Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

İnsan Üzerine-1

Mehmet Gödekli  Mehmet Gödekli
25 Temmuz 2007 - 21:17

2. İktidar (Bilinçli örgütlenme, meşru otorite)
Felsefe tarihine Ampirizm adıyla geçecek olan ve kuramımızın ilk aşamasını oluşturan tecrübe (deneyim) kavramından sonra insan ile diğer tüm varlıklar arasındaki en önemli fark olan iktidar kavramını irdelemek gerekecektir. Bunu gerçekleştirmek için ise hareket noktamızı yine davranışlar belirleyecektir.

İktidarı, örgütlenme talep eden kişi veya kişi topluluğunun bir bağlılık (sadakat) oluşturma saiki olarak tanımlamak da mümkün olabilir. Bu nedenledir ki hayvanlar, insanlar tarafından evcilleştirilip boyun eğmeleri kendilerine öğretilinceye kadar yani tabii yaşamları süresince hiçbir zaman bağlılık ilişkisi içerisinde değildirler. Bağlılıktan kasıt, bir annenin yavrusunu emzirmesi, ona şefkat göstermesi, onu her türlü saldırıya karşı muhafaza etmesi şeklinde gerçekleşen bir davranış değildir; bağlılık ile anlatmak istediğim şey tek bir otoriteye (otorite bir veya birden fazla kişi ve fakat tek bir yandır.) sadakattir ve hayvanlarda bu sadakat kesinlikle söz konusu olamaz. Muhakkak ki tabiat halindeyken, yine bir tabiat yasası gereği güçlü zayıfı ezecektir. Örneğin bir antilop aslan tarafından öldürülmeye mahkumdur. Ancak bu halde dahi sözünü ettiğim sadakatten bahsedilemez; çünkü ezenin ezilene zorla otorite yüklediği yegane canlı insanoğludur. Örneğimizden hareketle antilop, aslan tarafından öldürüleceğini içgüdüsel olarak bildiği halde ona hiçbir vakit itaat etmez, kaldı ki itaat etse dahi bu sonucu değiştirmez, bu nedenle hayvanlar aleminde hep bir kovalamaca ve karmaşa ortamı söz konusudur. Bu noktada konudan biraz sapmak istiyorum.

Siyasal antropologlar, hayvanlar arasında bir otoritenin bulunmadığından diğer bir ifadeyle bir başıboşluğun hakim olduğundan söz ederler ve bu açıdan haklıdırlar. Fakat yine siyasal antropologlar, ilk klanlar veya buna benzer toplulukların oluşması esnasında insanlar arasında da egemenliğe, otoriteye dayanan bir iktidarın bulunmadığını iddia ederler; ki bu fikre katılmak mümkün değildir. Benim bakış açımla iktidar, ilk insandan bu yana insanoğlunun kendisiyle yaşamak zorunda olduğu ve gelecekte de ona tabi olmakla mükellef bulunduğu, vazgeçilemez bir süreçtir.

Max Weber, iktidarı kısaca “Kendisine karşı gelinmesi halinde dahi sürdürülebilen otorite” olarak nitelendirmektedir. İnsanları hayvanlardan ayırırken, ikisi arasındaki ilk farklılığın akıl ve daha da önemlisi tecrübe olduğunu ifade ettik. Bununla birlikte insanoğlunun, tecrübe ile kazanamadığı birtakım yaratılış özellikleri mevcuttur. İşte iktidar da bu özelliklerden bir tanesi ve kanımca insana en özgülenebilir olanıdır. İnsan hem sosyal bir varlık hem de aciz bir canlı olmasından ötürü sürekli olarak tapınma, boyun eğme ihtiyacı hisseder ve birtakım sosyal sapmalar haricinde bu ihtiyacın bir zaruret olduğu konusundaki toplumsal kanıları içselleştirir. Tapınma esasen doğaüstü varlıklar için söz konusu olmasına karşın insanların doğal birtakım cisimleri (güneş, ay, su, ateş vs.) yahut kimi zaman kendi yarattıkları objeleri (put gibi) kutsal addettiklerini tarihten öğrenmekteyiz. Bizim burada asıl konumuz tapınma değil boyun eğmedir, bu sebeple tapınma konusuna şimdilik böylece değinmek yeterli olacaktır.

Boyun eğme, Thomas Hobbes’un Leviathan’da ifade ettiği şekliyle – nasıl adlandırılırsa adlandırılsın – yalnızca üç biçimde ortaya çıkabilir. Oldukça kısa tanımlarla bu üç otorite biçimini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

i. Monarşi = Tek bir hükümdara boyun eğmek, ona kayıtsız koşulsuz itaat etmektir.

ii. Aristokrasi = Birtakım özelliklere sahip birkaç kişiden oluşan bir grubun, zümrenin veya komitenin yönetimine itaat etmeyi ifade eder.

iii. Demokrasi = İnsanların, eşitlik ve özgürlük prensipleri çerçevesinde kendileri tarafından seçilen kişilere ve seçilenlerin çıkardıkları yasalara uygun hareket etmeleri anlamına gelir.

Fakat ne ilginçtir ki Thomas Hobbes da tıpkı John Locke ve Jean Jacques Rousseau gibi bir toplum sözleşmesi kuramcısıdır. Toplum sözleşmesi savunucuları, insanların doğal yaşam halindeyken (doğal yaşam kavramı insanların bir otoriteye bağlı olmaksızın tabiatta sergiledikleri durum olarak tanımlanabilir.) bir sözleşme ile, sahip oldukları hak ve yetkilerinden bir kısmını devlete devrettiklerini savunmaktadırlar. Her ne kadar bu filozof ve hukukçular ile kıyaslanmayacak kadar kısıtlı bilgiye sahip olsam da mantığım bana “toplum sözleşmesi” kavramının belirttiği gibi bir yetki devrinin hiçbir vakit söz konusu olmadığını söylüyor.

Sayfalar: 1 2 3

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(16 oy, ortalaması: 4.44)
Loading ... Loading ...
Felsefe bölümündeki yazı 2,708 kez görüntülendi. Yazıya tek yorum var. Sizin Fikriniz?
Etiketler: , , , , , ,

Diğer Mehmet Gödekli Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Tek Yorum Yapılmış — Sizin Fikriniz ? »

  1. Merhaba,
    Genel olarak insan kavramının incelenmesi gerekliliğine katılmakla birlikte, çok temel bazı noktalarda kesin düşünce ayrılıklarımızın olduğunu belirtmeliyim.
    Elbette ki en başta “İnsanoğlunun canlılar arasında en farklı ve en üstün yaratık olmasında,” gibi ifadeleri doğrudan reddetmem gerektiğini düşünmekteyim. Bana kalırsa insanoğlunu diğer canlı türlerinden farklı noktaya koyduğumuz anda onu anlamak konusunda önemli hatalara düşmekten kurtulmamız olanaksızdır. Bana kalırsa insanoğlunu eşsiz bir tür olarak kabul etmek olasıdır. Ancak diğer tüm canlıları eşsiz kabul etmemiz gerektiği kadar..
    İkinci olarak iktidarın altında yatan temel etmenler konusunda farklı düşünüyoruz. Ben iktidar arzusunun altında kıt kaynaklar probleminin olduğunu düşünüyorum. Tıpkı insanoğlunda olduğu gibi tüm diğer sürü hayvanlarında liderlik olgusu oluşmuştur (İktidarı doğuran lidermidir?). Ve bu liderlik etme isteğinin en önemli sebebi yiyecek, içecek, cinsel ihtiyaçlar gibi temel gereksinimlerin karşılanmasında doğanın düşündüğümüzden cimri davranmasıdır. Liderlik bu kıt kaynaklar probleminin (lider için!) çözülmesi demek olduğu için, yani en iyi yemeği ve en güzel dişiyi elde etmenin yolu olduğu için oluşmuştur. Bunu görebilmek için sürü hayvanlarının yaşamına biraz göz atmanın yeteceğini düşünüyorum. Eğer dediğiniz gibi insanoğlu farklı olsa ve iktidar isteğinin altında (içsel olarak) beğenilme arzusu yatsaydı sizce dünya siyasi yaşamı bu şekilde mi olurdu. Bu gün hiç beğenilmeyen ve bunun açıkça hemen her ortamda dillendirildiği bunca siyasi çoktan istifa etmiş olmazmıydı. En azıdan beğenilmenin farklı yollarını ararlardı. Elbette ki genelleme yapıp aradaki gerçekten toplumun yücelmesini amaçlayan birkaç “yaş” ı da yakmak istemem ama ne yazık ki belli noktaya kadar genellemek doğrudur.
    Sizin belirttiğiniz insanın, doğaya ve kendi türündeki diğer bireylere itaat ettirme arzusunun kaynağının ise türümüzün gerçekte (fiziksel olarak)diğer türlere kıyasla çok zayıf yaratılmış olmasının verdiği eksiklik duygusudur. Bir aslan bir antiloba itaat ettirme gereği duymaz çünkü acıktığında gider ve içlerinden birini alır. Ancak insanın koca hayvanı avlaması kolay değildir. avladığı koca hayvanların etini anında tüketememe problemide eti taze tutma zorunluluğu doğurur. Evcilleştirme dediğimiz şey diğer hayvanlara boyun eğmeyi öğretmekten başka birşey değildir. Üstelik insanın istediği an taze ete ulaşması için bulduğu çok iyi (kendi türü için) bir yoldur. Yine de İtaat kavramını en etkin şekilde kullanan türün bizler olduğunu söylemek yanlış olmaz.
    Bir diğer ayrıldığımız nokta ise iktidarın değişim çizgisi konusunda Bu çizgini başına anarşizmi koymamanızın sebebinin sizin ve benim kafamızda şekillenmiş anarşizm kavramının farkllılığından kaynaklandığını düşünmekteyim. Elbette ki insanın içinde doğası gereği bir iktidar isteği ademden beri var. Ancak eğer tarihçilerin bahsettiği anaerkil toplum kavramı doğru ise benim algıladığım anlamla (mutlak olmamakla birlikte) bireylerin kendi kararlarını,istekleri ve kendi sorumluluk duygusunun kesiştiği noktada verebildikleri ve bunun sonuçlarına birey olarak katlandıkları bir anarşizmi bu çizginin başına koymak gereklidir. Biraz daha ileri gidersek (Teknoloji sayesinde)geleceğe dair demokrasiden sonra yeniden anarşizmi koymanın olası olduğunu düşünüyorum. Tabi buradaki anarşizmin,teknolojinin kıt kaynaklar problemini belli bir seviyenin üzerinde çözebilmesinin, itaat ettirme arzumuzun eski etkinliğini yitirmesine yol açması olarak algılaması önemlidir.
    İnsanı insan yapan tek şeyin düşünme sisteminde (beyninin çalışma biçimi mi demeliyim?) olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki fikirlerimi anlamak ve anlaşılmanın tarihi adlı yazımda belirtmiştim.

    Bu tip insanı düşünmek zorunda bırakan yazılarınızın devamın diliyorum..:)

    Saygılarımla
    Başar Tanrıken

Yorumların RSS Bildirimi

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)