iki bin sekiz ağustosunda antalyada
hava sıcak hava ıslak
hava yerle bir hava senle bir
denizdeki balıklar kadar sırılsıklam
şu çocuk kimin çocuğu
üstünde yok başında yok bir kız
kimi kimsesi yok kadar yalnız
yüzü kirli saçları açık renkli
bakışları kısa
arşınlıyor kaldırımları usulca
çömeliyor sonra bir fidanı çeviren taşa
gözlerini havaya dikip geçeni seyrediyor
biraz dinlenip sonra kalkacak
meydan okuyor gibi sanki ya da merak ediyor
akşama neyle doyacak
kuşlar da kayboldular
kuşluk vakti şen şımarık kuşlar
yoklar şimdi sus pus olmuşlar
nerde tünediler ne yaparlar bilinmez
insan beynini kuş beynine çeviren
cenneti cehennem eden bu sıcaklar nerde geçer
zamanın kuytusunda beden ağır yerden çeken çok
insafa ersin gün diye bekliyorlar
bir çıkıp bir saklanıyorlar çabucak
karşıdan karşıya geçen yaşlı amca
zoru çok zor yürüyor
yolu enine kat etmiş bitmiş bitirmiş
ha düştü ha düşecek
kimsesi de yok yanında
düşerse tutacak
biraz berisinde üç oğlan çocuk
umurlarında değilmiş gibi hava
birinin göbeğinin de umurunda değil
birinin pantolonunun da
ama saçlarının umurunda sanki
bedenlerine yapışan gömleklerinin de
başka kızlar da var caddede
ıslakken bile dökülmeyen makyajlarıyla
yürüyorlar havada yuvarlanır gibi bedenleri
alıp vermedikleri yok gibi havayla pulla
bakışları geniş keyifleri yerinde
o pulları havaya şu çocuklar saçacak
o çocuklar ki kayboldular birden
eridiler buharlaştılar aniden
görünmüyorlar artık
yok oldular tutamadık
avuçlar ıslak eller kaygan
eller çaresiz eller boş
eller bilmiyor artık neyi tutacak
gün insafa gelince havadan yana
arabalar gelmiyor koşuyorlar telaşla
tampon tampona bir yarış
yaşlı amca karşıya geçmiş olsun
selametle gideceği yere varmış
yaya geçidi set olmuş insan seline
karşıyı bekliyorlar salkım saçak
kimi yola bakıyor sabırsız kimi yarım adım derdinde
kimi yandakine bakıyor gözleri kaçak
iki bin sekiz ağustosunda antalyada
hava ağır hava ıslak
hava yerle bir hava senle bir
sıcaktan titriyoruz havada yüzüyor gibi
denizden çıkmış balık gibi nefessiz
bedenin geçiyor kendinden hem zamanı yarıyor
sana yazmaz bu geçiş hep zamana yarıyor
zaman amansız sıcak dumansız
geçiyor ağır ağır ıslak ıslak
ünsüz bir ses tütüyor önce içinden
ünleniyor sonra haykırıyor aniden
soru oluyor hazır cevap
ne var böyle yaşayacak
iki bin sekiz ağustosunda antalyada
hava ağır sıcak ıslak







