Bitişler ve Başlangıçlar
18 Mayıs 2008 - 18:26
Deniz kenarı ve ay tam karşımda. Biraz mağrur biraz ılımlı. Üç beş yıldız süslüyor çevresini. Diri bir siyahlık da değil bu gece gökyüzü. Hiç bir rüzgara benzemeyen bir ürperti var arada sırada tenimi gıdıklayan, bir de deniz kokusu dalgaların taşıdığı.
Saat hayli geç olmasına rağmen çocuklar bile ayakta. Keşke uyumuş olsalardı diye iç geçirmedim değil. Bu alabildiğince güzel tüm hislerimi onların garip sesleri bozuyor. Aslında çocuk sesleri bir neşenin pırıltısı olarak bilinir ancak az daha devam ederse öfkenin sesi daha baskın olacak.
Kulaklarımı görünmez bir tıkaçla şimdilik tıkamayı yeğliyorum. Çünkü bu az önce çizmeye çalıştığım tabloyu içime çekmeye, beynime kazımayı daha doğrusu özümsemeyi diliyorum. Bir çok geceler burada oturup yazılar yazdım. Bir çok gece ay tam karşımdaydı üç beş yıldızla beraber. Bir çok gece tüm gün terden nemlenen tenimi üşüten esintiyi kucakladım büyük bir hasretle. Ama bu geceyi diğerlerinden ayıran özelliği bu gecenin son gece olmasıydı. Deniz kenarındaki son gecem.
İşte bu yüzden daha evvel duymadığım seslere kulak kabartıyorum. Daha evvel görmediğim şeylere bakıyorum. Daha evvel hissetmediğim duyguları yakalıyorum. Biraz dışından bakıyorum her şeye. İlk kez bakıyormuşum gibi heyecanlı ve biraz şaşkınım. Heyecanım gider ayakta olsa görmediklerimi, duymadıklarımı, hissetmediklerimi yakalayabildiğimden. Şaşkınlığım ise bugüne kadar hiç takmadığım ama düşlediğim herkesi çıplak göstereceğini hayal ettiğim gözlük takmış gibi yalın, sade bir o kadar da karışık ayrıntılı bir tablo ile karşı karşıya kaldığımdan.
Karşıdaki evin balkonunda duran domateslerin kızardığını, onun yanındaki evin penceresinden sızan bir gece lambasının olduğunu, kaldırım taşlarının çevresinin beyaz kireçle boyandığını, önümdeki elektrik direğinin üstünde bir hoparlör olduğunu, arkadaki evde oturan adamın hep aynı kanalı seyrettiğini, ilerdeki boş evin terasında iki sevgilinin her akşam buluştuğunu, yol boyunca dizilen arabaların yönünün hep denize doğru olduğunu, gecenin içinde ilerleyen telaşlı adımların genç kızların geç kalma korkusu olduğunu dudağımın kenarında beliren tatlı bir gülücükle hayretler içinde anladım.
Her anladığımda, her farkına vardığımda biraz daha anlamak daha çok farkına varmak istiyorum oburcasına, arsızca. Keyfine keşke daha evvel varsaydım diyorum ama bu lezzeti yakalayamazdım. Çünkü arkamda hep bir yarın olacaktı. Şimdi yarınım yok.
Yarın deniz kenarı yok. Yarın dalgaların sesi de. Ayaklarımı gıdıklayan kumlar da yok. İşte bu yüzden biraz buruk, biraz hüzünlü oldum aldığım bu keyfin yanında.
Aslında ben biliyorum bu arada olan duyguyu. Yerimden yurdumdan çok ötelerde ve tadından doyamadığım şehirlerde olduğumda, son geldiğinde hep böyle oluyorum. Çılgınca uçuşan özlemi buruk bir sızı izliyor. İkisi aynı yürekte, aynı ağırlıkta, aynı anda nasıl oluyor diye düşünmeyin. Oluyor.
Bir bitiş başka bir şeyin başlangıcın başıdır. Bir başlangıç ise bir bitişin habercisidir.
Bu gece biterken, yarın yeni bir başlangıç yaparken biten için ağlıyor, başlayan için gülüyor olacağım. İki zıt duygu yüreğimi sıkıştırırken biri zevkten biri kederden ben şaşkın bir tavır sergiliyor olacağım. İlerleyen zaman içinde yaptığım başlangıcın sevinci, heyecanı yitip giden bitişin kederini yok edecek. İşte o zaman bir kokteyl durumunda olan dünyam sade yalın ve dingin olacak. Arada gelip çarpan ne olduğunu anlayamadan kaybolan bitişin verdiği melankoliyi hiç ama hiç sımsıkı tutamayacağım.
Herkes ya sevinçlidir ya da kederlidir bu yaşam denilen kavram içinde. Sıradan, alışılmış tek bir duygu içinde kederli ise ağlarlar, sevinçli iseler gülerler. Ancak hep ama hep oldum olası aykırılığa aşkla bağlı olan benim gözlerimden süzülen yaşlar gülücükler saçan dudağımın kenarından süzülecek.
İşte bu yüzden seviyorum bu anı. İşte bu yüzden yazıyorum kabına sığmayan duygularımı. İşte bu yüzden kendimi olabildiğince güçlü, değerli ve başarılı bulduğum bu zaman dilimini paylaşıyorum dilim döndüğünce. İşte bu iki zıt duyguyu dibine kadar yaşadığım bu zaman diliminde var olduğumu hissedebiliyorum.
Kendimi buldum derken kayboluyorum…
04/08/2001
Diğer Özlem Özen Yazıları










Küçük tezatlıklarla sorunlu yürekler, ince bir sızıyla uyanıyorken daldıkları uykudan, son bir umutla çarpıyorlar klasik arzularıyla. Bu son umutlarıyken, ve bilhassa onlar bunun farkındayken, sonsuza kadar çarpmaya ant içiyorlar adeta. Son bir umut ve son bir umut daha sonrasında…
Çok keyif aldım okurken, Goethe’de bu soruya cevap arıyordu “Genç Werther’in Acıları”nı paylaşırken. Bir yürekte iki zıt arzu nasıl böyleseine güçlü yaşayabiliyorlardı? Sevgilerle.