Pandora’nın Kutusu
22 Haziran 2008 - 0:35
Asansör meşguldü. Katları bir solukta çıktı. Koridorları, insanları yara yara, koşarak geçti. Danışmadaki şişman kadının tarif ettiği kapıdan aceleyle içeri girdi.
…
Girer girmez durdu. Sallanan kapı onu itercesine, sertçe çarptı sırtına. Düşmemek için ani ve zoraki bir adım attı. Kendisini güçlükle dengeledi.
…
Uykusuz gözlerini oğuşturdu. Sonra ellerini gözlerinin etrafında bir şey arar gibi gezdirdi. Bu arayış yüzünde devam edip ceplerinde son buldu. Gözlüğünü bir yerlerde düşürmüş olmalıydı. Aramaya vakti yoktu.
…
Derin bir nefes aldı. Birbirine karışan kimyasalların yoğun kokusu midesini bulandırdı… Nefes verirken dumanlar çıkartıyordu. Böylelikle fark etti içerisinin ne kadar soğuk olduğunu… Elinde tuttuğu kaşkolunu sardı boynuna. Paltosunun düğmelerini ilikledi. Silkeler gibi bir hareketle pantolonunun paçalarını, sonra da saçlarını düzeltti… Biraz toparlanmıştı; daha sakindi. Öksürerek boğazını temizledi. Sesini kontrol etti… Artık hazırdı.
…
İşte oradaydı annesi; öylece yatıyordu. Usul adımlarla yaklaştı yanına. Öptü alnından. Saçlarını okşadı. Elini tuttu. Eli elinde çömeldi yere. Konuştu annesiyle. Ona güzel şeyler anlattı; “umut”lu şeyler… Duymaz seni demişlerdi. Ama kim bilebilirdi. Hem ne zararı vardı.
…
Zararı dokunmayan şeyleri düşünüyordu ki bir çift beyaz pantolon paçası belirdi önünde. Kafasını kaldırdı. Karısına benzeyen doktor elinde tuttuğu şeyi ona doğru uzatmış, gülümsüyordu:
- Anneniz bununla şifa bulacak. Mucizevi, değil mi?
Bunu bekliyormuş gibiydi. Bir hamlede aldı doktorun elindekini.
…
Heyecanıyla sabırsızlığı birbirine karışmıştı. Nefes nefeseydi… Şöyle bir soluklandı ve şu her derde deva şeyin kutusunu iyice yaklaştırdı gözlerine.
…
Adını gördüğü an nutku tutuldu. Öleceğini sandı. Kutunun üzerinde büyük harflerle “PANDORA” yazıyordu.
…
Karısına benzeyen doktorun kulakları tırmalayan kahkahalarından, “Pandora’nın Kutusu”ndan ve iyi olmayan her şeyden korumak istercesine kapandı üzerine annesinin ve öylece kalakaldı.
…
Omzuna dokunan elle irkildi bir zaman sonra:
- Buradasınız demek. İçiniz geçmiş herhalde… Soğuk insanı uyuşturuyor sahiden…
Sözleri, her şeyin bir kâbustan ibaret olduğunu açıklamaya yetiyordu.
…
Kalktı, gerindi. Bir kahve almak için dışarıya çıkarken, annesinin yanağından makas almayı ihmal etmedi.
…
Sallanan kapıdan alacak intikamı vardı. Çarptı, çıktı. Hiç beklemedi, durmadı bu sefer. Yürüdü, gitti.
…
Kapı kendi kendine sallandı, bir süre sonra da durdu.
…
Sallanan kapının iki kanadı bir araya geldiğinde “MORG” diye bir sözcük okunuyordu.
Burcu Sevil Şahin
Kasım 1999/ Tatavla
Resim: Pandora, John William Waterhouse, 1896
Burcu Sevil Şahin imzalı başka neler varmış burada?
- Latife Tekin'in "Berci Kristin Çöp Masalları" üzerine...
- Üç Köşeli Rutinin Aksak Ritmidir Belki…
- Ölüme ya da yaşamaya dair bir film...
- İyi Uçuşlar!..
- Yolsuzluk Tutanağı - 00









Çapraz yaşanan gecikmeler ne fena.
Bugün makası geç alsan, olası ilk virajda tepetaklak oluyorsun.
Hem, rüyada terlemek, ölümün soğuk yüzüdür.
Beni benimle uyutup, tek başına uyandırdınız. Hayli zordu -başardınız.
Kutlarım.
Çok sevgili dostum SEVIL’in yazilarını en çok begenen isimlerin basinda geliyorumdur herhalde…
“… arkadasiniz neden bu kadar zayif hanfendi…”
s.s.
Murad.