<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Satılık şiir (sahibinden, az kullanılmış) yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/edebiyat/satilik-siir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/satilik-siir/</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe. Türkiye'nin ilk E-kitap bilgi kaynağı.</description>
	<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:58:42 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
		<item>
		<title>Boray Biçer tarafından</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/satilik-siir/#comment-223</link>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jan 2007 00:55:40 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/2007/01/22/satilik-siir/#comment-223</guid>
		<description>Hemen her tür düşünsel üretimde olduğu gibi, edebiyat yapıtlarının üretiminde de olağanüstü bir yaratıcı güç devrededir. Bizler, ne yazık ki, kol gücüne dayanan işlerle düşünsel zenginliğe dayanan işler arasında kıyaslama yapılabilen bir kültürel ortamda yaşıyoruz. Bir elektrik panosunun yenilenmesini, bir kurban kesimini, baklava yapımını hayranlıkla izleyen sıradan vatandaş, benzer bir ilgiyi öğretmenlik mesleğine göstermiyor örneğin; kendimden biliyorum, en çok suçlandığım konu, yılın dört ayında "yatmak!" oluyor genellikle.. Bu vatandaş(lar)ımıza, yatmadığımı, gerçekte son derece zorlu bir iş yaptığımı, sınıf içi etkinliğinin dünyadaki en zor etkinliklerden birisi olduğunu anlatmakta hayli güçlük çekiyorum. Birçok "gelişmekte olan" ülkede olduğu gibi, düşünsel performans küçümsenmektedir ülkemizde de..

İnternet ile ülkemizde yeni tanışıyoruz. Bunu, ülkemizde yaşayan ortasınıf üyelerinin kişisel web sayfalarının çok az olmasından kolayca anlayabiliriz. Bilgi toplumu olma yolunda İnternet'in öneminden söz eden siyasetçilerimizin, bürokratlarımızın bildikleri açık bir gerçek var: kapalı bir toplumsal yapımız var ve bu yapıyı İnternet aracılığıyla kırmak, açık bir toplumsal duruş sergilemek bizim için -en azından yakın zamanda- pek mümkün görünmüyor.

Kapalı bir toplumsal yapı içerisinde, düşünsel üretimin değerini bilmeyen bir ortalama İnternet kullanıcısı için, şiirin üretildiği, yayıldığı ve böylece -okurda- yeniden üretildiği koşulların da pek bir anlamı olmasa gerektir. Ece Ayhan gibi, Can Yücel gibi şiirin sokaklara taşmasını istemek her şiir okurunun, hayatı şiirle okuyan herkesin hakkıdır elbette; fakat, ulaştığımız şiirin sağlıklı bir metin olmasını beklemek de hakkımız olmalıdır. Şiir çok narin, nazenin bir sanattır; neredeyse harf boyutunda (morphem) anlamsal değişikliklerle varolur. Genel beğeni düzeyi düşük, yazım ve noktalamadan habersiz, İnternetin sunduğu tasarım olanaklarını neredeyse hiç kullanmayan bir şiir yayıncısı, her şeyden önce, şiirin kendisini İnternet üzerinden yayımlama hakkına sahip olmamalıdır.

Peki kitaplaşmış şiirlerde sorunlar yok mudur? Yıllar boyunca ülkemizde bu konuda en titiz davranan yayıncı, belki de Memet Fuat olmuştur. Hayatı şiirle alımlayan bir estet olarak Memet Fuat, şiire, elinden gelen özeni göstermiştir. Biz bugün, onun düzenlediği biçimiyle Orhan Veli'yi, Cahit Sıtkı'yı, Nazım Hikmet'i, Cahit Külebi'yi, Özdemir Asaf'ı (ki bir hayli zordur şiirini yayımlamak), E. E. Cummings'i, T.S. Eliot'u okuduk ve sevdik. Orhan Veli'nin "Kapalı Çarşı diyip de geçme" deyişinde hata yoktur, bir tercih söz konusudur. Memet Fuat, bu tercihi gözeterek, şiirin sesini bize duyurabilmiştir.

Evet, şiir en yüce sanattır! Onu yaratanı, alımlayanı, yeniden üreteni yüceltir. Yaşamın kendisi değildir belki, ama onu daha anlamlı kılar. Böylesine önemli bir üretimi şiir sevmeyenlerden, hayatı bir şiir olarak görmeyenlerden korumak gerekir.

Hem sonra, Mallarmee'nin dediği gibi, şiirin yazılı durduğu kağıdın beyaz boşluğu değil midir biraz da onu anlamlı kılan?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hemen her tür düşünsel üretimde olduğu gibi, edebiyat yapıtlarının üretiminde de olağanüstü bir yaratıcı güç devrededir. Bizler, ne yazık ki, kol gücüne dayanan işlerle düşünsel zenginliğe dayanan işler arasında kıyaslama yapılabilen bir kültürel ortamda yaşıyoruz. Bir elektrik panosunun yenilenmesini, bir kurban kesimini, baklava yapımını hayranlıkla izleyen sıradan vatandaş, benzer bir ilgiyi öğretmenlik mesleğine göstermiyor örneğin; kendimden biliyorum, en çok suçlandığım konu, yılın dört ayında &#8220;yatmak!&#8221; oluyor genellikle.. Bu vatandaş(lar)ımıza, yatmadığımı, gerçekte son derece zorlu bir iş yaptığımı, sınıf içi etkinliğinin dünyadaki en zor etkinliklerden birisi olduğunu anlatmakta hayli güçlük çekiyorum. Birçok &#8220;gelişmekte olan&#8221; ülkede olduğu gibi, düşünsel performans küçümsenmektedir ülkemizde de..</p>
<p>İnternet ile ülkemizde yeni tanışıyoruz. Bunu, ülkemizde yaşayan ortasınıf üyelerinin kişisel web sayfalarının çok az olmasından kolayca anlayabiliriz. Bilgi toplumu olma yolunda İnternet&#8217;in öneminden söz eden siyasetçilerimizin, bürokratlarımızın bildikleri açık bir gerçek var: kapalı bir toplumsal yapımız var ve bu yapıyı İnternet aracılığıyla kırmak, açık bir toplumsal duruş sergilemek bizim için -en azından yakın zamanda- pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>Kapalı bir toplumsal yapı içerisinde, düşünsel üretimin değerini bilmeyen bir ortalama İnternet kullanıcısı için, şiirin üretildiği, yayıldığı ve böylece -okurda- yeniden üretildiği koşulların da pek bir anlamı olmasa gerektir. Ece Ayhan gibi, Can Yücel gibi şiirin sokaklara taşmasını istemek her şiir okurunun, hayatı şiirle okuyan herkesin hakkıdır elbette; fakat, ulaştığımız şiirin sağlıklı bir metin olmasını beklemek de hakkımız olmalıdır. Şiir çok narin, nazenin bir sanattır; neredeyse harf boyutunda (morphem) anlamsal değişikliklerle varolur. Genel beğeni düzeyi düşük, yazım ve noktalamadan habersiz, İnternetin sunduğu tasarım olanaklarını neredeyse hiç kullanmayan bir şiir yayıncısı, her şeyden önce, şiirin kendisini İnternet üzerinden yayımlama hakkına sahip olmamalıdır.</p>
<p>Peki kitaplaşmış şiirlerde sorunlar yok mudur? Yıllar boyunca ülkemizde bu konuda en titiz davranan yayıncı, belki de Memet Fuat olmuştur. Hayatı şiirle alımlayan bir estet olarak Memet Fuat, şiire, elinden gelen özeni göstermiştir. Biz bugün, onun düzenlediği biçimiyle Orhan Veli&#8217;yi, Cahit Sıtkı&#8217;yı, Nazım Hikmet&#8217;i, Cahit Külebi&#8217;yi, Özdemir Asaf&#8217;ı (ki bir hayli zordur şiirini yayımlamak), E. E. Cummings&#8217;i, T.S. Eliot&#8217;u okuduk ve sevdik. Orhan Veli&#8217;nin &#8220;Kapalı Çarşı diyip de geçme&#8221; deyişinde hata yoktur, bir tercih söz konusudur. Memet Fuat, bu tercihi gözeterek, şiirin sesini bize duyurabilmiştir.</p>
<p>Evet, şiir en yüce sanattır! Onu yaratanı, alımlayanı, yeniden üreteni yüceltir. Yaşamın kendisi değildir belki, ama onu daha anlamlı kılar. Böylesine önemli bir üretimi şiir sevmeyenlerden, hayatı bir şiir olarak görmeyenlerden korumak gerekir.</p>
<p>Hem sonra, Mallarmee&#8217;nin dediği gibi, şiirin yazılı durduğu kağıdın beyaz boşluğu değil midir biraz da onu anlamlı kılan?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
