Satılık şiir (sahibinden, az kullanılmış)
Admin22 Ocak 2007 - 0:01
“Yapı Kredi Yayınları’nın telifi kendisinde olan şairlerin şiirlerinin İnternet sitelerinde yayınlanmasını yasaklaması damgasını vurdu geçtiğimiz haftaya.”
şeklinde yazılmış Hürriyet Pazar eki Keyif’in (21.01.2007) son sayfasındaki “Kültürazzi”‘de.
Gerçekten de iki gün üst üste (18-19.01.2007) Hürriyet’teki köşesinde aynı konuyu işleyen Doğan Hızlan, YKY’nin kararına karşılık bu karara karşı çıkan görüş ve site sahiplerinin savlarını biraz da küçümser bir üslupla veriyordu. Zaten yazısının sonunda da kendi görüşünü şöyle özetlemişti:
İnternet’te şiir okumak/okutmak için site kuranlar telif ödesinler, ciddi bir denetleme mekanizması kursunlar, şiirleri-şairleri ancak o zaman yayınlayabilsinler. Onca emek veren şairleri, şiire bir ömür adayanları sömürerek şiir sevgisi, şiir okuyucusu artacaksa artmasın.
Bedeli ödenmeyen her şey, sanatçıya yapılan haksızlıktır.
Karşı görüş sahiplerinden olan Nazım Hikmet Kültür Merkezi Edebiyat Topluluğu‘nun bildirisinden bir paragraf:
Nazım Hikmet’in şiirleri, hiç kimsenin tekelinde olmadığı gibi yalnızca halka ait olabilir. Şiirlerini basacak yayınevi, şiirleri milyonlara ulaştırmaya çalışmalıdır. (Kimse) Onun üzerinden imajını cilalamaya, kâr etmeye ya da Nazım’ın sesini kısmaya niyetlen(e)mez. Ve Nazım Hikmet, YKY’nin eline ve insafına bırakılamaz.
Şiirlerin İnternet’te “dolaşmasına” karşı olan YKY’nin Yayın Yönetmeni ise bu kararı vermesine yol açan nedenleri şöyle açıklamış:
Çoğu şiirin yalan yanlış aktarılıyor olması, özensizlik ve ilgisiz içerikte yayın yapan sitelerde tam anlamıyla kelalâka bir şekilde kullanılması (Raşit Çavaş ağzından Kültürazzi ifadeleri)
Çavaş, başta bu olaya dikkati çekmek için yasaklama kararı aldıklarını, daha sonra vârislerin bilgisi ve izni doğrultusunda şiirin nasıl yayınlandığını denetleyerek ciddi sitelere izin vereceklerini söylemiş.
Sn. Doğan Hızlan’ın yukarıda bahsettiğimiz yazılarından ikincisinde Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal‘in ve Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Enver Ercan‘ın görüşlerine de yer verilmiş.
Metin Celal şöyle söylemiş:
YKY burada son derece haklı. Çünkü fikir sanat eserleri kanununa göre herhangi bir medyada eseri yayınlamak için sahibinden izin alınması gerekir.
İnternette yayınlanan şiirlerde izin alınmadığı gibi şiirlerin bütünlüğüne de saygı gösterilmiyor. Şiir kamu malıymış gibi muamele görüyor, oysa ki telifi kimdeyse onun verdiği izne göre davranılmalıdır.
Enver Ercan ise şöyle demiş:
Bir yayınevinin telif hakları kendisindeyse istediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. İnternet de ne yazık ki çok düzenli bir ortam değil.
Bizim Görüşümüz
Bu bilgileri aktardıktan sonra bizim ekleyeceklerimiz ise şöyle:
Öncelikle, Exlibrary, bu yazılarda bahsi geçen İnternet sitelerinden biri değil. Eser veya hak sahiplerinin izni olmadan yazı yayınlamadığımız zaten biliniyor. Hatta sitemizin YKY’nin şiir yayınlanmasını uygun görebileceği şartlara sahip olduğu bile söylenebilir.
Ancak, YKY’nin, Doğan Hızlan’ın ve aynı görüşü öne süren diğerlerinin görüşlerine şu gerekçelerle katılmıyoruz:
Bir kere; İnternet ortamı ile ilgili görüş ortaya koyabilmek için önce bu ortamın ne olduğunu, ne olmadığını bileceksiniz. Her ortamda var olageldiği gibi olumsuz örnekleri öne sürerek geneli kötülemeyecek, yasaklamayacaksınız. Zaten pratikte bunun mümkün olmadığını da hepimiz biliyoruz.
Gelin, amacın söylendiği gibi “benim şiirlerim yakışıksız yerlerde sürünüyor da ondan bu tavrım…” olmadığını; “bu ortamdan şiirleri nasıl kaldırırız ki kitaplarını satabilelim”, “şiirleri öyle bir tasnif edelim ki amman bizim satışlarımızı etkilemesin…” diye kafa yormakta olduğunuzu itiraf edin de buna hep birlikte bir çıkış bulunmaya çalışılsın. Tartışma, herkesin mutlu olacağı çözümleri öneren bir çabaya dönüşsün. Tabi bir de bu gibi kısır çatışmaları devam ettirerek gündem oluşturmak değilse amacınız.
Kendi yazdığını bir daha okursa, Sn. Doğan Hızlan’ın “(…) şiire bir ömür adayanları sömürerek şiir sevgisi, şiir okuyucusu artacaksa artmasın.” sözünü aşırı bir ifade olarak kabul edeceğini zannettiğimizi söyleyebiliriz. Veya öyle umuyoruz diyelim en azından.
Şiire bir ömür adayanları “sömürmek” ifadesi bir iddiadır ve böyle bir iddiada bulunmak için önce bu iddiada bulunanların “sömürmek” ve “sömürülmek” fiillerinin anlamını ne kadar geniş tutabildiklerine bakılır.
Sonra şiir okuyucusunun uygun görülmeyen bir yöntemle dahi “artmamasını dilemek” için bu yazıda açıklamamıza yetmeyecek kadar uzun bir tartışma açmamızı gerektirecek bir hayat görüşüne ve bakış açısına sahip olmak gerekir.
Ki, Sn. Doğan Hızlan’ın başta da söylediğimiz gibi bu tespitlerden hiç birisine uymayan bir kişilik ve kültür adamı olduğunu zannediyoruz.
Söylenildiği gibi telif hakkı sahiplerinin bu hakları konusunda diledikleri tasarrufta bulunmalarına kimse engel olamaz.
Ama lütfen hiç kimse bunun Şiir adına, Edebiyat adına yapıldığını ortaya atmaya kalkışmasın. Sonra sorarlar adama… “Son 5 yılda kaç -yeni- şiir kitabı yayınladınız?” diye…
Satılmak düşüncesiyle yazılmış olabilecek bir şiir biliyor musunuz? Mesela “şöyle yazarsam daha iyi satar” kurgusuyla düşülmüş birkaç mısra? Şairin bunları düşünerek eser ortaya koyamayacağı ne kadar muhakkaksa, sanatçının hakkını savunanların da bu düşünce şeklinin haricindeki çözümlere, açılımlara yönelmeleri o kadar muhakkaktır.
Diğer Admin Yazıları
- mış...
- Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiiri
- Nietzsche
- Evrensel Bilgi
- Kitap Ayraçları
- Hayali Cihan Değer
- Yılın Öykü Ödülü
- Çatışan Feminizmler
- Tiyatro Duası
- Sanat Sözlüğü
- Mutluluğun Resmi
- Akçaburgazlı Yekta'nın Mahkeme Kararını Aldığında Söylediği Mezmurdur









Hemen her tür düşünsel üretimde olduğu gibi, edebiyat yapıtlarının üretiminde de olağanüstü bir yaratıcı güç devrededir. Bizler, ne yazık ki, kol gücüne dayanan işlerle düşünsel zenginliğe dayanan işler arasında kıyaslama yapılabilen bir kültürel ortamda yaşıyoruz. Bir elektrik panosunun yenilenmesini, bir kurban kesimini, baklava yapımını hayranlıkla izleyen sıradan vatandaş, benzer bir ilgiyi öğretmenlik mesleğine göstermiyor örneğin; kendimden biliyorum, en çok suçlandığım konu, yılın dört ayında “yatmak!” oluyor genellikle.. Bu vatandaş(lar)ımıza, yatmadığımı, gerçekte son derece zorlu bir iş yaptığımı, sınıf içi etkinliğinin dünyadaki en zor etkinliklerden birisi olduğunu anlatmakta hayli güçlük çekiyorum. Birçok “gelişmekte olan” ülkede olduğu gibi, düşünsel performans küçümsenmektedir ülkemizde de..
İnternet ile ülkemizde yeni tanışıyoruz. Bunu, ülkemizde yaşayan ortasınıf üyelerinin kişisel web sayfalarının çok az olmasından kolayca anlayabiliriz. Bilgi toplumu olma yolunda İnternet’in öneminden söz eden siyasetçilerimizin, bürokratlarımızın bildikleri açık bir gerçek var: kapalı bir toplumsal yapımız var ve bu yapıyı İnternet aracılığıyla kırmak, açık bir toplumsal duruş sergilemek bizim için -en azından yakın zamanda- pek mümkün görünmüyor.
Kapalı bir toplumsal yapı içerisinde, düşünsel üretimin değerini bilmeyen bir ortalama İnternet kullanıcısı için, şiirin üretildiği, yayıldığı ve böylece -okurda- yeniden üretildiği koşulların da pek bir anlamı olmasa gerektir. Ece Ayhan gibi, Can Yücel gibi şiirin sokaklara taşmasını istemek her şiir okurunun, hayatı şiirle okuyan herkesin hakkıdır elbette; fakat, ulaştığımız şiirin sağlıklı bir metin olmasını beklemek de hakkımız olmalıdır. Şiir çok narin, nazenin bir sanattır; neredeyse harf boyutunda (morphem) anlamsal değişikliklerle varolur. Genel beğeni düzeyi düşük, yazım ve noktalamadan habersiz, İnternetin sunduğu tasarım olanaklarını neredeyse hiç kullanmayan bir şiir yayıncısı, her şeyden önce, şiirin kendisini İnternet üzerinden yayımlama hakkına sahip olmamalıdır.
Peki kitaplaşmış şiirlerde sorunlar yok mudur? Yıllar boyunca ülkemizde bu konuda en titiz davranan yayıncı, belki de Memet Fuat olmuştur. Hayatı şiirle alımlayan bir estet olarak Memet Fuat, şiire, elinden gelen özeni göstermiştir. Biz bugün, onun düzenlediği biçimiyle Orhan Veli’yi, Cahit Sıtkı’yı, Nazım Hikmet’i, Cahit Külebi’yi, Özdemir Asaf’ı (ki bir hayli zordur şiirini yayımlamak), E. E. Cummings’i, T.S. Eliot’u okuduk ve sevdik. Orhan Veli’nin “Kapalı Çarşı diyip de geçme” deyişinde hata yoktur, bir tercih söz konusudur. Memet Fuat, bu tercihi gözeterek, şiirin sesini bize duyurabilmiştir.
Evet, şiir en yüce sanattır! Onu yaratanı, alımlayanı, yeniden üreteni yüceltir. Yaşamın kendisi değildir belki, ama onu daha anlamlı kılar. Böylesine önemli bir üretimi şiir sevmeyenlerden, hayatı bir şiir olarak görmeyenlerden korumak gerekir.
Hem sonra, Mallarmee’nin dediği gibi, şiirin yazılı durduğu kağıdın beyaz boşluğu değil midir biraz da onu anlamlı kılan?