Bir zamanlar minicik bir tavşancık yokmuş. Yarım elmanın bir elma ettiği günlermiş o günler. Gökte bir Kulak türemiş o vakitler. Kulak her ayın ilk yılında korkunç bir sessizlik duyuyormuş. O anda çoklu şeyler bir tek oluyor ve dünya ay olmaya devam ediyormuş. Çığlıklarla beslenen Kulak, bu sessizlik anında anlatılmaz bir acı çekiyormuş. Bu acıya katlanabilmek için, bedenindeki yokluktan yükselen sesleri duymaya çalışıyormuş. Ayın ikinci yılında, çığlıklar yeniden duyulmaya başlarken, tedirgin bir duyguya benzeyen Kulak, büyük bir mutlulukla yeniden korkunçlaşıyormuş. Acımasızca etrafındaki sesleri dinliyormuş uzun uzun. Varolan şeyler birer ikişer titreşimlerin kurbanı oluyor ve birer dalga halinde gökyüzüne yayılıyormuş. Küçük tavşancık, bir yandan kendisini korumaya çalışırken, bir yandan da gizliden gizliye Kulak’ı izliyormuş. Yaşanan bu korkunç katliama son verebilmenin ve onu alt edebilmenin yolunu arıyormuş. Küçücük haliyle büyük bir kahraman olmayı hayal etmiş. Derken aklına parlak bir fikir gelmiş. Kulak’ı bir titreşim halinde algılayabilirse onu yok edebileceğini düşünmüş. Duyduğu çığlıklardan aldığı zevkle kendinden geçen Kulak’tan yayılan inlemeleri yakalamaya çalışmış. Kulaklarını birleştirerek hedefe doğru çevirmiş ve bütün titreşimleri en küçük kırıntısına kadar algılamayı başarmış. Böylece, bir ses olarak duyulan Kulak, o ana kadar dinlediği bütün sesleri kusarak ve korkunç bir biçimde can çekişerek dalgalar halinde gökyüzüne yayılmış. Küçük tavşan ellerini kucaklayarak büyük bir sevinçle var olup gitmiş. O günden sonra hiçbir şey bitmemiş. Ve bu masal da böylece sona ermiş…









Patafizik, okurken insanı kendinden iten ama uzaktan da olsa gözlerini kıstırıp okutmaya devam eden ayrı bir yazım dili gerçekten… Beğendiğim yazılarınızdan biri Özcan Bey.