Exlibrary

Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe. Türkiye’nin ilk E-kitap bilgi kaynağı.
Sinem Koyun

Bir Demet Yasemen

Sinem Koyun
09 Haziran 2008 - 1:32

Yasemin

Şu anda bahçe iş makinelerinin gürültüsünün ve bir peyzaj ofisinin çiçekli arsasının ortasında bir camdan kulübedeyim. Yol kıyısında uğrak yeri fidanlıklardan biri burası, burada ne arıyorum demiyorum, nedenini biliyorum, çiçekler, doğayı tanımaya açlık, para kazanma aciliyeti… Ha bir de iyi insan avcılığı… Çiçeklerin sahipleri satıcı bile olsa onlar iyi insanlardır ve benim artık iyi olamayana tahammülüm yok.. O yüzden buradayım, bir gün bu peyzaj merkezinin önünden geçiyordum ve kırmızı bir sardunya aldım kendime, sonra da bahçivan gence sordum burada bir bayana ihtiyacınız yok mu? “Var abla gündüzleri ofiste kalacak bir bayan arıyorlar, aslında ben bahçivanım, işçiyim yani…” dedi…

Midemde sabah erken uyanmaya direnen bir yanma, başımda bir önceki geceden kalma bir tuğla var sanki. Bir önceki gece eşimle tartıştım, ama bu kez kendi adıma öfke limitimi aştım. Nedenleri yok değil elbet, var ama ben o nedenleri sorgulayamayacak kadar büyüdüğümü hissediyorum. Sabah olunca aklımda kalan tek bir neden yoksa kavga kişisel değildir bence, daha çok sosyal sorunlar…kişiselleştiği yer ise acemiliğimiz işte… Tahammül etmiyorum, daha doğrusu istem dışı bu, sağlığım erişmeye yetmiyor sabır erdemine.

Dün gece gün boyu yorgunluğum ağır bastı, koltukta ağrılı, tatsız bir uykuda kilitlenmiş gibiydim. Muayyen dönem cabası… Eşim gece vardiyasından üç sularında döndüğünde yorgun göz kapaklarımla savaştım, kanayan bacaklarımı ve katıyan sırtımı doğrultmaya çabaladım ama olmadı ve o bu durumdan gayet memnun beni biraz öptü, kokladı sonra da bilgisayarını açtı, sanal strateji oyununa ve oradaki arkadaşlarına döndü… yine yalnızdım, uykum yalnızdı… Yıllar süren yalnızlıkların ardından seni çok seven bir ruh eşi bulunca artık hiç yalnız olmayacağını sanabiliyor insan, ama yanılgı burada işte, pek çok ülkede böyle belki… pek çok kabilede de böyleydi. Doğası gereği erk yapı, dişisiyle kıyaslandığında daha çabasız kalıyordu, dişiye göre bu çaba yetersiz, erke göre daha fazlası gereksiz… Ona fazla gelirken, yetersiz kalacağımı hatırlatıyor bu bana, gülümsüyorum, hep bu yüzden terk edildim… hatta genellikle daha iyisini bulana kadar yedeklendim.. bu kez öyle olmayacak biliyorum, sanki ne olacağını biliyorum çünkü o beni bırakmayacak kadar onurlu. Dik çalı mı, sürüngen mi, tırmanıcı mı bilinmez bir yasemin tutunsun diye, onu her daim bekleyen destek çubuğum o benim, sarıl bana yasemin desteğim, sarıl… bugün biraz sürüngenim…

Hava serin bugün, keyfine göre, öyle bir açık bir kapalı, dalgalı biraz, yanar döner, tuhaf, kararsız…hep içimi dinlediğini düşünürüm İstanbul’un havasının, kendimi gizlice yüceltirim, belki de tanrıça olmak isterdim, çabalamak zorunda olmamak sevilmek için, yekten gizli güçlerin sayesinde sevilmek… ütopik bir hayal ama hayali bile keyifli… çok küçüğüm aslında; kendimi, kokusunu bu dalgalı havanın kıvrımlarına bırakan yasemin çiçeğine benzetiyorum. Latince takviminde zeytingiller familyasının Jasminum cinsini oluşturan üç halli bitki… Bir hali sürüngen, bir hali tırmanıcı ve bir başka hali de dik çalı… aklıma üç hal yasası geliyor… ama pek çok yere uyarlanıp anlamlanır olduğunu yasemin çiçeğinde de görmek beni heyecanlandırıyor. Aşka varıyorum, şarkılar söylüyorum; Bir demet yasemen/ aşkımın tek hatırası/ …

Yasemen Farsça, pek çok sözcük gibi türkçemize miras gelmiş farsçadan, ful denilen arap yasemininin çiçeğinden yapılan çay şifa ehli sayılıyor, uzak doğu, asya ve orta doğu da ful şifa yaprağı olarak nam salmış. Yeşil çayla karıştırılarak içiliyormuş, tiryakisi ince belli Rize yaprağından kel olanlardan da daha kel tiryakiymiş oralarda. Hava ağır, hava günlerdir aynı esiyor, şaşkın biraz, nereye eseceğini şaşıyor, sonra hep aynı yöne gidiyor,enseme çöküyor.. aldırmıyorum, pırıl pırıl bir yaz selvisinin gölgesinde bir gün boyu uyuyasım var.

Üç de rengi var yasemenin; beyaz en yaygını, kırmızı ya da sarı da olabiliyor, her dem yeşil, hiç utanmıyor bu kadar güzel kokmaya… beş taç yaprağı var, pek de benzemiyorum galiba ben bu çiçeğe yahu, bir tane bile tacım yok benim. Kış yasemini denilen türü kışın yaprağını dökermiş ama çıplak dalında tutunan yıldız biçimli altın sarısı çiçeğini vermezmiş toprağa.

fars-ı misal yasemen/ ful gözlüm desem/ elimden kara bir yasemin düşer/ sen mevsiminden geçerken/ ben güneşi gören/ sarılamam/ arza düşerim/ eline versen/ arştan desteğe tutuna tutuna/ inceden uzanır belim/ kıvrak kokulu, beyaz ve cilveliyim/ elini versen kucağına düşerim.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(6 oy, ortalaması: 4.83)
Loading ... Loading ...

Edebiyat bölümündeki unsur 475 kez görüntülendi.

Etiketler: , , ,

Görüşleriniz