Dzyan Kitabı
Admin01 Ocak 2008 - 20:12
Kaan Haskan
Kutsal kitaplar, dünya planetini sevk ve idare eden Yüksel Ruhsal Planlar tarafından, evrimin yolunda ilerlemesi için beşeriyete devre devre indirilen İlahi Bilgiler’dir. Bu bilgiler, şu uçsuz bucaksız madde kainatı içinde varlıkların en ideal şekilde ve ana yolda ilerleyerek evrimleşmelerini sağlamak içindir.
Kutsal kitaplar genelde üç ana esası işleyerek ve ihtiva ederek hazırlanırlar. Geçmişin bilgisi, şimdinin bilgisi ve geleceğin bilgisi… Varlıklardan, bu üçünün sentezini yaparak şimdiyi öylece yaşamak, yorumlamak ve geleceği de böylece hazırlamaları istenir. Bu bir kural uygulamadır.
Dzyan Kitabı, en eski kutsal kitaplardan biri kabul edilmekle birlikte, pek çok tahrifata uğramıştır. Bunun nedeni, durulmamış ve fırtınalı kişiliklerin ve olgunlaşmamış bilinçlerin sürekli tahrif etmeleridir. Gene de geçmişteki kozmik ve antropolojik olayların neler olabileceğine ve nasıl olduklarına ilişkin temel bilgiler veren Dzyan Kitabı, geçmişin esas ve bilgilerini ortaya koyması bakımından önemlidir.
İçi sembolik işaretlerle dolu olan Dzyan Kitabının yaşı hakkında bazı yerlerde bir takım tarihler geçse de, yaşını kimse bilmemektedir. Aslının dünyadan da eski olduğu söylenir. Bir söylentiye göre Dzyan Kitabı geçmişte (bozulmadan önce) öylesine bir mıknatıs gücüne sahipti ki, onu eline alan “seçilmişler”, kitapta anlatılan olayların gözlerinin önünden geçtiğini görüyor, aynı zamanda lisanlarındaki kelimeler yeterliyse, ritmik biçimde yayılan itici güçler aracılığıyla, kitapta anlatılanları kavrayabiliyorlardı.
Bu gizli öğreti asırlar boyu Tibet’te kesin sır olarak saklanmıştı. Bu el yazması metin kağıt, parşömen veya papirüs üzerine yazılmış değildi. Artık unutulmuş olan ve çağlar öncesine ait bir işlem ile suyun, ateşin yada küflenmeden ötürü çürümenin etkilerinden korunmuş olan bir palmiye yaprakları tomarından oluşuyordu. Bu tomar, bir kısmı yazılardan, bir kısmı da sembollerden meydana gelen ve doğunun en kadim ve gizli kozmolojisini özetleyen tarih öncesine ait bir dokümanın günümüze kadar gelen bir kopyasıydı.
Dzyan Kitabının Himalayalar ötesi bölgede ortaya çıktığı ileri sürülür. Kitabın öğretisi bilinmeyen yollarla, Japonya, Hindistan ve Çin’e ulaşmış, ihtiva ettiği düşüncelerin izlerine Güney Amerika efsaneleri arasında bile rastlanmıştır. Günümüz Kıta Çin’inin batı kesimindeki Kun-Lun ve Altay dağ sıralarındaki geçitler ve boğazlarda gizlenen kardeşlik örgütleri, aşırı büyüklükteki kitap koleksiyonlarına gözcülük ederler. Gözden ırak tapınaklarında yaşarlar ve edebiyat hazinelerini yeraltı hücreleri ve geçitlerde saklarlar. Dzyan Kitabı da böyle emin yerlerde gizleniyordu. Hıristiyanlığı yayan misyonerler, bu gizli öğretiyi, bilenlerin hafızalarından silmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Ancak, bütün çabaları sonuçsuz kalmış, gizli öğretiyi ihtiva eden kitaplar, kuşaktan kuşağa ağız yolu ile geçmeye devam etmişti.
Dzyan Kitabının korunan daha doğrusu bilinen bölümleri Sanskrit çeviriler biçiminde bütün dünyaya yayılmıştır. Bu gizli öğreti yaradılış formülünü vermekle kalmaz, beşeriyetin milyonlarca yıllık evrimini de belirli bölümlerle anlatır. Söz konusu bölümlerde, dünyada önce akıl ve zekadan yoksun olan kemiksiz, lastik gibi yaratıkların yaşadığı anlatılır. Bu varlıkların bölünme yolu ile çoğaldıkları belirtilir. Bu çoğalmanın sonucu olarak barışçı ve nazik bir varlık türü ortaya çıkmıştır. Bunlar sakin, mutlu bir dönem geçirdiler. Ancak değişik türden bir devler ırkı gelişti. Bu devler hem erkek, hem de dişiydiler. Cinsiyetlerin ayrılmasından sonra ise, dişi hayvanlar ile kurulan ilişkiler sonucunda, korkunç görünüşlü canavarlar doğdu. Bu canavarlar, çoğalma yöntemlerini değiştirme gücünden yoksundular ve gün geçtikçe hayvanlara daha çok bağlanır oldular ve zekaları iyice körlendi.
Dzyan Kitabının bugünkü Küba ve Florida dolaylarında batmış olan çok geniş kara parçalarından söz ettiği söylenir. Bu güne kadar efsanevi Atlantis’in nerede olduğu bulunamamıştır. Atlantis ile Dzyan Kitabında anlatılan batık ülkelerin aynı olduğu düşünülmektedir.
Aşağıda Dzyan Kitabından küçük bir alıntı yer almaktadır:
2. Bölüm: Dzyan Kıta - VIII
28 - Ter damlalarından, cevher artığından önceki çarkın beşer ve hayvanlarının cesetlerinden kalan madde(den) ve terk edilmiş tozlardan ilk hayvanlar meydana getirilmişti.
29 - Sürünen yaratıklara, kemikli hayvanlar, ummanların ejderleri ve uçan sarpalar (yılanlar) eklendi. Yerde sürünenler kanat edindiler. Sudaki uzun boyunlulardan olanlar, hava kuşlarının ecdadını oluşturdular.
30 - Üçüncü (ırk) sırasında, kemiksiz hayvanlar gelişti ve değişime uğradılar. Kemikli hayvanlar haline geldiler, (ayrıca) Chhayaları da katı hale geldi.
31 - Hayvanlar, ilk (hermafrodit hayvanı erkek ve dişi halinde cinsiyetlere) ayrıldılar. Onlar (hayvanlar), yavrulamaya başladılar. İki katlı (androjen) beşer de (o zaman cinsiyetlere) ayrıldı. O (beşer), “Biz de onlar (hayvanlar) gibi (yapalım) birleşelim ve yaratıklar yapalım” dedi. Yaptılar…
32 - Ve hiç bir kıvılcıma sahip olmayanlar (akılsızlar), devasa dişi hayvanları kendilerine eş edindiler. Onlardan dilsiz ırklar vücuda getirdiler. Onların (akılsızların) kendileri de dilsizdiler. Fakat, dilleri açıldı. Canavarlar doğurdular. Kızıl tüylerle kaplı (olan ve) dört ayağı üzerinde yürüyen, sapkın bir canavar ırkı. Bu utancın saklı kalması için dilsiz bir ırk(tı bu).
2. Bölüm: Dzyan Kıta - IX
33 - Bunu (hayvanlarla işlenen günahı) gören (ve) beşerler inşa etmemiş olan (yaratmayı reddetmiş olan) Lha’lar (ruhlar “bilgelik oğulları”), ağlayarak dediler ki:
34 - Amanasa (zihinsizler), gelecekteki meskenlerimizi kirlettiler. Bu Karma’dır. Bizler de ötekileri iskan edelim. Zararın neresinden dönülse kardır diyerek, onlara daha iyisini öğretelim. (Söylediklerini) yaptılar…
35 - O zaman herkes Manas’a (zihinler’e) malik oldu. Zihinsizlerin günahını gördüler.
36 - Dördüncü ırk, konuşma yeteneğini geliştirdi.
37 - Bir (Androjen), iki oldu, ayrıca hala daha bir (hermafrodit) olan tüm canlılar ve sürünenler, dev balık - kuşlar ve kabuk başlı yılanlar da (iki oldular).
2. Bölüm: Dzyan Kıta - X
38 - Böylece üçüncü ırk, yedi bölge üzerinde, ikişer ikişer dördüncü ırk beşerlerini doğurdu. Tanrılar, gayri tanrılar haline geldiler. Sura, a-sura haline geldi.
39 - Her bölgedeki ilk (ırk), ay rengindeydi (sarı - beyaz), ikinci (ırk) altın gibi sarı, üçüncü (ırk) kırmızı, dördüncü ırk kahverengiydi ki bu (renk), günahlar sonucu karardı. İlk yedi beşeri ırk - dallarının hepsi de (başlangıçta) aynı ten rengine sahiptiler. Bir sonraki yedi (tali ırk, ten renklerini) melez bir hale sokmaya başladılar.
40 - Sonra dördüncü ırk gurura kapıldı. Bizler, Krallar’ız denildi, bizler Tanrılar’ız.
41 - Göze güzel görünen eşler aldılar. (Bu) eşler, zihinsizlerden, akılsızlardan (idi). Canavarlar doğurdular. Erkek ve dişi (olan) kötü ifritler ayrıca kıt zihinli Khado (Dakini; dişi ifritler de doğurdular).
42 - Beşeri beden için mabetler inşa ettiler. Erkeğe ve dişiye taptılar. O zaman “üçüncü göz” artık çalışmaz oldu.
2. Bölüm: Dzyan Kıta - XI
43 - Onlar (Mu’lular), devasa kentler inşa ettiler. Nadir topraklardan ve metallerden ve püsküren ateşten (lavlardan) inşa ettiler. Dağların beyaz taşından (mermerden) ve (yeraltı ateşlerinin) kara taşından, kendi cesametlerinde ve suretlerinde olan kendi tasvirlerini yonttular ve onlara taptılar.
44 - Onlar (Atlantis’liler), bedenlerinin cesametinde olan, dokuz “yati” yüksekliğinde (~8 metre) devasa heykeller inşa ettiler. Atalarının (Mu’luların) ülkesini içsel ateşler yıkmıştı. Dördüncü (ırkı da) sular tehdit ediyordu.
45 - İlk büyük sular geldi. Yedi büyük ada’yı yuttular.
46 - Kutsal olan herkes kurtuldu, kutsal olmayanlar yok oldu. Onlarla birlikte Yeryüzünün Teri’nden meydana getirilen devasa hayvanların çoğu (da yok oldu).
2. Bölüm : Dzyan Kıta - XII
47 - Geriye çok az beşer kaldı. Biraz sarı, biraz kahverengi ve siyah ve biraz da kırmızı (ten rengine sahip olanlardan) kaldı. (İlksel ilahi soy’un) ay - renklileri ebediyen ortadan kalkmışlardı.
48 - Kutsal soy’dan üretilen beşinci (ırk) kaldı. O (beşinci ırk), ilk ilahi krallar’ı tarafından yönetildi.
49 - … (Yılanlar ırkı) ki onlar tekrar indiler, beşinci (ırk) ile barış yaptılar, onu eğittiler ve yetiştirdiler…
Yukarıdaki alıntının yorumları:
2. Bölüm: Dzyan Kıta - VIII
(28) İlk memeli hayvanlar nasıl meydana getirildiler.
(29) Darwin benzeri bir evrim.
(30) Hayvanlar katı beden edinirler.
(31) Hayvanların cinsiyetlerinin ayrılması.
(32) Zihinsiz beşerlerin ilk günahı.
2. Bölüm: Dzyan Kıta - IX
(33) Yaratıcılar tövbe ederler.
(34) İhmallerini tamir ederler.
(35) Beşerler, zihne malik hale gelirler.
(36) Dördüncü ırk, mükemmel konuşmayı geliştirir.
(37) Her androjen ünite ayrılır ve iki cinsiyetli hale gelir.
2. Bölüm: Dzyan Kıta - X
(38) Dördüncü ırkın, Atlantis ırkının doğumu.
(39) Dördüncü beşeriyetin tali ırkları, bölünmeye ve birbirleriyle karışmaya başlarlar, çeşitli renklerdeki ilk melez ırkları oluştururlar.
(40) Atlantisliler’in öteki ırklara üstünlüğü.
(41) Günaha girerler ve çocuklar ve canavarlar doğururlar.
(42) Antropomorfizm’in ve seksüel inancın ilk tohumları : Üçüncü göz’lerini kaybederler.
2. Bölüm: Dzyan Kıta XI
(43) Mu - Atlantis beşerileri, kentler inşa ederler ve uygarlığı yayarlar. Antropomorfizm’in başlangıç safhası.
(44) Yaptıkları heykeller, Mu - Atlantis beşerilerinin cesametine tanıklık ederler.
(45) Mu “ateş” ile, Atlantis ise “su” ile yok edilir. Tufan …
(46) Dördüncü ırkın ve tufan öncesinin en son canavar hayvanlarının yok edilmesi.
2. Bölüm: Dzyan Kıta XII
(47) İlk iki ırkın kalıntıları, ebediyen yok olurlar. Çeşitli Atlantis ırk grupları, beşinci ırkın ön ataları ile birlikte tufandan kurtarılırlar.
(48) Şimdiki beşeri ırkın, beşinci ırkın kökenleri. İlahi sülaleler…
(49) Beşeriyetin ilk öğretmenleri ile uygarlaştırıcılarının mahiyetleri. Tarihin ilk parıltıları.
Dzyan Kitabı’ndan derleyen:
Kaan Haskan
Diğer Admin Yazıları
- mış...
- Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiiri
- Nietzsche
- Evrensel Bilgi
- Kitap Ayraçları
- Hayali Cihan Değer
- Yılın Öykü Ödülü
- Çatışan Feminizmler
- Tiyatro Duası
- Sanat Sözlüğü
- Mutluluğun Resmi
- Akçaburgazlı Yekta'nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmurdur








