Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

Bir İnsani Bilim Olarak Sanat Tarihi

Editör  Editör
15 Nisan 2008 - 1:18

I

Ölümünden dokuz gün önce, doktoru Immanuel Kant’ı ziyaret eder. Gözleri zor gören, yaşlı ve hasta Kant, koltuğundan kalkar, güçsüzlüğünü ele verecek biçimde yaprak gibi titreyerek anlaşılmaz birtakım sözcükler mırıldanır. Sonunda sadık dostu, Kant’ın misafiri oturmadan oturmayacağını fark eder ve oturur. Bunun üzerine Kant koltuğuna oturmasına yardım edilmesine izin verir, gücünü topladıktan sonra, “Das Gefühl für Humanität hat mich noch nicht velassen,” der – “İnsanlık duygusu henüz terk etmedi beni”. İki adamın gözleri dolu dolu olur. Çünkü, Humanität sözcüğünün, onsekizinci yüzyılda, nezaket ve terbiye dışında kayda değer bir anlamı olmasa da, yukarıda anlatılan koşulların da vurguladığı gibi, Kant için çok daha derin bir anlamı vardı – kişinin kendisinin istediği ve kendi kendisine dayattığı; hastalıkla, çürümeyle ve “ölümlü” sözcüğünde içerilen her şeyle çelişen kendi kurallarının o gururlu ve trajik bilinci.

Tarihsel olarak humanitas sözcüğünün birbirinden farklı iki anlamı vardı, bunlardan ilki, insanla, ondan daha az bir şey olan arasındaki karşıtlıktan geliyordu; ikincisiyse, insanla ondan daha fazla bir şey olan arasındaki karşıtlıktan.

Bir değer olarak humanitas kavramı, geç kalmış da olsa kavramın en etkin sözcüsü olan Cicero’yla birlikte genç Scipio ve çevresi tarafından geliştirilmiştir. Bu kavram insanı, yalnızca hayvandan değil, aynı zamanda, hatta belki daha vurgulu bir biçimde, homo türüne ait olup homo humanus adını hak etmeyenlerden; pietas ve paideia’dan yoksun olanlardan, yani, bugün artık saygınlığını yitiren “kültür” sözcüğüyle sınırlarını kaba bir biçimde çizebileceğimiz, edep ve adabın incelikli karışımını ve ahlaki değerleri tanımayan barbar ya da vahşilerden ayıran niteliği ifade ediyordu.

Ortaçağda bu kavramın yerine, hayvanlık ya da barbarlıktan çok, tanrısallığa karşıt olan bir insanlık anlayışı konmuştu. Bu nedenle de ona atfedilen nitelikler, genellikle kırılganlığa ve geçiciliğe ilişkin niteliklerdi; humanitas fragilis, humanitas caduca.

Böylece, Rönesansın humanitas anlayışı başlangıçta çift başlı bir görüşe sahipti. Giderek gelişen, insana yönelik yeni ilgi, hem humanitas ile barbaritas ya da feritas arasındaki klasik karşıtlığın canlandırılması, hem de humanitas ile divinitas arasındaki ortaçağ karşıtlığının korunması üzerine temelleniyordu. Mirsilio Ficino insanı “Tanrı’nın zihninin bir parçası olan ama bir bedende işleyen akıl sahibi bir ruh” olarak tanımladığında, insanı hem erkin hem de sonlu bir varlık olarak belirliyordu. Pico’nun insanın değeri üzerine yaptığı ünlü konuşması, bir paganizm belgesinden başka bir şey değildi. Pico Tanrı’nın insanı, sırf nerede durduğunu bilmesi için evrenin merkezine yerleştirdiğini, böylece insanı “ne tarafa döneceğine” karar verme konusunda özgür bıraktığını söyler. İnsanın evrenin merkezi olduğunu söylemez, “insan her şeyin ölçüsüdür” klasik deyişine atfedilen anlamda bile öne sürmez bunu.

Bu kararsız humanitas anlayışından doğmuştur hümanizm. İnsani değerlere (akıl ve özgürlük) yapılan vurgu ve insani sınırların (yanılabilirlik ve kırılganlık) kabulü üzerine kurulu olan –ki bu ikisinin iki sonucu vardır; sorumluluk ve hoşgörü– ve insanın saygınlığına duyulan inanç olarak tanımlanabilen bir tavırdır daha çok, bir hareket değil.

Bu tavır, son dönemde sorumluluk bilinci ve hoşgörüye duydukları ortak nefret sayesinde bir araya gelen ve aslında birbirine karşıt iki tarafın saldırısına uğramaktadır. Bunlardan ilkinde insani değerleri reddedenler bulunur: kutsal, fiziksel ya da toplumsal ön-belirleyimlere inanan deterministler, otoriteryanlar, ve bir de ister grup, ister sınıf, ister ulus isterse ırk densin adına, “kovan”ın her şeyden önce geldiğini savunan “böcekçiler”. Diğer taraftaysa, bir tür entelektüel ya da politik özgürlükçülük adına insani sınırları reddedenler bulunur, estetikçiler, dirimselciler, sezgiciler ve kahramanlara tapanlar. Determinizmin bakış açısından hümanist ya yitik bir ruhtur ya da bir ideolog. Otoriteryanizmin bakış açısından ya bir sapkındır ya da devrimci (belki de karşıdevrimci). “Böcekçiler”in bakış açısındansa beş para etmez bir bireycidir. Özgürlükçüler içinse o ürkek bir burjuvadır.

Rotterdamlı Erasmus, hümanist par excellence, bu anlamda tipik bir örnektir. Kilise, “Belki de Mesih’in ruhu sandığımızdan daha geniş bir alana yayılmıştır, belki de ermişler arasında takvime alamadığımız daha birçokları vardır” diyen bu adama şüpheyle yaklaşmış ve sonunda yazdıklarını yasaklamıştır. Serüvenci Ulrich von Hutten onun ironik şüpheciliği ve kahramanca olmayan sükûnet sevdasını küçümsemiştir. “İnsanın iyi ve kötüyü düşünmeye gücü olmadığını, onda gerçekleşen her şeyin mutlak bir zorunluluktan ileri geldiğini” söyleyerek bunda ısrar eden Luther, şu ünlü deyişle açığa çıkan inancın kışkırtıcılığıyla boğuşmaktadır: “Tanrı insanla, taşla çalışabilecekken çamurla çalışmayı yeğleyen bir heykeltıraş gibi çalışacaksa, insan denen bütün [yani, bir beden ve bir ruh bahşedilen insan] ne işe yarar ki?”

Sayfalar: 1 2 3 4

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(Yazıyı Oyla)
Loading ... Loading ...
Kültür-Sanat bölümündeki yazı 201 kez görüntülendi. Yazıya ilk yorumu siz yapın! Sizin Fikriniz?
Etiketler:

Diğer Editör Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

'Ex Dergi' çıkıyor!..

Exlibrary, iddialı bir dergi çıkarmaya hazırlanıyor. İlk kez yayınlanacak yazılar ve başka sürprizlerle karşınızda olacak Ex Dergi'nin ilk sayısını sadece üye olan dostlarımız indirebilecek.
Nazım Hikmet Kuvayı Milliye DestanıDünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)