Kendimizi tanıma atması
27 Eylül 2007 - 22:45
Dört adet vesikalık resim (son altı ayda çekilmiş), iki adet ikametgah ilmühaberi (biri resimli), nüfus cüzdanı sureti, adli sicil kaydı, kan, sperm, saç, tükürük, parmak izi istedim kendimden. Kendini tanımak yolunda, atılacak her adımın, ciddi bir şekilde ve kontrol altında olması gerekli.
Çok önemli bir şeydir bu; kendini tanıyan insan, kararlı ve planlıdır, yapabileceklerinin ve hak ettiklerinin farkındadır, sosyaldir, her yaşta hayatının baharındadır, çoğu zaman başarılıdır, çevresini gözlemleyerek, bilgi süzgecinden geçirdikleriyle, geniş bir tecrübe yelpazesine sahiptir, kolay kolay şaşırmaz. Ben balkonda oturup, gökyüzünden yanıp sönerek geçen ışıklara şaşkın şaşkın bakarken, kendini tanıyan insan “uçak” der hemen. Tamam, uçak ta nasıl olsa uçuyor! Dört kollu, dört bacaklı bir canavar, düşecek şehrin merkezine, bir tek ben şaşıracağım diye korkuyorum. Diğerleri, hep bir ağızdan bağıracak “uçgişebalot” diye, bilmiş bilmiş. İsmini biliyorsunuz tamam ama insanları yiyor, hiç mi korkmadınız. Korkmazlar, hazırlıklıdır onlar böyle şeylere. İşte bu yazı azınlıkta kalanlar, şaşıranlar, korkanlar, kararsızlar için kılavuz olsun diye yazılmıştır.
Bu çalışmada, elimdeki materyallerin yanı sıra, kontrolüm altında gerçekleşen deneyler, tuzak sorular, anketler ve tabi ki işinin ehli psikologlar ve maykların tarafsız gözlemlerinden yararlanmam gerekecek. Genel olarak kullanacağım tüme varım yöntemiyle, kendimi tanıma yolunda attığım adımların benzerlerim adına yararlı olacağını düşünmekteyim.
Kimim?
Perde I
Konu: Kendini tanımak
Metod: Test
Çalışmaya, tanımak istediğimiz şeyin vücut bulduğu kelimeyi, anlamakla başlamalıyız. Bu kelime “kendi”, ilk okul yıllarında da öğrendiğimiz gibi bir kelimeyi anlamanın en kestirme yolu, onu cümle içinde kullanmaktır. “Kendi düşen ağlamaz”, “kendi kabuğuna çekilmek”, “kendini dirhem dirhem satmak”, “kendini yemek”, “kendinden geçmek”, “kendine gelmek”, “kendine kıymak”, “kendine yedirememek” vb. Örnek olarak verilen deyimler, kendi üzerimdeki sis perdesini aralamamda bir nebze yardımcı oldu. Şu gizli kalmış yönleri keşfettiğimi söyleyebilirim; evrensel yasalara saygılı-başta yerçekimi olmak üzere-, kabuklu, perakende satışından kar getirebilecek, kıyarak kavrulabilen, -yağlı- varlığını, yiyerek tüketmek ile tüketmemek arasında kararsız.
Attığım bu sağlam temelin üzerine, katları çıkmadan önce kendime kısa bir test uygulamak istiyorum. Aşağıda ki sorular, üç üniversitenin psikoloji ana bilim dalı başkanları tarafından hazırlanmış olup, kişiliğin röntgenini çekmektedir adeta.
1. Karınızla bir akrabasının şehir dışındaki düğününe katılmak için uçak yolculuğu yapmaktasınız, bir Fransız, bir Alman, bir de İngiliz size doğru yaklaşmaktayken, motorlardan birine kuş kaçması nedeniyle, uçak irtifa kaybetmeye başlıyor. Hostes, maske takmanız gerektiğini garip hareketler yaparak anlatırken, koridorda maske dağıtan hostesten ne maskesi isterdiniz?
a) Güzellik maskesi ( )
b) Hayırseverlik maskesi ( )
c) Gaz maskesi ( )
d) Oksijen maskesi ( )
e) Maske takmaz gerçeklerle kendim olarak yüzleşirdim (x)
Cevaba karşılık gelen yorumu bilim adamlarının notlarından aynen aktarıyorum.
“Aslında doğru olarak kabul edilebilecek bir davranışı, en olmadık yerde sergilemeniz gösteriyor ki, bir türlü anlayamadığınız, kalıplaşmış hayat felsefelerini düstur edinmişsiniz ve bu yol ile topluma uyum sağlamaya çalışıyorsunuz. Bir sonuca varmak için değil, engelleyemediğiniz için düşüncelere dalan birisiniz.”
2. Hoşlandığınız ama bir türlü fırsat bulup konuşamadığınız bayan, Cafede başka boş masa olmadığı için sizin masanıza oturdu. Tanıştınız. Bir süre menüyü karıştırdıktan sonra işi hakkında konuşmaya başladı. Şeftali konservesi yapan bir fabrikada eksper olarak çalıştığını ve işinin ayrıntılarını dinlerken ne düşünüyorsunuz?
a) Şeftali ile ilgili, müstehcen olmayan bir fıkra düşünüyorum, bulursam ortam neşelenebilir… ( )
b) Hamburger mi yesem, ayvalık tostu mu? ( )
c) Üsten bir düğme daha açılsa göğüsleri gözükür mü? ( )
d) Beş yıldır çalışıyor olsa, günde 10 şeftali yese, cumartesi pazarları çık… ( )
e) Onun anlattıklarını dinler, başka bir şeyle ilgilenmezdim, onu tanımak, çok güzel, çok ilginç vs… ( )
f) Akşam, bir şeyler içmeye davet etmeliyim ya da telefon numarasını alayım, bir ara ararım, yok yok ortak bir hobi bulayım, oradan bağlarım, neydi benim hobiler, geçen CV’ye yazmıştı arkadaş, en iyisi şimdi bir yerlere davet edeyim, bu günün işine yarına bırakamam, çalışıyor mu acaba, bir saattir konuşuyor, bir boşluk bulup ta soramadım ki, benden hoşlanmadı galiba, o teklif etsin benim masama gelen o. (x)
“Sadece ruhsal değil, anatomik sorunlarla karşı karşıya olabilirsiniz, beyin cerrahinde ki hızlı gelişmeler sizin için umut ışığı olabilir. Kararsızlık, güvensizlik yüzünden yaşadığınız ana konsantre olamıyor, dolayısıyla olup bitenlerin, konuşulanların, farkına varamıyorsunuz. Hafif bir sosyal fobi, kokusu alsak da kesif değersizlik kokusu bunu bastırmakta.”
Bir örümceğin, ağlarını işlemesi gibi sabırla, özenle işlenmiş bu sorular karşısında, şok edici yanlarımı öğrendim. Nerden bilebilirdim, hoşlandığım kızın bir iş fırsatını temsil ettiğini ya da konserve, şeftali, fabrika, eksper kelimelerinin ardı ardına kullanılarak aslında yaşam sürecimi temsil ettiğini (konserve = anne karnı, şeftali = bebeklik, fabrika = iş hayatı, eksper = olgunluk, yaşlılık). Bunların farkına varamam henüz, kendimi tanımıyorum, dikkatli olamam, şaşırırım hemen. Çalışmalarıma hız kazandırmalıyım.
Kimim ?
Perde II
Konu: Kendimin silahları; kişilik, karakter
Metot: Çapraz sorgu
Karakter, doğuştan kazanılan -kaybedilen-, kendine özgü davranışı, yaratan özelliktir. Kişilik ise var olana -topluma- uyumu sağlayan, değişen, değiştirilen davranış şeklilerini yaratır. Karakter fark yaratırken, kişilik ortak paydalar yaratır kısaca. Kişiliğin değişken bir şey olduğunu, örnek cümlelerde görebiliriz. “Kaç kişilik rezervasyon”, “2 kişilik yatak”, “üç kişilik yemek” örneklerinde olduğu gibi. Karakter için ise benzer cümleleri kurmak olanaksızdır.
Karakter ya vardır, ya yoktur. Yokluğu ölümcül olmamasına rağmen, varlığının ölümcüllüğü defalarca yaşanmıştır. Kişilik ise herkes de vardır. Birden fazla kişiliğe sahip olanlar bile vardır. Makbul olanı bir kişiliktir. Birden fazlası yine ölüme sebebiyet verebilir. Kişilik ve karakter, ekip halinde çalışarak, uyumlu, barışık ve çoğu zaman başarılı insanı yaratır. Tersi durumda ise, yani kişilik ve karakterin uyumsuzluğu durumunda ise, ortaya çıkan savaşa halk arasında “insanın kendisiyle savaşı” denilir. Bu savaş, çeşitli boyutlarda bir çok acılara sebep olur; boyna ip geçirme, bir kutu hap yutma, bilekleri kesme, kafaya ateş etme şeklinde süren bu savaş, her savaşın sonun da olduğu gibi, küçük bir toprak parçasının alınmasıyla noktalanır.
Kendini tanımada konusunda ki en önemli noktalardan biri de bu iki uslanmazın birbirlerine uyumudur. Bunu ortaya çıkarmanın ise tek yolu vardır. Kişiliği ve karakteri, farklı odalara kapatıp çapraz sorguya tutmak.
Aralarındaki anlaşmazlığın temel kaynağı olan, “toplum içinde yaşam” hakkındaki düşünceleri onları ele verecektir.
Karakter; “Meyve ağaçlarıyla dolu, kendi topraklarını diğer maymunlara karşı savaşarak koruyan maymunlar, sınırlarını, otların üzerine işeyerek çizen aslanlar, aynı topraklarda yaşayıp, aynı ortak amaca hizmet eden bireyler, toplumu oluştur. Lider maymunun haremine göz koyup, çıtırlardan birini becermek isteyen her zaman çıkabilir, ama bu toplumun genelinin sorunu değildir. Toplumun yüce idealleri vardır! Üstün anlayışları, keskin zekaları. İnsan toplumunu oluşturan bireyler, sadece yaşıyor olamaz, onların yaşamlarının kutsal bir amacı olmalıdır. İlahi bir nokta olmalı bu yaşamda! Bir dişi ve bir erkeğin çiftleşmesi, hayır olmaz, bu kadar basit olamaz. İlahidir her insan, yücedir. İşkence eden, tecavüz eden, öldüren, çalan, yalan söyleyen, aldatan, doğaya zarar veren insan. Kutsal insan. Düşünemeyen hayvan ise toplumunuz içerisinde parmakla gösterilen, “en ahlaklı” olandan daha temiz yaşar ve ölür. Hayvanlar aleminin ucubesi midir insan, yoksa kozmik kendini beğenmişliğinin esiri mi?”
Kısaca, karakterin düşüncelerini almış oldum, kişiliğin girişini de aldıktan sonra, karakterin söyleyecekleri mutlaka çıkacaktır.
Kişilik; “Birkaç insanın bir araya gelip, hadi devlet kuralım, demesiyle ortaya çıkmadı toplumlar. Toplumlar, binlerce yıldır yaşayan atalarımızın, kültürel ve bilimsel birikimlerini bize iletmesiyle oluşmuştur. Mirastır. İnsanın, layık olduğu mükemmel yaşam yolunda, siyasi bir şekil, bir durak değil, bu yolda ilerleyen aracın kendisidir. Milyonlarca farklı insanın, ortak bir payda da buluşması, mucize olarak değerlendirilmelidir belki de.”
Sanki, birbirlerini duyuyorlarmış gibi gelse de uzun zamandır beraber yaşadıkları için ne söyleyeceklerini bildiklerini düşünüyorum. Tekrar karaktere dönmeliyim.
Karakter; “Her birey, toplum içerisinde ki diğer milyonlarca bireyin ne yaptığını, nasıl yaşadığını merak eder. Bunu bilmesi mümkün olmadığı için, toplum, nasıl yaşanılması gerektiğine dair, kurallar koyar, nasıl evlenileceğinden tutun da, nasıl ölüneceğine kadar. Böylece bireyin yıkıcı, hastalıklı merakı minimuma indirilmiş olur. Kontrol mekanizmaları, bizim anlamsız gördüğümüz, en küçük ayrıntıyı bile yönetmektedir. Bu kurallar, fahişenin sütyeni gibidir, çıkarmak için ödeyeceğiniz bedel, yine fahişe tarafından belirlenmiştir daha önceden. Bir kere çıkarıp atınca, gerisi hayal gücünüze kalmıştır, görmek, dokunmak belki de sadece bilmek istediklerinizin üstündeki örtüyü.”
Aralarında bir kırgınlık olduğu aşikar.
Kişilik; “Toplum dediğimiz, özgürlüğü ve güvenli ortamı bize sunan oluşumun, içinde var olabilmek için, emek harcamak gerekir. Bizlere gösterilen yolda, ilerleyebilmenin, daha iyiye, daha güzele, yani insanın hak ettiği mükemmelliğe, ulaşmanın yolu ortak inanışlar ve davranışlar sergilemektedir. Bunun dışında olmayı seçtiğini söyleyenler, başarısızlıklarını saklamak için, daha mantıklı sebepler bulmalıdır. Yıllarca, bir basamak yukarıya çıkmak için, kuralları yüzyıllar öncesinde yazılmış bu oyunda, mücadele veren insanlara, bir anda, ne olup ta oyunun dışına çıktıklarını somak gerekir. Çirkin bir resim yapmakla, çirkin olacak bir resmi, yarıda bırakmak arasında pek fark yoktur.”
Kişilik ve karakterimin, silah arkadaşı olmadıkları açık. Belki tarafsız gözlemcilerden, en gizli günahlarımızın bile tanığını, halı yaratıkları maytların bir akrabası olan, mayklardan yardım almalıyım.
Mayklar; “Victoria gölüne, onlarca nehir dökülmesine rağmen, tek bir nehir ondan doğar, Nil. Afrika’nın, ruhu olduğu için mi onlardan farklı davranır, yoksa farklı olduğu için mi Afrika’nın ruhudur. Hem onlardan biri, hem Nil olamazsın.”
Bu kadar tarafsızlık beklemiyordum doğrusu. Sanırım, kusurlarımı yüzüme vurmak istemiyorlar. Bir mayk asla yüze vurmaz, ringlerde yaşayan biri hariç.
Son çare olarak, daha da derinleri, yaşanan her şeyin, kayıt altına alındığı yeri incelemem gerekiyor.
Kimim?
Perde III
Konu: Kendimin kütüphanesi; hafıza
Metod: Tuzak soru
Hafıza, namı değer bellek hakkında, açıklayıcı bilgi vermek gereksiz olur. Sadece cümle içinde kullanmayı yeterli görüyorum. “hafızamı yokluyorum yumuşak, kıpır kıpır”. Hafıza, bulunduğu yerin konumu ile de anlaşılır olduğu gibi, kendimin kalbidir. Bu konuda, kendimle başa çıkamayacağım için ona tuzak bir soru sorarak, eteklerinde ki dökmesini sağlamaya çalışacağım.
Gözlerin bağlanmış, hiç bilmediğin bir yerde, el yordamıyla ilerliyorsun, sıcak bir şeye dokundun. O ne?
“Ekmek”
Sıcak bir ekmek, çok mantıklı. Fırından yeni çıkmış, sıcak ekmek almak için sıraya girmiş insanlara hak verebilirim. Ama ısı, kaybolan bir şeydir. Isının, ekmekte durma süresi, fırından fırına değişir, 15 ila 45 dakika arasında. Yeni ekmekler çıkınca, elinizdeki ekmekte bulunan ısı, hızla yeni çıkan ekmeklere gider. Bu, yüzyıllardır süren bir döngüdür. Eğer ekmeği, soğumadan yerseniz, bazı ekmekler fırından soğuk olarak çıkar, fırıncılar da bu ekmekleri vitrine koyar. Bu fırıncıların sırrıdır, bana da mayklar anlattı. Tamam kabul ediyorum, sorduğum tuzak soru hiçbir işe yaramadı, saçmalıyorum. Yapılacak tek şey akademik yardım almak, işi ustasına bırakmak.
Üstün bir zekanın ürünü olan bu soruyu, Avrupa’nın en gözde 7 üniversitesinde, psikoloji dersleri vermiş olan, bir bilim adamının “hafızayı okumanın sırları” adlı, ders notlarından alıyorum.
Çocukluğunuzdan, günümüze hatırladıklarınızı anlatır mısınız?
Doksan santim uzunluktaydım, çeşitli renklerde ki sebzeleri yememin ve süt içmemin, boyumu nasıl uzatacağını bir türlü anlayamıyordum. Boyumu kabullendiğimi, kendim ile barışık olduğumu ve artık o şeyleri yemek istemediğimi, aileme anlattım. Düşüncelerim, kabul görmedi. İlk hayal kırıklığımı yaşamıştım. Altıma yapmayı bırakmamın ardından, güvenim zirve yapmıştı, aynı konuyu tekrar açtım, yine kabul görmedi.
Hemen ardından yumurta ve sütün nerden çıktıklarını öğrendim, hayat yaşanmaz bir hal alıyordu. Bu şoku atlatmam, okula başlamamla aynı zamana denk gelir. O kadar çocuğu, bir arada görünce hem şaşırmış, hem de tırsmıştım biraz. Öğretmen ise tam bir kabustu, çizdiği garip şekilleri, seslendirmemizde ısrarcı, kuralcı. Tüm sınıf, birbirine ismiyle hitap etmeye başladı kısa sürede, o kadar ismi nasıl aklımda tutarım, fark göremiyordum onların arasında. Bir kaçını ezberlediğimde, iki tanesinin isminin aynı olduğunu fark ettim. Bu, kurduğum tüm sistematiği, altüst etmişti. İsimlerimizi, anne babalarımızın verdiğini öğrenmem, aynı zamana denk gelir.
O yılın yazında, tüm insanların denize işediğini ama bundan kimsenin bahsetmediğini fark ettim. Tatili, sahilde kumadan meme yaparak geçirdim. Kadınlar ile erkekler arasındaki farkı net bir şekilde görebiliyor, gizli kapaklı işler döndüğünden şüpheleniyordum. Giz kapağın altındaydı ama kapağı aralamam birkaç yılımı daha aldı. Tüm insanların bildiği ama benden sakladıkları, gizli antlaşmaların olduğunu o yıllarda düşünmeye başladım. Bu duruma da zamanla alıştım. Alışamadığım şey,hayatımın kırılma noktası olan şeyi, bir üst okula yazılırken 14 yaşında iken öğrendim.
Edebiyat, matematik-fen, sosyal bilgiler bölümlerinden birini seçmemi söyleyen görevlinin, benim boş boş bakmamdan olsa gerek, yaptığı açıklamaydı bu.
“Her insan, meslek edinmek için farklı eğitimler alır, üniversite sınavında nereyi tercih edeceğini, burada seçtiğin bölüm etkileyecek ve üniversite de eğitim aldığın bölüm, hayatının sonuna kadar yapacağın mesleği belirleyecek, hadi hızlı biraz sırada bekleyenler var.”
Daha on dört yaşındayım, etrafımda ne varsa bir süre döndü, son sandalye de masanın arkasında yerini alıp durduğunda kayıt olmuştum. O girdiğim şoku, henüz atlatamadım. Gerisi, aylarca süren dakikalar ve saniyeler süren, yıllar olarak geçip gitti.
Ne de olsa bilim adam, hafızamın şifrelerini tek soruyla açığa çıkardı. Her ne kadar sorunu açıkça görsem de, sırf onları memnun etmek için, mayklardan bir yorum almak istiyorum.
Mayklar; “Tırtıllar, tüylü, mıkır mıkır çirkin yaratıklardır. Kuşlar, bunları gördükleri yerde gagalar, baykuş hariç. Baykuşun, hassas gözlemleri ona göstermiştir ki, bu pis yaratıklar, birgün rengarenk çiçekler gibi açıp, havada uçuşacaklardır.”
Yine oldukça tarafsız bir yorum.
Kimim?
Perde IV
Sonuç;
“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız, vardığınız yerin önemi yoktur” demiş, adamın biri. “Kendini tanımalısın”, “kendine karşı girdiğin savaşı kazanamazsın”, “kendinle barışık olmalısın” demiş diğerleri. Yukarıdakiler ve daha onlarcası…
Ben, bunların hepsine birden konsantre hayat felsefeleri diyorum. Bir cümlelik yaşam tavsiyeleri. “Var olmak, günah işlemektir” İrlandalı bir yazara göre…; “Günahtan uzak durma sınavıdır hayat” bir başkasına göre. Değişime kapalı bir süreklilik.
Kendini tanımak mı? Gerçekten var mı böyle bir şey?
Çoğu, yaşamlarını son demlerinde, değişim, çürümüş vücutlarında, kendine yer bulamadığı için, kapalı devre beyinlerinde, yinelenip duran fikirleri, birikim ve tecrübenin sonuçları sanan, değişerek değiştiren tehlikeli bir türün, atıl bireyleri tarafından söylenmiş bu sözleri ciddiye almamanızı tavsiye ederim. Yeryüzünde, ince bir tül gibi uçuşan zamanın üzerindeki çirkin lekeler.
Kendini tanımak mı? Bunun için uzman yardımı almalıyız, İsviçreli bilim adamları dokuz kürde tedavi ediyormuş.
- Vah, vah pek de gençmiş, tanımıyor mu kendini?
- Gelip gidiyor aklı abla, bazen çok güzel tanıyor, yalnız, dün bakkalı kendi sandı, zor çıkardık dükkandan…
“Kendinin Acemisi İnsanlara Kullanma Kılavuzu” çıktı, son haliyle tüm seçkin kitapçılarda…
Diğer Sertaç Atalay Yazıları








