<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Exlibrary</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com</link>
	<description>E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye'nin ilk ve en geniş kaynağı.</description>
	<pubDate>Fri, 09 May 2008 02:35:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Adam olacağız</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/adam-olacagiz/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/adam-olacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 21:08:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Boş gözlerinin ortasında
Umudu bulduğumda
İşte o zaman yeniden
Diyebilirim bu ülkede
Yeşerecek fidanlar yerinden
Veya sen bakakalmadığında
Geçen güzel bir kadının ardından
İşte o zaman anlayacağım
Sevdin, sevildin, mutlusun
Hadi yıkıl şimdi karşımdan
Gitmezsen namussuzsun!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Boş gözlerinin ortasında<br />
Umudu bulduğumda<br />
İşte o zaman yeniden<br />
Diyebilirim bu ülkede<br />
Yeşerecek fidanlar yerinden<br />
Veya sen bakakalmadığında<br />
Geçen güzel bir kadının ardından<br />
İşte o zaman anlayacağım<br />
Sevdin, sevildin, mutlusun<br />
Hadi yıkıl şimdi karşımdan<br />
Gitmezsen namussuzsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/adam-olacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yolun Karşısında</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yolun-karsisinda/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yolun-karsisinda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 15:51:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Canan Bilgehan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[saygı]]></category>

		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[
Her an, yolun hep karşısındaydık&#8230;
Hep bir yerlerde karşısındaydık hayatın.
Umudun karşı köşesinde,
Sevginin, hep ama hep bitişiğinde,
Özlemin, her an kucağında&#8230;
Ama sevilmenin,
Saygı görmenin,
Umut etmenin,
Hep karşısındaydık, her dem!
Ne güçlü bir fırtına atabildi bizi diğer tarafa,
Ne bir umman götürdü öylesine kıyıya,
Susuzluk gibi kavurdu sevgisizlik yüreğimizi.
Ama yine de karşıya geçemedik bir türlü.
Ya, yanlış birinin yüreğinde duraklamıştık,
Ya da, yanlış kişiye bel bağlamıştık,
Hep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_canan_bilgehan_tablo.jpg" alt="Canan Bilgehan" title="Canan Bilgehan" width="500" height="380" /></p>
<p>Her an, yolun hep karşısındaydık&#8230;<br />
Hep bir yerlerde karşısındaydık hayatın.<br />
Umudun karşı köşesinde,<br />
Sevginin, hep ama hep bitişiğinde,<br />
Özlemin, her an kucağında&#8230;<span id="more-606"></span><br />
Ama sevilmenin,<br />
Saygı görmenin,<br />
Umut etmenin,<br />
Hep karşısındaydık, her dem!<br />
Ne güçlü bir fırtına atabildi bizi diğer tarafa,<br />
Ne bir umman götürdü öylesine kıyıya,<br />
Susuzluk gibi kavurdu sevgisizlik yüreğimizi.<br />
Ama yine de karşıya geçemedik bir türlü.<br />
Ya, yanlış birinin yüreğinde duraklamıştık,<br />
Ya da, yanlış kişiye bel bağlamıştık,<br />
Hep karşı köşede yer alacak,<br />
Birileriyle karşılaşmıştık&#8230;<br />
Hey, yabancı, sana demir atsa şu gönlüm?<br />
Acaba sevginden tattırırmısın?<br />
Yoksa sende beni gönlünün karşısına mı alırsın?<br />
Hep karşısında olmak yordu beni,<br />
Böyle sevilmek isteğinin tam ortasında ama!<br />
Sevmeyle çoşan gönlümün tam ortasında&#8230;<br />
Sevgisiz bırakıldım böyle,<br />
Gönül yolunun tam karşısında…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/yolun-karsisinda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Birbirimizde Öldük</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/birbirimizde-olduk/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/birbirimizde-olduk/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 15:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işık Sapmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[ben]]></category>

		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>

		<category><![CDATA[melek]]></category>

		<category><![CDATA[sen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=604</guid>
		<description><![CDATA[
Aşk geldiğinde ben daha çocuktum;
Hani yalnız olanlarından.
Pabucu yarım, kendisi yarım.
Ve öyle bir çocuk düşün lakin hayalsiz.
Aşk geldi,
Hayal çocukta öldü,
Sen, bende…
Aşk geldiğinde ben yıldızları sayıyordum;
Hani gölün üzerinde parlayanlardan.
Oldukça özgür, oldukça yalnız.
Ve öyle bir yıldız düşün lakin ışıksız.
Aşk geldi,
Işık yıldızda öldü,
Sen, bende…
Aşk geldiğinde salkımlar üzüm doluydu;
Hani kıpkırmızı olanlarından.
Fazlasıyla buruk, fazlasıyla kırmızı.
Ve öyle bir şarap düşün lakin üzümsüz.
Aşk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_angel_sky.jpg" alt="Gökyüzündeki Melek" title="" width="500" height="331" /></p>
<p>Aşk geldiğinde ben daha çocuktum;<br />
Hani yalnız olanlarından.<br />
Pabucu yarım, kendisi yarım.<br />
Ve öyle bir çocuk düşün lakin hayalsiz.<br />
Aşk geldi,<br />
Hayal çocukta öldü,<br />
Sen, bende…<span id="more-604"></span></p>
<p>Aşk geldiğinde ben yıldızları sayıyordum;<br />
Hani gölün üzerinde parlayanlardan.<br />
Oldukça özgür, oldukça yalnız.<br />
Ve öyle bir yıldız düşün lakin ışıksız.<br />
Aşk geldi,<br />
Işık yıldızda öldü,<br />
Sen, bende…</p>
<p>Aşk geldiğinde salkımlar üzüm doluydu;<br />
Hani kıpkırmızı olanlarından.<br />
Fazlasıyla buruk, fazlasıyla kırmızı.<br />
Ve öyle bir şarap düşün lakin üzümsüz.<br />
Aşk geldi,<br />
Üzüm şarapta öldü,<br />
Sen, Bende…</p>
<p>Aşk geldiğinde bütün bavullar hazırlanmıştı;<br />
Hani uzun yolun yolcularından.<br />
Alabildiğine mavi, uçabildiğine sınırsız.<br />
Ve öyle bir kuş düşün lakin kanatsız.<br />
Aşk geldi,<br />
Kanat kuşta öldü,<br />
Sen, bende…</p>
<p>Ve her şey öldüğünde,<br />
Küçük kanatlarını çırpışını izledim, uzaklaştığını anlamaksızın.<br />
İçimde öldüğünü sandığım, sen, gidişini izledim.<br />
Bir anda ölümsüzlüğü hissettim,<br />
Çünkü hayal çocukta ölmüyordu, ışık yıldızda ölmüyordu.<br />
Üzüm şarapta ve kanat kuşta ölmüyordu.<br />
Sen, bende ölmüyordun…<br />
Sen, beni “ben” yapıyordun,<br />
Ben öldüğünü sanıyordum.<!--more--></p>
<p>Tam her şey bitti derken,<br />
Bir anda,<br />
Aşk geldi…<br />
Geldiğinde ölmek üzereydi,<br />
Pişman ve güçsüz, yığıldı kaldı.<br />
Yalnızca “Dokunma” dedi,<br />
Gözleri kapanırken,<br />
Son sözlerini söyledi:<br />
“O, Ayşe” dedi,<br />
Ve aşk, benim içimde öldü,<br />
Ben de, senin içinde…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/birbirimizde-olduk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rende</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/rende/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/rende/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 11:08:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Kastan Doğan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[aşınma]]></category>

		<category><![CDATA[rende]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=601</guid>
		<description><![CDATA[
Rendeledim; kaybettim
Rendeledin; kazandın sandın
Rendeledi; tereddüt etti
Rendelendik; ömrümüz kısaldı
Rendelendiniz; kısmet değilmiş
Rendelendiler; başkaları sefa sürdüler.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_rende-147x300.jpg" alt="Rende" width="147" height="300" /></p>
<p>Rendeledim; kaybettim<br />
Rendeledin; kazandın sandın<br />
Rendeledi; tereddüt etti<br />
Rendelendik; ömrümüz kısaldı<br />
Rendelendiniz; kısmet değilmiş<br />
Rendelendiler; başkaları sefa sürdüler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/rende/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Farz-ı Misal</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/farz-i-misal/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/farz-i-misal/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 17:46:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[farz-ı misal]]></category>

		<category><![CDATA[İmitasyon sevgililer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[İmitasyon sevgililer
Ve farz-ı misal aşk romanlarım
Ben büyüdükçe öğrendim bazı masalları
Mutlu son arardı gözlerim
Perdenin kenarlarında
Aralanmış ışık süzülüyor odama
Işık ses çıkarsa ne hoş olurdu
En çok kırmızı için ağlardım
İmitasyon sevgililer
Ve farz-ı misal aşk romanlarım
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İmitasyon sevgililer<br />
Ve farz-ı misal aşk romanlarım<br />
Ben büyüdükçe öğrendim bazı masalları<br />
Mutlu son arardı gözlerim<br />
Perdenin kenarlarında<br />
Aralanmış ışık süzülüyor odama<br />
Işık ses çıkarsa ne hoş olurdu<br />
En çok kırmızı için ağlardım<br />
İmitasyon sevgililer<br />
Ve farz-ı misal aşk romanlarım</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/farz-i-misal/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Erken</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/erken/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/erken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 17:41:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Rıza Esin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[bahar]]></category>

		<category><![CDATA[turunç]]></category>

		<category><![CDATA[turunç çiçekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=596</guid>
		<description><![CDATA[Geldimi bahar buralara
Turunç çiçekleri kokar ilkin
Habercisi sıcak günlerin
Daha sarmadan ılığa havalar
Azmadan daha bahar
Diner sonra kokusu
Bırakır kendini buram buram
Başka bahar öncesine kadar
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geldimi bahar buralara<br />
Turunç çiçekleri kokar ilkin<br />
Habercisi sıcak günlerin</p>
<p>Daha sarmadan ılığa havalar<br />
Azmadan daha bahar<br />
Diner sonra kokusu</p>
<p>Bırakır kendini buram buram<br />
Başka bahar öncesine kadar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/erken/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çamaşır</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/camasir/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/camasir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 17:37:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/camasir/</guid>
		<description><![CDATA[
Vücutlarımızı göstermemek için toplanmış tarla mahsulleri fazlaca su içermekteydi.
Havanın nemini arttırabilmek için balkon iplerini giysilerle yerçekimi arasına koyduğumda eylemi bütünleştirecek basit yaylı sistemi yeryüzü çekiverdi.
Yağmuru engelleyen plastik örtüden çıkan ses —kulaklarıma varıncaya milyon kez atmosferde emilmiş olmasına rağmen— vücudumun büyükten küçüğe sıralandığında hep sonuncu olan 3 kemiğini birer birer titrettiğinde irkildim. Sondan önce güneşle aramda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_child_by_etrix.jpg' alt='ex_child_by_etrix.jpg' /></p>
<p>Vücutlarımızı göstermemek için toplanmış tarla mahsulleri fazlaca su içermekteydi.</p>
<p>Havanın nemini arttırabilmek için balkon iplerini giysilerle yerçekimi arasına koyduğumda eylemi bütünleştirecek basit yaylı sistemi yeryüzü çekiverdi.</p>
<p>Yağmuru engelleyen plastik örtüden çıkan ses —kulaklarıma varıncaya milyon kez atmosferde emilmiş olmasına rağmen— vücudumun büyükten küçüğe sıralandığında hep sonuncu olan 3 kemiğini birer birer titrettiğinde irkildim. Sondan önce güneşle aramda olan tüm o opak varlıklar kayboluverdi; küçülen sadece göz bebeklerim değildi. Işığın yardımıyla balkonuma uzayan ağaç beni perspektifte bir derece daha küçültmüştü. Güneş bana arkasını döndüğünde artık yeni sesler işitmemin zamanı gelmişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/camasir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DeneA</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/denea/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/denea/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 16:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özcan Doğan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<category><![CDATA[üç]]></category>

		<category><![CDATA[evet]]></category>

		<category><![CDATA[ja ja ja]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/denea/</guid>
		<description><![CDATA[Ey bulvarlarda ışık bekleyen makinalar!
Nokta enlem ve boylamda üç
defa evet diyenlere yol veriniz!
Ey levha boylarında dolaşan
çizgi boyunlu varlıklar,
durmama sırası sizindir, geçiniz!
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ey bulvarlarda ışık bekleyen makinalar!<br />
Nokta enlem ve boylamda üç<br />
defa evet diyenlere yol veriniz!<br />
Ey levha boylarında dolaşan<br />
çizgi boyunlu varlıklar,<br />
durmama sırası sizindir, geçiniz!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/denea/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kaldın</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kaldin/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kaldin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 16:48:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kaldin/</guid>
		<description><![CDATA[Kaldın
Yorgun gözlerim, titrek ellerim, çaresizliğim
Bir şişe şarap, yarım paket tütün
&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;çeyrek ömür tükettim
Geçmedin
Yıldızlar göğün boynuna asılmış
&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;bir gerdanlık gibi parladı o gün
Ben senin için yıldızlı geceleri söndürdüm
Geçmedin
Nefes aldım nefes verdim yüz bin kere belki
Hiçbiri ısıtmadı senin gibi içimi
Genzimden kokun geçti
Sen geçmedin
Kollarımda titrediğin zaman
Evli çiftler gibi kavga ettiğimiz zaman
Ve dönüşü olmayana çekip gittiğin o an
Seni sevdiğim ilk an [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaldın</strong></p>
<p>Yorgun gözlerim, titrek ellerim, çaresizliğim<br />
Bir şişe şarap, yarım paket tütün<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;çeyrek ömür tükettim<br />
Geçmedin</p>
<p>Yıldızlar göğün boynuna asılmış<br />
&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;bir gerdanlık gibi parladı o gün<br />
Ben senin için yıldızlı geceleri söndürdüm<br />
Geçmedin</p>
<p>Nefes aldım nefes verdim yüz bin kere belki<br />
Hiçbiri ısıtmadı senin gibi içimi<br />
Genzimden kokun geçti<br />
Sen geçmedin</p>
<p>Kollarımda titrediğin zaman<br />
Evli çiftler gibi kavga ettiğimiz zaman<br />
Ve dönüşü olmayana çekip gittiğin o an<br />
Seni sevdiğim ilk an kadar güzeldin<br />
Üzerimden trenler, otobüsler geçti<br />
Sen geçmedin</p>
<p>Senden sonra üç dört defa hastalandım<br />
Uykusuz kaldım, sayıkladım, ateşlendim<br />
Saniyeler damladı beynimin içine sabahsız gecelerde<br />
Hastalığım geçti<br />
Sen geçmedin</p>
<p>Geçti zaman geçti gençlik<br />
Ağır geldi bu sensizlik<br />
Ay üç kez dolandı etrafımızdan sen görmedin<br />
Kimler geçti unutuldu<br />
Sen geçmedin</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/kaldin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgilerimi Yolluyorum Size</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/mizah-hiciv/sevgilerimi-yolluyorum-size/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/mizah-hiciv/sevgilerimi-yolluyorum-size/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 16:16:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erhan Tığlı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mizah-Hiciv]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[mektup]]></category>

		<category><![CDATA[mesaj]]></category>

		<category><![CDATA[sevgi]]></category>

		<category><![CDATA[sevgili]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/mizah-hiciv/sevgilerimi-yolluyorum-size/</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden sevgililer, dostlar birbirlerine mektup yollarlar, içine sevgi sözcükleri yazarlar, selam gönderirlerdi. Hele uzaklara giden, gurbete gönderilen sevgilerin mektupları hasretle beklenir, tekrar tekrar okunup koyunda saklanılırdı. Şu mani o duyguyu, özlemi dile getiriyor:
&#8220;Mektup yazdım acele/ Al eline hecele/ Mektup benim vekilimdir/ Koy koynuna gecele&#8221;&#8230;
Mektup bir türlü gelmek bilmeyince, &#8220;Kara tren gelmez m’ola/ Düdüğünü çalmaz m’ola/ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_name.jpg' alt='Aşk Mektubu' class="picleft" />Eskiden sevgililer, dostlar birbirlerine mektup yollarlar, içine sevgi sözcükleri yazarlar, selam gönderirlerdi. Hele uzaklara giden, gurbete gönderilen sevgilerin mektupları hasretle beklenir, tekrar tekrar okunup koyunda saklanılırdı. Şu mani o duyguyu, özlemi dile getiriyor:</p>
<p>&#8220;Mektup yazdım acele/ Al eline hecele/ Mektup benim vekilimdir/ Koy koynuna gecele&#8221;&#8230;</p>
<p>Mektup bir türlü gelmek bilmeyince, &#8220;Kara tren gelmez m’ola/ Düdüğünü çalmaz m’ola/ Gurbet ele yâr yolladım/ Mektubunu yazmaz m’ola&#8221; diye dert yanılırdı.</p>
<p>Göndermek, yollamak hakkında birkaç örnek verelim.<span id="more-592"></span></p>
<p>Ahmet Arif bir şiirinde, &#8220;Görüşmecim yeşil soğan göndermiş/ Dağlarına bahar gelmiş memleketimin&#8221; diyerek belirtiyor sevincini, bahar özlemini.</p>
<p>Bir türküde sevgili, &#8220;Duvara mıh çakarım/ Sen sallan ben bakarım/ Mendilin kirlendikçe/ Sen gönder ben yıkarım&#8221; diye haber yoluyor sevdiğine.</p>
<p>Başka bir türküde soru soruluyor: &#8220;Kızılcıklar oldu mu/ Selelere doldu mu/ Gönderdiğim çoraplar/ Ayağına oldu mu?&#8221; Bir şarkıda da, &#8220;Sallasana sallasana mendilini/ Akşam oldu/ Göndersene sevdiğimi&#8221; deniliyor.</p>
<p>Bir adam alacağını bir türlü alamamış, borçluyu insafa getirmek için mektup yazmış, zarfın içine de karısıyla çocuklarının eski püskü giysilerle çekilmiş fotoğrafını koymuş, altına &#8220;Borcumu bunun için istiyorum&#8221; yazmış. Bir süre sonra borçludan bir mektup gelmiş. Zarfın içinde şık giyimli güzel bir kadının fotoğrafı varmış, altında da şöyle bir yazı varmış: &#8220;Ben de bunun için ödeyemiyorum.&#8221;</p>
<p>İki kişi kavga etmişler. Kavgacılardan biri çekmiş evine gelmiş. Öbürü hıncını alamayıp kapıyı çalmış, açan olmamış. Bir kartona kocaman harflerle “eşek” yazıp kapıya iliştirmiş. Bir süre sonra kendisine mektup gelmiş o kişiden. İçinde şöyle bir yazı varmış: “Sevgili dostum, geçenlerde beni aramış bulamamışsın. Kapıdaki kartvizitinden gelenin sen olduğunu anladım.” Allah bizi böyle mektuplardan korusun.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet, kendisine yılanlı çıyanlı bir mektup yollayan Uzun Hasan’a, içinde mücevher olan bir mektupla karşılık vermiş. Niye böyle yaptığını soranlara şöyle demiş: &#8220;Herkes, kendisinde olanı gönderir.&#8221;</p>
<p>Siz de sevgilinize, dostunuza gönlünüzden kopardığınız sevgi çiçeklerinden yollayın. Hiç bir çiçek, hiç bir hediye bu kadar güzel olamaz çünkü. Sevgilinize en son ne zaman mektup yolladınız, bir düşünün bakalım. Yoksa hiç yollamadınız da telefon mesajlarını yeterli mi gördünüz? Çok yazık! Hemen şimdi güzel bir resim yapın, kâğıda ellerinizi çizin, böylece mektubunuzu tutan ellerine elleriniz değmiş olur. Sigara içiyorsanız, mektubun bir ucunu onunla yakın da ne kadar yanıp tutuştuğunuzu gösterin sevgilinize. İçinizden geldiği gibi bir şeyler yazın, şiir, kartpostal ekleyin, sevgilinize yollayın. Postacı kapıyı çalınca sevgiliniz heyecanla postacıya baksın, dudak bükerek, içinde ne var acaba, kim göndermiş diye zarfı yırtarcasına açsın, tatlı bir gülümseyişle mektubunuzu bir çırpıda okusun.</p>
<p>Arada sırada sevgilinize böyle sürprizler yapın. Hadi üşenmeyin; okur- yazar olduğunuzu kanıtlayın. Mektubunuzun altına, “Kestane kebap/ Acele cevap/ sen de mektup yaz/ İşle sevap” ya da “Sepet sepet yumurta/ Sakın beni unutma/ Unutursan küserim/ Mektubumu keserim” yazabilirsiniz. “Mektubumu keserim” yerine “Kavun karpuz keserim” yazarsanız sevgiliniz ister istemez güler. Unutmayın ki, sevgililer gülmeyi, güldürülmeyi severler. Bu davranışınızı çocukça bulur diye çekinmeyin, arada sırada içinizdeki çocuğu konuşturmayı, gül bahçesinde dolaştırmayı ihmal etmeyin.</p>
<p>Al eline kalemi/ Yaz içinden geleni/ Kimse ayıplayamaz/ Yâri candan seveni.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/mizah-hiciv/sevgilerimi-yolluyorum-size/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>4 Lastik Tekerlek ve 42 Numara Ayakkabı</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 13:52:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işık Sapmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>

		<category><![CDATA[Doğa]]></category>

		<category><![CDATA[film]]></category>

		<category><![CDATA[papatya]]></category>

		<category><![CDATA[tekerlek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/</guid>
		<description><![CDATA[
Dün akşam bir film izlemedim.
Güzel miydi bilmiyorum.
Papatyalar var mıydı?
Her birinden ikişer yaprak eksik miydi?
Bilmiyorum, izlemedim.
O filmde eşsiz güzellikte bir manzara var mıydı?
Bilirsiniz arkada ağaçlar, karşıda deniz, yarım güneş,
Ve papatyalar.
Bir de o manzarada hüzün var mıydı acaba?
Ya çimenlerin üzerinde ayak izi var mıydı?
Onu da bilmiyorum.
Ama basılmamış çimen de görmedim.
Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_42.jpg' alt='42 Numara' /></p>
<p>Dün akşam bir film izlemedim.<br />
Güzel miydi bilmiyorum.<br />
Papatyalar var mıydı?<br />
Her birinden ikişer yaprak eksik miydi?<br />
Bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>O filmde eşsiz güzellikte bir manzara var mıydı?<span id="more-590"></span></p>
<p>Bilirsiniz arkada ağaçlar, karşıda deniz, yarım güneş,<br />
Ve papatyalar.<br />
Bir de o manzarada hüzün var mıydı acaba?</p>
<p>Ya çimenlerin üzerinde ayak izi var mıydı?<br />
Onu da bilmiyorum.<br />
Ama basılmamış çimen de görmedim.</p>
<p>Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında sürerken,<br />
Arabasının mı yeşerdiğini yoksa ormanın mı karardığını anlayamayan,<br />
30 yaşının altında genç bir çocuk var mıydı?<br />
30 yaşının altında ve 42 numara ayakkabı giyen.</p>
<p>Çimenlerin üzerinde iz bıraktığından haberi var mıydı?<br />
4 lastik tekerlek ve 42 numara ayakkabı izi.<br />
Umurunda mıydı o an?<br />
Bunları da bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>Orada bir yerlerde hüzün var mıydı?<br />
30 yaşından küçük<br />
Ve ikişer yaprağı eksik papatyalara basan.<br />
Şakağındaki acıya rağmen,</p>
<p>Python 357’yi inatla bastıran genç bir çocuk var mıydı?<br />
Parmağını tetik boşluğuna sokturan pişmanlığı mıydı?<br />
Yoksa pişman değil miydi?</p>
<p>Doğa, koynunda ölmek için fazla mı güzeldi?<br />
Bu yüzden mi Python 357 papatyaların arasındaydı?<br />
Hiç yakışıyor muydu?<br />
Bilmiyorum, izlemedim.</p>
<p>Acaba simsiyah arabasını yemyeşil ormanın masmavi örtüsü altında sürerken,<br />
Arabasının mı yeşerdiğini yoksa ormanın mı karardığını anlayamayan,</p>
<p>30 yaşının altında genç bir çocuk var mıydı?</p>
<p>30 yaşının altında ve 42 numara ayakkabı giyen.<br />
Çimenlerin üzerinde iz bıraktığından haberi var mıydı?<br />
4 lastik tekerlek ve 42 numara ayakkabı izi.</p>
<p>Sanırım böyle bir film yoktu.<br />
Ben de dün akşam izlemedim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/4-lastik-tekerlek-ve-42-numara-ayakkabi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sessiz Kalma Hakkı</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/sessiz-kalma-hakki/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/sessiz-kalma-hakki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 13:02:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Rıza Esin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<category><![CDATA[karanlık]]></category>

		<category><![CDATA[ses]]></category>

		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/sessiz-kalma-hakki/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sessiz kalma hakkına sahipsin!&#8221; diye seslenmişti bir ses.
&#8220;Sessiz kalma hakkına sahipsin!!! Söyleyeceğin her şey aleyhine delil olarak kullanılabilir!..&#8221;
Nereden geldiğini anlayamamıştı ki daha, sessiz kaldı; öyle her söyleneni anında yapar birisi de değildi üstelik. Konuşmadı, dinledi bir süre; kalktı kendini bulduğu yerden, doğrulurken etraftaki boşluğu süzüyordu bir yandan, anlamlı bir şeye değdiremediği gözleriyle.
Bir ses ona sessiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/04/ex_sessizlik.jpg' alt='Sessizlik' class="picleft" /><em>&#8220;Sessiz kalma hakkına sahipsin!&#8221;</em> diye seslenmişti bir ses.</p>
<p><em>&#8220;Sessiz kalma hakkına sahipsin!!! Söyleyeceğin her şey aleyhine delil olarak kullanılabilir!..&#8221;</em></p>
<p>Nereden geldiğini anlayamamıştı ki daha, sessiz kaldı; öyle her söyleneni anında yapar birisi de değildi üstelik.<span id="more-552"></span> Konuşmadı, dinledi bir süre; kalktı kendini bulduğu yerden, doğrulurken etraftaki boşluğu süzüyordu bir yandan, anlamlı bir şeye değdiremediği gözleriyle.</p>
<p>Bir ses ona sessiz kalmasını söylediği için sessiz kalmamıştı aslında; bunu diyenin kim olduğunu merak etmişti, onun için beklemişti. O ara bir sessizlik olmuştu tabii&#8230;</p>
<p>Ansızın kapkara oldu ortalık. Sessizlikten hoşlanırdı ama istem dışı sessizliğin üstüne karanlığın hem neden çöktüğü ve neyi bastırdığının bilinmezliği, hem de tam ne olduğunu anlamaya çabalıyorken üstelik, sanki bunu saklayan bir perde inmiş gibi peydahlanması, pek ürküttü onu. Az önceki loşluğu geri çağırmak istedi; hatırlamaya zorladı hatta kendini, etrafında bulunan ve az önce anlamlı gelmeyen şeyleri aklından geçirerek.</p>
<p>Karanlıktan korkan biri değildi ama bu durum farklıydı. Öncesinden haberdar olunmayan karanlık, sonrasına bakışını da karartıyordu onun için; korktuğu şey karanlık değil, bilinmezlikti; ki algılayamadıklarının yerine çıkarsayabileceği kadar bile göstermemişti kendini hiç bir şey; başka hiç bir şeyi de hatırlamıyordu.</p>
<p>Devamı gelmeyince sesin, sessizliğini bozmayı düşündü. &#8216;Sessiz kalma hakkına sahipsin&#8217; diyen birisine ne denirdi ki, sessiz de kalmıştı zaten; ama niye sessiz kalsındı ayrıca, sessiz kalmak istemiyorsa artık birşeyler söylemeliydi.</p>
<p><em>&#8220;Sessiz kalmak istemiyorum&#8221;</em> diye bir mırıldandı önce, sonra beğendi bu söylediğini; <em>&#8220;Sessiz kalmak istemiyorum!&#8221;</em> diye bağırdı, <em>&#8220;Kimsin sen?!&#8221;</em> diye haykırdı ardından.</p>
<p>Yankılanan sesi söndüğünde çıt yoktu etrafta. Gözlerini karanlığa alıştırmak ister gibi kısarak ayağa kalktı, el yordamıyla sağını solunu yoklamaya başladı. Hatırlamıyordu hâlâ tam olarak oranın neresi olduğunu, orada ne aradığını da bilmiyordu. Her şey bir yana, ne zamandır oradaydı, sessiz kalabilirsin diyen o ses nereden gelmişti; neden kararmıştı ortalık ardından.</p>
<p>Düşünmesinin hiç faydası olmadı, farz etmeyi de beceremedi. Öyle bir karanlık içinde bulmuştu ki kendini, neden düşmüşse yere veya yatıp kalmışsa orada, gelmiyordu aklına işte ve parmaklarının ucuna dek gergin iki kolu ileride, sağına ve soluna doğru dönüp durarak bir şeylere değmeye çalıştı. Yarım adımlar atıyordu dört bir yöne ve tam devamını getirecekken adımlarının, bir şeye takıldı birden bire; üzerine yığılıverdi.</p>
<p>Sessizliği bir şeylerin kırılma sesi bozmuştu. O anda duyduğu acıyla birlikte sesi de tarif ediverdi aklı; bir şangırtıydı ve o sesin de yankılanmış olmasından bir daha anladı ki, geniş ve kapalı bir yerdeydi. O kadar büyük ve boş bir yerde neyi bulup da üzerine yığılmıştı?</p>
<p>Nefesi kesilmiş gibiydi; sanki göğüs kafesini delip geçmiş gibi gelen keskin bir şeyin üstünde olduğunu farketti birden, kalkmaya çalıştı üstünden sendeleyerek. Göğsüne götürdü elini ve evet, büyükçe ve elinin değdiği ucu da keskin camdanmış gibi gelen bir şey hissetmişti; dokunmasıyla bunun vücuduna saplanmış bir şey olduğunu anlaması bir oldu, dokunduğu o şey değil vücuduna giren yerdi sanki; birleştikleri noktadan kan fışkırıyordu&#8230;</p>
<p>Sessizliği duydu yeniden, başka bir ses duymak istedi daha ünlü; hatta diledi ki içinden, biri ona sessiz kalma hakkı versin yüksek sesle ve o da bu hakkı kullansın. Fakat ses gelmiyordu hiç bir yerden; bir yandan bunları düşünürken, dizlerinin üstüne çöküverdi ve hemen ardından geriye bıraktı kendini, yer çekmişti onu sanki. Ayaklarını hissetmiyordu artık; gözleri odaklanacağı bir nokta aradı&#8230; Yoktu&#8230; Her yer büyükçe bir noktaydı artık.</p>
<p>Titremeye başladı sonra kaldığı yerde, çok üşüyordu. Bedeninden fışkırıp sonra tenini yalayarak yere yayılan kanın ıslaklığı ve sıcaklığını hissetti yalnızca ve bir de duyamıyordu artık hiç bir şeyi.</p>
<p>Bulduğu gibi karanlıktı her şey; sessiz kaldı öylece&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/sessiz-kalma-hakki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Günlükler 3</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-3/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 12:50:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Kahraman</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<category><![CDATA[ilişki]]></category>

		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=597</guid>
		<description><![CDATA[İntihar
&#8220;Gerçek intiharlar soğukkanlılıkla karar verilenlerdir. Diğer intiharları bunlardan ayırıyorum. Örneğin anlık bir öfkeyle kalkışılan ve başarılan intiharları bunlardan ayırıyorum. Soğukkanlılıkla düşünülüp tasarlanarak uygulanan intihara gerçek dememin sebebi diğerlerinden daha değerli bulmam; yoksa diğerlerinin intihar olmadığını söylemiyorum. Bunları daha değerli bulmamın sebebi ise hayatın görünüşlerinden değil bizzat kendisinden kaynaklanmaları; anlık bir acı çekişten değil bizzat hayatın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>İntihar</strong></p>
<p>&#8220;Gerçek intiharlar soğukkanlılıkla karar verilenlerdir. Diğer intiharları bunlardan ayırıyorum. Örneğin anlık bir öfkeyle kalkışılan ve başarılan intiharları bunlardan ayırıyorum. Soğukkanlılıkla düşünülüp tasarlanarak uygulanan intihara gerçek dememin sebebi diğerlerinden daha değerli bulmam; yoksa diğerlerinin intihar olmadığını söylemiyorum. Bunları daha değerli bulmamın sebebi ise hayatın görünüşlerinden değil bizzat kendisinden kaynaklanmaları; anlık bir acı çekişten değil bizzat hayatın temelinin acı olduğunun kavranmasından kaynaklanmaları. Kısaca gerçek intiharın temelinde akıl, diğerlerinin temelinde ise duygular yatıyor denebilir. Akıl duygudan değerli midir bilmem ama hayatı kavramada duygular gibi aldatıcı değildir. Şöyle ki, üzgünken dünyayı üzüntü kaynağı olarak gören kişi kendi üzüntüsünün sebebi ortadan kalkınca dünyaya olan tavrını da değiştirir. Yani dünyayı duygularla kavramaya çalışırsak aynı dünya kişiden kişiye ve hatta aynı kişide zamana göre değişik görünüşler alacaktır. Oysa bu görünüşlerin altında bir tane dünya vardır. İşte an gelir insan dünyayı olduğu gibi görür. Bu fark ediş genelde gençlik çağı geçince olur. Bu yüzden soğukkanlı intiharlara gençlik dönemlerinde pek rastlanmaz. Bazı duyarlı ruhlar, hayat kendilerine birçok mutlu olma olanağı tanısa da bir tek yoksunluk durumuyla karşılaşınca —gençlik dönemlerinde— intihar edebilmektedirler.</p>
<p>Unutamadığım intiharlardan biri de ünlü bir televizyon spikerinin oğlunun bilinçsiz intiharıydı. Haberlerden öğrendiğim kadarıyla X’in oğlu eve gelmiştir, onuruna yediremediği bir olay yaşamıştır; belki hakarete uğramış belki de evlenmeyi düşündüğü kız tarafından terkedilmiştir ve vitrin camına kafa atmadan önce şöyle der: ’Ben böyle yaşayamam!’</p>
<p>Analiz edersek şöyle demiştir: “Yaşayabilirim ama böyle değil.” Sonuç olarak duygusal intiharda reddedilen hayatın kendisi değil görünüşlerinden biri ya da onun özne üzerindeki bir anlık etkisidir. Örneğin burada kişi hayata değil hayatın karşısında kendi kaldığı duruma itiraz etmektedir .</p>
<p>Özetle duygusal tavır dünyaya iyi ya da kötü değeri atfeder. Oysa dünya kendi başına iyi ya da kötü değil, bütün bu değerlendirmelerin uzağında ve kayıtsız; kısaca ‘değersiz’ ve anlamsızdır. İşte mantık intiharı da bu anlamsızlığa verilen yanıttır.</p>
<p>Dünyanın soğukkanlılıkla değerlendirilebilmesi için onu görmemizi engelleyen birtakım perdelerin aradan çekilmesi gerekir. Dünyayı görmeye engel olan bir çok perde vardır; herhangi bir nesneye duyulan istek, kişinin benimsediği ya da sırtına vurulan sorumluluklar kişi tarafından dünyanın anlamı olarak konumlandırılır. Oysa belli bir olgunluğa varan insan bütün amaçlarının eğreti bir yapısı olduğunu fark eder. Kendi kendisini yaratmamıştır ve varolanlar arasındaki konumundan kaynaklanan bütün istek ve sorumlulukları tesadüfidir. Hayatının anlamı olarak belirlediği şeyleri asıl belirleyen neden-sonuç ilişkileri olmuştur.&#8221;</em></p>
<p>Diye yazmışım en son, bütün evrene yukarıdan bakıyormuş budalalığıyla. Sanırım bunu yazmamın sebebi intihar meselesine kafayı takmış olmamın yanı sıra  bu aralar sanki her zamankinden daha fazla intihar vakası yaşanıyor olması ve sanki bütün bunların ya benim çevremde ya da bana göz kırpan bir açıda oluyor olması. Belki de intiharı bir paradigma olarak belirledim ve varlığı bu kalıbın dışında göremediğim için böyle düşünüyorum. Tıpkı bir atom fizikçisinin etrafındaki her şeyi birbirini itip çeken atomlar gibi görmesi gibi.<span id="more-597"></span></p>
<p>Geçen gün içmeye erken başlamıştım ve daha hava kararmadan kelle olmuştum. Oturduğum bardan çok sıkılmıştım çünkü çok tenhaydı. Bir köşede oturan ben ve yeni yetme birkaç liseli gençten başka kimse yoktu. Onların yalınkat siyasi muhabbetleri de canımı sıkıyordu. Hele kulağında birkaç küpesi olan birinin Hitler’in Yahudileri katletmesine gönderme yaparak büyük Türk milleti için Kürtlerin de katledilmesi gerektiğini yüksek sesle beyan etmesi daha da bir tiksinti yarattı bende. O an ona bir çok şey söylemek isteyip de oturduğum masadan fark edilmeyen bir bakış fırlatmaktan öteye geçemediğim için tiksintim kendi üzerime de yayılıyordu. Ne yalan söyleyeyim, içinde kadın görebileceğim bir yere gitmek için de çıktım o bardan. Çıkmış sokakta biraz hava almak için yürüyordum ki Zeynep’i gördüm. Elinde içinde bira olması muhtemel siyah bir  torba vardı . Oldukça üzgün ve dalgın görünüyordu. Karşı karşıya geldiğimiz halde beni fark etmedi. </p>
<p>Zeynep bir aralar çok kısa bir süre –belki bir ay– beraber olduğum bir kızdı. Gözgöze gelince başımla selam verdim. Bir an öylece yüzüme baktı. Neden sonra beni hatırlayabildi.<br />
<em>“Merhaba Tahir.”</em> dedi <em>“N’apıyorsun? Her zamanki gibi içki mi içiyorsun?”</em></p>
<p>Ona selam verirken böyle haşin bir tavır takınacağını tahmin etmiştim aslında. Üzerinden aylar da geçmiş olsa onu terk ederek büyük bir hakarette bulunmuştum. Ayrıca bildiğim kadarıyla düzenli bir işi vardı ve artık ben onun için de yerinde sayan bir serseriydim.</p>
<p><em>“Hiç…”</em> dedim, <em>“Öyle dolaşıyordum. Birkaç bira da içtim. Sen nasılsın? Biraz durgun görünüyorsun”</em></p>
<p>- Moralim bozuk.</p>
<p>- Belli oluyor, kötü görünüyorsun. Bir şey mi oldu?</p>
<p>- Evet&#8230; Ertan intihar etmiş.</p>
<p>Ertan Zeynep’in bir arkadaşıydı. Zeynep’e aşıktı ve  ona defalarca sevgili olmayı teklif ettiği halde reddedilmişti. İşte o dönemler ben Zeynep’le beraber olmuştum. Aslında Ertan hakkındaki bütün bilgim Zeynep’in bana anlattıklarına dayanıyordu. Belki de bütün hepsi beni etkilemek için uydurulmuştu. Yani kendisine aşık olan birisinden ve kendisinin ona yüz vermeyişinden bahsederek hem beni hem kendini onurlandırmaya çalışmış olabilirdi. Ben öyle olmalıydım, çünkü yıllarca peşinden koşmuş daha güvenilir bir erkek varken bilmem neden bir gece barda tanıdığı beni tercih etmişti. O onurlanıyordu, çünkü peşinden koşan sırılsıklam bir aşığa sahipti. <em>“Nasıl yani?”</em> diye sordum şaşırarak.</p>
<p>- Ne demek “nasıl yani?..” İntihar etmiş işte. Pencereden atlamış.</p>
<p>- Ölmüş mü?</p>
<p>- Evet.	</p>
<p><em>“Peki ama neden yapmış bunu?”</em> diye sordum ama Zeynep’in ‘sanki bilmiyormuşsun gibi’ diyen bakışları bu soruyu sormamam gerektiğini anlamama yetti. Bazı kadınların her şeyin kendi etraflarında döndüğü takıntısına sahipti o da. Muhtemelen bu intiharın sebebinin kendisi olduğunu düşünerek bir yandan soylu bir acı çekiyor bir yandan da uğruna intihar edilen bir kadın olmanın gururuyla tatmin oluyordu. Sanırım bu kurguda benim rolüm de zamanında haksız yere fazla değer verilmiş kötü adamlıktı. Eğer o kaypak intihar teşebbüsümde ben de ölseydim onun için intihar edenler kontenjanımda yerimi alırdım herhalde. Benim için de ondan sonra kendine gelememiş bir aşık olarak bahsederdi sağda solda. Torbasındaki biralar da saf aşığının ölümünün yası –ya da kutlaması– için alınmıştı anladığım kadarıyla. </p>
<p><em>“Çok üzüldüm”</em> dedim  en ufak bir üzüntü hissetmediğim halde. Çünkü  aklımda o an Ertan’ın intiharından çok,  torbasındaki biraları Zeynep’le beraber içmek vardı.</p>
<p><em>“Eve gidiyorum. İstersen sen de gel.”</em> deyince hemen kabul ettim. Böyle bir teklifi istiyor ama ummuyordum. Sonra evine gidip oturduk ve bira içmeye başladık.</p>
<p><em>“Sen neler yapıyorsun?”</em> diye sordu ki bu aralar duymaktan ve cevaplamaktan hoşlanmadığım soruların başında gelen  soruydu bu. <em>“İş arıyorum.”</em> dedim hala hayatla ilgili bazı kıpırdanışlarım olduğu izlenimini yaratmak için. <em>“Senin bir dersanede çalıştığını sanıyordum.”</em> dedi. Bunu nereden öğrendiğini sordum. Hala benim neler yaptığımı bilen ve Zeynep’e bunu söyleyecek birileri kalmış mıydı çevremde. <em>“Bir yerlerden”</em> deyip kestirip attı.</p>
<p><em>“İşten çıkarıldım.”</em> dedim. Bu aralar sorulmasını istemediğim ikinci soruyu sordu: <em>“Neden?”</em> Ona bilmediğimi söyledim. Gerçekten de tam olarak bilmiyordum. Zaman zaman işe geç gelmem, bazı derslerde öğrencilere kışkırtıcı gelecek konulardan bahsetmem mi, yoksa çoğu zaman üstüm başımın dökülüyor olması mıydı sebep. Belki de bunların hepsiydi. Sonuç olarak ilk dönem çalışmış ikinci dönemin başında müdür tarafından çağırılmıştım. O da bana patronların benimle çalışmak istemediklerini söyleyip önüme imzalamam için bir istifa dilekçesi uzatmıştı. Ben de istifa dilekçesi imzalamak iş hayatının rutin işlerinden biriymiş gibi sorgusuz sualsiz imzalayıvermiştim kağıdı. Bu tavrım müdürü de biraz şaşırtmıştı belki ama uzun uzun dil dökmek zorunda kalmadan benden böyle çabuk kurtulduğu için mutlu da olmuştu galiba. Nasıl olup da neden işten çıkarıldığımı bilmediğimi sordu. <em>“Bilmiyorum işte”</em> dedim konuyu kapatmak için; <em>“Boş ver&#8230;”</em> Daha fazla konuşmak istemememin arkasında özel bir neden, ya da söylemek istemeyeceğim bir şey olduğunu düşünerek daha fazla üstelemedi o da.</p>
<p>Bir süre sessizce içmeye devam ettik. Aslında konuşacak çok şeyimiz de yoktu. Bir elin parmaklarını geçmeyecek defa buluşmuş, içmiş ve sevişmiştik. Hepsi buydu. O bana evleneceği adam olarak bakmış, bense bu ilişkiye hiç bir anlam yüklememiştim. Daha sonra beni adam etmeye çalışmaya başlaması, evlenmekten bahsederek önüme bir takım sorumluluklar çıkartması yüzünden onunlayken aldığım kaba zevk de onu kandırıyor gibi olmanın suçluluğu karşısında eriyip gitmişti. Onun da benden adam olmayacağını fark ettiği sırada ayrılmak istemiştim ve ayrıldığımızdan beri ilk defa karşılaşıyorduk. Zaten ondan sonra, yani Ece’den sonra kimseyle uzun vadeli planlar yapacak bir duygusal bağlılık kuramamıştım. Sayfalar sonra adını anıyorum. Hayatımda aşık oldum diyebileceğim ve bir zamanlar hayatımı üzerine kurmayı düşündüğüm kadının, ki o da beni terk etmişti bir zamanlar. Peki şimdi niye buradaydım? Vakit geçirmek için mi? Ne olursa olsun yalnız kalmaktan korktuğum için mi? Neden bu evde Zeynep’le olduğumu tam olarak bilmiyordum ama niye burada olmadığımı biliyordum: Onu sevdiğim için burada değildim. Neden sonra sessizliği o bozdu: <em>“Müzik dinlemek ister misin?”</em></p>
<p>- İyi Olur.</p>
<p>Teybe bir kaset koydu. Ahmet Kaya’ydı. Küçük odayı Ahmet kaya’nın puslu sesi kapladı. Mezarından “bugün de ölmedim anne” diye haykırıyordu sanki. Bir an bu şarkı beni askerlik günlerime götürdü. Pencereden insansız dağlara bakıp kim bilir neler düşünerek bu şarkıları dinlediğim karakol aklıma geldi. O zamanlar dışarıda ya da şehirde olmanın ne demek olduğunu bile unutmuştum ve çıkınca sivil hayatın beni kucaklayacağına, yeniden doğacağıma dair hayaller kurardım. Sanki asker olmadan önce fark etmediğim bir çok olanak vardı da ben o zaman fark etmiştim onları. Askerlik bitince yepyeni bir hayat kurabilecek kadar aklım başıma gelmiş gibi hissetmiştim; ama sanırım insanın askerdeyken böyle düşünmesini sağlayan hormonlar terhis olduktan bir ay sonra beyin tarafından salgılanmamaya başlıyordu. İşte şimdi işsiz güçsüz bir halde eski bir sevgilinin evine sığınmış o askerlik günlerini özlüyordum; sivil hayatın hayalleri sivil hayattan daha güzeldi, bunu anlıyordum. Neredeyse bu düşünceler içinde bilmem kaçıncı biramı yudumlarken Zeynep’i bile unutmuş tatlı bir nostaljiye kaptırmıştım kendimi. Zeynep bira şişesini benimkine çarptırdı. <em>“Heey&#8230;”</em> dedi <em>“dalıp gittin”</em> Burada onun yanındaysam onunla ilgilenmem gerektiğinin farkına vardım o an.   </p>
<p><em>”Sen neler yapıyorsun?”</em> diye sordum; hem aklıma ilk gelen soru olduğu hem de onun da bana bunu sormuş olduğu için. <em>“Aynı.”</em> dedi <em>&#8220;çalışmaya devam ediyorum.”</em></p>
<p>Bir ilaç firmasında temsilci olarak çalışıyordu. Hani eli yüzü düzgün gençlere ilaçlar hakkında biraz bilgi ve ellerine çantalar verip doktorların peşine saldıkları meslek. <em>“Sevgilin var mı?”</em> diye sordu.</p>
<p>- Hayır yok. Ya senin?</p>
<p><em>“Benim var.”</em> dedi sanki övünür gibi.</p>
<p>- Senin adına sevindim.</p>
<p>- Kim biliyor musun?</p>
<p>- Kim?</p>
<p>- Mehmet bey&#8230;</p>
<p>- Mehmet bey?</p>
<p>- Patronum.</p>
<p>Hatırladım. Benimle beraberken kendisine ne kadar sıcak davrandığını söylediği o babacan patronuydu bahsettiği. Ben de ona patronunun ona asılıyor olabileceğini söylerdim. Ben böyle söyleyince neredeyse bana kızar, nasıl böyle bir şey düşünebileceğimi, adamın babası yaşında olduğunu söylerdi. Söylediklerimde haklı çıkmıştım. Ama buna sevinmedim nedense. Ben bir şey söylemeyince açıklama yapma gereği hissetti.</p>
<p>- Sen beni terk edince boşlukta kaldım. Ne yapacağımı bilemiyordum. İşte o dönem Mehmet bana çok ilgi gösterdi. Sonra…  Sonra da sevgili olduk işte. Hem biliyor musun o çok olgun birisi ve beni gerçekten çok seviyor.</p>
<p>Bir zamanlar babası yaşında olduğu için ilişkisi olamayacağını düşündüğü adam, şimdi olgun olduğu için ideal bir eş durumuna gelivermişti. Hep böyle değil midir zaten, bir zamanlar çok yanlış bulduğumuz davranışlar içine girdiğimizde savunulabilir ve –hatta saçma önyargılar bir kenara bırakılırsa– doğru davranışlar haline gelivermez mi? Ve bu ilişkinin başlamasının zeminini hazırlayan da ben olmuştum. Olsundu benim için fark etmezdi. Belki şu anda bira içip Ahmet Kaya dinleyerek intiharını andığımız Ertan’ın ölümünün sebebi de bendim. O da olsundu. <em>&#8220;Sen mutluysan sorun yok”</em> dedim <em>“ama yanlış hatırlamıyorsam o adam evli değil miydi?”</em> <em>“Evet”</em> dedi; <em>&#8220;Şu anda evli. Ama sadece kağıt üzerinde bir evlilik onlarınki. Yakında boşanacaklar. O sorumluluk sahibi bir insan, beni yarı yolda bırakmayacaktır. Ayrıca dediğin gibi benim için sevinmelisin hiç olmadığım kadar mutluyum.”</em></p>
<p>İçimden zaten bütün evliliklerin kağıt üzerinde olduğunu söylemek geldi; büyük ihtimalle bu adamın onu kullandığını söylemek. Ama bunları söyleseydim onu kıskandığım için mutluluğunu gölgelemeye çalıştığımı düşünecekti. Zaten ben de dahil insanlara kendileri fark etmedikleri sürece hatalarından bahsetmek çoğunlukla hatalarına daha fazla sarılmalarını sağlar. Şimdi beni niye evine çağırdığını anlıyordum. Eski sevgilisi olan bana benden sonra ne kadar mutlu olduğunu gösteriyordu. Göstersindi. Elimdeki biramı bitirip yeni bir bira daha açtım. Ama o benim bu konuda tepkimi göstermem için konuşmayı uzatmaya çalıştı. Eğer ben duygularımı ortaya dökmezsem tam bir zafer kazanamayacaktı.</p>
<p><em>“Sen hep bir yabancıydın biliyor musun Tahir”</em> dedi <em>“Sevişirken bile.”</em></p>
<p>- Öyle miydim. Neyse artık her şey sona erdiğine ve sen de mutluluğu yakaladığına göre bütün bunların bir anlamı kalmadı.</p>
<p>- Ece ne yapıyor?</p>
<p>Sonunda bam telimi bulmuştu işte. Kanayan yarama zevkle dokunmuştu. <em>“Evlenmiş”</em> dedim. Duyarsız yüz ifademi alkolün de yardımıyla korumaya çalışarak. <em>“Üzüldüm”</em> dedi. Cevap vermedim. Yavaşça yanıma sokulup kolunu boynuma attı. Taze ve pürüzsüz beyaz teni, kızıl saçları ve parfüm kokusu onun kişiliğini örtüyor ve onu sadece bir kadın olarak algılamamı sağlıyordu. Şimdi artık beni yendiğine göre, bana acımaya başlayabileceğine karar vermişti galiba. Bana yönelen üzgün bakışları baygın bir şehveti de içinde taşıyordu. Ona döndüm ve öpüşmeye başladık. Onun erkekleri avutma yöntemi sevişmekti ve ben de buna razıydım; söyleyecek bir şey yoktu. Alkol güdümünde bir seks terapisine girmek üzereydik ki cep telefonu çaldı. Açtı, <em>“Merhaba canım…Evdeyim… Tabii gel… Bekliyorum.&#8221;</em> Telefonu kapatıp bana döndü: <em>“Mehmet’ti. Buraya geliyormuş. Kusura bakma Tahir; gitsen iyi olacak. Hem yanlış bir şey yapmak üzereydik.”</em></p>
<p>- Haklısın </p>
<p>Çıktığımda kendimi gerçekten berbat hissediyordum. İnsanın hiç aklında olmasa da güdülendiği bir şeyi son anda hele ki bir tesadüf yüzünden yitirmesi, yitirdiği şeyi hakkıymış gibi hissetmesine yol açıyor. Keşke hiç böyle bir karşılaşma yaşamasaydım dedim. Halbuki bir kaç bira içmek dışında bir kaybım olduğu da söylenemezdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Pat A!</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/pat-a/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/pat-a/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 22:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özcan Doğan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<category><![CDATA[fizik]]></category>

		<category><![CDATA[okul]]></category>

		<category><![CDATA[Pata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/pat-a/</guid>
		<description><![CDATA[O sabah okul yine evlerinin uzağında duruyordu. Sokaktaki insanlar çocuk tarafından pencereden bakılıyordu. Pencereden sarkan çocuğun vücudu yer değiştirdi ve odanın içinde ilerlemeye başladı. Masanın üzerinde duran kitaplar ve defterler bir anda konumlarını değiştirip çocuğun ellerine yerleştiler. Çocuk kapıyla arasında varolan mesafeyi ortadan kaldırdı ve artık dışarda olmaya başladı. Adımlarını birbiri ardına sıralayarak merdivenlerden indi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://site.issorp.com/shadoks/pomp.gif" alt="Et ils pompaient, pompaient, pompaient..." class="picleft" />O sabah okul yine evlerinin uzağında duruyordu. Sokaktaki insanlar çocuk tarafından pencereden bakılıyordu. Pencereden sarkan çocuğun vücudu yer değiştirdi ve odanın içinde ilerlemeye başladı. Masanın üzerinde duran kitaplar ve defterler bir anda konumlarını değiştirip çocuğun ellerine yerleştiler. Çocuk kapıyla arasında varolan mesafeyi ortadan kaldırdı ve artık dışarda olmaya başladı. Adımlarını birbiri ardına sıralayarak merdivenlerden indi ve sokaktaki yerini aldı. Burada beklediği sırada, önündeki yol kendisine doğru ilerlemeye başladı. Yaklaşan her parça büyük bir hızla ayaklarının altından kayıyor ve geride kalıyordu. Kendisini geçen yol arkasında uzanıp gidiyordu.</p>
<p>Beklemeye devam etti. Biraz sonra, yolun kenarında görünen küçük bir büfe, önünde duran insanlarla birlikte yavaş yavaş çocuğun yanından geçti ve sokağın köşesinde kayboldu. Farklı renk ve biçimlerde elbiseler giyildikleri insanların üzerinde sürekli olarak bir yerde olmaya son verip başka bir yerde oluyorlardı. Biraz ilerde okul görünmeye başladı. Yol ilerlemeye devam ediyordu. Çocuk ile okul arasındaki mesafe son bulduğunda, okul zili yarım saat sonra tekrar çalınmak üzere yerine konuluyordu. Çocuk, okulun kapısından içeriye girerek dışarıda olmaktan çıktı. Sınıfına doğru beklemeye devam etti. Tanımadığı insanlara herhangi bir şey söylemeden sınıfın içindeki yerini aldı. Boş sıralar dolduktan sonra, öğretmen içeri girdi ve yarım saat sonra ders bitmeye başladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/pat-a/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aşka Başka Bakış</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/aska-baska-bakis/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/aska-baska-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 20:43:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Sözer</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<category><![CDATA[aşk]]></category>

		<category><![CDATA[bedel]]></category>

		<category><![CDATA[düş]]></category>

		<category><![CDATA[devinim]]></category>

		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/aska-baska-bakis/</guid>
		<description><![CDATA[
Birinci kısım: Aşk eşittir
Etrafını kaplayan havanın içinde bilinçsizce yüzüyor gibiydi. Bilinçsizliğinin nedeni havanın direncinin az olması ve genelde kuvvetli bir sirkülasyon yoksa varlığını dahi unutturmasıydı. Oysa öyle muhtaçtı ki içinde yüzdüğü havaya.
Yola sürtüne sürtüne yaklaştı köşedeki sinemaya. Bir hareketlenme oldu ruhunda karşısındaki varlıktan yansıyan ışık huzmesi gözbebeklerini delip geçmiş, elektriksel yükü beynine vardığında çoktan tükenmişti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_6aa.jpg' alt='Aşka Bakış' /></p>
<h4>Birinci kısım: Aşk eşittir</h4>
<p>Etrafını kaplayan havanın içinde bilinçsizce yüzüyor gibiydi. Bilinçsizliğinin nedeni havanın direncinin az olması ve <span id="more-571"></span>genelde kuvvetli bir sirkülasyon yoksa varlığını dahi unutturmasıydı. Oysa öyle muhtaçtı ki içinde yüzdüğü havaya.</p>
<p>Yola sürtüne sürtüne yaklaştı köşedeki sinemaya. Bir hareketlenme oldu ruhunda karşısındaki varlıktan yansıyan ışık huzmesi gözbebeklerini delip geçmiş, elektriksel yükü beynine vardığında çoktan tükenmişti. Bu kadar zayıf bir sinyalden bu kadar fazla etkilenmek evrende sıkça görülen bir şey değildi. Saniyenin birkaçta birine mal olan bu değişim adamın yüz kaslarına kadar inmişti. Gerilen yanakları dudaklarının aralanmasına ve gözlerinin kısılmasına neden olmuştu. Birkaç mikrogram bile kütlesi olmayan o dünyanın en değerli sıvısı gerekli organlarını uyardığında tüm vücudu anlamsız tepkiler vermeye başlamıştı. Kan basıncı yükselmiş, göz bebekleri küçülmüş, avuçlarının içi terlemişti. Anlamsızca elini uzattı, terleyen avuçlarının ıslaklığı kadının ellerine geçti.</p>
<p><em>— Merhaba</em> dedi. Frekansı düşük bir titreşimle.</p>
<p>Kadının yüz kasları adamınkine benzedi, dişleri göründü, aynı frekansta konuştu; kadın bir şeyler söyledi, beraber yer değiştirmeye başladılar. Ve aralarındaki temasla sanki ortak bir momentumun parçalarıydılar artık. Bu çekim kütle ve elektriksel çekimden oldukça farklıydı. Aralarında metafiziksel bir bağ oluşmuştu.</p>
<p>Kimileri buna &#8220;aşk&#8221; diyordu&#8230;</p>
<h4>İkinci kısım: Devinim</h4>
<p>İki gülen yüz şimdi beton duvarlar arasında konumlanmıştı. Birbirlerine odaklanmış gözlerinde geçmişe dair hatıralar canlanıyordu. En yakın hatıra öyle uzak bir mevsime aitti ki, birkaç anlık görüntü belirip kaybolunca fonda yine o güzel gülümseme kalıyordu. Konuşmaya boş verdiler. Çünkü birbirlerini anlamaları için titreşimler yaymalarına gerek kalmamıştı. Onun yerini titreyen bedenlerinin yaydığı tensel sesler almıştı. Adam kadına yaklaştı, konuşacak gibi oldu ama konuşmadı dudaklarıyla kadının dudaklarına dokundu. Tüm benliği birkaç santimetrekare alandaki bu dokunuşa odaklanmıştı. En ufak bir kıpırtı bile iki farklı bedende büyük ve karmaşık reaksiyonlara neden oluyor, bu reaksiyonların sonucunda bazen bir irkilme bazense refleks olarak geri çekilme yaşanıyordu.</p>
<p>Dikey konumda olan bedenleri şimdi yatağın üzerinde yatay ve birbirine paraleldi. Temas yüzeyi birkaç santimetrekareyi çoktan aşmıştı. İki farkı bedenin beş, bazılarına göre altı duyu organı da artık tamamen karşısındakine odaklanmıştı. Tüm bu duyu trafiğinde çok fazla meşgul olması gereken beyinleri ilginç bir durağanlığa gömülmüştü. Sanki hiçbir şey düşünmüyorlardı. Duyuların yorumlandığı yer beyin olamazdı. Kalp atışlarındaki hızlanma bize komuta merkezi hakkında bir ipucu verse de henüz göğüsün o bölgesinde etkileri yorumlayabilecek yetenekte fiziksel bir yapıya rastlanmamıştı. Ama bu kadar muhteşem iki varlık için her şey fizikten ibaret olamazdı. Çoktan kurtuldukları giysileri artık bir hacmi örtmekten çok boşluğu doldurur gibi duruyordu. Fizyolojileri ölesiye değişmiş iki beden artık ritmik devinimler yaşıyordu. Frekansı gitgide artan bu devinimler iki beden arasında adeta bir köprü kurmuş onları birbirine bağlıyordu.</p>
<p>Uzunca bir aradan sonra devinim kesildi. Sistem artık durmuştu adama ait yaşam hücrelerinin kadına geçmesinden başka bir fiziksel alışveriş olmasa da iki insan artık bambaşka ruhsal yapılara bürünmüşlerdi. Sessizlik devam etti. Adam ciğerlerine dolan atmosferi beğenmemiş olacak ki yerde duran pantolonunun cebinden içinde kurutulmuş bitki yaprakları bulunan silindirik kağıt kaplamaları çıkardı; havanın oksijeni bitkideki karbon ve adamın obur eliyle ateşe verip sigarasına değdirdiği alev birleşince tütün etrafa ışık saçarak yanmaya başladı. Adam iç basıncını göğsündeki bir kasla azalttı; ortamdan tütün dumanı ile bir miktar hava ciğerlerine doldu. Kadın gözlerini tekrar adama yöneltti aralarındaki paralellik bozuldu. Titrek sesiyle kadın:</p>
<p><em>— Seni seviyorum.</em> dedi.</p>
<p>Adam başıyla onayladı. Kadın gözyaşlarını saklayarak arkasını döndü; odanın lambası söndü; bir süre sonra vücutları artık minimum enerji harcıyordu.</p>
<p>Kimileri buna &#8220;uyku&#8221; diyordu&#8230;</p>
<h4>Üçüncü kısım: Duş -veya düş-</h4>
<p>Adam, kadın uyanmadan önce zihninin ona oynadığı oyunu izliyordu dikkatsizce. Vücudu kendini yenilerken kapalı gözlerinde hayaller dans ediyordu. Upuzun bir yoldu aslında göremediği. Geniş olmayan bu yol dümdüz de değildi ve bir yere bile bağlanmıyordu. Yolun görünen son noktasındaki ufuk çizgisi adamın elini uzatıp değebileceği kadar uzaktı! Ve bir o kadar sıcaktı aynı zamanda. Bir &#8220;an&#8221; önce ağacın ardından bir el uzandı bir &#8220;an&#8221; sonra artık o bir el değildi ve ağaç artık adamdı. Adamın yerinde ise yeller esiyordu. Elini uzatsa dokunacağı kadar uzak ufuk çizgisinin sıcaklığını artık yüzünde hissedebiliyordu. Gözlerini araladı kadın yüzünü okşuyordu. Gözlerini kapadı ağaç yerinde duruyordu.</p>
<p>Uyumamaya karar verdi, kararını uygulamamaya direndi, direnci kırıldı, uyandı. Güneşi görme sırası yeryüzünün bu kısmındaydı. Toparlandı; beline bir çarşaf sarıp kendini sıcak suyun altına getirdi. Su düşey akısıyla üzerinden süzülürken dikey yönde manevi yükselişi ivmeli bir artış eğilimindeydi. Bedeni elleri üzerinde dolaşıp gözeneklerini açtı. Bir havluya sarılıp kendini kurutmaya başladı.</p>
<p>Kimileri buna  &#8220;duş -veya düş-&#8221; diyordu&#8230;</p>
<h4>Dördüncü kısım: Mutluluk ve bedel</h4>
<p>Henüz ıslaklığı geçmemişti ki salondan gelen güzel kokularla kendini banyodan çıkardı. Kadın uyanmış bir şeyler hazırlamıştı. Kokuları bu kadar güzel kılan onları hazırlayanın elleri ve o ellere sahip olan adamın yüklediği anlamdı. Ya da sadece kimyasal bir takım reaksiyonlar sonucu oluşmuş koku bileşikleriydi havadaki&#8230; Her ne olursa olsun koku adamı kendine çekiyordu. Salona vardığında kadın varlığının ve yaradılışının tüm güzelliğiyle kadın, adamın yanında var olmasını bekliyordu.</p>
<p>Karşılıklı oturdular. Adam eline aldığı küçük bir kutuyla dünyaya bir pencere açtı. Kadın pencereye doğru döndü. İkisi de anlamsız gözlerle bu sanal pencereye bakıyor, içinde yaşadıkları evrenin ne boktan bir yer olduğuna kanaat getirip kafalarıyla onaylıyorlardı. Aynı zamanda bu boktan pencereden gözlerini ayıramıyorlar, her saçma eylemi anlaşılamaz bir iç rahatlamasıyla seyrediyorlardı. İçinde bulundukları kutunun içine koydukları bu küçük kutuda gösterilen ve içinde yaşadıkları büyük küreden kesitler sunan bu pencere, onlara kendi dışlarındaki yaşamın sahteliğini yansıtırken onlar da kendi küçük kutularındaki huzurun ne büyük kürelere değişilemeyeceğini anlıyorlardı.</p>
<p>Anladıkları tek şey de bu değildi üstelik. Çayları bitmişti; dışarı çıkıp almaları gerekiyordu. Kahvaltı ve tüm o güzel kokuların bir bedeli vardı. Adam o bedeli yıllarca biriktirdiği belli bir branşa odaklanmış bilgi ve deneyimlerini, hem de tüm sevdiği o varlıklardan uzak kalarak, hem de uyumaya ayırdığı vakit kadar vakit harcayarak ödüyordu. Yani özgürlüğünü satıp küçük kağıt parçaları alıyor, o kağıt parçalarını satıp çay alıyor sevdikleriyle çayı içerken özgürlüğünü geri kazanmaya çalışıyordu.</p>
<p>Oysa çayını kendi yetiştirse balkonunda ya da boş verse çay içmeye, biraz daha özgür kalabilirdi. Yine de adam özgürdü türdeşlerine göre. Çünkü özgürlük satılıp alınan kağıt parçaları çoğunu kendine esir etmişti çoktan. Adam kağıt parçalarını çay almak için kullansa da çayına başkalarının özgürlüğünü karıştırmazdı hiç bir zaman. Neticesinde hep az şekerli içti çayını ama çok tat aldı çok şekerli içenlerden.</p>
<p>Masanın üzeri boş olana kadar mutfak ile salon arasında gidip geldi kadın ve adam. Masa boşaldığında artık alışverişe çıkma zamanları gelmişti. İçinde bulundukları kutuya koydukları küçük kutudan izledikleri boktan dünyaya çıkmaya hazırlanıyorlardı.</p>
<p>Ayakkabılarını giydiler ayakları aşınmasın diye. Elbiselerini giydiler vücutları iyi görünsün diye ve cüzdanlarını aldılar özgürlüklerini satıp çay içebilsinler diye.</p>
<p>Kimileri buna &#8220;kapitalizm&#8221; diyordu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/aska-baska-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Raksayan Ses Kuşkusuz 39</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/raksayan-ses-kuskusuz-39/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/raksayan-ses-kuskusuz-39/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 14:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işık Sapmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Oulipo]]></category>

		<category><![CDATA[kuş]]></category>

		<category><![CDATA[kuşku]]></category>

		<category><![CDATA[ses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/raksayan-ses-kuskusuz-39/</guid>
		<description><![CDATA[
Raksayarak Sabah
Sabaha kadar ayaklar raks yapar ayda.
Ay kadar ayaklar sabahlar arkaya kadar.
Ayaklar yapar da raks, sabahlar bakar.
Arkada sabahlar raks yapan ayaklar.
Gemisiz Ses
Geldiğim yerden mi geldin ey sessiz gemi
Sende dimi mendilin sessizliği?
Gidenler de gelir mi gelmediğin gibi
Gelmediğim yerde mi beklersin ey sessiz gemi
Mendile silip beni gittiğinden beri,
Ne giden geldi, ne gidenlerden geri.
Kuşkusuz Kuş
Kuşkusuz kuş susuz,
us kuşkusu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_paintingbed.gif' alt='Bainting Ped' /></p>
<h4>Raksayarak Sabah</h4>
<p>Sabaha kadar ayaklar raks yapar ayda.<br />
Ay kadar ayaklar sabahlar arkaya kadar.<br />
Ayaklar yapar da raks, sabahlar bakar.<br />
Arkada sabahlar raks yapan ayaklar.</p>
<h4>Gemisiz Ses</h4>
<p>Geldiğim yerden mi geldin ey sessiz gemi<br />
Sende dimi mendilin sessizliği?<br />
Gidenler de gelir mi gelmediğin gibi</p>
<p>Gelmediğim yerde mi beklersin ey sessiz gemi<br />
Mendile silip beni gittiğinden beri,<br />
Ne giden geldi, ne gidenlerden geri.</p>
<h4>Kuşkusuz Kuş</h4>
<p>Kuşkusuz kuş susuz,<br />
us kuşkusu sus, sus!!</p>
<h4>39</h4>
<p>Ben, sen daha gelmeden, 4ün varılacağı yerdeydim.<br />
Biz, 3ün durumunda 1 ve 2yi oluşturamazken,<br />
Yaşamda, 6ya ve 7ye çoktan ulaşmıştık.<br />
Şimdi 20de herşeye baştan başlamalı elbet.<br />
15de yapamadığımız 23e burada 20ydik.<br />
12  8  15  28  23, yalnızca burada mazeret bulamazdık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/raksayan-ses-kuskusuz-39/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tekerrür</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/tekerrur/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/tekerrur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 00:07:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Işık Sapmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Patafizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/tekerrur/</guid>
		<description><![CDATA[Geçmeme sırası bize geldiğinde, yön veren mekanizmanın önündeki koltukta değildim ve önümde de hiç koltuk yoktu. Bulunmadığımız sokaktan yavaşça çıkmayan sistemin yanımızdan geçmeyeceğini anlamadım. Bakaçlarımı örten kaplamaların 1’den çok 3’ten az hareketinde, L şeklindeki zeminimin, yanımızdan geçip gitmeyecek olan sistemin doğrultusunda olduğunu fark ettim. 32 saniye boyunca komşuluk yaptıklarımızın, yapamayacakları birçok şey vardı. Önce alçalıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/05/ex_martigiremez.jpg' alt='Martı' class="picleft" />Geçmeme sırası bize geldiğinde, yön veren mekanizmanın önündeki koltukta değildim ve önümde de hiç koltuk yoktu. Bulunmadığımız sokaktan yavaşça çıkmayan sistemin yanımızdan geçmeyeceğini anlamadım. Bakaçlarımı örten kaplamaların 1’den çok 3’ten az hareketinde, L şeklindeki zeminimin, yanımızdan geçip gitmeyecek olan sistemin doğrultusunda olduğunu fark ettim. 32 saniye boyunca komşuluk yaptıklarımızın, yapamayacakları birçok şey vardı. Önce alçalıp ardından alçak kalmayan insanlar bile ne yapmayacaklarını bilmiyorlardı. Kırmızı noktacıkların olduğu yerde beklemeyen ışıklar, şimdi 5 adım ilerimdeydi. Bir sokak serserisinin, genç bir bayana kibar davranmadığı anda, yerden bir karış yüksekteki insanlar, biri yavaşlamayan ve diğeri ilerlemeyen iki sistemin iç içe geçişlerini gördü.<span id="more-567"></span></p>
<p>Artık bu iç içe geçmiş sistemin parçası olmadığım bir yerde, öksürüklerin arasından titreşerek geçirilen yatağımda rahat değildim. Kıllı hayaletlerin arasında ne aradığımı, insanın içini karıştıran yeşil sümüksü varlıkları görünce biraz anladım. Kıllı hayaletlerin, yeşil sümüksü varlıklara getirdiği bir müşteriydim o an. Kıllı hayaletler, “ameliyathane öylece kalsın” demiyordu. Kanatlarını açtıkları bir kemerin içinden geçirdiler. Beni bırakıp beklemediler. 2003 yılına kadar farklı evleri paylaşmadığımız insanların artık evlerinde olmadığı bir an, tüm vücudumu saran ışık daireleri hücuma geçiverdi. Beyaz büyük ağza sahip yeşil bir adam, kendisine benzeyen eş varlıkların arasındaki koluma, küçük, uzun ve sivri bir musluk sapladı.</p>
<p>Televizyonda çizgi film oynamıyordu ve oturmadığım sandalye boş değildi. Birkaç metre altımda varlığını hissettiğim, içi boş büyük kutu bağırmaya başladığında duvarda benim resmim yoktu ayrıca bulunduğum yere giriş-çıkışı sağlayan düzenek kapalı değildi. Yanımdaki kadının babam olmadığını anlayamayana kadar annem olduğunu düşünmüştüm fakat “annem evde ve babam ise yakında değil” düşüncelerimin bittiği noktayı bir el koymuştu. Gözlerimi taşıyan vücudumu çevirmeden baktığımda, diğer elimi tutamayan kişinin sevgilim olduğunu anladım.</p>
<p>Bir Meksikalı Amerika’ya kaçmak isterken yakalandığında, henüz bir kolumu sokmuştum montumun kol sokma yerine. Ben diğer kolumu diğer bölmeye sokana kadar Meksikalıyı yargılayıp hapse atacaklardı. Birbirinin altına sıralanmış geniş ve dar mermerleri aşağıya doğru takip ettim bir süre. Henüz yolun yarısında olmadığım anda, iki yanımdaki duvarlar arkamda kalmaya başlamıştı bile. Günde birer kez görüştüğümüz sarı-sıcak dostumla karşılaştım tekrardan ve selamlaştık. Kaslarım için oksijen depolayan ciğerlerime aydınlığın zerrecikleri girmeye başlamıştı ki sevgilim “hadi” dedi. Bu şeyi bir yerden hatırlamıyor değildim ama yine de kanadını çekip boşluğundan içeriye önce bir yarımı daha sonra diğer yarımı soktum. Farklı düzenekteki benzer bir sistemdi bu. Hatırlamak istediğimi sanıyor gibi bir durumda değilim. Her ne değilse. Uzun sürmeyen bir yuvarlanmanın ardından, içinde bulunduğumuz sistemin halka şeklindeki taşıyıcıları durdu. Kanatlarını kendisi açamadığından dolayı bunu benim yapmamı bekledi. Tereddütsüz değildim o an. Kalsam mı insem mi kesinleştiremeden kalmamayı tercih ettim. Bana 20 metre, arkamdan bana doğru havlayan köpeğe 10 metre mesafedeki karmaşık yapıya doğru döndüğümde, sahipsiz metal parçaları, televizyon antenleri ve hayat dağıtmış materyaller artık arkamda kalmıştı. Karşımda iç içe geçmiş bir sistem ve hafızamdan seçmece fotoğraflarla bir kez daha baktım dünyaya. Sisteme doğru atmadığım her adım, kaldığım aralığa basınç yapmasaydı, belki muhalefet zeminden kayarak geçecektim. Kirpiklerimi birleşirdim ve hala yaşamıyor olmadığıma şükrettim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/tekerrur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>11 Beyaz Dalga</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/11-beyaz-dalga/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/11-beyaz-dalga/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 20:20:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Nesin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/11-beyaz-dalga/</guid>
		<description><![CDATA[Saysana oğlum
11 anne
Renkleri
Beyaz baba
10’a kadar say oğlum
11 öğretmenim
Bu ne biçim renk
Beyaz komiser bey
Kaç kişiydiniz lan
11 işkenceci bey
Kaç nöbeti
11 komutanım
Parolayı söyle
Beyaz netekim
Ne renk giyiyordunuz
Benim üzerimde beyazlar vardı
Yaşın kaç
11 Hakim efendi
Suçun
Bembeyaz savcı bey
Beyazları ve 11’leri
Seviyorum doktor Bey
Siz hiç denizde
Dalgaları saymadınız mı?
Sayarken 10’u kaçırmadınız mı?
Sizin denizinizdeki dalgalar
Başka renk miydi?
Beni 11 beyaz dalgamla
Başbaşa bırakın&#8230;
4 Ocak 2000
Ahmet Nesin - www.ahmetnesin.com
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Saysana oğlum</p>
<p>11 anne</p>
<p>Renkleri</p>
<p>Beyaz baba</p>
<p>10’a kadar say oğlum</p>
<p>11 öğretmenim</p>
<p>Bu ne biçim renk</p>
<p>Beyaz komiser bey</p>
<p>Kaç kişiydiniz lan</p>
<p>11 işkenceci bey</p>
<p>Kaç nöbeti</p>
<p>11 komutanım</p>
<p>Parolayı söyle</p>
<p>Beyaz netekim</p>
<p>Ne renk giyiyordunuz</p>
<p>Benim üzerimde beyazlar vardı</p>
<p>Yaşın kaç</p>
<p>11 Hakim efendi</p>
<p>Suçun</p>
<p>Bembeyaz savcı bey</p>
<p>Beyazları ve 11’leri</p>
<p>Seviyorum doktor Bey</p>
<p>Siz hiç denizde</p>
<p>Dalgaları saymadınız mı?</p>
<p>Sayarken 10’u kaçırmadınız mı?</p>
<p>Sizin denizinizdeki dalgalar</p>
<p>Başka renk miydi?</p>
<p>Beni 11 beyaz dalgamla</p>
<p>Başbaşa bırakın&#8230;</p>
<p><em>4 Ocak 2000</em></p>
<p><strong><a href="http://www.ahmetnesin.com" class="external">Ahmet Nesin - www.ahmetnesin.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/11-beyaz-dalga/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sahibine Ait</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/sahibine-ait/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/sahibine-ait/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 20:03:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Rıza Esin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[aidiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/sahibine-ait/</guid>
		<description><![CDATA[Hiç bir şey
Hiç bir şeye
ait değil
Her şey
Her şeyin
sahibi
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç bir şey<br />
Hiç bir şeye<br />
ait değil</p>
<p>Her şey<br />
Her şeyin<br />
sahibi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/sahibine-ait/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Okuma Parçası</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/okuma-parcasi/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/okuma-parcasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 20:27:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özcan Doğan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Oulipo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/patafizik/okuma-parcasi/</guid>
		<description><![CDATA[
İlk olarak, sıfırdan sonra gelen ilk sayıyı harflerle yazın; ardından yirmi dört saatlik zaman diliminin oluşturduğu bütünün adını sayının yanına ekleyin; şimdi yerin karşılığı olan sözcükle ilgili bir makale bulun ve makalenin otuz üçüncü satırındaki ikinci kelimeyi alın; yarılmak fiilinin gelecek zaman üçüncü tekil şahıs için çekimini yapın; cümleye VE bağlacını ekleyin; Marcel Mauss&#8217;un &#8220;Sosyoloji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/04/ex_gris_fantomas.jpg' alt='Gris' /></p>
<p>İlk olarak, sıfırdan sonra gelen ilk sayıyı harflerle yazın; ardından yirmi dört saatlik zaman diliminin oluşturduğu bütünün adını sayının yanına ekleyin; şimdi yerin karşılığı olan sözcükle ilgili bir makale bulun ve makalenin otuz üçüncü satırındaki ikinci kelimeyi alın; yarılmak fiilinin gelecek zaman üçüncü tekil şahıs için çekimini yapın; cümleye VE bağlacını ekleyin; Marcel Mauss&#8217;un &#8220;Sosyoloji ve Antropoloji&#8221; adlı eserinin yüz kırk yedinci sayfasının yirmi üçüncü satırındaki beşinci kelimeyi alın; &#8220;birbirlerine&#8221; sözcüğünü yazın; Avrupa&#8217;da bulunan bir ülkenin ismindeki ilk heceyle &#8220;getirdikleri&#8221; sözcüğünün son dört hecesini birleştirin; &#8220;Faust&#8221; adlı ünlü eserin otuz birinci sayfasında Faust&#8217;un söylediği sondan yedinci kelimeyi alın; &#8220;gökten üç elma düştü&#8221; ve &#8220;gökten gül yağacak&#8221; cümlelerinden sırasıyla birinci ve üçüncü kelimelerini yan yana yazın; “üzerlerine” sözcüğünü bulduğunuz iki kelimenin arasına yerleştiriniz; Fransızca’da &#8220;ve&#8221; anlamına gelen sözcüğün Türkçe karşılığını yazın; altıncı cümlede yapılanları tekrarlayın fakat bu kez son iki harfi silerek yazın; bir işaret sıfatı ekleyin; “ağırlık” sözcüğünü ikinci tekil şahısa göre yazın; John Shors’un bir kitabının adında yer alan üçüncü kelimeyi alın; “pestil olmak” anlamına gelen bir sözcük bulun ve bunun gelecek zaman üçüncü çoğul şahısa göre çekimini yapın; bir virgül koyun; bir işaret sıfatı ekleyin yeniden; “kocaman” anlamına gelen ve “D” harfiyle başlayan bir kelime yazın; yük hayvanlarının taşıdığı şeye verilen adı ekleyin; “insanlığı” sözcüğünü ekleyin; “var” sözcüğünün zıt anlamlısını yazın; etmek fiilinin gelecek zaman üçüncü tekil şahısa göre çekimini yapın.</p>
<p>Tebrikler artık okuyabilirsiniz…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oulipo/okuma-parcasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/ben/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/ben/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 18:29:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ahmet Nesin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[beyaz]]></category>

		<category><![CDATA[damla]]></category>

		<category><![CDATA[gri]]></category>

		<category><![CDATA[siyah]]></category>

		<category><![CDATA[yakamoz]]></category>

		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/ben/</guid>
		<description><![CDATA[Siyahın içine düşmüş
Beyaz bir damlayım,
Grileştiremediklerinden&#8230;
Denizde bir
Yakamozum,
Söndüremediklerinden&#8230;
Gökteki en parlak
Yıldızım,
Kaydıramadıklarından&#8230;
2007  Paris
Ahmet Nesin - www.ahmetnesin.com
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyahın içine düşmüş</p>
<p>Beyaz bir damlayım,</p>
<p>Grileştiremediklerinden&#8230;</p>
<p>Denizde bir</p>
<p>Yakamozum,</p>
<p>Söndüremediklerinden&#8230;</p>
<p>Gökteki en parlak</p>
<p>Yıldızım,</p>
<p>Kaydıramadıklarından&#8230;</p>
<p><em>2007  Paris</em></p>
<p><strong><a href="http://www.ahmetnesin.com" class="external">Ahmet Nesin - www.ahmetnesin.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/ben/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Günlükler 2</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 18:25:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Kahraman</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[hayat]]></category>

		<category><![CDATA[intihar]]></category>

		<category><![CDATA[senaryo]]></category>

		<category><![CDATA[yazı]]></category>

		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>

		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/deneysel/gunlukler-2/</guid>
		<description><![CDATA[Yazı yazmak, yaşamanın karşısındaki ölüm dışındaki ikinci seçenek gibi görünüyor. Benim gibi yaşama uyum sağlayamadığı halde ölmeyi tercih etmeyenlerin ya da cesaret edemeyenlerin önündeki ikinci seçenek.
Uyumsuz bir insan, hayatının bir noktasında yazmaya, yazılarıyla avunmaya karar verir ve yaşadığı acıyı sayfalara dökmeye başlar. Böylece geçmişini yeniden yaşayarak hayatına bir yoğunluk katmaya çalışır ya da yaşadığı anı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/04/ex_deadly_writing.jpg' alt='Yazı' class="picleft" />Yazı yazmak, yaşamanın karşısındaki ölüm dışındaki ikinci seçenek gibi görünüyor. Benim gibi yaşama uyum sağlayamadığı halde ölmeyi tercih etmeyenlerin ya da cesaret edemeyenlerin önündeki ikinci seçenek.</p>
<p>Uyumsuz bir insan, hayatının bir noktasında yazmaya, yazılarıyla avunmaya karar verir ve yaşadığı acıyı sayfalara dökmeye<span id="more-561"></span> başlar. Böylece geçmişini yeniden yaşayarak hayatına bir yoğunluk katmaya çalışır ya da yaşadığı anı yazarak yaşantısını elle tutulur bir hale getirdiğini düşünür. Böylece yaşantısının gidişatını görüp kavrayabilecektir. Bir süre sonra hayatında meydana gelen bazı küçük değişikliklerin bir devrime dönüştüğünün farkına varır. Hayatı gibi kendisinin de değiştiğini fark eder. Artık yazı yazmaya başladığı andaki uyumsuz değildir, bu noktada yazı yazmayı bırakıp yeniden yaşamaya başlayabilir.</p>
<p>Burada şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır:</p>
<p>Yazmaya başladığı için mi değişmiştir yoksa yazdığı için sadece değişiminin farkına mı varabilmiştir?</p>
<p>Bir de bu kişinin yazarak kendine uyum sağlayabileceği daha farklı hayali bir dünya inşa etmeye çalıştığını varsayalım. Bu bir roman veya hikâyedir diyelim. Anlatıda kendisiyle ya da kendisinin bir yanıyla özdeşleştirdiği karakterinin başına kendi durağan hayatında gerçekleşmeyen heyecanlı olaylar getirir. Böylece gerçekte olmayan başka bir ben’e sığınarak hayattan kaçmış ve kurtulmuş olur. Anlatı sona erdiğinde yazar rahatlamıştır. En azından bir yaratımı meydana getirdiği için kendisiyle gurur duymaktadır. Neden duymasındır ki, yazdıklarını kimse okumayacak da olsa televizyonlardaki, gazetelerdeki bir sürü moda olay ve düşüncelerle beyni pelteye dönmüş modern insan sürüsünden değersiz bir yaratımla sıyrılabilmek az şey midir. Fakat yaratımın mutluluğu da tükenip gittiğinde devam eden uyumsuzluk onu yeniden yazmaya itecektir.</p>
<p>Bu sözlerimden uyumsuz olmayan, yaşamıyla ya da varlıkla barışık birinin yazı yazamayacağı anlamı çıkmasın. Tabi ki yazar. Ama benim yazmaktan kastım ‘bugün yirmi üç nisan neşe doluyor insan’ türünden samimiyetsiz şiirler ya da bir takım fabrikalarda seri olarak üretildiğini düşündüğüm Dan Brown imzalı ticari metinler değil. Coşku içinde olan, beyni durmadan serotonin ve dopamin salgılayan kişi oturup bu coşkusunu yazıya dökmek yerine her anının tadını çıkarmaya bakar bana kalırsa. Bir de yazma eyleminin bunca zor ve sancılı bir süreç olduğu düşünülürse. Öyle ki bir roman yazma sürecini anlatan romanlar sadece bir olay örgüsü üzerine kurulu romanlardan çok daha fazla ilgimi çekmiştir her zaman. </p>
<p>Avare avare barlarda sürttüğüm o günlerin birinde işi gücü olan ve bu yüzden bana biraz tepeden bakan bir arkadaşım <em>“boş boş duracağına bir şeyler yazsana”</em> demişti:</p>
<p><em>“Benim senin gibi boş vaktim olsa oturup senaryo yazardım. Millet dizi senaryolarından milyarları götürüyor.”</em></p>
<p>Ama ben milyarlar kazanmak için nasıl yazılabildiğini anlamıyorum. Samimi olarak varlıkla ilgili bir sorunu olmayan birisi para kazanmak için oturup bir şeyler, bir şiir, bir roman, bir felsefe metni yazabilir mi? Belki&#8230;</p>
<p>Ama yazılan neye benzer! Nasıl ki bir yazarın sırf kendisi için yazmasını aklım almıyorsa sırf başkaları için yazmasını da aklım almıyor. Sanırım edebi bir eseri güzel kılan şeylerden biri de samimiyet olsa gerek.</p>
<p>Böyle düşünmüş olsam da milyarlar kazanma fikri yüzünden bir dizi senaryosu yazmaya kalkıştığımı da itiraf etmeliyim. Şöyle bir başlangıç denemesi yapmıştım:</p>
<p>“Habil ve Kabil&#8221;</p>
<p>Havaalanına onu karşılamaya gittiğimde kollarının altında iki Singapurlu kadın vardı. Paparazzilere gülümsüyor, fotoğraflar çektiriyordu. Saçını kazıtmış bir de küpe takmıştı kulağına; MFÖ’nün “deli” şarkısındaki gibi. Beni görünce sevinçle yanıma geldi.</p>
<p>- Merhaba Tahir. Nasılsın görüşmeyeli?</p>
<p>Onun yanıma gelmesiyle magazin basınının menziline ben de girmiştim.</p>
<p>- İyiyim, Haluk. Seni de iyi gördüm.</p>
<p><em>&#8220;İyi de laf mı bomba gibiyim&#8221;</em> dedi ve yanındaki kızları benimle tanıştırdı.</p>
<p><em>“Bak bu Martha, bu da Fatima. Nasıl, güzel kızlar değil mi?”</em> <em>“Evet”</em> dedim; </p>
<p>- Güzel kızlar&#8230; İstersen artık gidelim.</p>
<p>- Nereye?</p>
<p>- Eve tabii. Babam bekliyor.</p>
<p><em>“Öyle mi?”</em> dedi suratını asarak; <em>“Sen git. Ben daha sonra gelirim.”</em> Bu hengamede ona ısrar etmek istemedim:</p>
<p>- Sen bilirsin ama geç kalmasan iyi olur.</p>
<p><em>“Tabi”</em> dedi; <em>“Merak etme.”</em></p>
<p>Belki bugün eve gelmeyecekti, bunu biliyordum. Ama buradan hemen uzaklaşmak istiyordum ve hızlı adımlarla uzaklaştım.</p>
<p>Eve geldiğimde babam asık bir suratla televizyon izliyordu. Ayşe Hanım ise her zamanki gibi evde yoktu. Kim bilir hangi gece klubündeydi. Yanına gidip sessizce koltuğa oturdum. Babam bana dönüp bakmadan <em>“O nerede?”</em> diye sordu.</p>
<p>- Akşam gelirim, dedi.</p>
<p>Cevap vermedi. Kımıldamadan televizyon izlemeye devam etti. Mutsuz olduğunda yaptığı şey buydu: Televizyon karşısında somurtmak. Aslında hiç bir şey izlemiyordu, sadece öylece televizyonun önünde oturuyor ve her şeyle irtibatını kesiyordu. Bu onun gerçeklerden kaçış yoluydu. Dediğim gibi mutsuz olduğunda kaçtığı yerdi televizyon karşısı ve bu aralar hep televizyon karşısındaydı.</p>
<p>Öylece oturdum ve ben de onun bu oyununa katıldım. Hiç bir kanalda on saniyeden fazla kalmıyordu. Bu duruma yarım saat dayanabildim ve kalkıp odama geçtim. Yatağa uzandım. </p>
<p>Tam uykuya dalıyordum ki babamın bağırışıyla kendime geldim: <em>“Tahir, buraya gel!&#8221;</em></p>
<p>Yanına gittiğimde ekranda Haluk ve sevgilileri vardı. Havaalanında yapılan çekimlerdi. <em>&#8220;Bundan haberin var mıydı?&#8221;</em> diye sordu babam.</p>
<p>- Evet, baba&#8230;</p>
<p>- Niye bana söylemedin?</p>
<p>Sustum. <em>”Biz bunu mankenlerle kırıştırmasın diye göndermedik mi? Bu ne kepazelik. Şunun haline bak! Kafa dazlak, kulakta küpe.”</em> dedi. Bu sırada Haluk’la yapılan röportaj gösteriliyordu.</p>
<p>- Bu güzel bayanlar kim, Haluk Bey?</p>
<p>- Sevgililerim.</p>
<p>Muhabir yapay bir şaşkınlıkla sordu:</p>
<p>- İkisi de mi?</p>
<p>- İkisi de. Neden şaşırıyorsun. Dinimiz dört kadına kadar izin vermiyor mu?</p>
<p>Babamın yüzü kıpkırmızı olmuştu.</p>
<p>- Ünlü manken Demet Sezer’den ayrıldıktan sonra Uzakdoğu seyahatine çıkan Doğan Moda’nın veliahtı ünlü Playboy Haluk Sarar, yanında iki güzelle ülkeye döndü.</p>
<p>Sonra görüntüye ben girdim. Babam bana bir bakış atıp tekrar ekrana döndü.</p>
<p>- Haluk Sarar gecenin ilerleyen saatlerinde Rayna’daydı.</p>
<p>Bu görüntülerde de Haluk kâh dans ediyor kâh kızlarla öpüşüyordu.</p>
<p>***</p>
<p>Eğer yazmaya devam etseydim hikâye Haluk’un babasıyla maddi, manevi her alanda savaşması ve Selim’in bu savaşta arada kalması şeklinde gelişecekti. Haluk’un babasına düşmanlığının ardında babasının zamanında gerçek annesine çok kötü davranmış olması yatacaktı. Öyle ki babası geçmişte öz annesini defalarca aldatmış, terk etmiş, hatta dövmüş olacaktı. Son olarak da boşanmış ve üvey anne Ayşe’yle evlenmişti. Öz anne de kanserden ölmüştü. Haluk babasına karşı savaşında babasının ticari düşmanlarıyla bir olup rakip bir moda şirketi kurmaktan üvey annesini baştan çıkarmaya kadar varacaktı.</p>
<p>Ama ne ben yazmaya çalıştığım bu renkli dünyayı tanıyordum ne de bu anlatıyı yazacak kadar güdülenmiştim. Sandığım kadar kolay olmadığı gibi, içki içmekten daha cazip de değildi. Sonuçta bu hikâyeyle ilgili kafamda bir çok imge beliriyordu ama bunu kağıda dökecek gerçek yetenekten yoksundum.</p>
<p>Hem neden yazacaktım sanki? Böyle bir metin görüntüye aktarılmadığı sürece ne para ne de doyum sağlayabilirdi bana. Görüntüye çevirebilecek bağlantılarım olsaydı da metne ihtiyacım kalmazdı; kafamdaki kelimeye dönüşmemiş imge ve fikirler yeterli olurdu bana.</p>
<p>Tekrar ediyorum; yazmak, yaşam karşısında intihar dışındaki ikinci seçenek gibi geliyor bana.</p>
<p>Albert Camus Sisifos Söyleni’ni intihara mantıklı bir yanıt bulmak için yazmadı mı? Goethe’nin de intihar fikrinden genç Werther’in acıları sayesinde kurtulduğu söylenir. Hani yazarların yazmak için yaşadıkları söylenir ya, o zaman yaşamak için bir bahaneye dönüşmüyor mu yazmak. Yine o zaman yazmak için yaşamak, yaşamak için yazmakla eşanlamlı olmuyor mu? Bütün bunların dışında yazmak büyü yapmaya da  benziyor. Belki insanlar günlük tutarken yaşadıkları günleri de değiştiriyorlar ve yazdıklarını yaşamaya başlıyorlardır.</p>
<p>Belki iyice saçmalamaya başladım ve kendimi kandırmaya uğraşıyorum. Ama bu söylediklerim üzerine yazı yazılmış kağıtlarla –hani şu muska dediğimiz kağıtlarla– hayatlarını değiştirmeye çalışanların bunca çok olduğu toplumumuzda çok da abes olmasa gerek. </p>
<p>Sonuç olarak yazacağım; çünkü tutunacak başka bir dal bulamıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/oykuler/gunlukler-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Anlatmak</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/anlatmak/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/anlatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 15:20:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emel Yuna</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<category><![CDATA[algı]]></category>

		<category><![CDATA[anlam]]></category>

		<category><![CDATA[imge]]></category>

		<category><![CDATA[kelimeler]]></category>

		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/anlatmak/</guid>
		<description><![CDATA[Kelimelerin objektif değerleri yoktur. İnsan sayısı kadar çok anlama gelir bir teki. Ne çok insan ve ne çok kelime.
Algı kapılarında bekleşen harf kalabalıklarıdır kelimeler. Her birimize başka şeyler söylerler. Ne duymak istiyorsak onu söyledikleri için dostturlar.
‘Çiçek’ deyince mesela, ben lale derim, sen nergis, beriki papatya diye atılır. Ve bu lale, nergis, papatya da her birimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.exlibrary.com/wp-content/uploads/2008/04/ex_yml.jpg' alt='yl' class="picleft" />Kelimelerin objektif değerleri yoktur. İnsan sayısı kadar çok anlama gelir bir teki. Ne çok insan ve ne çok kelime.</p>
<p>Algı kapılarında bekleşen harf kalabalıklarıdır kelimeler. Her birimize başka şeyler söylerler. Ne duymak istiyorsak onu söyledikleri için dostturlar.</p>
<p>‘Çiçek’ deyince mesela, ben lale derim, sen nergis, beriki papatya diye atılır. Ve bu lale, nergis, papatya da her birimize ayrı duyumsamalar yaşatır.</p>
<p>Halleşiriz kelimelerimizle, gerisi kolay iştir. Yaşamı anlamlandırmayı yüklemişizdir sırtlarına, cebelleşiriz. Ve ne çok insan, ne çok kelime, ne çok anlam… Tanımlayıp nitelendiririz ‘olan’ı kelimelerle. Birbirine ekleyip, süsleyip, ulayıp, ayırıp cümleler ediniriz.</p>
<p>Büyük laflar ederiz…</p>
<p>Yaşamı kelimelere dökmeye uğraştıkça köşeye sıkışırız bir yerinde muhakkak. Yaşam kelimelerden çok! Köşeye sıkışmadan önceki halimize dönüp bakınca o daha vahimdir. Ya kelimeler, ya yaşamdır ‘ben’ e sığan. Ya kelimeler, ya yaşam yalan söylüyordur. ‘Cümle kazığı’ çok yemişizdir. Yaşama yakıştıramayız, ya da yaşam hepten kazıktır zaten. Biz yine cümlelere kıyamayız.</p>
<p>İmgeleri sözcüklerle doldurup<br />
Cümlelerin içine düşüyoruz<br />
Yüklediğimiz anlamlarda kaybolup<br />
Anlamalarla boğuluyoruz.<br />
Kimi kolay harcıyor<br />
Kimi biriktirip duruyoruz<br />
Aynı deryadan farklı kaplara doldurduğumuz öteberimiz<br />
Fikrimiz<br />
Biz<br />
Kimiz?<br />
…</p>
<p>Bir bilip bir unutuyoruz<br />
Oyunlar hakikat<br />
Hakikatler oyun tadında<br />
İtişiyoruz…<br />
Doğru sorulara yanlış cevaplar<br />
Doğru cevaplara bitmez kuşkular<br />
Yitirmişiz bir yerlerde ipin ucunu<br />
Aranıyoruz…<br />
…</p>
<p>Çıtasını fark etmeden yükselttiğimiz;<br />
İkna eşiğimiz,<br />
Acı eşiğimiz,<br />
Utanç eşiğimiz,<br />
Denge eşiğimiz,<br />
Yetişemiyoruz…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/anlatmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>K</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/k/</link>
		<comments>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/k/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2008 19:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özcan Doğan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<category><![CDATA[mekan]]></category>

		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/k/</guid>
		<description><![CDATA[Koca dev uyanacak bir gün sarsılarak
kayacak ayaklarımızın altından mekan
korkunç bir telaşla akacak tüm zaman
karanlığa gömülüp gidecek bütün gözler
koyu bir uğultuya dönüşecek ve sözler
kendine çekilecek gece bitecek
kaybolup her şey artık yitecek… 
kimseler bizleri yok hatırlamayacak
kimse olmayacak ki kim hatırlayacak…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Koca dev uyanacak bir gün sarsılarak<br />
kayacak ayaklarımızın altından mekan<br />
korkunç bir telaşla akacak tüm zaman<br />
karanlığa gömülüp gidecek bütün gözler<br />
koyu bir uğultuya dönüşecek ve sözler<br />
kendine çekilecek gece bitecek<br />
kaybolup her şey artık yitecek… </p>
<p>kimseler bizleri yok hatırlamayacak<br />
kimse olmayacak ki kim hatırlayacak…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.exlibrary.com/edebiyat/siirler/k/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
