Exlibrary

Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe…
Başar Tanrıken

Tuzak

Başar Tanrıken
15 Şubat 2007 - 16:00

Uyuyordum,
Uyandırdın,
Güzel bir rüyaya
Rüyalar bitermiş hiç uyarmadın
Bitmeyen karanlığa döndüm
Yetişemedim sana
Gülleri yolunmuş bir gül ağacıyım şimdi

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız
1 kişi oylamış. 5 üzerinden 4.00

Şiir bölümündeki unsur 3,232 kez görüntülendi.

Etiketler: , , ,

Görüşünüzü paylaşmak istemez misiniz? — Sizin görüşleriniz? »

  1. neden şiir yazdığınızı zannediyorsunuz?bence şiir kitapları var hazır alın ve okumaya başlayın…şiirvari şeyler yazdığınızı belki anlarsınız…

  2. Merhaba, izin verirseniz sorduğunuz soru ve sunduğunuz önerilerle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Elbette ki ilk olarak “Neden şiir yazdığınızı zannediyorsunuz?” sorunuza bir yanıt vermeye çalışacağım. Aslına bakarsanız yazmaya başlarken “bu şu türde olsun” “bi şiir yazayım” gibi kaygılarla başlamıyorum. Belki de bir hatadır ancak ben çoğunlukla hissettiklerimi yeterince yansıtıp yansıtamadığı sorusuna odaklanmış oluyorum. Bu tür şeyleri sınıflandırmaya odaklananların belki yanlıştır ancak kapıdan içeri girecek cesareti toplayamayan ancak oradan uzaklaşacak dürüstlüğü de gösteremeyenlerin tercih ettiği bir şeymiş gibi gelir. Belki de bu yazdıklarımı şiir başlığı altında yayınlamış olmak sizi yanıltmış olabilir. Belki bunları yayınlamadan önce daha fazla düşünmeliydim. Ancak önerinizi çok beğendim. Bence site yönetimimiz yazdıklarımı “şiir” değil de “şiirvari şeyler” başlığı altında toplaması daha uygun olur. Ancak bunların şiir olduğunu iddia eden biri çıkarsa ne yapacağımızı bilemiyorum. Belki bu başlıkların altında yayınlanacak ürünlerin sizler gibi bu konuyla ilgilenenlerden oluşan bir kurul tarafından belirlenmesi daha uygun olur.
    Bir de “hazır şiir kitapları var alın okuyun” önerinize tamami ile katılıyorum. Bir an önce ne kadar çok okursak hakkımızda o denli hayırlı olacağı kesindir. Ancak izin verirseniz ben nacizane bir şeyler yazmaya devam etmek istiyorum. Çünkü yazmak beni sakinleştiriyor. Hissettiklerimi anlatmaya çalışmak onları anlamama yardımcı oluyor. Hislerimi anlamak özgüvenimi arttırıyor ve beni sakinleştiriyor. Eminim sizde bana olan eleştirinizi yazarken bu sakinleşmenin verdiği hazzı duymuşsunuzdur. Yazdıklarımda hoşlanmamanıza gerçekten üzüldüm. Ama olaylara iyi tarafından bakmalı. Benim yazılarım sayesinde siz de bir reaksiyon oluştu ve sitemize bir eleştiri yazısı yolladınız. Bu sitedeki insanların bekledikleri tek şey de bir şeyler yapmaya çalışan insanların fikirlerini düşüncelerini ve duygularını rahatlıkla ifade edebilecekleri bir ortam yaratmak olduğunu düşünüyorum. Belki ben yazmaya devam ettikçe sizde yeni, daha uzun, birazda bizleri geliştirebilmek adına daha gerekçelere dayandırılmış eleştriler yollamaya devam edersiniz. Hatta belki eleştiri dışındaki türlerde verdiğiniz eserleri dahi bizlerle paylaşırsınız. İçinizdeki gerginliğin azalmasına yardımcı olmak bana mutluluk verecektir.

    Saygılarımla
    Başar Tanrıken

    Not: Bana sunduğunuz samimi öneriden güç alarak ben de size bir öneride bulunmak isterim. Şu anda bir ebeveyn olup olmadığınızı bilemiyorum. Ancak asla yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun karşısına oturup “ bu senin yaptığın yürümek değil sıralamak. Ben Johnson 100 metreyi 10 saniyenin altında koşuyor” demeyin. Çünkü insanlar kendi babasından bile nefret edebilir.

  3. bu detaylı ve güzel sözleriniz aslında beni şaşırttı.çünkü gerçek anlamıyla oturup tartışabileceğim bir insanı bulabilmek inanın bende bir şeylerin doğru yolda olduğu kanısını uyandırdı.teşekkür ederim. bu teşekkürümün iki nedeni var: birincisi gerçek anlamıyla eleştiri yapmamış olmama rağmen siz bunun altında yatan anlamları keşfe çıktınız;ikincisi ise çok okumak ve şiirvari şeyleri bırakıp şiirin o kapısından geçebilmek için çabalamak gerektiğini ben daha “ş” demeden “şiir”i anlayarak anlatmak istediğim şeyleri algıladınız. umarım sert bulmamışsınızdır ama bunu alttan almak için falan söylemiyorum çünkü gerektiğinde şiir/vari yazdığınız her neyse küfredebilecek kadar yürekli olmayı da gerektiriyor şiir işçiliğinin uzun yolculuğu. benim şiir yazıp yazmadığınızla ilgili söylediklerime gelince bunu asla bir kategori, sınıf, kıta halinde, aruz vezninde vs saçmalıklarını şiirde aradığım için söylemedim sadece sizin de söylediğiniz gibi safi hisler kaleme alınıp da buna şiir diyor ya herkes buna sinir oluyorum. eğer safi hislerinizi yazıyorsanız buna anı deyin, günlük deyin ama şiir demeyin.çünkü şiirin duyguyu yöneten,yönlendiren bir matematiği vardır.tıpkı bir madene inip o değerli taşları çıkarmak gibi: eğer madeni doğru bir şekilde kazmazsanız çıkış yolunu bir daha bulamayıp oradan hiç çıkamama ihtimaliniz var (şiirvari şeyler yazıp buna şiir diyenlerin yolculuğu işte tam da böyledir) belki de sitenin editörlerine karşı da yapılmış bir eleştiri bu.umarım anlaşılır bir gün. ama sizin tarafınızdan anlaşıldığımı düşünerek en içten duygularımla teşekkür ediyorum size..

    NOT:Eğer gerçekten bir çocuğu böyle bir dünyaya safi sevgiyle getirebilecek kadar gözü karaysa insanların “bütün babalar çocuklarına neden uçamıyorsun”diyebilmeli! ama hayır hiçbirimiz safi sevgiyle dünyaya getirilmedik ve biraz da bunun acısını çekiyoruz yaratırken de…. tıpkı isa’nın dediği gibi: “Eğer bir kum tanesi kadar inancınız olsaydı şu dağa kalk derdiniz ve o da kalkardı”

  4. Bakınız, bir şiir tanımı yapmamız gerekiyorsa bunu Sn. Derya Çolpan detaylı bir şekilde yazmış zaten. Exlibrary’nin ilgili sayfasında okuyabilirsiniz. Oradan bir alıntı:

    Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir.

    Şimdi, Sn. Özkan’ın yorumuna baktığımızda şiir olduğu söylenen bir yazı “Safi Hisler” içeriği taşıyorsa buna şiir dememek gerektiğini anlıyoruz.

    Konu edilen şiirin yazarı Sn. Başar Tanrıken ise cevabında kendi yazdıklarını küçümseyerek aslında şiire olan saygısını yansıtıyor.

    Yukarıda yazısından bahsettiğimiz Sn. Çolpan, şöyle diyor:

    Şiir dili gündelik dilden birçok özelliğiyle ayrıldığı için dil merkezli her türlü yaklaşımın odağında yer almıştır. Sessel ve semantik (anlamsal) düzeylerde konuşma dilinden ayrılır. Şiir olmayan metine anlamı yazarı tarafından yüklenirken şiir kendi anlamını kendi üretir. Şiirde anlamdan çok okurun anlamlamasından söz edebiliriz.

    Aşağıdaki “Şiirvari”i yazılar Orhan Veli’den.

    SOL ELİM
    Sarhoş oldum da
    Seni hatırladım yine;
    Sol elim,
    Acemi elim,
    Zavallı elim!

    ÇOK ŞÜKÜR
    Bir insan daha var, çok şükür, evde;
    Nefes var,
    Ayak sesi var;
    Çok şükür, çok şükür.

    Biz Sn. Çolpan’ın doğru ve değişmeyecek bir şiir tanımı olmadığı yönündeki görüşlerine katılıyoruz. Sırf kendi tezimizi “anlamlandırabilmek” adına şiirlerini “Şiirvari” yazılar yakıştırmasına maruz bıraktığımız için hem büyük şairimizden hem de okurlardan özür dileyerek bitirelim.

  5. sanırım editörümüzün atladığı ya da yanlış anladığı bir şey var: “Sn. Özkan’ın yorumuna baktığımızda şiir olduğu söylenen bir yazı “Safi Hisler” içeriği taşıyorsa buna şiir dememek gerektiğini anlıyoruz.”derken “anlıyoruz” tırnak içine alınmalı.çünkü buradan bu anlaşıldıysa ya anlayanda ya anlatanda bir kabahat vardır.o yüzden -tevazu için değil- ben kendi üzerime düşen kabahatı şimdiden üzerime alıyor ve özür diliyorum ama sanırım bu son kelime de tırnaklanmalı.
    şimdi cevaben şunu diyebilirim ki biz 2007 yılındayız. realist ve toplum öğesiyle bezenen şiirler yerine 1980 sonrası apolitize olan ve kendi yalnızlığı içine kıvrılıp büzüşen bizleri -yeni nesil demek belki daha yerinde olur- çağın dışına götüren o güzelim gerçeklerle örülü ŞAİRlerle karşılaştırırsak elbette haksız bulunuruz hatta bu düşünce tarzıyla bizleri toplasanız Orhan Veli’nin Nazım Hikmet’in tek bir serçe parmağı bile etmeyiz.bu nedenledir ki yazılanlar Orhan Veli’ye ait diye de o yazılara kusura bakmayın ama şiir diyemiycem “çağının şiiri” diyebilirim.
    Bizler bir akım sahibi, toplum acılarıyla yaşayan bireyler olmaktan çoktan çıkarıldık ve sadeliğin saadeti sona erdi. bu nedenle Sn. Çolpan’ın “Şiirde anlamdan çok okurun anlamlamasından söz edebiliriz.”sözünü “herkes şiirden anladığı ölçüde o yazılan şiir olur” olarak anlamlandırmak doğru değildir. şiiri anlayabilmek için gereken çaba da en az şiirin işçiliğine, onu yoğurmaya sarf edilen çaba kadar büyük olmalıdır ve bu çabanın sahipleri de ancak çok çok çok şiiri anlamaya kalkışacak cesarette ve bilgi de olanlardır. burada asıl söz konusu olan şey bir şeyin şiir olup olmadığı değil aksine her şeye şiir denmesi. Elbette bir su birikintisinin rüzgarla kımıldaması kadar narin ve sade şiir de yazılabilir.çok fazla imgesel öğelerle de şiir oluşturulabilir. Ama aradaki fark ben gidiyorum la, ayaklarımdaki at beni sürüklüyor demek arasındaki farktır. Yani ya her köşe başına -ki ben buna meyhane duvarları demeyi tercih ederim- bir şeyler yazar ve buna şiir dersiniz ve sizi ayakta alkışlayacaklarla puslu bir dünyada yaşarsınız ya da kilden bir tablete yazıp ona şiir deme cüretini bile göstermeden ANLAYAN okurlarca anılmaya başlarsınız bile.
    Benim bütün yazdıklarıma bu kafada olan herkes karşı çıkacaktır tabii bunu yadırgamıyorum ama hala anlaşılmayan şey benim şiiri bir kalıba oturtmaya çalışıyormuş gibi olmam. Asla! Asıl o düz yazıları şiir diye yutturmaya çalışanlardır bunu yapan. Ve son sözüm şiir sadece hissedilenlerin kaleme alınması olamaz çünkü bu sadece halk tarafından böyle bilinir. Bunun nedeni de sadece benim şiirlerim okunsun ve iyi satsın diyip az okuyan bir şair topluluğumuzun oluşu. E halkı hiç katmaya gerek yok sanırım imam ve cemaat ilişkisi…

  6. İçeriği ne olursa olsun karşılıklı saygı çerçevesine oturmayan fikirlerin bence hiçbir değeri yok. Kiminle yazışıyoruz, öğrenme şansımız var mı?

    (tırnak içinde) Gerçek (kapa tırnak) kimlik diyorum…

  7. Saygıdan kasıt,ortak olarak bilinmesi, “DOĞRU BİLİNMESİ” gereken bir özneye o özne olmadığının bilinmesine karşın ona, o özneymiş gibi davranmaksa evet ben saygı çerçevesince dışlanacak biriyim. Bana göreyse “özkan senin adın ne” kadar gereksiz bir soruyu sormak yerine ne dendiğinin düşünülmemesi “saygı çerçevesini” aşan bir şeydir. Çok istiyorsanız size nüfusumun bir fotokopisini faxlayabilirim. Ama bence kimliğim ortada: adım özkan ve kimliğim de -”gerçek” kimlik diyorum :D - söylediklerim…

    NOT:çok tınak kullandıysam söylediklerimi törpülemekte serbestsiniz.

  8. Faks kullanmıyorum. Yine de gerçek olup olmadığını bilme şansım olmadığı halde soyadınızı sormuştum.

    Hayır; karşısındakini gördüğü ismi okumaktan aciz varsayan, kendinden farklı olanları bu kafada olan herkes şeklinde niteleyen, yazdıklarını şiir diye yutturmak cümleleriyle tarif eden, bir önceki cümlesinde Orhan Veli’nin tırnağı bile olamayacağımızı (doğrudur) söylerken sonrasında yazdıklarına sırf cümlebazlığını zedelememek uğruna şiir diyemeyip dönem şiiri diyen (o dönem şiirdi artık değil diye mi anlamalıyız – yoksa izah edin de nasıl anlayacağımızı sizden öğrenelim) bir kimsenin söylediklerini gerçek kabul etmek benim için mümkün değil.

    Bu kadar yazmam bile aslında gereksizdi ama Sn. Başar Tanrıken’in bilmiyorsan bu …oku, git mektebinde oku seviyesindeki bir yoruma üşenmeden verdiği uzun cevabı okuyunca emeğine ve düşüncelerine olan saygımdan dolayı müdahil olmak gereği duydum. Bundan böyle aşağıdakilerden öte birşey söylemek niyetinde de değilim. Zaten kullanmadığım tırnak işaretlerime yazık.

    Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
    Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen

    (Şeyh Galip’ten)

  9. Aslında içten içe haklılığımı biliyor ve en çok da buna içerliyorsunuz bence. Size her söylediğimden sonra altına bir not yazıp neyi neden söylediğimi anlatmama gerek var sanırım ama siz anlamamakta direndikçe ben de zahmet edip size ne olduklarını anlatmayacağım. Madem çok öğrenmek istiyorsunuz sadece şunu söyleyeyim:
    Dönem şiiri derken o DÖNEME AİT ve herkesçe şiir olan şiirler ve şimdiki zamanımızda yaratılırsa düz yazıya ait olabilecek şiir formatındaki yazılar.Burada da bir dip not “ASLA ONLAR ŞİİR DEMİYORUM DİYEMEM: DE DÖ-NE-Mİ-NİN ŞİİRİ! Ayrıca hala diyorum ki biz o büyük ustaların tırnağı olamayız ama ne zaman?onların yaşadığı zamanda belki de Orhan Veli gelse ve bu çağda bişeyler üretmeye kalksa (aynı üslubuyla) o da bugünün şairlerinin tırnağı olamayacak..
    Hala anlamadıysanız çok eskiye (Şeyh Galip gibi) gitmeye gerek yok bana şu şiirin kime ait olduğunu söyleyin size başka bir sorum yok..çünkü bu şairi tanıyıp da hala böyle anlamamaya çalışıyorsanız size bravo diycem!yok zaten bilmiyorsanız bu çağda yaşamamaya devam edin.

    ERTELENEN

    Ertele
    beni
    vakitsiz
    kıl

  10. Merhaba,
    Durumun polemiğe dönüşmemesi için yeni yorum yazmıyordum ama artık yazmam gerekiyor sanırım.:) Benim düşüncem odur ki beğenmediklerimizi parmakla işaret etmek o beğenmediğimiz şeylerin insanlar tarafından daha dikkatle incelenmesini ve onlardan daha çok konuşulmasını sağlayarak o beğenmediğimiz şeylerin daha çok karşımıza çıkmasına sebeb oluyor. bu anlamda ben kötü eleştri yapmak yerine görmezden gelmeyi tercih ediyorum. televizyondaki programları beğeniyorsam kanalı değiştiriyorum. izliyecek birşey yoksa kapatıyorum. Bu konuda da şikayet etmiyorum. yok sayıyorum. Hayatıma sokmuyorum. Çünkü bir şeylerden nefret etmeyi sevmiyorum. Tabi ki bu benim yöntemim. Ama tavsiye ederim.:) bundan sonra yazmak istediğim aslında pek çok şey var aslında ancak bu aralar fayda ve etkinlik konusunda biraz takıntılıyım.. Bu yüzden buradan daha fazla şey yazmayacağımı, söylemek istediklerimi bağımsız yazılara dönüştürerek sitede yayınlayacağım. Ancak bu şekilde gerilim yaratan kısır bir mekanizmadan çıkıp durumun üretimi tetikleyen bir mekanizmaya dönüşeceğine inanıyorum. Sn. Özkan’ın Görüşlerini bir kenara bırakırsak uslubunu çok uygun bulmadığımı söylemeliyim. Ancak çok benzer deneyimler yaşamış biri olarak onun için bir tehlikeden bahsetmek istiyorum bu da ( Benim tabirim değil) “kendini düşmanından tanımlama” anlayışıdır. Belki onun için de tartışmanın buradan çıkıp bağımsız kişisel platformlara taşınması anlatmak istediği şeylerin tüm okurlarımızca daha (buna bizler de dahiliz) daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. şunu unutmamak gerekir ki söyledimiz şeyler elbette ki karşımızdakinin anladığı kadardır. bu anlamda birşeylerin karşımızdaki tarafından anlaşılmıyor oluşu elbette ki onu karşısındakine anlatacak doğru yöntemleri bulma sorumluluğunu taşıyan anlatıcının şikayet konusu olamaz. Yani birine “neden uçamıyorsun” diye sorduğunuzda bu kişi uçabilmek adına kendini pencereden atarsa “ne yapayım beni yanlış anladı. onun akılsızlığı” deme lüksümüz yoktur. Eğer sn. özkan kendi şiir anlayışını uygun bir şekilde yazıya dökerse belki birşeyler üretmenin hazzı onunda gerilimini düşürür. Gerginliklerimiz birşeyleri anlamak serüvenimizdeki en büyük düşmanlarımızdır. Yaşama yaptığımız katkıların hangi yönde olduğunu daima iyi kontrol etmeliyiz. Bu anlamda bakarsak hiçbirşeyden şikayet etmeye de hakkımız yoktur. Bu teklifime kimsenin şikayetinin olmayacağına eminim.

    Saygılarımla
    Başar Tanrıken

  11. ilhan berk’i bilmek veya bilmemek cagda yasamaya hak kazandirmaz ama yine de size en iyi cevabi yine ilhan berk verebilir sanirim…

    cakiltasi
    seni
    su
    saniyor

  12. Tartışmayı devam ettirecek değilim.O yüzden görüşlerimi belirtmek daha yerinde olacak:
    Şiir yazmak ya da şiir yazdığını zannetmek…İnsan birçok yazdığı şeyi ilk önce taklitle başlatır.Bunun sebebi etkilendiği yazılar ve sahiplerine duyulan inançtır aslında.O kadar inanmıştır ki o yazının büyüsüne onun gibi şeyler üretmek ilk amaç olmuştur.Bu belli bir yaşa kadar (hem dünya yaşaı hem de yazı yaşı) böyle sürüp gider. Ama ne var ki bazı yazarlar ve şairler (bunu ne kadar net ayırabiliyorsak söylenilenler o kadar iyi anlaşılacaktır) doğuştan yeteneklidir.(Mesala Nazım Hikmet ilk şiirini yazdığında 13-14 yaşlarındaydı.) Ve bu istisnai insanları bir kenara bırakırsak herkes için geçerli olan şey yazı yazmayı ciddi bir iş ve sorumluluk olarak görmek ve kendini durmadan eğitmektir. Bu eğitim ve yazının işçiliği sürecinde insanların önünde iki yol vardır:Ya kendine bir yol çizerek o yolda düşe kalka ilerlemek ya da birilerinin gölgesinde yaşamaya mahkum olmak. Eğer birinci seçeneği seçecek olursanız orada da iki yol karşınıza çıkar: O yola ulaşmak için sizden öncekilerin meşaleleri ile el yordamıyla kendi yolunuzun inşaasına var gücünüzle sarılmak…Bu noktada belirtmekte fayda var ki çağ/çağ dışı izlenimler sizi tam da bu inşaatın ortasında yarı yolda da bırakabilir sizi adım adım ileriye de taşıyabilir. Belki de İlhan Berk’i bilmek sizin çağın içinde yaşadığınızın bir kanıtı değildir ama onu Anlamak sizi bir köprünün güvenliğince karşı yola geçmenizi sağlayacaktır. O yüzden elinizden geldiğince sizden önce yapılanları ve sizinle birlikte aynı çağda yapılanları çok iyi gözlemlemek, kendi potanızda eritmek zorundasınızdır. Yani bir şey üretmek istediğinizde hiçbir yazarı,şairi tekrarlamamak (ki sizden öncekilerdir bu bahsedilen) ve kendi çağınıza ayak uydurmak gerekliliklerini yerine getirmeniz lazımdır.
    Sn.Başar’ın yazdıklarına sert çıkışımın sebebi genel anlamıyla bundan ibaretti. Fakat kendisi burada çok güzel bir anlayış biçimlerindeki farklılıkların çıkmasına aracı olmuş oldu. Sn. Ali Rıza’nın “Kırkbir Derece” adlı kitabını eğer okumamışsa mutlaka tavsiye ederim. Çünkü neden böyle düşündüğünün bir kanıtırdır. Hatta önsözünde, kendisinin de ifade ettiği gibi, eğer şiir formatındaki yazıları yan yana koyarsanız şiir bile denmeyebilir. Bu gerçek bir özgüven işaretidir.
    Bazılarına göre şiir hislerin kaleme olduğu gibi dökülmesidir; bazılarına göre aklın ve kalbin birbirini yontarak oluşturmaya çalıştığı, çabanın bir ürünüdür. Bence de bu ikinci düşünüş şekli ideal olandır. Çünkü şiir safi hislerin aynası olarak görülmeye devam ederse -bugün olduğu gibi- her köşe başından “ben şairim(!)” diye dolaşan insanlar peyda olur. Günümüzde de, ondan önceki zamanlarda da ve hiçbir zaman zarfında şiir düz yazıdaki deyişleri kaldıramayacak kadar narin ve üst bir seviye ürünü olmuştur ve olacaktır. Yani herkes yazar olabilir birgün ama şair olamaz.
    Sanırım bu ülke içerisinde yaşayan herkeste bir “biliyorum” hastalığı baş gösterdi. Bu nedenle kimin gerçekten doğru kimin yanlış olduğu birbirine karışmış durumdadır. Bir zamanlar birileri gerçekten biliyordu ve söyledikleri gerek zaman içinde gerekse olaylarla kanıtlanabiliyordu. Ama artık herkes kendi piyasasını ayakta tutma uğraşında. Kimse de çıkıp “yahu bu adam gözümüzün içine baka baka yalan-yanlış şeyler söylüyor!” demiyor, diyemiyor. Benim hazmedemediğim ve bağıra bağıra söylediğim/söyleyeceğim şeylerin ana kaynağı da işte budur. Birileri çıkıp “sen şiir değil düz yazı yazıyorsun ve gerçekten buna şiir diyemediğin gün çok daha güzel şeyler yazabileceksin” diyemiyor. Herkes birbirinin şakşakçısı olma eğiliminde. Ama hayır! kendi şiirlerinize küfredebilme cesaretini bulabilmelisiniz ve birileri “güzel şiir yazıyorsun” dediğinde ilk önce şüphelenmelisiniz,yazdıklarımın neresi güzel diye. Çünkü içine sokulmak istendiğiniz bu dünya çekici ve çok tehlikeli. Gerçekten iyi yazıyorsanız bile daha iyi yazmanıza engel olabilecek kadar rüyadan bir dünya yaratırsınız kendinize ve burnunuzun ucundaki şeyleri bile görememeye başlarsınız ama emin olun birileri sizi hep alkışlayacaktır(!).
    İnsanların içine düştüğü en büyük girdap budur.
    Eğer ukalalık yaptığımı düşünenler varsa bu yazıdan sonra neden böyle bir tutum içine girdiğimi zannediyorum ki anlayacaktır. Yok eğer sen mi sadece biliyorsun diye soranlar hala olacaksa ben -tevazu falan gibi bir saçmalıktan değil- gerçekten zannettiğiniz hiçbir şeyi bilmiyorum. Ben sadece bilinmesi gerektiğini düşündüğüm şeyleri öğrenmeye çalışıyorum ve öğrenebildiğim kadarını paylaşıyorum. Çünkü canım her gün türeyen, kendine “şair,yazar (!)” diyebilen insanlardan ve şiir-sohbetleri adı altında dönen geyiklerden fena halde sıkılmış durumda. Umarım anlatmak istediklerimi anlatabilmişimdir.

    Eğer biraz fevri ve tahammülsüzlüğümden kaynaklı söylediklerim birilerinin kişiliklerini
    zedelediyse bundan dolayı özür diliyorum.Benim küfrüm de sevgim de hiç tanımadığım o insanların yazdıklarınadır,asla bireyin kendisine değil.

  13. Siirden hic anlamam ,uzun zamandirda okumadim.Ama yukarida gecen bu Duygu paylasimininin ardindan eminolunki (Tüm yazi yazanlar icin gecerli)böylesi bir “kavgayi ” bu kadar bilgi olgunluguyla yapilmasi,benide cok etkiledi.Yazilarinizi takib edecegim.Özellikle Sayin Tanrikenin, Yasama yönelik yazilari cok ilgi cekici.

  14. Şiirden anlamamak hayatı unutmuş, göz ardı edip hayal kırıklıklarıyla boğuşuyor olmaktır. şiir okuyacak vaktin varsa yaşamak için de artık bir sebebin vardır. Bu yaşam sebini yaşamaya dönüştürmek isteyenler şiir okuyup kendine gelmeli. saygılar…

  15. tuzak için ağıt

    umut geldiğinde açılan güllere doğru;
    almak arzuya dönüşünce koklamanın tadından…

    hoyrat bir eller yalın kılıç darbe vurdu;
    ve gül ağacı artık soyundu yalnızlığından…

    daraban, 2008, şubat

Görüşlerin RSS Bildirimi

Görüşleriniz