Sıcak bir eylül akşamı balkonda son sigaramı içiyorum karanlık eşliğinde. Bu sokaklar dar geliyor bana. Tam beş senedir pembe güllü perdelere bakıyorum bu balkondan. İlerdeki evin ise hiç çıkılmayan bir balkonu var. Bazen düşlüyorum. O evde ben oturuyor olsam bambu bir balkon takımı alırdım. Renk renk saksıların içine afrika menekşeleri dikerdim. Ayaklı bir kuş kafesini de köşeye koydum mu ne güzel olur. Ama şimdi burada, kıç kadar bir balkonda son sigaramı tüketirken olmadık hayaller kuruyorum. Rengi güneşten solmuş, kapağı kırık çöp kutusuna bakıyorum iç geçirerek. Bambu takım ha! Gözlerim ayaklarıma takılıyor. Lacivert yün çoraplar hafif bitlenmiş. Alt kısımları da iyice incelmiş. Ne zamandır üstüme başıma bir şey aldığım yok. En son ne zaman bir mağazaya girdiğimi düşünüyorum şaşkınlıkla. Bir mağara adamı gibi yaşıyorum İstanbul’un tam göbeğinde. En büyük lüksüm ayda bir tıraşa gitmek, bir de ucuz şaraplarla içilen ağır sigaram. Evdeki her parçanın oradan buradan toplama kırık dökük mobilyalar olduğunu hatırlıyorum bunun devamında. Hatta bazı odalarda yere çarşaf serip üstüne yorgan serdim. Dolu gözüksün diye.
Ama sarmanı unutmamak lazım. Sarman deyince herkesin aklına bir kedi geliyor. Ben kendi karnımı zor doyuruyorum, kediye nasıl bakarım diye kocaman gülümsüyorum. Sarman bir kaktüs. Ufak tefek dikenli bir kaktüs. Su istemeyen, güneş aramayan, havayla yaşayan bir afet. Onun bir dişi olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayata, bunca yoğa rağmen devam edebiliyor. Azimli, güçlü ve tahrik edici duruyor pencere kenarında. Bazen elime alıyorum toprak saksısını. Dikenlerine batırıyorum ellerimi. Kan çıkmaz ise para yok diyorum usulca. Bir kadın beni acıtmayalı nice oldu diye yapıyorum bunu. Kadın kokusu kanımda dolanmayalı ne çok oldu. Ucuz kırmızı dudaklı, yırtık gecelikli kadınlar değil düşündüğüm. Loş bir odada gıcırtılı bir yatak serenomisi de değil. Sıcak bakan ama acıtan bir kadın. Beni kan içinde bırakacak, belki de aşkından köprüden atlamak için şov yaptıracak bir kadın arıyorum bunca zamandır.
Aramak… Ulan ben daha kerhaneye gitmeyeli aylar olmuş, sen gerçek kadını aramaktan bahsediyorsun diyorum ve gözlerimi hafif bitlenmiş çoraplarımdan alıp bambu takımlı olmasını düşlediğim balkona çeviriyorum.
Az sonra odanın ışığı yanıyor. Köşede olduğunu düşündüğüm bir ayaklı lamba ile aydınlanıyor oda. Yatak odası olsa gerek diye düşünüyorum. Çünkü uzun uzun yanmıyor ışığı. Girilip çıkılıyor sadece. Bazen de yandığı ile kapandığı bir oluyor. Sanki yatakta var olup olmadığını kontrol etmek için açılıp kapanıyor ve var olduğu anlaşılınca usulca giriliyor yatağa. Ve sonrası karanlığa karışıyor. Deli gibi çarpıyor şimdi kalbim. Kadın pencereden bakmaya başladı. Ne güzel saçları var bu hatunun. Kırmızı bir kazak var üstünde, boğazlı ama ince. Kadının yüzünde bir matlık var. Yanakları hiç al al değil. Gözleri hiç aydınlık değil. Ne o ağlıyor mu ki. “Oğlum sen hakikaten kafayı yedin. Bunalımdasın diye her önüne çıkanı ağır depresyon vakası gibi görüyorsun…” diye kızıyorum kendime.
“Herkes gül gibi yaşıyor bir sen beceremedin.” diyorum hayıflanarak.
Eylül ya, biraz soğudu mu hava?!.. Yok, ne soğuması, için üşüdü. Yalnızlık zehirli bir yılan gibi girdi yine bedenine. Kırık kapaklı çöp kutusunu açıp neredeyse yok olan sigaramın izmaritini atıyorum meyve kabuklarının yanına. İçerde ağır bir koku var; erkek kokusu, ayak kokusu, ter kokusu, bok kokusu. Ceketimi giyip dışarı çıkmam gerek. Yoksa burada bu koku ile zehirleneceğim.
Sokakta hafif bir esinti var. Biraz da tatlı bir yorgunluk. Tüm gün koşturan insanlara ayak uydurduğu için yorgun düşmüş gün. Köşe başındaki kokoreççinin dumanını iyice içime çektikten sonra bakkala giriyorum. Veresiyeyi kapattığım için krallar gibi ağırlıyor beni. Bir hovardalık yapıp sigaramı iki paket alıyorum. Yanıma küçük bir velet geliyor.
- Bakkal Amca, babam gönderdi, şu lotoyu yatıracağım!
“Loto mu?” diyorum. Loto eşittir para. Cebimdeki son parayı buna yatırmak kadar abuk sabuk bir şey olamaz. Sigaranın birini bıraksam mı? Yoksa sigarayı veresiye yazdırsam da paramın hepsini lotaya mı yatırsam. Oğlum harbi kafayı sıyırdın sen. Gene kıç üstü oturmak için elinden geleni yapıyorsun. En son ne zaman loto oynadın sen. Ben hiç loto oynamadım ki. Hem nasıl oynanıyor onu bile bilmiyorum.
“Arif abi şu loto nasıl oynanıyor?” dememle elimde bir ton loto kâğıdıyla çıkmam bir oldu. Kocaman da bir kahkaha savurdum gecenin tam ortasında. Çıkarsa triplerine başlamıştım bile. Tekrar kokoreççinin önüne gelene kadar binlerce abuk sabuk hayal kurdum. Bir kere bambu takım alınacaktı. Sonra iyi bir kerhaneye gidilecek, biraz kadın kokusu çekilecekti ciğerlere. Sonra da pahallı bir otelde bir gece geçirecektim. Ağrılarla uyanmayalı nice olmuştu. Sonra sıcak bir banyo, bol köpüklü. Bir de çocukluğumun düşü olan gemi yolculuğuna çıkacak, derdi tasayı ve en önemlisi bu boktan sokağı elimin tersi ile itip deniz nereye sürüklerse oraya gidecektim.
“Ucuz Türk filmlerine benzedi hayallerin de…” diye düşündüm yine gülümseyerek. “Umut fakirin ekmeği” diye eklemeyi yapmayı da ihmal etmedim. Müslüm Baba fanatikleri gibiyim bu gece. Bir jiletim eksik.
Ev, ev değil ama köprü altından daha iyi diye düşündüm. Bundan beş sene önce İstanbul’un en iyi semtinde İtalyan mobilyalarla dolu dairemde oturuyordum. İki tane arabam ve içi para dolu kasalarım vardı. Olan biten ne diye düşünmek istemiyorum ama herifin biri beni tokatlayıncaya kadar o lüks kâğıtlara basılı dergilerden fırlama bir hayat yaşıyordum.
Off, gene ruhum daralıyor. Gidebileceğim yerler olsa keşke diyorum. Sarmanı alıyorum kucağıma. Kurumuş toprağını eşeliyorum ellerimle usulca. Düşünüyorum. Düşlüyorum.
Denizin şehvetinde duruluyor kekremsi düşler. Bir medcezir halinde yalpalayarak çıkıyorum gerçeğin samansı kuruluğundan. Ne varsa, ne yoksa bir martı kanadında… Uçuşuyor… Bahir içimde bir öfke gibi kuduruyor..








Ne zamandır böyle yalın bir öykü okumamıştım. Çok keyifliydi. Teşekkür ederim.
Bu siteyi bundan sonra sık sık ziyaret edeceğim.
Not: “Çıkarsa -triplerine- başlamıştım bile.” Ne gerek vardı bu kelimeye?
bir gece ellerimi klavyenin üzerinde gezdirirken çıkıverdi …
kendi kendini anlattı hikaye.
bende trip yapmadım sözcüklere
yüreğim hayatınıza ışık olsun
sevgilerimle