
Edvard Munch - Scream
Yağmurlu bir günün akşamıydı. Islak kaldırımlarda sürüklenmekten gelen dünyanın en yorgun insanı ölü adımlarla evine doğru yürüyordu. Yol üzerindeki bütün ağaçları, insanları ve kapıları geçtikten sonra evinin içinde ilerlemeye başladı. Mutfakta ve salonda olmaktan çıktığında, balkondaki koltuğuna yığılıp kaldı öylece. O ana kadar yazılanlar okunduktan sonra, oturduğu yerden kalktı insan. Kolundaki zaman eski bir evi gösteriyordu. Yüzünde bir tedirginlik belirdi; yorgunluğunu unutmuş gibiydi. Birkaç kelimenin ardından, insan kendini dışarıda buldu bir anda. Merdivenleri geride bıraktı hızla ve geldiği yöne doğru yola koyuldu yeniden.
Ardına bakmadan koşar adımlarla yürüyordu insan. Bir an önce varmaya çalışıyordu nerede olduğunu bilmediği bir yere. İlerledikçe kulağına çalınan sesler tedirginliğini giderek arttırıyordu. Tıkırtılara benzer bir takım sesler her adımda biraz daha yaklaşıyor ve etrafını büsbütün sarıyordu. “Sesleri takip etmeliyim” dedi insan, “seslere odaklanmalıyım”; “böylece nereden yayıldığını anlayabilir ve kaynağını bulabilirim”. Kaybedecek zamanı yoktu, bir an önce son vermeliydi bu işkenceye; aksi takdirde huzur bulabilmesi imkânsızdı.
Sokaklarda koşturup duruyordu insan; yaşadığı korku, yorgunluğunu bastırıyordu. Binalardan yankılanan sesler her yere yayılıyordu. Kentin dört bir yanında bir şeyler yazılıyordu sanki. Tam ümidini kaybetmek üzere olduğu bir anda, bütün insanlar durdu ve her yer sessizliğe büründü. Durup sessizliği dinlemeye başladı insan. Bir müddet sonra küçük takırtılar duyulur oldu yeniden. Sokağın köşesindeki eski bir evden yayılıyordu sesler. Hızlı ama temkinli adımlarla eve doğru ilerledi insan. Etrafta kimsecikler görünmüyordu. Eve yaklaştıkça sesler şiddetleniyor, dayanılmaz bir yorgunluk halinde bedeninde yer ediyordu. Kısa sürede sesler her tarafa yayılmaya başladı. Aklı karışabilir, hedefinden sapabilirdi insan. Ama direnmekten başka yolu yoktu. Yorgunluk bedeninin varolma biçimi olmuştu; bundan kurtulmalı ve huzura kavuşmalıydı artık.
Evin kapısına vardığında, sesin şiddetinden ayakta durmakta zorlanıyordu. Elini uzatıp kapıyı açtı; evin derinliklerinden esen rüzgâra karşı bir yerlere tutunarak içeri girdi. Büyük bir güçlükle evin içinde ilerliyordu. Bakımsız, kırık dökük bir yerdi burası; yerler kitaplarla ve yazılıp çizilmiş kâğıtlarla kaplıydı. Çürümüş ağaç kokusu burnunun direğini sızlatıyordu.
Sesler üst kattan yayılıyordu. İnsan merdivenlerin korkuluklarına tutunarak yukarı çıktı. Devasa bir kapının önünde buldu kendini; içerden gelen sesler kapıyı çarpıp duruyordu. Büyük bir güçlükle kendini içeri attığında, onu buralara sürükleyen yaratığı buldu karşısında. Yaratık elleriyle gizemli hareketler yapıyor, karşısında duran şeyle bir oyuncak gibi oynuyordu. İnsan bir yandan yaratığı izliyor, bir yandan onu etkisiz kılabilmenin yolunu arıyordu. Fakat bu korkunç şeyi alt edebilmesi neredeyse imkânsızdı. Zira insan ona yaklaşmaya çalıştıkça, yaratık yazdıklarıyla onu uzaklaştırıyordu. Yapılacak tek şey kalmıştı; etrafına yığılan kâğıtları ateşe vererek yaratığı ve içinde yaşadığı evi ortadan kaldıracaktı.
Artık kâbus bitmek üzereydi. Ateşe verilen kâğıtlar büyük bir hızla tutuşuyor ve etrafında bulunan her şeyi içine alarak yutuyordu. Alevler içinde kalan yaratık son bir hamleyle “yağmur” yazarak kurtulmaya çalıştı; fakat artık çok geçti. Alevler vücudunu sardığında, korkunç çığlıklarla can çekişerek yanıp bir avuç kül oluverdi bir anda. İnsan, bir alev topuna dönüşen evin karşısında, yaratığın yok oluşunu izledi huzur içinde. Nihayet kurtulmuştu insan; yorgunluktan kırılan bedeni dinginliğe kavuşacaktı nihayet.
Yağmurlu bir günün akşamıydı. Islak kaldırımlarda sürüklenmekten gelen dünyanın en yorgun insanı ölü adımlarla evine doğru yürüyordu. Yol üzerindeki bütün ağaçları, insanları ve kapıları geçtikten sonra evinin içinde ilerlemeye başladı. Mutfakta ve salonda olmaktan çıktığında, balkondaki koltuğuna yığılıp kaldı öylece. Hiçbir güç ona dokunamazdı artık; onu uyandıramazdı hiçbir güç. Yorgun bedeni bir tüy kadar hafifleyecekti sonunda, ama yerinden kalkamayacaktı bir daha… Yağmur durmuş, bütün kalemler susmuştu artık.









bu yazarda bir büyü var..büyüye inanmazsınız hani (aslında kesinlikle olmayacağını bilirsiniz) ama olmasını dilersiniz.. ve okumaya başlarsınız bir umutla,başlarda eh fena bir giriş değil, hımmm…ilerleyelim bakalım..aaaaa inanmıyorum!! ve SONunda O olur..büyü tutmuştur siz farketmeden..evet büyülenirsiniz artık, lanetlenirsiniz…artık hep okumak zorundasınızdır. kurtuluşunuz yoktur..( yazar bu konuda sizden özür dileyecektir mutlaka)