Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

İnsan Üzerine-1

Mehmet Gödekli  Mehmet Gödekli
25 Temmuz 2007 - 21:17

İnsanın öteki canlılardan farkı: Beğenilme ve takdir edilme arzusu, akıl-tecrübe ilişkisi ve bilinçli örgütlenme içgüdüsü – iktidar kavramı.

İnsanların yaradılışları itibariyle en önemli niteliklerinden bir tanesi de başkaları tarafından beğenilme ve takdir edilme arzusu, diğer kişiler nezdinde kendi kişiliğinin övülmesi, bütün bunlar olmasa dahi kişilik özelliklerinin yerilmemesini istemesidir.

Siz hiç ödüllendirilmeyen bir sirk hayvanının, yaradılışına tamamen aykırı o akrobatik hareketleri son derece başarılı bir şekilde yapabileceğini tasavvur edebilir misiniz? Bunu olumlu cevaplamak mümkün olamaz. İşte fiziksel boyutta benzer bir yanı bulunmamasına rağmen, “İnsan düşünen – kimilerine göre ise sosyal – bir hayvandır.” sözünden hareketle, insanların da tıpkı hayvanlar gibi fakat onlardan çoğu zaman farklı bir şekilde fiziksel değil psikolojik açıdan karşılıklılık gereksinimi duyduğunu söylemek yeni bir şey keşfetmek anlamına gelmeyecektir.

Karşılıklılık düşüncesini daha etraflıca incelememiz gerekir. İnsanlar eğer hayvanlar gibi (her seferinde hayvanlarla kıyaslıyorum; çünkü bazı davranış ve güdüleri açısından insana benzetilen ve bu açıdan evrim kuramına zemin hazırlayan tek canlı hayvanlardır ) - kimi zaman bizleri şaşırtsalar da - baskın görüşe göre yalnızca içsel dürtüleri, hisleri ve içgüdüleri ile hareket eden bir canlı türü olmadığı için istekleri de bu noktada farklılaşacaktır.Buradaki “farklılaşmak” sözcüğü üzerinde yoğunlaşmalıyız; çünkü farklılaşmak bir sözcük olmaktan çok daha derin ve kalıp bir terimi ifade eder.

İnsan isteklerinin, az önceki cümlede geçen ifadesi ile farklılaşması, evrimsel bir süreç anlatmak için kullanılan bir terim değildir. Yalnızca aynı olan hayvani dürtülerin akıl yontusundan geçirilerek bastırılması ve toplumsal yani insancıl davranışlar şeklinde gerçekleşmesinden söz ediyorum. Farklılaşan arzu ve beklentiler bu noktadan itibaren kendisini psikolojik davranışlarla ortaya koyacaktır.

Yine sirk hayvanı örneğimizden devam edelim: Oldukça zor birtakım hareketlerin iri cüsseli hayvanlar tarafından gerçekleştirildiğinden bahsettik. Bu tür hareketleri yapmak için hayvanların istekleri sınırlıdır. Yani aslana halkaların içinden geçmesi için et, file dans etmesi için fıstık vermeniz yeterlidir. Hayvanların beklentileri yaşamsal zorunluluklardan ibarettir. Bunlar ise beslenmek, uyumak, korunmak ve çoğalmaktır. Bu noktada ilginç bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Hep ilk insan hikayeleri dinleriz ve onların da sayılan bu dört temel ihtiyaç dışında farklı arayışlar içinde olduğunu hiç işitmeyiz. Anlatılanların doğruluğu kabul edilecek olursa “farklılaşmak” teriminin ikinci aşaması olan ‘”zaman” kavramına ulaşırız.

Zamanın ilerlemesi, insanoğlunun hayvanlarda olmayan ilahi yeteneklerini kullanarak olağanüstü gelişmesine yol açmıştır. Ancak bu ilahi yeteneklerin en önemlisinin akıl ve zeka olduğu yönündeki düşüncelere katılmıyorum. Muhakkak ki insanlar muhakeme yeteneğine sahip yaratıklar oldukları için hayvanlardan farklıdırlar. Buna karşın akıl temel farklılık değildir.

Temel değişiklik akıl değilse şayet insanoğlunun hayvanlardan (ve doğal olarak diğerlerinden) temel “farklılaşma” noktası nasıl belirlenir?

1. Tecrübe
Mikhail Botvinnik’in sürekli çevresindeki insanlara tekrarladığı bir söz vardır:
“İnsanın hayvandan farkı nedir? - İnsan tecrübe kazanabilir.” Eski dünya satranç şampiyonunun bu sözü bence farklılaşmanın ilk dayanağını teşkil eder.

Akıl – Tecrübe İlişkisi= İlk bakışta akıl ve tecrübe (deneyim) sözcüklerinin iç içe geçmiş kavramlar olduğu düşünülebilir. Doğruluk payı vardır, hatta birbirlerini tamamladıkları bir gerçektir; fakat hiçbir zaman tecrübe aklın bir alt kümesi konumunda değildir. Bu ikisi arasındaki benzer ve değişik yönleri anlatmak uzun zaman alacağından ben birkaç cümleyle özetlemeye çalışacağım.

Yaratıcı, insanoğluna “akıl (us)” adı verilen layetenahi alemi bağışlamıştır; ancak aklın her insanda ilk olarak çağrışım uyandıran tanımına ulaşabilmesi için onu tecrübe ile desteklemiştir. Yani tecrübe olmaksızın akıl tanımının günümüzdeki ifadesi ile kullanımı mümkün değildir. Örneğin tecrübe olmasaydı insanlar hiçbir zaman bir icat vücuda getiremezlerdi; çünkü henüz var olmayan veya bilinmeyen bir cisim oluşturmak için kullandıkları materyalin yanlış veya eksik olması durumunda bir sonraki icat yapma girişiminde, önceki hata yahut noksanlığı fark edemez veya bunun farkına varmış olsalar dahi zincirin bir önceki aşamada hatasız ve noksansız tamamlanan halkalarından birinin bu aşamada eksiklik taşıdığını görürlerdi, yani kısacası zincirin halkaları arasında öyle veya böyle bir bağlantı kopukluğu meydana gelirdi.

Aşamalar arasında bir fikir veya alet üretme veya bir keşif ve icatta bulunma sırasında zincirin halkalarındaki noksanlık üretim faaliyetinin gerçekleştirilememesi sonucunu doğururdu. Bu nedenle deneme – yanılma – tekrar deneme – icat (keşif) şeklinde süregelen üretim aşaması ve devamında üretim sistemi, bu tablodan farklı olarak deneme – yanılma – tekrar deneme – tekrar yanılma… şeklinde devam edecek olan, üretime engel bir kısır döngü oluşturur ve insanlığın dört temel ihtiyaçla – tıpkı hayvanlar gibi – yetinmesine yol açardı. Bütün bunlar tecrübenin, akıldan ayrı nitelendirilmesi gereken soyut bir kavram olduğu sonucuna götürmektedir. Bu kavramların daha iyi anlaşılmasını sağlayabilmek için kümeleştirerek somutlama yöntemini kullanabiliriz. Bu takdirde adı geçen kavramların birbirlerini kapsamadıklarını ve birbirleriyle birleşmediklerini söyleyebiliriz. Akıl ve tecrübeyi bir kesişim kümesi şeklinde somutlaştırmamız teorik olarak mümkünse de, bence, bu iki kavramı, birbirini hiçbir zaman kesmeyen; ama her zaman etkileyen iki ayrık küme olarak gözümüzde canlandırmamız – bir paradoks düşüncesi oluştursa da – daha yerinde olacaktır.

Sayfalar: 1 2 3

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(5 oy, ortalaması: 4.4)
Loading ... Loading ...
Felsefe bölümündeki yazı 2,453 kez görüntülendi. Yazıya tek yorum var. Sizin Fikriniz?
Etiketler: , , , , , ,

Diğer Mehmet Gödekli Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Tek Yorum Yapılmış — Sizin Fikriniz ? »

  1. Merhaba,
    Genel olarak insan kavramının incelenmesi gerekliliğine katılmakla birlikte, çok temel bazı noktalarda kesin düşünce ayrılıklarımızın olduğunu belirtmeliyim.
    Elbette ki en başta “İnsanoğlunun canlılar arasında en farklı ve en üstün yaratık olmasında,” gibi ifadeleri doğrudan reddetmem gerektiğini düşünmekteyim. Bana kalırsa insanoğlunu diğer canlı türlerinden farklı noktaya koyduğumuz anda onu anlamak konusunda önemli hatalara düşmekten kurtulmamız olanaksızdır. Bana kalırsa insanoğlunu eşsiz bir tür olarak kabul etmek olasıdır. Ancak diğer tüm canlıları eşsiz kabul etmemiz gerektiği kadar..
    İkinci olarak iktidarın altında yatan temel etmenler konusunda farklı düşünüyoruz. Ben iktidar arzusunun altında kıt kaynaklar probleminin olduğunu düşünüyorum. Tıpkı insanoğlunda olduğu gibi tüm diğer sürü hayvanlarında liderlik olgusu oluşmuştur (İktidarı doğuran lidermidir?). Ve bu liderlik etme isteğinin en önemli sebebi yiyecek, içecek, cinsel ihtiyaçlar gibi temel gereksinimlerin karşılanmasında doğanın düşündüğümüzden cimri davranmasıdır. Liderlik bu kıt kaynaklar probleminin (lider için!) çözülmesi demek olduğu için, yani en iyi yemeği ve en güzel dişiyi elde etmenin yolu olduğu için oluşmuştur. Bunu görebilmek için sürü hayvanlarının yaşamına biraz göz atmanın yeteceğini düşünüyorum. Eğer dediğiniz gibi insanoğlu farklı olsa ve iktidar isteğinin altında (içsel olarak) beğenilme arzusu yatsaydı sizce dünya siyasi yaşamı bu şekilde mi olurdu. Bu gün hiç beğenilmeyen ve bunun açıkça hemen her ortamda dillendirildiği bunca siyasi çoktan istifa etmiş olmazmıydı. En azıdan beğenilmenin farklı yollarını ararlardı. Elbette ki genelleme yapıp aradaki gerçekten toplumun yücelmesini amaçlayan birkaç “yaş” ı da yakmak istemem ama ne yazık ki belli noktaya kadar genellemek doğrudur.
    Sizin belirttiğiniz insanın, doğaya ve kendi türündeki diğer bireylere itaat ettirme arzusunun kaynağının ise türümüzün gerçekte (fiziksel olarak)diğer türlere kıyasla çok zayıf yaratılmış olmasının verdiği eksiklik duygusudur. Bir aslan bir antiloba itaat ettirme gereği duymaz çünkü acıktığında gider ve içlerinden birini alır. Ancak insanın koca hayvanı avlaması kolay değildir. avladığı koca hayvanların etini anında tüketememe problemide eti taze tutma zorunluluğu doğurur. Evcilleştirme dediğimiz şey diğer hayvanlara boyun eğmeyi öğretmekten başka birşey değildir. Üstelik insanın istediği an taze ete ulaşması için bulduğu çok iyi (kendi türü için) bir yoldur. Yine de İtaat kavramını en etkin şekilde kullanan türün bizler olduğunu söylemek yanlış olmaz.
    Bir diğer ayrıldığımız nokta ise iktidarın değişim çizgisi konusunda Bu çizgini başına anarşizmi koymamanızın sebebinin sizin ve benim kafamızda şekillenmiş anarşizm kavramının farkllılığından kaynaklandığını düşünmekteyim. Elbette ki insanın içinde doğası gereği bir iktidar isteği ademden beri var. Ancak eğer tarihçilerin bahsettiği anaerkil toplum kavramı doğru ise benim algıladığım anlamla (mutlak olmamakla birlikte) bireylerin kendi kararlarını,istekleri ve kendi sorumluluk duygusunun kesiştiği noktada verebildikleri ve bunun sonuçlarına birey olarak katlandıkları bir anarşizmi bu çizginin başına koymak gereklidir. Biraz daha ileri gidersek (Teknoloji sayesinde)geleceğe dair demokrasiden sonra yeniden anarşizmi koymanın olası olduğunu düşünüyorum. Tabi buradaki anarşizmin,teknolojinin kıt kaynaklar problemini belli bir seviyenin üzerinde çözebilmesinin, itaat ettirme arzumuzun eski etkinliğini yitirmesine yol açması olarak algılaması önemlidir.
    İnsanı insan yapan tek şeyin düşünme sisteminde (beyninin çalışma biçimi mi demeliyim?) olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki fikirlerimi anlamak ve anlaşılmanın tarihi adlı yazımda belirtmiştim.

    Bu tip insanı düşünmek zorunda bırakan yazılarınızın devamın diliyorum..:)

    Saygılarımla
    Başar Tanrıken

Yorumların RSS Bildirimi

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

'Ex Dergi' çıkıyor!..

Exlibrary, iddialı bir dergi çıkarmaya hazırlanıyor. İlk kez yayınlanacak yazılar ve başka sürprizlerle karşınızda olacak Ex Dergi'nin ilk sayısını sadece üye olan dostlarımız indirebilecek.
Nazım Hikmet Kuvayı Milliye DestanıDünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)