Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

Aşka Başka Bakış

Mehmet Sözer  Mehmet Sözer
03 Mayıs 2008 - 23:43

Aşka Bakış

Birinci kısım: Aşk eşittir

Etrafını kaplayan havanın içinde bilinçsizce yüzüyor gibiydi. Bilinçsizliğinin nedeni havanın direncinin az olması ve genelde kuvvetli bir sirkülasyon yoksa varlığını dahi unutturmasıydı. Oysa öyle muhtaçtı ki içinde yüzdüğü havaya.

Yola sürtüne sürtüne yaklaştı köşedeki sinemaya. Bir hareketlenme oldu ruhunda karşısındaki varlıktan yansıyan ışık huzmesi gözbebeklerini delip geçmiş, elektriksel yükü beynine vardığında çoktan tükenmişti. Bu kadar zayıf bir sinyalden bu kadar fazla etkilenmek evrende sıkça görülen bir şey değildi. Saniyenin birkaçta birine mal olan bu değişim adamın yüz kaslarına kadar inmişti. Gerilen yanakları dudaklarının aralanmasına ve gözlerinin kısılmasına neden olmuştu. Birkaç mikrogram bile kütlesi olmayan o dünyanın en değerli sıvısı gerekli organlarını uyardığında tüm vücudu anlamsız tepkiler vermeye başlamıştı. Kan basıncı yükselmiş, göz bebekleri küçülmüş, avuçlarının içi terlemişti. Anlamsızca elini uzattı, terleyen avuçlarının ıslaklığı kadının ellerine geçti.

— Merhaba dedi. Frekansı düşük bir titreşimle.

Kadının yüz kasları adamınkine benzedi, dişleri göründü, aynı frekansta konuştu; kadın bir şeyler söyledi, beraber yer değiştirmeye başladılar. Ve aralarındaki temasla sanki ortak bir momentumun parçalarıydılar artık. Bu çekim kütle ve elektriksel çekimden oldukça farklıydı. Aralarında metafiziksel bir bağ oluşmuştu.

Kimileri buna “aşk” diyordu…

İkinci kısım: Devinim

İki gülen yüz şimdi beton duvarlar arasında konumlanmıştı. Birbirlerine odaklanmış gözlerinde geçmişe dair hatıralar canlanıyordu. En yakın hatıra öyle uzak bir mevsime aitti ki, birkaç anlık görüntü belirip kaybolunca fonda yine o güzel gülümseme kalıyordu. Konuşmaya boş verdiler. Çünkü birbirlerini anlamaları için titreşimler yaymalarına gerek kalmamıştı. Onun yerini titreyen bedenlerinin yaydığı tensel sesler almıştı. Adam kadına yaklaştı, konuşacak gibi oldu ama konuşmadı dudaklarıyla kadının dudaklarına dokundu. Tüm benliği birkaç santimetrekare alandaki bu dokunuşa odaklanmıştı. En ufak bir kıpırtı bile iki farklı bedende büyük ve karmaşık reaksiyonlara neden oluyor, bu reaksiyonların sonucunda bazen bir irkilme bazense refleks olarak geri çekilme yaşanıyordu.

Dikey konumda olan bedenleri şimdi yatağın üzerinde yatay ve birbirine paraleldi. Temas yüzeyi birkaç santimetrekareyi çoktan aşmıştı. İki farkı bedenin beş, bazılarına göre altı duyu organı da artık tamamen karşısındakine odaklanmıştı. Tüm bu duyu trafiğinde çok fazla meşgul olması gereken beyinleri ilginç bir durağanlığa gömülmüştü. Sanki hiçbir şey düşünmüyorlardı. Duyuların yorumlandığı yer beyin olamazdı. Kalp atışlarındaki hızlanma bize komuta merkezi hakkında bir ipucu verse de henüz göğüsün o bölgesinde etkileri yorumlayabilecek yetenekte fiziksel bir yapıya rastlanmamıştı. Ama bu kadar muhteşem iki varlık için her şey fizikten ibaret olamazdı. Çoktan kurtuldukları giysileri artık bir hacmi örtmekten çok boşluğu doldurur gibi duruyordu. Fizyolojileri ölesiye değişmiş iki beden artık ritmik devinimler yaşıyordu. Frekansı gitgide artan bu devinimler iki beden arasında adeta bir köprü kurmuş onları birbirine bağlıyordu.

Uzunca bir aradan sonra devinim kesildi. Sistem artık durmuştu adama ait yaşam hücrelerinin kadına geçmesinden başka bir fiziksel alışveriş olmasa da iki insan artık bambaşka ruhsal yapılara bürünmüşlerdi. Sessizlik devam etti. Adam ciğerlerine dolan atmosferi beğenmemiş olacak ki yerde duran pantolonunun cebinden içinde kurutulmuş bitki yaprakları bulunan silindirik kağıt kaplamaları çıkardı; havanın oksijeni bitkideki karbon ve adamın obur eliyle ateşe verip sigarasına değdirdiği alev birleşince tütün etrafa ışık saçarak yanmaya başladı. Adam iç basıncını göğsündeki bir kasla azalttı; ortamdan tütün dumanı ile bir miktar hava ciğerlerine doldu. Kadın gözlerini tekrar adama yöneltti aralarındaki paralellik bozuldu. Titrek sesiyle kadın:

— Seni seviyorum. dedi.

Adam başıyla onayladı. Kadın gözyaşlarını saklayarak arkasını döndü; odanın lambası söndü; bir süre sonra vücutları artık minimum enerji harcıyordu.

Kimileri buna “uyku” diyordu…

Üçüncü kısım: Duş -veya düş-

Adam, kadın uyanmadan önce zihninin ona oynadığı oyunu izliyordu dikkatsizce. Vücudu kendini yenilerken kapalı gözlerinde hayaller dans ediyordu. Upuzun bir yoldu aslında göremediği. Geniş olmayan bu yol dümdüz de değildi ve bir yere bile bağlanmıyordu. Yolun görünen son noktasındaki ufuk çizgisi adamın elini uzatıp değebileceği kadar uzaktı! Ve bir o kadar sıcaktı aynı zamanda. Bir “an” önce ağacın ardından bir el uzandı bir “an” sonra artık o bir el değildi ve ağaç artık adamdı. Adamın yerinde ise yeller esiyordu. Elini uzatsa dokunacağı kadar uzak ufuk çizgisinin sıcaklığını artık yüzünde hissedebiliyordu. Gözlerini araladı kadın yüzünü okşuyordu. Gözlerini kapadı ağaç yerinde duruyordu.

Uyumamaya karar verdi, kararını uygulamamaya direndi, direnci kırıldı, uyandı. Güneşi görme sırası yeryüzünün bu kısmındaydı. Toparlandı; beline bir çarşaf sarıp kendini sıcak suyun altına getirdi. Su düşey akısıyla üzerinden süzülürken dikey yönde manevi yükselişi ivmeli bir artış eğilimindeydi. Bedeni elleri üzerinde dolaşıp gözeneklerini açtı. Bir havluya sarılıp kendini kurutmaya başladı.

Kimileri buna “duş -veya düş-” diyordu…

Dördüncü kısım: Mutluluk ve bedel

Henüz ıslaklığı geçmemişti ki salondan gelen güzel kokularla kendini banyodan çıkardı. Kadın uyanmış bir şeyler hazırlamıştı. Kokuları bu kadar güzel kılan onları hazırlayanın elleri ve o ellere sahip olan adamın yüklediği anlamdı. Ya da sadece kimyasal bir takım reaksiyonlar sonucu oluşmuş koku bileşikleriydi havadaki… Her ne olursa olsun koku adamı kendine çekiyordu. Salona vardığında kadın varlığının ve yaradılışının tüm güzelliğiyle kadın, adamın yanında var olmasını bekliyordu.

Karşılıklı oturdular. Adam eline aldığı küçük bir kutuyla dünyaya bir pencere açtı. Kadın pencereye doğru döndü. İkisi de anlamsız gözlerle bu sanal pencereye bakıyor, içinde yaşadıkları evrenin ne boktan bir yer olduğuna kanaat getirip kafalarıyla onaylıyorlardı. Aynı zamanda bu boktan pencereden gözlerini ayıramıyorlar, her saçma eylemi anlaşılamaz bir iç rahatlamasıyla seyrediyorlardı. İçinde bulundukları kutunun içine koydukları bu küçük kutuda gösterilen ve içinde yaşadıkları büyük küreden kesitler sunan bu pencere, onlara kendi dışlarındaki yaşamın sahteliğini yansıtırken onlar da kendi küçük kutularındaki huzurun ne büyük kürelere değişilemeyeceğini anlıyorlardı.

Anladıkları tek şey de bu değildi üstelik. Çayları bitmişti; dışarı çıkıp almaları gerekiyordu. Kahvaltı ve tüm o güzel kokuların bir bedeli vardı. Adam o bedeli yıllarca biriktirdiği belli bir branşa odaklanmış bilgi ve deneyimlerini, hem de tüm sevdiği o varlıklardan uzak kalarak, hem de uyumaya ayırdığı vakit kadar vakit harcayarak ödüyordu. Yani özgürlüğünü satıp küçük kağıt parçaları alıyor, o kağıt parçalarını satıp çay alıyor sevdikleriyle çayı içerken özgürlüğünü geri kazanmaya çalışıyordu.

Oysa çayını kendi yetiştirse balkonunda ya da boş verse çay içmeye, biraz daha özgür kalabilirdi. Yine de adam özgürdü türdeşlerine göre. Çünkü özgürlük satılıp alınan kağıt parçaları çoğunu kendine esir etmişti çoktan. Adam kağıt parçalarını çay almak için kullansa da çayına başkalarının özgürlüğünü karıştırmazdı hiç bir zaman. Neticesinde hep az şekerli içti çayını ama çok tat aldı çok şekerli içenlerden.

Masanın üzeri boş olana kadar mutfak ile salon arasında gidip geldi kadın ve adam. Masa boşaldığında artık alışverişe çıkma zamanları gelmişti. İçinde bulundukları kutuya koydukları küçük kutudan izledikleri boktan dünyaya çıkmaya hazırlanıyorlardı.

Ayakkabılarını giydiler ayakları aşınmasın diye. Elbiselerini giydiler vücutları iyi görünsün diye ve cüzdanlarını aldılar özgürlüklerini satıp çay içebilsinler diye.

Kimileri buna “kapitalizm” diyordu…

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(1 oy, ortalaması: 5)
Loading ... Loading ...
Patafizik bölümündeki yazı 88 kez görüntülendi. Yazıya tek yorum var. Sizin Fikriniz?
Etiketler: , , , ,

Diğer Mehmet Sözer Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Tek Yorum Yapılmış — Sizin Fikriniz ? »

  1. Fizikle metafizik arasında yer alan, rutine yönelik çok farklı bir okuma çabası… Tebrikler Mehmet…
    Bir de “Çamaşır”ı görmeli herkes…

Yorumların RSS Bildirimi

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

'Ex Dergi' çıkıyor!..

Exlibrary, iddialı bir dergi çıkarmaya hazırlanıyor. İlk kez yayınlanacak yazılar ve başka sürprizlerle karşınızda olacak Ex Dergi'nin ilk sayısını sadece üye olan dostlarımız indirebilecek.
Nazım Hikmet Kuvayı Milliye DestanıDünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)