Exlibrary

E-Kitap, Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe ve güncel konular içeren yazılar. E-Kitap konusunda Türkiye’nin ilk ve en geniş kaynağı.
 
Exlibrary, E-Kitap yayıncılığı yapan, E-Kitap teknolojileri hakkında bilgi sunan ve Edebiyat, Kültür, Sanat, Felsefe içerikli günlük yazılar yayınlayan anonim bir web sitesidir. Ücretsiz yayınlanan kitaplarımızı ve yazarlarımızın deneme, şiir, öykü, mizah başlıklı edebî eserlerini, kitap, resim, sinema, tiyatro ve diğer kültürel konulardaki yazıları okuyabilir, bunlar hakkındaki görüşlerinizle katkı sağlayabilirsiniz. Kitaplarını ve yazılarını İnternet'te yayınlamak isteyen herkese açık olan bu paylaşım ortamı, sizlerin katkısıyla gelişmeye devam ediyor.

Anlamak ve anlaşılmanın tarihi

Başar Tanrıken  Başar Tanrıken
19 Mart 2007 - 9:15

Her canlı türünün evrim süreci içerisinde var olabilmek için geliştirdiği özel yetenekleri vardır. Kedigiller tüm dünyadaki en kıvrak, en süratli canlılar olma özellikleri sayesinde binlerce yıldır çok az evrim geçirerek var olmuşlardır. Onlar yeryüzünde yaşayan en iyi avcılardır. Avlanmak konusunda o kadar başarılıdırlar ki, nerdeyse evrim geçirmeye ihtiyaçları yoktur. Yine köpekbalıkları da denizlerin en iyi avcısı olduklarından dolayı çok uzun süredir evrim geçirmeden varlıklarını sürdürmekteler.

Diğer hayvanların kimisi, yine çok hızlı koştukları için, kimi tıpkı bukalemun gibi çok iyi saklandıkları için bu güne kadar varlıklarını sürdürmeyi başarmıştır. Eğer bir canlı varlığını sürdürmeyi başarmışsa, bunun sebebinin mutlaka o canlı türünün geliştirdiği özelliklerin bulunduğu ortamda belli avantajlar sağlıyor olması olduğunu söyleyebiliriz.

Peki İnsanın bugüne kadar varlığını sürdürebilmesinde, hatta dünya üzerinde hakim türe dönüşerek diğer türlerin varlığını dahi tehdit edecek kadar yayılmış olmasını sağlayan avantajı nedir? Diğer hayvanlar gibi silah olarak kullanılacak çok güçlü dişlerimiz, tırnaklarımız yok. Tamam, oldukça dayanıklı bir türüz. Bir insan kilometrelerce durmaksızın koşabilir. Bu belki günümüz insanı için geçerli görünmeye bilir ama ilkel insan için geçerli olduğu biliniyor. Bu var kalmamız için yeterli mi? Ayrıca türümüzü bugünkü durumuna getirebilir mi? Öyleyse tüm bu durumun açıklaması ne? Zekâ?

Bugün artık biliyoruz ki her canlının kendine has özellikler taşıyan bir zekâsı var. Örneğin Aslanların avlanma taktikleri üzerine sayfalar dolusu kitap yazılabilir. Bu canlıların uyguladıkları bazı taktikler insanlar tarafından savaş taktiği olarak kullanılmıştır. Öyleyse bizi hala var kılan şeyin yalnızca zekâ olduğunu söylemek biraz eksik olur. Çünkü zekâ yalnızca problem çözebilme yeteneğini tanımlar. Kargalar cevizleri yeşil ışık yanarken arabaların altına atar ve kırmızı ışık yandığında yola inip cevizi yerler. Yani aslında pek çok kuş türü düşündüğümüz kadar “kuş beyinli” değildir. Burada karga yalnızca cevizi nasıl kıracağı problemini çözmüş olmakla kalmaz aynı zamanda alet, yani araçları da kullanır. Yani ne alet kullanabilme becerisi, ne zekâ direkt olarak bizi diğer hayvanlardan ayıran şey olamaz. Eğer bizim zekâmız onlarınkinden üstün diyecekseniz tekrar düşünün derim. Özellikle hayvan beslemiş insanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

Beslenmek veya tehlike gördükleri şeylerden korunabilmek için öyle gelişmiş çözümler bulurlar ki hayretler içinde kalmamak mümkün olmaz. Belki diğer hayvanlarda da zekâ var, ancak insan zekâsının öyle bir yönü var ki ilk bakışta çok önemli görünmese de türümüzün yükselişinin kökenini bu özellikte aramak gerekir ki bu da soyut düşünebilme yeteneğidir. Yani insanoğlu kavramlarla düşünebilir. Bu kavramları birbirine yapıştırıp, ekleyip, çıkararak yepyeni kavramlar yaratabilir. Konuşabilmek, yazabilmek, bulduğumuz bilimsel formüller.. hep insanoğlunun bu özelliğinin getirdiği sonuçlardır. Bu özelliğimiz sayesinde organizasyon yeteneğimiz artar. Binlerce insan karınca sürüleri gibi aynı amacı gerçekleştirmek adına iş bölümü yapar ve harekete geçer. Dev yapılar inşa ederiz. Ülkeler kurarız. Fabrikalar yaparız. Birbirimizle savaşırız. İşte tüm bu yeteneklerimizin kökeninde soyut düşünebilme yeteneğimiz yatar. Yani biz hayal kurabiliriz.

Düşündüğümüz ya da düşlediğimiz şeyin elle tutulup gözle görülmesini bırak, var olması dahi gerekmez. Tüm bu alt yapıya sahip türümüzün, üstelik bir sürü hayvanı olan türümüzün, yani doğada yaşayabilmek için birbirlerinde güç almaktan başka çaresi olmayan türümüzün, dil gibi az çok (az çok dememin sebebini umarım yazımın ikinci bölümünde size anlatabileceğim.) standardize edilebilmiş bir iletişim yöntemini geliştirmesi türsel özelliklerinin nerdeyse kaçınılmaz sonucudur. Çünkü insan zihni beş duyusuyla aldığı tüm verileri birbiriyle karıştırarak hatta yapıştırarak kodlar ve hafızanızda bu yöntemle saklar.

İşte bu yüzdendir ki duyduğunuz bir koku sebebini bile anlamaksızın size anneannenizi anımsatır. Çünkü bu iki veri beyninizde aynı dosyaya kaydedilmiştir. İşte insan hafızasının bu özelliğindendir ki, doğada her an beraber zaman geçiren, birlikte avlanan, birlikte meyve toplayan insana belli sesler, belli hareketler ya da olaylar ortak şeyleri çağrıştırmaya başlayacaktır. Bizim konuşmak dediğimiz iletişim yöntemi bundan başka bir şey değildir zaten. Çıkarılan belli seslerin zihnimizde belli çağrışımlar yaratması.

Sayfalar: 1 2 3 4 5

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(2 oy, ortalaması: 4)
Loading ... Loading ...
Deneme bölümündeki yazı 3,937 kez görüntülendi. Yazıya ilk yorumu siz yapın! Sizin Fikriniz?
Etiketler: , ,

Diğer Başar Tanrıken Yazıları

 

İlgili Sayılabilecek Yazılar

Yazıyla ilgili yorumlarınız


Duyurular

Yeni yazılarımızı E-Posta ile almak ister misiniz? Abonelik için E-Posta adresinizi aşağıdaki formla gönderip gelecek ilk mesaja onay vermeniz yeterli. Sadece yeni yazı yayınlanan günlerde bir kez mesaj gönderilmektedir.

 

FeedBurner desteklidir. (Bir Google hizmetidir)