Yaşamak… Sonsuza dek yaşamak… Bu sonsuzluk için elinden gelen her şeyi yapacak insanlar tanıdım. Daima hatırlanmalarını sağlayacak şaheserler yaratma çabasındadır hepsi. Arkalarında bir iz bırakmadan bu dünyadan çekip gitmek korkunç bir şeydir onlar için. Bir kitabın sayfalarını ören sözcüklerde, bir heykelin bedeninde ya da bir resimde yaşayıp gitmek isterler. Ben de böyle bir tutkunun kurbanıyım ve sonsuza dek yaşamaya mahkum edildim.
Her şey güzel başlamıştı oysa. Bedenimi yaratan sözcükler çoğaldıkça ve mürekkep aktıkça, varolmanın mutluluğunu duyumsuyordum an be an. Eksiksiz ve kusursuz bir varlık olarak ayağa kalktığımda, beni yaratan ellerle gurur duyuyordum. Kendim için bir ilktim ben. Keşfedilmek için sabırsızlanıyordum.
Kısa sürede duyulmaya başladı adım. Elleri ve gözleriyle tanığım oluyordu insanlar. Bilenler duyulmadık sözcüklerle güzelliğimi övüyor, bilmeyenler beni tanımak için can atıyordu adeta. Dilden dile dolaşıyordum bütün dünyayı; herkes hayrandı yaptıklarıma. Tutkuyla yaşama bağlanan insanlar için, hayata dair söylenmiş eşsiz bir sözdüm ben. Titreyen elleriyle yüzüme dokunuyor, sımsıcak dudaklarıyla tenimi öpüyorlardı. Zihinlerinde ve ruhlarında en güzel yerler benimdi artık.
Zaman su gibi akıp gidiyordu. Bana hayat veren kişinin taşıdığı beden yok olup gitmişti çoktan. En büyük korkusu olan ölüm, kendi krallığına katmıştı onu da. Ama onun tutkusuyla varolan ben, kendimle birlikte sonsuzluğa taşıyordum onu. Sonunda başarmıştı; benimle hiç ölmeyecek ve bir yerlerde yaşayacaktı hep.
Sonsuza dek sürecek bir yaşam duruyordu önümde artık. Büyük bir hayranlıkla benden bahsedenler gelip geçiyordu dünyadan birer birer. İnsanlar adımı duyarak doğuyor ve adımı söyleyerek ölüyorlardı. Kısacık yaşamları eşsiz bir pırlantaydı onlar için. Yokluğa giden yolda yaşadıkları her saniye anlatılmaz tatlar bırakıyordu ağızlarında. Ölümün korkunçluğundan devşiriyorlardı hayatın anlamını. Bunu anlamaya başladığımda, içimde büyük bir huzursuzluk yayılmaya başladı. Hayattan koparabileceğim hiçbir şeyin olmadığını anladım içim kanayarak. Çünkü yaşamama ihtimaliydi yaşamı anlamlı kılan. Bense sonsuz hayatın ta kendisiydim ve varolmak için yapmam gereken hiçbir şey yoktu. Varolmak benim kaderimdi. Sonsuza dek yok olup gitmekten korkan bir çift elin geride bıraktığı bir izdim ben. Beni yaratan aklın ve ruhun o bencil tutkusuyla saplanıp kaldım bu dünyaya. Yaşadığım her saniye, ona duyduğum öfkeyle zehirleniyor. Onun ölüm korkusu beni yaşama mahkum etti çünkü.
İnsanları kıskanıyorum şimdi, yaşamdan tat aldıkları ve benim çaresizliğimi yaşamadıkları için. Ve kızıyorum onlara, her gün yeniden adımı anarak sonsuzluğu ördükleri için. Hayır! Buna artık katlanamıyorum. İnsanların dilinde oradan oraya savrulmak istemiyorum artık. Beni unutmalarını istiyorum. İnandıkları şey olmadığımı söylüyorum onlara. Bir yalanım ben, diyorum. Ben, Faust, kadersiz Faust.









Hareketsiz, masa başından kalkıp faytonla gezintiye çıktım,ve zamana “dur geçme, çok güzelsin” dedirten bir yazı.teşekkürler.
Yaratımın tüm sürecinde bulunan yeniden dönebiliyorsa yolculuk tamamlanabilir! Faust mutluluk anlamını taşıyan ismi anlamı eyleme geçirdiğnde ‘dur geçme güzelsin diyebildi’ Tanrı ile mefisto değil miydi faust!
Kendini bilmek, anlamak, hissetmek ve yaşamak. Bunların hiç biri yetmiyormuş gibi hayatı, insanları, olacakları düşünmek ve bunun üzerine kendini öyle bir noktaya taşımak ki ! orda bile kendini küçük görmek…
İnanılmaz bir deha ve üstad…
Seni saygıyla anıyorum Faust.