Exlibrary

Çokça sanat, evvela edebiyat ve illa ki felsefe. Türkiye’nin ilk E-kitap bilgi kaynağı.
Özlem Özen

Kendime Sorular

Özlem Özen
28 Temmuz 2008 - 2:08

Uzun ve yorucu geçen hayat dediğimiz bu karmaşayı yaşarken tadına doyamadığımız ama bir sabun köpüğü gibi kaygan olan anlar için ne çok şey feda ediyoruz diye düşünüyorum bu aralar.

Çevremdeki herkes gibi ben de dünyanın, insanlığın geldiği durumdan elbette ki memnun değilim. Hiç kullanmayı sevmediğim kelime olan ve çok nadir kullandığım “keşke” yi kullanmak istiyorum üzülerek.

Keşke böyle olmasaydı. Ancak her zaman sarsılmaz bir güvenle sahip çıktığım Tanrının bir bildiği olduğunu ve yaşananların, olanların ya da yaşanacakların, olacakların asla ve asla yanlış olmadığına olan inancım sayesinde ayakta duruyorum.

Bu öyle bir inanç ki kimi zaman körü körüne gibi geliyor olmasına rağmen bunun dışındaki tüm inançları hiç düşünmeden reddediyorum.

Bugüne kadar hiç küfretmedim biliyor musun? Ya da bela okumadım. Canımın çok yandığını düşündüğüm anlarda bile hep ama hep bana yakışacağını düşündüğüm doğrudan şaşmadan davrandım.

Kızmadım mı? Öfkelenmedim mi? ya da nasıl böyle olur diye durup düşünmedim mi? Evet. Kızdım da, öfkelendim de. Hem de çok. Ama her seferinde bana verilen armağanı alma çabasını taşıdım yüreğimde.

Kimi zaman bu çaba öylesine zayıf öylesine yüzeyseldi ki yüreğimi sıkıştıran, kan dolaşımımı hızlandıran öfkeyi, nefreti, kini yok etme çabam daha belirgindi.

Bu çabamdan öyle yorgun öyle bitap öyle bıkkın düşmüştüm ki artık kimseye karşı nefret duyamıyordum ya da kin. Ama hâlâ öfkelenebiliyorum az da olsa. Ancak bu öfkemi irdelediğimde çok ilginç tespitler elde ediyorum. Bu zaman içinde tüm vücut kimyam değişiyor. Sesim titriyor, yüzüm kızarıyor ve en önemlisi düşüncem yavaşlıyor. Verdiğim tepki anlık bile olsa otomatik bir tepki oluyor.

Çok nadir yaşadığım bir duygu olduğundan ya da eskiden çok fazla enerji sarf ettiğimden tüm tüm hücrelerimle tepki veriyorum.

Ancak iyi bir yanı ise girdiğim hızda çıkıyorum bu garip duygunun içinden.

Ancak vücuduma verdiği tesir bir müddet devam ediyor.

Tüm bunları anlatmamın sebebi ise çok başka. Bu aralar kendimi tepkisiz buluyorum. Çünkü öfkenin, nefretin, kinin, yargılamanın, karalamanın kol gezdiği yaşamda bu oyuna gelmeyi reddediyorum. Böylece hep ama hep oyun dışı kalıyorum zevkle. Ama sevginin, aşkın, barışın, dostluğun kol gezdiği anlarda ise bu sefer de dilim tutuluyor. Böyle anlarda söz gümüş ise sükût altındır diyerek yine derin bir sessizliğin içine dalıyorum.

Anlayacağın dostum, bu aralar bir sessizlik sardı beni. Tek konuşabildiğim, tek anlatabildiğim, dostluğun ve aşkın toprağı delen solucan misali güç bela yaşam savaşı verdiği anlarda birkaç kelime dökülüyor dudaklarımdan. Sonuçta ya sevgi büyük güçle çıkıyor yeryüzüne ya da arkasına bakmadan gerisin geri giriyor çıkmaya çalıştığı deliğe.

Oysa haykırmak istediğim öyle çok şey var ki ya da hiç susmadan anlatacağım. Ama?

Yalnızlığı işte bu yüzden sever oldum. Onca kalabalık içinde zaten yalnızım. Ve kalabalığın etrafıma koyduğu mayınlara basma olasılığından duyduğum gerginlikten ötürü öylesine hareketsiz kalıyorum ki.

Mayınlara basma riskini göze alamadığım için habire duruyorum. Ama yalnızken kendi kendime kurabileceğim tuzaklarım olsa bile kendi kendimi çok çabuk iyileştirebiliyorum. Ya da kendi kendimle iken haykırmak… Anlatmak istediğim her şeyi anlatabiliyorum. Beni en iyi dinleyen benim. Beni izleyen de ben.
İşte böyle bir bireysellik yaşarken (bunun diğer adı yalnızlık) beni bekleyen en büyük tehlikenin giderek insanlardan kendimi soyutlamak olduğunu biliyorum. Ancak kendimle yaptığım sohbetlerde konuşmaya gerek olmuyor. Beynim hızla akan düşüncelerle dolarken kelimeleri ağzımdan çıkarmak, dizmek, duyguları yansıtmak öylesine zor öylesine zaman kaybı oluyor ki kafamdaki olaylar, anlamlar öyle hızla değişiyor, gelişiyor ki bunları konuşarak anlatmak bana başka bir zorluk çıkarıyor. Çok çabuk kavrayan, anlayan belli bir yere oturtan bilincim çevremdekilerin ağır gidişinden keyif almıyor.

Herkesin bir standart içinde hız alırken soluk soluğa koşmak geçmek ipi göğüslemek ne denli zevksizse ben de akıp giden bu düşünceler içinde hızla alıp giden düşüncelerimden o denli keyif alıyorum.

Ancak kendimleyken böyle bir sorunla karşılaşmıyorum. Ben hızla sohbet ederken aynı hızla kavrayan olduğum için dilediğim gibi kendimi açabiliyorum.

Ancak bunca olumlu şeye rağmen bir de kısır bir döngü içine giriveriyorsun. Hiç kendi kendine fal bakan birini gördün mü? Göremezsin. Görsen bile bu mantıksızdır. İyi bir gözlemciysen gelecekte kendini kendinden daha iyi bilecek yoktur. Her şeyini bilen yine sensen seni zorlayacak seni sıkacak sen olmayacaksındır. İşte böylece şu durum çıkıyor. KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRLERİNİ AĞIRLAR.

Ancak çevremde benim hızıma benim kavrayışıma ulaşamayan insanların olmayışından dolayı yine ben bana yetmeye çalışıyorum. Hiç olmamasındansa kendimi kendim dinliyorum. Çok ama çok uç bir benzetme olacak ama masturbasyon yapıyorum ve bu giderek alışkanlık haline gelmeye başlıyor. İşte beni bekleyen en büyük tehlike bu.

Ancak bu durum için ne düzene ne Tanrıma ne de çevreme ne de kendime kırgın ve kızgın değilim. Sadece sadece istiyorum. Olmaz ise canınız sağ olsun diyorum. Ama itiraf etmeliyim ki daha evvel birçok kez başkasıyla orgazm olduğum için, bu duyguyu bildiğim için içimde büyük bir özlem oluyor. Sanırım ben yarımı arıyorum. Beni bütünleştirecek, doyuma ulaştıracak, dinleyecek, anlayacak yarımı arıyorum. Bir elmanın yarısı gibi, bir bütünün diğer parçası gibi ben de beni tamamlayacak, eksiğimi kapatacak, bütünlüğümü sağlayacak yarımı arıyorum. Çünkü ne olursa olsun sarılacak, kucaklayacak, haykıracak, benden ayrı ama benden olan bir şeyi istiyorum. Aklıma inzivada olan, büyük sessizlik içinde olan ve kendi kendine yeten nice ustalar geliyor. Ve eminim ki bu insanın kendi ruhu ile bütünlüğünü sağlamasıdır ve aradığı aslında kendi olandır. Ancak bunu biliyor olmama rağmen neden hâlâ sıcak bir gülüş, içten bir sarılış, tatlı bir bakış, sıcak bir dokunuş arıyorum. İnan bilmiyorum. BİLEMİYORUM.

27.07.01

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
(1 oy, ortalaması: 4)
Loading ... Loading ...

Anlatı bölümündeki unsur 665 kez görüntülendi.

Etiketler: , ,

Görüşleriniz


Duyurular

Yayımladığımız yeni çalışmaları E-Posta ile almak ister misiniz?

Bunu, kolay bir işlemle abonemiz olarak yapabilirsiniz. Abonelik için elektronik posta adresinizi aşağıdaki kutucuğa yazınız ve gelecek doğrulama mesajını onaylayınız. Yalnızca yeni çalışmalar yayımladığımız günlerde mesaj alacaksınız. Zira, bizler de, posta kutularının gereksizce işgal edilmesini yararsız ve rahatsız edici buluyoruz.

FeedBurner (Google) desteklidir.