Exlibrary

Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe. Türkiye’nin ilk E-kitap bilgi kaynağı.
Göksel Bekmezci

Yemekler, Masallar, Susmalar…

Göksel Bekmezci
07 Ağustos 2008 - 17:58

Okuduğumuz ve bazılarını izlediğimiz masalların en çok yemekleri ilgimi çekerdi. Aklımda en çok kalan da Deli Dumrul’un yemek yemesi olmuştu. Küçük bir köprü yapıp, insanların oradan geçmesini söyleyip, bir de mallarını alırdı kendisi. Yaptığı bize doğru görünmese de bugün köprü geçişlerimizde uygulanır hâlâ…

* * *

“Açıl susam açıl!” var bir de… Malikânenin kapısı bu sözcükle açılıyordu… Ali Baba ve Kırk Haramiler de bayram günlerinde gösterilirdi en çok. Misafirlerin, temiz kıyafetlerin, güzel yemeklerin olduğu zamanlar… Öldürmenin, haraç kesmenin, çeteleşmenin, hırsızlığın ön planda olduğu bir film bu…

Ali Baba, Kırk Haramiler’in mekânına gizlice girerdi. O’nun hırsızlık yapmasını izleyip, elini biraz daha çabuk tutmasını, yakalanmamasını istemek heyecanlandırırdı bizi. Sağ salim çıkınca da rahatlardık… Ağabeyi O’nun kadar şanslı değildi. O yakalanmıştı, hatta başı kılıçla kesilip ibret olsun diye giriş kapısının önüne asılmıştı. Haramiler, yerlerinin gizli kalmasını isterlerken daha çok bilinmesine sebebiyet vermişlerdi nedense. Ve tüm bunlar çocuklar içindi…

* * *

Yemeklerle masalları ayrı düşünemiyorum çoğu zaman… İnsancıl olmasa da canavarlar da birilerini yiyerek hayatlarını idame ettiriyorlar masallarda… Hiç tasvip edemediğimse Temel Reis. Kavga etmek mi, yoksa ıspanak mı önemlidir?… Ispanak yemek mi, ıspanağı kavga sırasında yemek mi, yoksa ıspanağın kavgalardaki etkisi mi?.. Temel Reis de kavgalarında silahını çıkarıp, kullanıyor bu şekilde… Masallar ya da çizgi filmlerde dahi güvende kalamıyor akıl…

* * *

Orman yangınlarına olan duyarsızlığın, orman kebabı yemeğiyle nasıl bir ilişkisi olabileceği de gelir aklıma… Bir iş görüşmesinde önce yemek saatleri ve tatil günleri konuşulur… Amaç paradır; parayı ilk konuşmaksa ayıptır… Çalışma sırasında yemek yemek ertelenebilir… İşveren için önemli olan iştir. Çalışanlar içinse iş yerindeki tutumunuzun, işverene yansımasıdır. Yemeğe gösterilen tolerans, tuvalet için aynı değildir. Tuvalette fazla kalınmaz. Orası geçiştirilmesi gereken türde bir yerdir. Randevunuza geç kalınmasında dahi sebep gösterilemez… Temiz olmasıyla övünen bu toplumda birçok tuvalet temiz değildir. Bazıları bozuktur da. Çoğunun havalandırması, sifonu yoktur ya da sifon zincirleri kopmuştur. Buna gerek duyulmamıştır. Masraf ister. Elinizi yıkamak için düşünmek zorunda kalırsınız. Zamanınız varsa bir başka iş yerinin tuvaletine gitmeyi tercih edersiniz… Yeni ev söz konusu olduğunda, tuvalete bakılana değin eve yerleşip yerleşmeyeceğinize karar verilmiştir… Birçok eski evin tuvaleti dışarıdadır. Bazı yeni evlerin, salon ve odalardan uzaktadır. Tuvalete gidebilmek için birkaç oda, bir koridor vs. geçilmek zorundadır. Bir evde iki tuvalet varsa, birinin kapatılıp ardiye olma olasılığı hep vardır. Reklam sektörünün çok başarılı bulduğum yanı ise, güzel kokunun, temizmiş havası vermesidir ortamlara. Bu da en çok tuvaletlerde uygulanıyor…

* * *

İzlediğim farklı filmlerinde ve okuduğum birkaç kitabında, günün çoğunu temizlik işleriyle geçirir Kül Kedisi Cinderella…

Hiçbir masal kahramanının bu denli düşüncesiz olduğunu görmedim henüz. Masal, cinsel içerikli olduğu halde, çocuklarını bu tür konulardan uzak tutmaya çalışan birçok aile, masalı çocuklarına okuyor ya da oyununu, çizgi filmini izlemelerini sağlıyor hâlâ…

* * *

Her şey Kral’ın bir torun sahibi olma istemiyle başlıyor. Oğlunun başka bir şehirden geleceği gün -kendisine danışmadan- çevreye parti haberleri veriyor. Ve şehrin tüm kızları hazırlıklara başlıyor. Çünkü partinin bir amacı var; Kral’ın Oğlu, beğendiği kişiyle sevişecek! Bana ilginç gelen yanı bu değil. Bunu herkesin bilmesi. Bu, hikâyeyi etik açıdan iyileştiriyor aslında. Yani partiye gidecek tüm kızların bunu istiyor, koşullanmalarını bunun üzerine kuruyor, maddi sıkıntıdan sevişerek kurtulacaklarına inanıyor olmaları… Biraz hayat kadınlığı sanki… İkna eden tek yanı herkesin hem fikir olması…

* * *

Masaldaki anne, babaların bu gerçeği bilerek çocuklarına yardımcı olması; o kızların varsa sevgililerinin buna karışmaması ya da kızların sevgililerine sadakatsizliği… Ve ayrıca davetlilerin birbirleriyle önceden tanışık olduklarını da düşünürsek; Kral’ın Oğlu’nun içlerinden birini beğenip evlendiği takdirde, diğeriyle aralarının bozulup bozulmayacağının bir öneminin olmaması… Düşünsenize, biriyle evleniyorsunuz ve çevrenizdeki herkesin evlendiğiniz kişiyle önceden birlikte olmak istediğini biliyorsunuz. Bunlardan bazıları da yakın arkadaşlarınız… Tüm bunların oğlundan izinsiz olmasını sağlayan Kral’ın, halkına nasıl saygılı olduğu ise başka bir konu… Kendi mutluluğu için insanların yoksulluklarından faydalanması, farkında olan kişiler için cesaret isteyen bir şey bana kalırsa…

* * *

Masal güncellense de henüz magazinciler iştirak edebilmiş değil… Yoksa partiye kimlerin, hangi amaçla katılıp, neler giyindiğini de öğrenebilirdik… Bir de Cinderella’nın şıklığının gece on ikiden sonra nasıl bir felâkete dönüştüğü tekrar tekrar gösterilip, gazete ve tv haberlerinin ilk konusu olup, sokak röportajlarına, hatta sms katılımlarına kadar giderdi…

* * *

Yemekler Masallar Susmalar - CinderellaCinderella’nın partiye cinsel amaçlı gitmediği ortada… O’nun kişiliği, sadece söyleneni yapmak üzerine kurulu.“Cinderella çamaşırları yıka!”, “Cinderella kıyafetleri hazırla!”, “Cinderella ortalığı temizle, yemek yap, bulaşığı yıka, ekmek al!”… Hepsini yapıyor.. “Cinderella parti var, davetlisin!”… Ona da yok demiyor… Evdekiler “Hayır, sen partiye gitmeyeceksin!” diyor. Ona da itiraz etmiyor. Kendisine yardımcı olmak için Peri geliyor, “Ben Peri’yim” diyor. İnanıyor. (Masaldaki Peri, günümüzün moda yaratıcılarından)… “Cinderella bana, fare, köpek, kabak ne bulursan getir!” diyor, Cinderella tek bir soru sormadan hepsini buluyor ve getiriyor. Sonra onlar gösterişli bir arabaya, kıyafete dönüşüyor… Peri, “Partiye bununla gideceksin!” diyor. Onunla gidiyor… “Gece on ikiden önce burada olacaksın!” diyor, on ikide partiden ayrılıyor… Her şey eski hallerine dönerken bir tek ayakkabılar orijinal çıkıyor… Onun da tekini orada bırakıyor Cinderella…

Yaşamımızı süsleyen, tasarlamadığımız bir hayat hediye edilmiş olsa da bizlere, mutlaka eskilerden bir parmak izi kalıyor, an’larda. Cinderella gibi, bizler de, üzerimize giyindiğimiz hiç yaşamadığımız bir hayatı, taşıyamıyoruz elbette… Masalın akışı bilindik.. Bundan sonra da ayakkabının sahibi aranıyor… Bulunuyor… Kral’ın Oğlu “Evlen benimle!” diyor… Evleniyor… Cinderella’nın kirlilik içindeki ayaklarının kokup kokmadığı, Oğlan’ın daha sonra ayak fetişisti olup olmadığı bilinmiyor… Ayakkabının, hayatının kadınına kavuşmasını sağladığı için herhalde Cinderella’nın ayaklarını öpüp durmuştur uzunca bir süre… Önemli değil…

* * *

Bir insan hiç mi soru sormaz hayatında!.. Hiç mi “Neden?” demez bir şey için!..
Cinderella sormuyor… Sormuyor… Sormuyor…
Ve bu masal okunuyor, anlatılıyor durmaksızın çocuklara… Ben, okullarda, konuşanların tahtaya yazıldığı bir kültürle büyüdüm. Bilmiyorum döngü şimdi nasıl. Zamanında susturulmuş bir toplum, bugün, telefon kampanyalarıyla boş konuşmaya sevkediliyor durmaksızın.

Cinderella’yı ayakkabı markası olarak görmeyi umuyorum. Tuhaftır; kadını ikinci sınıfta tuttuğu söylenen bazı ülkeler örnek verilirken “Ayakkabı neyse kadın da odur” derler. İnsanları taşımasından değil; olumsuz olarak kullanırlar bu örneği. Cinderella’da bu tam aksidir. O, ayakkabısı olmadan önce kötü muamele görüyordu… Ne zaman ki ayakkabıları öne çıktı, kendisi Prenses oluverdi. Suskun, içe dönük
bir Prenses…

* * *

Nasıl, ne şekilde yetişti bilmiyorum ama tepkisiz toplumlara benzetiyorum Cinderella’yı… 2000′li yıllarda Mesut Yılmaz’ın seçim reklamlarında boy boy asılan “Sessiz çoğunluğun sesini duyuyorum” afişi çıkmıyor hiç hafızamdan.

Bugün, insanların bir şeylere karşı sessiz durmasının, çoğunlukla bebekliklerinde kundaklanmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Ne sevildiklerini, ne kızdıklarını, ne de kaşındıklarını gösterebiliyorlar. Öylesine durgun, öylesine oturaklı… Ve diğer anlamdaki kundaklamaların da aynı şeyi, susturmayı amaçladığını görüyoruz…

* * *

Toplumu kalkındırması için oy kullanıyorlar; seçtiklerinin de mekânı maalesef “Makam Koltuğu” oluyor. İnsanlara, yollarının açılmasına dair sözler verip, oy istiyorlar; oyları aldıklarında geçtikleri yolları aynı insanlara kapattırıyorlar… Her şey oturmak üzerine. Her şey hiçbir şey yapmamak üzerine… Soru yok… Sorun yok… Hareket yok… “Bizimle kalın… Bizden ayrılmayın… Yaşam, az sonra..”

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(9 oy, ortalaması: 4.78)
Loading ... Loading ...

Göksel Bekmezci imzalı başka
neler varmış burada?

Bunlar yakını mıdır acaba?

Kendisine dair tek görüş var. — Sizin görüşleriniz? »

  1. Uzun süre önce yazmayı düşündüğüm gecikmiş bir yorum bu. Masalların bu yönü beni de şaşırtmıştır hep. Kuşaklardan beridir çocuklara anlatılan masallar fazlasıyla olumsuz davranışlar ve şiddet sergileyen kahramanlar ve olaylarla dolu. Hapur hupur yemeler, asıp kesmeler, yalanlar, hileler, düşmanlıklar, kavgalar… Yetişkinler çocukları kendi kötücül dünyalarına hazırlıyorlar ve bunu çok normal birşeymiş gibi yapıyorlar; akılda kalıcı olması için de ellerinden geleni yapıyorlar; süslü anlatımlar, tekerlemeler, canlandırmalar vs… Adam(?) olacak çocuk dinlediği masallardan belli oluyor…

Görüşlerin RSS Bildirimi

Görüşleriniz


Duyurular

Yayımladığımız yeni çalışmaları E-Posta ile almak ister misiniz?

Bunu, kolay bir işlemle abonemiz olarak yapabilirsiniz. Abonelik için elektronik posta adresinizi aşağıdaki kutucuğa yazınız ve gelecek doğrulama mesajını onaylayınız. Yalnızca yeni çalışmalar yayımladığımız günlerde mesaj alacaksınız. Zira, bizler de, posta kutularının gereksizce işgal edilmesini yararsız ve rahatsız edici buluyoruz.

FeedBurner (Google) desteklidir.