Küçük kediler ve büyük harflerle başlamak nasıl bir şey olur bilmiyorum,
sokağa saçılan bulut içerikleriyle hikayeler yazılabilir mi sanmıyorum,
kuantum teorilerine iliştirilen yolculuk düşleri çoğaldıkça arsızlaşıyor
ve otomobil fonlarında büyütülen çocuk söylentileri giderek yayılıyor,
esirimsi parçacıklarla havaya karışan kadınları bir görseniz, akıllara zarar,
hiç yoktan rüyalara karışıyorlar, gülüşüp duruyorlar insan inanamıyor,
aklını başka şeylere ver diyorsun sonra yazacak daha başka şeyler arıyorsun,
sokaklarda güpegündüz düş kuruyor çocuklar geleceklerini yazıyorlar kaldırımlara,
sen onlara bakıyorsun sonra yaşadıkların bir kitap oluyor derken açıp okuyorsun,
o aklınla hiç olmadık şeyler düşünüyorsun ulu orta tutup şarkılar söylüyorsun,
kızarmış ekmeklere sürülen düşünceleri seviyorsun sen çok güzel oluyorlar,
sabahlar gün ortasını geçip değişiveriyorlar o zaman derken akşam oluyorlar,
sense bütün gün durmadan yazıp duruyorsun insanların yaptıklarını anlatıyorsun,
sağır bir monologa dönüşüyorsun o zaman ipe sapa gelmez şeyler söylüyorsun,
Vezüv’ün yuttuğu ölüler geliyor aklına hiç yokken sönmüş yıldızlar sana dert oluyor,
Pompei’den çıkarılan hazinelerle avunuyorsun sonra Atlantis birden keşfediliyor,
kendi kendine hikâyeler anlatıyorsun derken mutlu sonla bitiyor hepsi kimse ölmüyor,
ve böyle şiirler yazmayacağım artık diyorsun ama yazacağını biliyorsun;
söylemekle olmuyor.









”esirimsi parçacıklarla havaya karışan kadınları bir görseniz, akıllara zarar, hiç yoktan rüyalara karışıyorlar, gülüşüp duruyorlar insan inanamıyor,”
”böyle şiirler yazmayacağım artık diyorsun ama yazacağını biliyorsun; söylemekle olmuyor.”
bu iki kısım ayrıca hoşuma gitti…
Şiirindeki fiillerden biri olsam yeter Özcan.
Çünkü, bu şiirdeki eylemlerde sonuç olmak istedim okurken.
Çok güzel, tebrikler.