her zaman için estetik anlamda deneyimlenmek değildir. Poussin’in “la fin de l’art est la delectation” deyişi oldukça devrimci bir tavır sergiliyordu, çünkü ondan önceki yazarlar, bir sanat yapıtının, ne kadar zevk verirse versin, aynı zamanda, bir şekilde yararlı da olduğunu öne sürüyorlardı. Ama bir sanat yapıtının daima estetik bir anlamı vardır (ki bunu estetik değerle karıştırmamak gerekir): pratik bir amaca hizmet etse de etmese de, iyi de olsa kötü de olsa, estetik açıdan deneyimlenebilmesi gerekir.

İster doğal olsun isterse insan ürünü, her nesne estetik açıdan deneyimlenebilir. Mümkün olduğunca basit bir biçimde ifade etmek gerekirse, bunu, yalnızca ona bakarak (ya da yalnızca onu dinleyerek), onunla onun dışında herhangi bir şey arasında entelektüel ya da duygusal herhangi bir ilişki kurmaksızın gerçekleştirebiliriz. Bir adam bir ağaca bir marangoz gözüyle bakarsa, onu yapabileceği türlü şeylerle özdeşleştirecektir; bir kuşbilimci ona baktığında onda barınabileceğini düşündüğü kuşlarla ilişkilendirecektir onu. Bir at yarışında bir adam, parayı yatırdığı atın koşusunu seyrederken, atın performansıyla kazanma arzusunu özdeşleştirecektir. Yalnızca kendisini basitçe ve bütünüyle algısının nesnesine bırakan kişi onu estetik açıdan deneyimleyecektir.

Şimdi, bir doğa nesnesiyle karşılaştığımızda, onu estetik açıdan deneyimleyip deneyimlememek, tamamen kişisel bir meseledir. Öte yandan, insan ürünü bir nesne, ya böyle deneyimlenmeyi talep eder, ya da etmez, çünkü skolastiklerin yönelim dediği şeye sahiptir o. Trafik ışığının kırmızısını estetik açıdan deneyimlemeyi seçersem, ki bunu yapabilirim pek tabii ki; onu frene basma fikriyle ilişkilendirmek yerine böyle algılayarak, onun yönelimine karşıt biçimde hareket etmiş olurum.

Estetik açıdan deneyimlenmeyi talep etmeyen insan ürünü nesneler yaygın olarak “pratik” diye adlandırılır, ve iki sınıfta ele alınabilirler: iletişim araçları ve aletler ya da araç gereç. Bir iletişim aracı bir kavramı iletmeye yönelmiştir. Bir alet bir işlevi yerine getirmeye yönelmiştir (ki burada işlev, iletişimin üretimi ya da aktarımı olabilir, örneğin daktilo için durum budur, az önce bahsi geçen trafik ışığı için de aynı şey söz konusudur).

Estetik açıdan deneyimlenmeyi talep eden nesnelerin çoğu, yani sanat yapıtları da, bu iki sınıftan biri içinde değerlendirilebilir. Bir şiir ya da tarihi bir resim de bir anlamda iletişim aracıdır; Pantheon ve Milano şamdanları da bir anlamda, birer alettir; Michelangelo’nun yaptığı Lorenzo ve Giuliano de’ Medici mezarları da bir anlamda hem iletişim aracıdır hem de alet. Ama “bir anlamda” demek durumundayım, çünkü bir fark var; “salt bir iletişim aracı” ya da “salt bir alet” denebilecek durumlarda, yönelim kesin bir biçimde iş fikrine sabitlenmiş olur, yani aktarılacak anlam ya da yerine getirilecek işleve bağlanır. Bir sanat yapıtından söz ediyorsak, fikre duyulan ilgi, biçime duyulan ilgiyle dengelenir ve hatta gölgelenir.

Öte yandan “biçim” öğesi istisnasız her nesnede vardır, çünkü bu anlamda her nesne madde ve biçimden oluşur; bu biçim öğesinin verili bir durumda ne ölçüde vurgu sahibi olduğunu bilimsel bir kesinlikle belirlemenin ise yolu yoktur. Öyleyse kişi asla, bir iletişim aracının ya da bir aletin ne zaman bir sanat yapıtına dönüştüğünü kesin ölçütlerle tespit etmeye kalkışmamalıdır. Eğer bir arkadaşımı yemeğe davet eden bir mektup kaleme alırsam, mektubum öncelikle bir iletişim aracıdır. Ama vurgumu yazı biçimime doğru kaydırdığım ölçüde, bir kaligrafi yapıtı haline gelir; vurgumu dilimin biçimine kaydırdığım ölçüde (ki arkadaşımı yemeğe bir soneyle de davet edebilirim) bir yazın ya da şiir yapıtı haline gelir.

Öyleyse, pratik nesnelerin alanının nerede bittiği ve sanatın nerede başladığı, yaratıcısının ona yüklediği “yönelime” bağlıdır. Bu yönelim mutlak biçimde belirlenemez. Her şeyden önce, yönelimler, per se, bilimsel kesinlikle tanımlanabilir değildir. İkincisi, nesneleri üretenlerin yönelimleri içinde bulundukları dönem ve çevreleri tarafından koşullanır. Klasik zevk özel mektupların, söylevlerin ve savaşçıların kalkanlarının (sahte güzellik denebilecek şeyle sonuçlanması olasılığıyla) “sanatsal” olmasını talep eder, öte yandan modern zevk mimarinin ve kül tablalarının (sahte verimlilik denebilecek şeyle sonuçlanması olasılığıyla) “işlevsel” olmasını talep eder. Son olarak, bu yönelimlerle ilgili tahminlerimiz, kaçınılmaz biçimde kendi duruşumuzun etkisi altındadır, ki bu da kendi bireysel deneyimlerimizin yanında tarihsel konumumuz tarafından belirlenir. Kaşıkların ve Afrikalı kabilelerin fetişlerinin etnoloji müzelerinden sanatsal sergilere taşındığını kendi gözlerimizle gördük.

Yine de şurası açıkça ortada: fikir ve biçim vurgusu karşılıklı bir dengeye ulaşmaya başladığı anda, yapıt “içerik” denen şeyi daha etkili bir biçimde açığa çıkarır. Konuya karşıt olarak içerik, Peirce’tan alıntılamak gerekirse, yapıtın ihanet ettiği ama göstermediği şey, biçiminde tanımlanabilir. Bir ulusun, bir sınıfın, dini ya da felsefi bir duruşun temel tavrıdır bu – tüm bunlar bilinçsizce bir kişiyle sınırlanır ve bir yapıta yoğunlaşır. Bu tür istemdışı bir açımlamanın, öğelerden biri, ya fikir ya da biçim, kasıtlı olarak vurgulanacağı ya da bastırılacağı için, ölçü yönünden bulanıklaşacağı açıkça ortadadır. Herhalde çıkrık işlevsel fikrin en etkileyici göstergesidir, soyut resimse saf biçimin en anlamlı örneği, ama ikisinde de içerik minimum düzeydedir.

Sayfalar: 1 2 3 4

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(Yazıyı Oyla)
Loading ... Loading ...
Kültür-Sanat bölümündeki yazı 367 kez görüntülendi. Yazıya ilk yorumu siz yapın! Sizin Fikriniz?
Etiketler:

Diğer Editör Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)