<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>
<channel>
	<title>Var Olmanın Hafifletici Nedeni Olarak Yazarlık yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/varolmanin-hafifletici-nedeni-olarak-yazarlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/varolmanin-hafifletici-nedeni-olarak-yazarlik/</link>
	<description>Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe. Türkiye'nin ilk E-kitap bilgi kaynağı.</description>
	<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 23:27:43 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.3</generator>
		<item>
		<title>Özcan Doğan tarafından</title>
		<link>http://www.exlibrary.com/edebiyat/denemeler/varolmanin-hafifletici-nedeni-olarak-yazarlik/#comment-11559</link>
		<dc:creator>Özcan Doğan</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 01:56:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.exlibrary.com/?p=790#comment-11559</guid>
		<description>Yazı ve yazarlık üzerine güzel bir "yazı". Özellikle yazının oluşma süreci, yazarın yönelmişliğinin ve motivasyonunun bu süreçteki rolü üzerine önemli düşünceler var. Kişisiz ve olgusal bir varlık olarak insan bu sürecin sonunda "Yazar"a dönüşüyor; bu açıdan bakıldığında Yazı "Yazar"dan önce geliyor diyebiliriz. Çünkü Yazı'yı oluşturan içerik, Yazar bir iletim ajanı olarak devreye girmeden önce, dış dünyada söylem-dışı olarak bulunuyor zaten; tıpkı "Hayatın bin bir keşmekeşinden her birini, kelimelerin her biri temsil ediyor bir biçimde" cümlesinde olduğu gibi. Benzer şekilde, "içerik" yani bu "keşmekeşler"den her biri Yazı'yı önceliyor ve bunun sonucunda "İçerik-Yazı-Yazar" üçlemesi ortaya çıkıyor. Fakat, "İçerik" "Yazı"yı oluşturduğu gibi, yazı aracılığıyla da "Yazar"ı oluşturuyor denilebilir. Verili olarak bulunan içeriğin yazar üzerinde yarattığı etki,  yazarda oluşan tepkiler üzerinden yazarı şekillendiriyor ve bu sürecin sonucunda "Yazı" denilen ürün ortaya çıkıyor. "Yazar" ortaya çıkan "Yazı" kadarıyla vardır; bu varlığın boyutu ve sınırları "Yazı"nın içerdiği olası yorumlarla şekillenir. Yazarın bedeninde provoke edilen tepkilerle kendini var eden "Yazı" söylem-dışı olarak bulunan içeriğin özüne ne denli yaklaşırsa, yazarın "yazarlığı" o ölçüde pekişir; yani sözcüklerin "anlamlandırabilme" düzeyiyle doğru orantılıdır. 

"Yazının anlamını okurun anlayışına teslim etmek" yazının yorum alanını oluşturur; "Ortak akıl" ise bu yorumların paydasını oluşturur. Ancak bu, "Ortak Koşullanma"dan farklı olarak özgür akla işaret etse de, "Ortak Akıl" denilen şeyin, yazıyı tetikleyen içeriğin özünü daima mutlak bir biçimde temsil ettiği söylenemez: Bir istisnadır belki ama "Ortak Akıl" da yanılabilir ve bir "Ortak Koşullanma"ya dönüşebilir. Bununla birlikte, bu yanılgıyı deşifre etmenin ve bundan kurtulabilmenin yolu yazara başvurmak değildir. Öncelikle, yazarın ortaya çıkan yazıya yönelik değerlendirmeleri, Ortak Aklın beslendiği yorum alanına dahil değildir. İkinci olarak, yazarın kendisi, içerik karşısında sergilediği tekilerde tepkilerde yani oluşturduğu "Yazı"da yanılgıya düşebilir ve söylem-dışı alanda bulunan özden uzaklaşabilir. O halde, yorumlar üzerinden oluşan Ortak Aklın sağlamasını yapacak bir ölçüte ihtiyaç vardır: Bu ölçüt nesnel yani bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgiden kasıt, söz konusu içerikle örtüşen yargılar bütünüdür. 

Yazarlığın bir meslek olup olmadığına gelince, eğer üretmek belli bir sistematiği olan ve bir ürün ortaya koyan bir işlemi işaret ediyorsa, evet, yazarlık da bir meslektir. Ancak salt "ürün"den hareketle böyle bir yargıya varmak pek mantıklı değildir. Çünkü yazarın eylemi sonucunda ortaya çıkan şey dilsel göstergeler halinde kristalleşen bir düşüncedir ve düşünmek bir meslek değildir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı ve yazarlık üzerine güzel bir &#8220;yazı&#8221;. Özellikle yazının oluşma süreci, yazarın yönelmişliğinin ve motivasyonunun bu süreçteki rolü üzerine önemli düşünceler var. Kişisiz ve olgusal bir varlık olarak insan bu sürecin sonunda &#8220;Yazar&#8221;a dönüşüyor; bu açıdan bakıldığında Yazı &#8220;Yazar&#8221;dan önce geliyor diyebiliriz. Çünkü Yazı&#8217;yı oluşturan içerik, Yazar bir iletim ajanı olarak devreye girmeden önce, dış dünyada söylem-dışı olarak bulunuyor zaten; tıpkı &#8220;Hayatın bin bir keşmekeşinden her birini, kelimelerin her biri temsil ediyor bir biçimde&#8221; cümlesinde olduğu gibi. Benzer şekilde, &#8220;içerik&#8221; yani bu &#8220;keşmekeşler&#8221;den her biri Yazı&#8217;yı önceliyor ve bunun sonucunda &#8220;İçerik-Yazı-Yazar&#8221; üçlemesi ortaya çıkıyor. Fakat, &#8220;İçerik&#8221; &#8220;Yazı&#8221;yı oluşturduğu gibi, yazı aracılığıyla da &#8220;Yazar&#8221;ı oluşturuyor denilebilir. Verili olarak bulunan içeriğin yazar üzerinde yarattığı etki,  yazarda oluşan tepkiler üzerinden yazarı şekillendiriyor ve bu sürecin sonucunda &#8220;Yazı&#8221; denilen ürün ortaya çıkıyor. &#8220;Yazar&#8221; ortaya çıkan &#8220;Yazı&#8221; kadarıyla vardır; bu varlığın boyutu ve sınırları &#8220;Yazı&#8221;nın içerdiği olası yorumlarla şekillenir. Yazarın bedeninde provoke edilen tepkilerle kendini var eden &#8220;Yazı&#8221; söylem-dışı olarak bulunan içeriğin özüne ne denli yaklaşırsa, yazarın &#8220;yazarlığı&#8221; o ölçüde pekişir; yani sözcüklerin &#8220;anlamlandırabilme&#8221; düzeyiyle doğru orantılıdır. </p>
<p>&#8220;Yazının anlamını okurun anlayışına teslim etmek&#8221; yazının yorum alanını oluşturur; &#8220;Ortak akıl&#8221; ise bu yorumların paydasını oluşturur. Ancak bu, &#8220;Ortak Koşullanma&#8221;dan farklı olarak özgür akla işaret etse de, &#8220;Ortak Akıl&#8221; denilen şeyin, yazıyı tetikleyen içeriğin özünü daima mutlak bir biçimde temsil ettiği söylenemez: Bir istisnadır belki ama &#8220;Ortak Akıl&#8221; da yanılabilir ve bir &#8220;Ortak Koşullanma&#8221;ya dönüşebilir. Bununla birlikte, bu yanılgıyı deşifre etmenin ve bundan kurtulabilmenin yolu yazara başvurmak değildir. Öncelikle, yazarın ortaya çıkan yazıya yönelik değerlendirmeleri, Ortak Aklın beslendiği yorum alanına dahil değildir. İkinci olarak, yazarın kendisi, içerik karşısında sergilediği tekilerde tepkilerde yani oluşturduğu &#8220;Yazı&#8221;da yanılgıya düşebilir ve söylem-dışı alanda bulunan özden uzaklaşabilir. O halde, yorumlar üzerinden oluşan Ortak Aklın sağlamasını yapacak bir ölçüte ihtiyaç vardır: Bu ölçüt nesnel yani bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgiden kasıt, söz konusu içerikle örtüşen yargılar bütünüdür. </p>
<p>Yazarlığın bir meslek olup olmadığına gelince, eğer üretmek belli bir sistematiği olan ve bir ürün ortaya koyan bir işlemi işaret ediyorsa, evet, yazarlık da bir meslektir. Ancak salt &#8220;ürün&#8221;den hareketle böyle bir yargıya varmak pek mantıklı değildir. Çünkü yazarın eylemi sonucunda ortaya çıkan şey dilsel göstergeler halinde kristalleşen bir düşüncedir ve düşünmek bir meslek değildir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
