Sesi kısıldı sözcüklerin
Mısır Çarşısı’nda kayıp küçük bir çocuk gibi ağlamaklı çaresizlikleri.
Hem küçük hem kayıp bir çocuk gibi…
Ya da bir güvercin kadar ürkek ve pervasız bir o kadar.
Bir koşuşturmadır aldı başını gidiyor dilimde.
Hiçbir kelime kendi anlamını beğenmiyor nedense!
İkilem(e)ler istiyor kimisi,
sessiz sessiz otururken ben
kahvehane taburesinde.
Kimisi metafor delisi.
Bazısında bir kişiselleşme telaşı.
Konuşmuyor sözcükler
gelmedikçe keyifleri.
Bir isyan mı desem
yoksa bir grev mi(?)
Ne desem bilemiyorum
bu çetrefil muammanın tam ortasında.
Çözülmüyor düğümler,
hep bir kelime eksik çıkıyor hesaplar.
Virgüllere takılıyor meramım,
anlamım tepe taklak.
Her sözcük başka bir sözcükten alacaklı sanıyor kendini.
Bundan sebep susuyorlar kendilerini avazları yettiğince.
Pis bir sessizliğin tam ortasında
ağlıyorum zırıl zırıl.
Kanımdan geliyor ses.
Bu suskunluk
besbelli
ağrıttı kanımı.
Kelimelerini ver bana
anlamlarıma sarmak için.
Sana gelmek istiyorum bir akşamüstü
tüm sesimle.
Yıkıntına sığınmak istiyorum.
Anlıyor musun?
Bir manzarana asmak istiyorum kendimi
donakalmak için ölesiye.
Öldüresiye bir de tüm yaşanacakları.
Zira, ağır bir suçüstü baskın vermiş
gecenin bir yarısı.
(S)aklanamıyorum ne etsem.
Nafile bir koşuşturmanın en yorgun kıvrımında
takılıyorum bedenime.
Ruhum tepe taklak bu kez.
Her şey birbirine karıştı işte.
Koştum, açtım nefesi sonuna kadar,
biraz çilek yedim,
ve yıkadım bedenimi.
Ölebilirim artık
en kuytu köşesinde ruhumun,
sökerken şafak kendini geceden.
Havalandırmaya çıkardım kendimi bir de.
Bin bir anlam devşirdim evvela bin bir heceden.
Bir boşluk ki tıka basa doldurdu içimdeki başka bir boşluğu.
(H)akladım kendimi kendime sürterek
kimsecikler görmeden.
Şşşşşşşşşşşşşşş
Hadi öldüm ben
kimsecikler duymadan.
Sen sabah ol yine e mi ey güzel şehir(?)
Giderayak bir soru işareti daha taktım iki yakana:
İyi mi(?)








