Exlibrary

Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe…
Sertaç Atalay

Cehennemden de Beter

Sertaç Atalay
18 Nisan 2009 - 11:45

RafaelKendini öldürmek için çeşitli yollar bulabilirsin ama silah kullanacaksan toplu bir silah olmalı. Toplu silahların emniyeti yoktur; tutukluk yapmaz, saat gibi çalışırlar. Kafana tek kurşun sıkarsın ve güle güle duvarlar…

Ben de öyle yaptım. Şimdi yarı loş odada bekleyip duruyorum… Cehennemde yer kalmamış olabilir, melekler çok meşgul veya öbür taraf böyle bir şey. Ne kadar zamandır buradayım bilmiyorum. Zamanı ölçmeye yarayacak hiçbir şey yok. Dünyada da pek ölçemezdim zamanı. Sartre bununla ilgili bir şeyler söylemiştir mutlaka, görürsem soracağım…

Sonunda geldiler…

- Merhaba, meleksiniz değil mi?.. Kusura bakmayın emin olamadım; kanatlı diye hayal ediyoruz biz hep, o yüzden… Tamam. Lütfen, siz önden buyurun… Cehenneme mi gidiyoruz; çok sıcak mı gerçekten? Neden güldünüz, sıcak değil mi? Bakın, ölüyle dalga geçilmez, yaptığınız ayıp!.. Birkaç iyiliğim de olmalı dünyada, iyi incelediniz mi defterleri? Şu günahları, sevapları yazdığınız defterler var ya… Madem bilgisayara yazmaya başladınız, yedekleseydiniz. Ne olacak şimdi, bir virüs yüzünden cennete gidemeyecek miyim?.. Sürekli ibadet ettim ben, hayatım boyunca; nerede fakir var, yaşlı var yardım ettim; hiç sevişmedim zina olur diye; koyun, kuzu, dana ne bulduysam kestim, köprüden geçmek için. Evet, OGS gibi. Araba çarptı kafama öyle öldüm, yani bana. Yemin ederim doğruyu söylüyorum, kaybetmeseydiniz kayıtları… Anladım, anladım. Şansımı denedim sadece. Ama yine dalga geçtiniz, çarpılırsınız bak, ölüyüm ben!

- Burası da ne? Tek başıma burada mı kalacağım? Hep beraber yanarız diye düşünmüştüm. Ucuza gelir, yerden tasarruf, ne bileyim işte… İyi de bu duvarlar yosun tutmuş, taştan yatak, ne yanıyor burada?.. Buldum! Tavan açık. Yukarıdan ateşler yağıyor değil mi?.. Taş? Kızgın demir? Çamur? Bok? Hiçbir şey yağmıyorsa niye açık bıraktınız? Kapatın, cereyan yapar. Ne olduysa bu duvarlar yüzünden oldu; biliyorsunuzdur, mimarım ben.

Yeni taşındığım evde gezerken dedim ki ev sahibine; “Bak abi, bu evde yıkılmış bir duvar varsa söyle, saklama benden.”… “Yok evladım.” dedi… Yalancı bunak! Salonla yatak odası arasındaki duvarı yıkmışlar. Yatak odasını arka tarafa taşıyıp, salonu genişletmişler. Ne bok oluyorsa salon genişleyince. Salon yaratıkları! Ne demek “ne olacak?” Yatak odasında yaptıklarını salonda yapabilir misin; tuvalette yaptıklarını mutfakta? Evin ruhu alt üst olmuş!

Bir ay geçmeden beni ele geçirdi ev; kaybolan duvar rüyalarıma girmeye başladı. Bir şey çizemez oldum. İnsanları birbirinden ayıran duvarlar çizerek yaşayan ben, kapalı spor salonu gibi apartmanlar çizmeye başladım. Herkes aynı yerde yaşıyor.

Patron “bu ne?” dedi. “Ev” dedim. Bir numara verdi, çevirdim; psikologmuş, konuştuk… Aramızda tek fark olduğunu anladım; onlar, parayı iş bitmeden alıyorlar. Yoksa bir duvar yıkıp, on duvar yapmaktan başka bir şey bilmiyorlar.

- İşte böyle… Sonra buradayım ve yine duvarlar. Şu ışık ne, uzaktan gelen? Giderek yaklaşıyor. Kuş beyinliler içi mi? Neden gülüyorsunuz bana? Zamanı geldi değil mi, dayanılmaz acılar çekmemin.

Vücudumdaki en küçük kemik bile ağrıyor, göz kapaklarımı açmak için tüm gücümü harcıyorum…

- Vedat, senin ne işin var burada?

- Abi, Şenol’la nöbetleşe kalıyoruz, verilmiş sadakan varmış.

- Ne oldu?

- Kafana sıkmışsın ama beynini ıskalamışsın, doktorlar çok uğraştı seni kurtarmak için. Ameliyat on yedi saat sürdü, bir ara öbür tarafa gitmişsin yedi dakika. Gazetelerde haberin çıktı; gerçekten gittin mi abi, ne gördün öbür tarafta?

- Bir ışık.

O ikisini gözüm hiç tutmamıştı, yine görüşeceğiz…

1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız
4 kişi oylamış. 5 üzerinden 3.75

Öykü bölümündeki unsur 1,214 kez görüntülendi.

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Görüşleriniz