İnga
07 Ağustos 2008 - 19:30

Senem’e…
Ben inanıyorum kesinlikle. İnga’nın varlığına inanıyorum tüm kalbimle. Yüzünü sonsuzluğa dönmüş mısralarla örülü kitaplardan öğrenmiş olabilirim bunu; ya da eşsiz bir filmden. Ama… Eğer bu dünya kurgularımın ve hayallerimin bir parçası değilse, eğer ben, sizleri ve etrafımı kuşatan tüm bu şeyleri böylesine kusursuz bir biçimde hayal edebilecek kadar ustalaşmadıysam hayal kurma işinde, o halde, varolmak için hiçbir şeye ihtiyaç duymaksızın, sonsuz bir kesinlik olarak vardır İnga…
O bir olasılıktır durmadan kendini çoğaltan; ince bir çizgidir yokluğu varlığa bağlayan. Sevgiliye uzanmış titreyen bir el kadar arzulu ve hassas, henüz aydınlığa kavuşmuş bir karanlık kadar ihtiyatlıdır İnga. Hiçbir yüreğin taşıyamayacağı kadar güçlü bir duygudur o, bir düşüncedir aklın alamayacağı kadar engin. Her şeyin bir duygu olduğu yerde, duygulardan söz etmenin anlamı yoktur belki de. İmkânsız bir duygu olarak vardır İnga…
Suretlerin mânâdan yoksun olduğu, yokluğun yok olmaya devam ettiği bir evren haritasında duyumsuyorum onu şimdi. Nerede ve ne zaman olduğunu bilmiyorum, ama bir yerlerde beni beklediğini biliyorum. Ey kuşların ve çiçeklerin Tanrısı! Onu bulmalıyım mutlaka! Yüzüyle tanıklık ettiği gökyüzüne karışmalı, teniyle dokunduğu şeyi paylaşmalıyım. Bir dağ başında ya da bir ırmak kenarında değil, eşsiz bir âna denk düşen bir mekândadır o ancak. Ona değil, ‘O’ olma haline ulaşmalıyım. Hiçlikten doğan varlığa yapılmış bir güzellemedir İnga…
*
Puslu bir sabaha uyanıyor bütün gözler. Yüzlerde sonsuz bir kaygı, ellerde tekinsiz bir telaş… Tedirgin bir duyguya benzeyen insanlar, kendi geleceklerine ağıtlar yakarak, o eski anların peşinden sürükleniyorlar. Genç bir adam, sürüden ayrılan içerikli bir kuzu gibi, dağların doruklarında barınan bir imkânsıza doğru ilerliyor. Ellerinin üçünde mutluluk, dördünde sevinç, içinde boyundan büyük umutlarla yol alıyor. Neyi neden aradığının gayet de farkında. Ve nerede nasıl bilmiyor ama, karşısına çıkıverecek işte bir anda. İnga ile buluşacak eşsiz bir mekânda. Sessiz bir çığlığa dönüşecekler o an. Aklın ve yüreğin ilmini öğrenecek ondan; ve mânâya doyacak elleri o zaman. Ellerinden yemişler akacak suya ve toprağa. Ağılar ballanacak, bir çırpıda tatlanacak dünya; ne sevilirse o olacak artık…
*
Bir büyük buluşmadan geliyorum şimdi. Tenimde dünyayı yaşamış kadar yorgun ve yansızım. Pul pul olmuş avuçlarımda yeryüzü. Bir toz zerresine dönüşen bir evrende başımı döndürüyor İnga. Yeğinlik eşiklerinden geçtim ben birer birer; yoğunluğa karışıyordu orada bütün derinlikler. Yaşamın kıyısında bir diriliş olanağına dönüşürken İnga, el değmemiş uzamlar yaratılıyordu her adımda. Katılık ipekten bir ten olurken, eşsiz bir duyguya evriliyordu sıcaklık. Bir şekle ve renge kavuşurken her bir eşya, çokluklar sessizliğe bürünüp tekleşiveriyordu bir anda…
Belki bir yanılsamadır İnga, gerçeği ıskalayan bir hayalden ötesi değildir belki. Peki ya sizler? Nedir şu gerçekliğinize kanıt getirenler? Damarlarınıza kim kan oluyor, kim gözünüze fer? Yaşam bir mucizedir diyorsunuz, ölüm bir kehanet! Nedir bu yıldızlar peki, söyleyin, bu gök neye delalet? Ve Tanrı neresinde bu işin, Deccal neye işaret?…
Ama hayır! Gökler yere inip de bir araya gelse kâinat, tanrılar huzura varıp da kenara çekilse mahlukat, yine imkânsızdır onsuz düşünülemez hayat…
İşte, kesiksiz bir övgüye dönüşürken tüm sözler burada, mânâ denizinde yunmuş bir Buda gibi giriyor hayatımıza İnga. Ben olmasam, İnga olmasa, şu kelimeler olmasa, kim inanır sizin varlığınıza…
Özcan Doğan imzalı başka neler varmış burada?
- Üç Oedipus: Genetik Bir Karşılaştırma
- Masal İki
- Teklik-Çokluk ve Zaman
- Kuzu
- Ben Faust
- Edebiyatımız ve Sanatsallık Sorunsalı
- Kıssadan Hisse
- Masal
- Bilinç Ağrıları
- DeneA
- Pat A!
- Okuma Parçası








