Sessiz Kalma Hakkı
04 Mayıs 2008 - 16:02
“Sessiz kalma hakkına sahipsin!” diye seslenmişti bir ses.
“Sessiz kalma hakkına sahipsin!!! Söyleyeceğin her şey aleyhine delil olarak kullanılabilir!..”
Nereden geldiğini anlayamamıştı ki daha, sessiz kaldı; öyle her söyleneni anında yapar birisi de değildi üstelik. Konuşmadı, dinledi bir süre; kalktı kendini bulduğu yerden, doğrulurken etraftaki boşluğu süzüyordu bir yandan, anlamlı bir şeye değdiremediği gözleriyle.
Bir ses ona sessiz kalmasını söylediği için sessiz kalmamıştı aslında; bunu diyenin kim olduğunu merak etmişti, onun için beklemişti. O ara bir sessizlik olmuştu tabii…
Ansızın kapkara oldu ortalık. Sessizlikten hoşlanırdı ama istem dışı sessizliğin üstüne karanlığın hem neden çöktüğü ve neyi bastırdığının bilinmezliği, hem de tam ne olduğunu anlamaya çabalıyorken üstelik, sanki bunu saklayan bir perde inmiş gibi peydahlanması, pek ürküttü onu. Az önceki loşluğu geri çağırmak istedi; hatırlamaya zorladı hatta kendini, etrafında bulunan ve az önce anlamlı gelmeyen şeyleri aklından geçirerek.
Karanlıktan korkan biri değildi ama bu durum farklıydı. Öncesinden haberdar olunmayan karanlık, sonrasına bakışını da karartıyordu onun için; korktuğu şey karanlık değil, bilinmezlikti; ki algılayamadıklarının yerine çıkarsayabileceği kadar bile göstermemişti kendini hiç bir şey; başka hiç bir şeyi de hatırlamıyordu.
Devamı gelmeyince sesin, sessizliğini bozmayı düşündü. ‘Sessiz kalma hakkına sahipsin’ diyen birisine ne denirdi ki, sessiz de kalmıştı zaten; ama niye sessiz kalsındı ayrıca, sessiz kalmak istemiyorsa artık birşeyler söylemeliydi.
“Sessiz kalmak istemiyorum” diye bir mırıldandı önce, sonra beğendi bu söylediğini; “Sessiz kalmak istemiyorum!” diye bağırdı, “Kimsin sen?!” diye haykırdı ardından.
Yankılanan sesi söndüğünde çıt yoktu etrafta. Gözlerini karanlığa alıştırmak ister gibi kısarak ayağa kalktı, el yordamıyla sağını solunu yoklamaya başladı. Hatırlamıyordu hâlâ tam olarak oranın neresi olduğunu, orada ne aradığını da bilmiyordu. Her şey bir yana, ne zamandır oradaydı, sessiz kalabilirsin diyen o ses nereden gelmişti; neden kararmıştı ortalık ardından.
Düşünmesinin hiç faydası olmadı, farz etmeyi de beceremedi. Öyle bir karanlık içinde bulmuştu ki kendini, neden düşmüşse yere veya yatıp kalmışsa orada, gelmiyordu aklına işte ve parmaklarının ucuna dek gergin iki kolu ileride, sağına ve soluna doğru dönüp durarak bir şeylere değmeye çalıştı. Yarım adımlar atıyordu dört bir yöne ve tam devamını getirecekken adımlarının, bir şeye takıldı birden bire; üzerine yığılıverdi.
Sessizliği bir şeylerin kırılma sesi bozmuştu. O anda duyduğu acıyla birlikte sesi de tarif ediverdi aklı; bir şangırtıydı ve o sesin de yankılanmış olmasından bir daha anladı ki, geniş ve kapalı bir yerdeydi. O kadar büyük ve boş bir yerde neyi bulup da üzerine yığılmıştı?
Nefesi kesilmiş gibiydi; sanki göğüs kafesini delip geçmiş gibi gelen keskin bir şeyin üstünde olduğunu farketti birden, kalkmaya çalıştı üstünden sendeleyerek. Göğsüne götürdü elini ve evet, büyükçe ve elinin değdiği ucu da keskin camdanmış gibi gelen bir şey hissetmişti; dokunmasıyla bunun vücuduna saplanmış bir şey olduğunu anlaması bir oldu, dokunduğu o şey değil vücuduna giren yerdi sanki; birleştikleri noktadan kan fışkırıyordu…
Sessizliği duydu yeniden, başka bir ses duymak istedi daha ünlü; hatta diledi ki içinden, biri ona sessiz kalma hakkı versin yüksek sesle ve o da bu hakkı kullansın. Fakat ses gelmiyordu hiç bir yerden; bir yandan bunları düşünürken, dizlerinin üstüne çöküverdi ve hemen ardından geriye bıraktı kendini, yer çekmişti onu sanki. Ayaklarını hissetmiyordu artık; gözleri odaklanacağı bir nokta aradı… Yoktu… Her yer büyükçe bir noktaydı artık.
Titremeye başladı sonra kaldığı yerde, çok üşüyordu. Bedeninden fışkırıp sonra tenini yalayarak yere yayılan kanın ıslaklığı ve sıcaklığını hissetti yalnızca ve bir de duyamıyordu artık hiç bir şeyi.
Bulduğu gibi karanlıktı her şey; sessiz kaldı öylece…
Diğer Ali Rıza Esin Yazıları
- Beğendili Yazı
- Erken
- Sahibine Ait
- Geçiniz
- Günüm, Işığım
- Batılı Gözleri Doğuya Çevirten Sanatçı: Halil Cibran
- Hatırlamanın Estetiği: Kitap Ayraçları
- İnsana Mahsus Yaratıcılık
- İç İçelik
- Senlik Benlik
- Kuvayi Milliye Destanı - Nazım Hikmet
- Siyah Beyaz

Dünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.








Çok hoş metin olmuş gerçekten; bilinmezliğin bir tür fenomenolojik sorgulamaya dönüşmesi oldukça etkili bir yön kazandırmış metne; resimdeki bilinmezlik de bunu tamamlamış; “Sessiz kalmak istemiyorum” dediğinde biraz da Nietzsche’yi hatırlattı bana; tebrikler…