Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

Karşılaşmalar -3-

Emel Yuna  Emel Yuna
20 Mart 2008 - 0:42

‘Rüyamda gördüm ben seni.’ dedim. Manasız bakışlarını boşluğa dikti. ‘Tam kıyısındaydın’. Alaylı bir kahkaha patlattı bana boş görünen, kendi dünyasını doldurduğu aynı sabit noktaya bakarak. ‘Sen beni tanımıyorsun, çünkü tanışamadık’ dedim, acı acı sırıtmaya başladı karşımda. ‘Senin yüzünden oldu, tanışabilirdik aslında’. Biliyorum, umurunda bile değilim.

Uykuyla uyanıklığın tam sınırında öyle bir yerde duruyordu ki, yüzünün yalnızca bir yanını görebiliyordum. Diğer yanı düşüme bakmıyordu.

Gövdesini hiç hatırlamıyorum. Yoktu. Tüm varlığı kafasındaydı. Kafası her şeyiydi, oydu. Bulanıktı. Karmakarışıktı. Zihninin uğultusu içimi bulandırıyordu. Davetkâr bakışını üzerime dikip seslendi bana: ‘Aç gözlerini!’ Gözlerim mi? Davetinde içtenliğinin yanı sıra tiz bir yardım çığlığı seziyordum. Ona doğru yürümeye başladım. Her adımımda aynı cümleyi tekrar ederek uzaklaşıyordu: ‘Aç gözlerini!’ Sesindeki biçare tını hem ilgimi körüklüyor, hem gittikçe beni de çaresiz bırakıyordu. Yürümeyi kestim. Bu şekilde ulaşamayacağım aşikârdı. Uyanmalıydım belki de. Ya uyandığımda orda yoksa? Olmalıydı. Kararsız kaldım. Pek sık kalmam. Ara sıra olur ve hemen atlatırım. Kararsızlık cehennem bile değildir. Ateşse ateş, atlayacaksın. Seçenekler sonsuzdur, ama fark eder. Fark etmez diye bir şey yoktur. Her şey fark eder. Uyanmam için yaptığı son çağrıyla açtım gözlerimi. Uyurken gözlerimi kapatırım. Aslında uyku denemez benimkine ya, o başka konu. Etrafıma bakınıp arandım biraz. Yoktu.

Bulmalıydım onu. Kuvvetle hissettiğim tek şey bana ihtiyaç duyduğuydu. Ve yaşamda hiçbir durum boşuna değildir. Bazen yalnızca bir yüzü görünse de her “tamam” için iki unsur gerekir. Tamamlanacak ya da tamamlayacak olanından hangisi olduğunuz ise, bütüne ulaştıktan sonra anlamını yitirir. Ulaşma arzumun derinliklerinde kendimi yitirmek üzereyken keskin bir ıslak orman kokusuyla sarmalandı tüm varlığım…

*

Savrularak yere düşüp başını hızla taşa çarptığında, genç kızlığı boyunca defalarca planını kurduğu dehşet fantezisi canlanmıştı gözünde Nergis’in; Büyükçe, beyaz bir kağıdı başının hizasında duvara yapıştıracak, tam önünde durup kağıda arkasını dönecek, ağzına soktuğu tabancanın tetiğini çekecekti. Dağılan beyninin parçalarının kağıttaki özgün deseni, kendini umursamamak konusunda acımasız bir istikrarlılık gösteren anne ve babasının hafızalarında ömürlerince umursamadan edemeyecekleri bir iz bırakmış olacaktı!

Geçirecekleri şok, hangi duygular içinde anımsayacakları, nasıl anlatacakları ya da ne anlayacakları umurunda bile değildi. Takdir edilebilmek için çabalamaktan, sürekli yerilip aşağılanmanın arsızlaştırdığı umutsuz sızısından vazgeçtiği zamanlara rastlamıştı bu parlak fikrinin zihninde yer etmesi. Uzunca bir süre düşüncesinden hiç çıkmadıysa da, nasıl olduğunu bile anlamadan kendini ailesinden çok uzaklarda tek başına yaşarken bulduğunda, parladığı gibi sönüvermişti, bütün ayrıntılarını ustalıkla tasarladığı sırrı.

Ağrıyan gözkapaklarını zorlanarak açarken, bir yandan bağırıyor, bir yandan tüm gücüyle çırpınarak üzerine çökmüş üç adamı savuşturmaya uğraşıyordu. İnilti, hırıltı ve işlerini görmeye çalışırken kurbanlarının tekme, tırmık ve ısırma teşebbüsüyle başa çıkmaya çalışırken çıkardıkları homurtulardan başka hiç sesleri çıkmıyordu adamların. Bir kolunu kurtarıp gözündeki paçavrayı parçalayarak fırlattığında, gittikçe tizleşen haykırışları çınlıyordu koyu karanlıkta Nergis’in. Yırtılan sesi boğazını tırmalarken adamlardan birinin az evvel serbest kalan kolunu bileğinden sertçe kavrayıp yere vurarak bastırmasıyla, son kez acı bir uğultu döküldü dudaklarından. Sonra sesi kayboldu karanlıkta. Tam o sırada fısıltıyla söylenen öfkeli bir cümle duydu baygınlığa yenik düşmeden; ‘-Kuvvete bak orospudaki!’

*

Dün, tam da bitmişti: Zamanı hiçe sayanların umarsızlığında, gözlerini saatlerinden alamayanların umutlarında, kötü bir günü devirenlerin ilençlerinde, deviremeyenlerin kayan gözbebeklerinde, bitiremeyenlerin yalnızlığında göreli, adsız, sabahın ilk ışıklarıyla salınıyordu vakit, arsız arsız. Aksak ritimli topuk sesi ve pürtelâş bir soluğun iniltisi tenha sokağın sessizliğini tedirgin ediyordu.

Nergis, bozuk asfalta daldırdığı kindar ve çaresiz bakışlarını zoraki doğrultarak birkaç metre ilerideki motelin tabelasına dikti gözlerini. Ansızın yanından hızla geçip giden otomobilin kirli gürültüsüyle yüreği ağzında yalpalayarak kaldırıma savurdu kendini. Gözlerini sıkıca yumup derin nefesler aldı art arda. Acele hareketlerle askısı üzerine özensizce dolanmış çantasını açıp kayışsız kol saatini çıkartıp baktı. Vardiya değişmeden motele varmanın iyi olacağını düşünerek hızlı hızlı yürümeye başladı.

Birini diğerine nazaran daha az adi bakışlı bulduğu iki resepsiyon memuru vardı motelde. Sabah altıdan gece 12’ye kadar çalışanı kırklı yaşlarında gösteren, kumral, tıknaz, asık suratlı, sessiz, pek az ve kesik kesik konuştuğu zamanlarda karşısındakinin yüzüne bakmaktan imtina eden, yavaş ve kaba devinimlerle işgören bir adamdı. İhtiyaç halinde daha çok onunla muhatap olmayı tercih ediyordu Nergis. En azından sulu, arsız ve kendinde hak gördüğü aşağılık taleplerini yansıtan hareketleri, dik dik bakışları yoktu diğeri gibi. Müptezel yılışıklığıyla kendince imalarda bulunuyor, yüksek ve rahatsız edici hırıltılı sesiyle iç geçiriyor, olur olmaz zamanlarda ve yerlerde aniden karşısına dikiliveriyordu Raşit. Adını, hiç umurunda olmadığı ve hiç sormadığı halde tekrarlamıştı en az on kere Nergis’e. Kapısını dinlediğine, hatta birkaç kez açmaya zorladığına da emindi Nergis. Korkmuyordu yirmili yaşlarından daha büyük olmayan bu kavruk oğlandan. Sorularına yanıt vermiyor, yüzüne bakmıyor, yokmuş gibi davranıyordu. Sabrını zorlasa da eline alıp şöyle evire çevire pataklamak arzusunu dizginliyor, rezalet çıkartmak istemiyordu. Raşit’in ‘dayı’ diye seslendiği diğerinin ağır nefret içeren kaçamak bakışlarını da fark etmiyor değildi tabii zaman zaman. Ancak ‘dayı’ hiç olmazsa musallat olmuyordu.

Mini elbisesi, yer yer yırtılmış jartiyerli çorapları, üzerinde zor yürüdüğü topuklu ayakkabıları, gözünde büyük camlı, koyu renk güneş gözlükleri, elinde omuzlarını ve sırtını sararak köşelerini göğsünde birleştirdiği şalına sıkı sıkı bastırdığı çantasıyla hızlı adımlarla, hınçla soluyarak, yara bere dolu yüzü önünde motelin bulunduğu dar ara sokağa saptı. Küçük otelin önüne geldiğinde, içini çekerek durdu. Eteğini aşağıya doğru çekiştirip içeri girdi.

“Bu saatte niye burada bu gerzek yine” diye geçirdi içinden resepsiyon deskinin arkasında ayakta durarak bol renkli bir gazetenin sayfalarını hışırtıyla çevirip duran Raşit’i görünce. Raşit pis pis sırıtarak gazetesini katladı, dirseklerini deske dayayıp hevesle süzdü Nergis’i.

- Ne o, araba mı çarptı? Diye seslendi, -Hey yavrum, araba olmak varmış!

Nergis duymazdan gelerek merdivenlere doğru seğirtti, acele adımlarla çıkmaya başladı basamakları. Gözden kaybolana dek müstehzi bir ifadeyle eğilerek arkasından bakan Raşit’e kısık sesle tıslayarak söylendi; -Şeytan diyor ki..

Odasına girip kapıyı kilitledi. Sarsak ve sinirli hareketlerle ayakkabılarını ayağından fırlatarak çıkarttı. Gözlüğünü, çantasını ve şalını alelacele yatağın üzerine atıp banyoya geçti. Lavabonun üzerindeki aynada çekimser bir merakla yüzünü inceledi. Sağ gözünün altındaki morumsu kırmızılığa parmaklarıyla hafifçe dokundu. İrkilerek indirdi elini, canı yanmıştı. Üzerinde kurumuş kan kalıntıları olan patlamış dudağının kenarını yokladı hafifçe. Sızlanarak yüzünü buruşturduğu sırada çalmaya başlayan telefon zilinin sesiyle ürperdi. Banyo kapısından yarısı görünen yatağa doğru hareketsiz,neredeyse nefes almadan baktı birkaç saniye. Sonra tekrar aynaya,başını kaldırıp çenesinin altındaki sızlayan yeri görmeye çalışarak baktı. Tırnak izleriyle derince sıyrılmıştı derisi, kıpkırmızıydı. Telefon zili ısrarla çalmaya devam ediyordu. Lavabonun yanında asılı duran havluyu hızla çekerek suyla ıslattı, ucunu yavaşça çenesine değdirdi. Bu temasla sızısı iyice artarken telefonun sesi de beynini çınlatıyordu. Sinirli ve bıkkın hareketlerle çıktı banyodan. Kin dolu bakışlarla çantasını izledi. Atlarcasına uzanıp eli ayağına dolaşarak çıkarttı telefonu çantadan, titreyen parmaklarıyla sertçe ve sabırsızca düğmelerine bastı, yatağın üzerine savurdu.

Kafasını ellerinin arasına alıp derin nefesler almaya çalıştığında saç dipleri öyle ağrılı zonkladı ki, yatağın üzerine zor attı kendini. İki büklüm, yarım yamalak uzanmıştı. Yataktan aşağı sarkan bacaklarını gövdesine doğru çekmeye çalışırken, yırtılmış çorabı karyolanın kenarına takılıp sünerek gerilince bacağındaki morartıları fark etti. Canından bezmiş, ağlamaklı bir halde doğruldu güçlükle. Sutyen ve külotuyla kalana dek soyundu yavaş yavaş. Vücudunun neresine dokunsa canı yanıyor, acısına gösterdiği dirençse öfkesini tetikliyordu. Banyoya gidip odasında bulunan tek aynayı duvardan indirdi, bacaklarının arkasına doğru tutarak görmeye çalıştı. Kalçasının alt tarafında ve baldırlarında çok belirgin diş izleri vardı. Sessizce kesik kesik ağlamaya başladı. Tekrar çalmaya başlayan telefon ziliyle dizginlemeye gücünün yetmediği öfkesi gözlerini kararttı. Hışımla aynayı yere bıraktı, koşarak yatağın üzerinden telefonunu aldı, duvara fırlattı. Paramparça olan telefonun sesi yerini Nergis’in canhıraş hıçkırıklarına bıraktı…

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(2 oy, ortalaması: 4)
Loading ... Loading ...
Öykü bölümündeki yazı 181 kez görüntülendi. Yazıya ilk yorumu siz yapın! Sizin Fikriniz?

Diğer Emel Yuna Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

'Ex Dergi' çıkıyor!..

Exlibrary, iddialı bir dergi çıkarmaya hazırlanıyor. İlk kez yayınlanacak yazılar ve başka sürprizlerle karşınızda olacak Ex Dergi'nin ilk sayısını sadece üye olan dostlarımız indirebilecek.
Nazım Hikmet Kuvayı Milliye DestanıDünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)