Bir zamanlar yaşlı bir adam varmış. Ölümü bekleyen adamın sadece bin kelebeklik ömrü kalmış. Her nefes alışında bir baykuş ölüyor, bir pencere kırılıyor ve bir Çinli yürümeyi öğreniyormuş. Uzaklarda, çok uzaklarda, insanlar konuşmaya, yapraklar kurumaya ve yılanlar sürünmeye devam ediyormuş.
Bir gün çok sıradan bir şey olmuş. Bir kedi patisi mesafeyle kalbine bakan dermatolojik üyelerde zincirleme doku düzensizlikleri halinde büyük bir huzursuzluk baş göstermiş. Yaşlı adam beden düzeyinde yaşanan bu can sıkıcı duruma bir an önce son vermek istemiş. Kar leoparlarıyla ilgili hiçbir anısı olmayan yaşlı adam, Tsimshian yerlilerini hatırlamadan, bedenine eklemlenmiş olarak bulunan uzuvlarında yer-değişimleri yaratmaya çalışmış. Devinimsizlik durumuna denk düşen son saniyeyi de yaşadıktan sonra, ellerini hareket ettirmeyi düşünmeden ellerini hareket ettirerek zamanda ilerlemeye devam etmiş. Zaman ve mekân eğrilerinde değer değişikliğine uğrayarak yersiz-yurtsuzlaşan parmakları, hedeflenen doku-birimsel yüzeyde sıfır derecelik bir açıyla dengelenerek, yaklaşık yedi kelimelik bir süre boyunca ileri-geri salınımlar gerçekleştirmiş ve söz konusu üyelere eski olağan niteliklerini yeniden kazandırmış. Böylelikle, başlangıç anındaki beden durumuna yeniden kavuşan yaşlı adam, büyük bir rahatlama duygusuyla birlikte yeniden durağanlaşarak, sıfır kelebek düzeyine ulaştığı ana kadar olağan bir şekilde varolmaya devam etmiş. Yaşlı adam atmosferle olan ilişkisine son verirken, bir çocuğun doğumuna iki gün kalmış ve bu masal da böylece sona ermiş…
Resim: Georges Seurat








