Karşılaşmalar -1-
19 Mart 2008 - 0:14
Yeryüzü masalında inandığın kadarsındır ya, neye inanırsan o’sundur.. İnançlarının ayrıntılı, kimi ateşli, kimi savrukça, bazen yüzleşerek, bazen hazin bir köşe kapmacaya dönüşerek ama benim bildiğim o ki mesnetsiz pusularında sıkışıp kalmış insanlar…Kendilerince dayanakları var elbette. İçerdiklerinden çok, inancın kendisine dayanıyorlar. Bunu yapmak zorundalar.. yoksa düşecekler.. daha doğrusu, yoksa düşeceklerine inanıyorlar…!
İşte benim yolum düşenlerden birkaçıyla kesişti bir yerlerde.
Düşmek kararı, büyük cesaret ister. Yönsüz, yolsuz bir boşluğa bırakıverirsin kendini ve bu hiçbir sebebin neticesi dahi değildir artık. Yaşamla bağlantını yitirişin öyle bir noktadadır ki, seni nice ölmeler kurtaramaz.
Onları fark etmemek imkansız gibi bir şeydi. Hep çığlıktılar, hem aynı hem ayrıksıydı seslenişleri.Varlıklarını yadsıdıkları yerde oluşlarını, var diye tutunduklarınınsa yokluklarını sermek istedim önlerine…
Her birini kusursuz bir bütünlükle tanıyorum. Onlarsa bana inandıkları zamanlar tanıdılar beni, inanmadıklarında yoktum, bazen görmezden geldiler, bazen anımsamakta güçlük çektiler, bazen hayal meyal hatırlayıp, bazen tümüyle unuttular…
Tüm bunlardan bambaşkadır benim düşüm… Buluşmalarımızın sebebiyse gayet açık, gerçekte, derin bilinmezliklerinde daima taşıdılar içlerinde beni… Çoğu kez kendilerinden saklı, zaman zaman da sebepsiz bir umuttum yalnızca. Ama vardım. Onlarlaydım.
Bununla böbürlendiğim yanılgısına düşülmesini olağan karşılıyorum. Aslı yanından geçmez elbette büyüklenmenin. Hangi ölçüyü baz alırsanız alın bilinç genleşmeye başladığında, kapsama durumu da genişler. Bu iki ile ikiyi topladığınızda dört ettiğinin saymayı bilmeyen küçük bir çocuğa bunun doğruluğunu izah edemeyişinizle aynıdır. Hiçbir rakam mefhumu oluşmamış zihninde şekillendiremezsiniz bu hesabı. Ve sonrası var tabii. Çocuk öğrenecektir tüm sayıları. O vakitse hiçbir önemi olmayacaktır artık ne birin ne ikinin. “Dört,” der “dört eder, ne var bunda şimdi?” Oysa nasıl merak ediyordu anlamlandıramadığında…Varılması gerekli bir yerdi orası, algısının sınırlarında gezinirken heyecanla genişliyordu… Alıştı.
Baktığım yerden tek farkım onlardan; hiç alışmama alışkanlığını edindiğimden olsa gerek, heyecanımın daimi, yolumun sonsuzluğunun farkında oluşumdur…Gördüklerini sandıkları yaşamlarının kör çıkmazlarında karşılaştım onlarla. Hepsini sobeledim.
Diğer Emel Yuna Yazıları
- Anlatmak
- "Kendi" Aranıyor
- Karşılaşmalar -4-
- Karşılaşmalar -3-
- Karşılaşmalar -2-
- Yarımyamalak Bir Deneyimin Yarımyamalak Denemesi
- Merdiven
- Gerçek-Sahte-Algı
- Sözcüklerden Hayata
- Uğur Mumcu
- Çürük Ömür Anketi
- Korku unutturur mu?

Dünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.







