Yorgunluk Hormonu
11 Mayıs 2008 - 18:07

Açıyorum gözlerimi, gün içinde bir saat. Yakın ve uzak geçmişim, doluyor, beynimin içine. Yapılacak, onlarca iş. Aranacak arkadaşlar, seyredilecek filimler, okunacak kitaplar, yatırılacak faturalar ve belki, bir iş bulup çalışmak. Enerji doluyor içime. Atıyorum yorganı üzerimden, bir sigara yakıyorum. Düşünüyorum bir süre, yatağın üstünde.
Odadan dışarıya çıkıyorum, yiyecek bir şeyler ararken dolapta veya giyecek bir şeyler, kökeni belirsiz bir yorgunluk sarıveriyor vücudumu. Geri dönüyorum yatağın üstüne. Konuşmak istemiyorum kimseyle veya evden çıkmak. Kitap çekiyorum bir tane, üst üste kitaplar yığının içinden, üzerine kahve fincanını koymak için. Böyle zamanlarda, aslında her zaman; temsilen yaşamak istiyorum. Temsili milis kuvvetlerinde, milis olmak. Temsilen sevinmek, temsilen üzülmek.
Kahve bitince, uyumak istemezmiş gibi yaparak, uzanıyorum yatağa. Biraz sonra kalkıp, atacağım kendimi dışarıya. Uyandığımda hava kararmak üzere oluyor.
Yorgunluk hormonu diye bir şey var. Nadir olarak görülüyor. İnsan vücudu, yeryüzüne, doksan derecelik açı yaptığında, salgılanmaya başlıyor. Yeryüzüne paralel haline geldiğinde, giderek azalan hormon salgısı, sonunda duruyor.
Sertaç Atalay başka ne yazmış?








