K-Kitap: “Korsan E-Kitap”
Admin27 Eylül 2006 - 20:58
Müzik korsanlığından sonra kültür hayatımıza kitap korsanlığı da eklenmiş bulunuyor. Hayır, sokak aralarındaki yerlere serilmiş tezgâhlarda satılan korsan kitaplardan bahsetmiyoruz. Artık “Korsan E-Kitap”lar var.
Bazı İnternet sitelerinde Elektronik Kitap, E-Kitap, E Kitap, eKitap, Sanal Kitap adı altında orijinal kitapların bire bir kopyaları yayınlanmakta. Bunlar ya metin şeklinde ya da kitaptan taranmış sayfalar olarak karşımıza çıkabilmektedirler. Bu tür dosyalara E-Kitap değil, olsa olsa K-Kitap (Korsan Kitap) denebilir.
Bırakın izni, yazarının haberi bile olmadan İnternet’e sürülmüş bu dosyaları okumaya çalışmak, ahlâkî sakıncaları bir yana, kullanıcılarını fiziksel zarara uğratabilecek tehlikeler taşımaktadır. Bunlardan bazıları, bilgisayar virüsleri veya truva atı tabir edilen “Trojan”ları kolayca bulaştırabilmek amaçlı olarak dağıtıma verilmişlerdir.
Bedava kitap okumak isteyenler için kütüphanelerimiz var. Daha önce hiç kütüphaneye gitmemiş olanlar için söylüyoruz; okurlar kitapları kütüphanelerde okumak zorunda değiller. Kütüphaneye kayıt olan bir okur, hem okuma ihtiyaç ve isteğini giderebilir hem de daha önce bilmediği veya okumayı düşünmediği yüzlerce (bazı kütüphanelerde binlerce) kitaptan oluşan bir hazineye kavuşmuş olur.
Halk kütüphanelerimizin adreslerini T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü (isminin uzunluğu sizi korkutmasın) İnternet sitesindeki “Kütüphaneler” bağlantısına tıklayarak öğrenebilirsiniz. KYGM’nin İnternet sitesinde bazı E-Kitaplar da bulunuyor.
Kütüphanelerden bahsetmişken, Milli Kütüphane‘mizin Online kitap ayırma hizmeti verdiğini de ayrıca belirtelim. (Bu hizmet tabii ki Milli Kütüphane’ye kayıtlı kullanıcılar için ve Ankara’da bulunmayı gerektiriyor.)
Bir Exlibrary ziyaretçisi, yazılarımızdan birine getirdiği yorumda(!) “Sadece 3 kitap için mi site açtınız?” diye sormuştu. Biz de kendisine ancak yazarı ve/veya yayıncısı tarafından gönderilen kitapları bulundurduğumuzu söyledik. Exlibrary.com, kitapların “MP3″ sitesi hiç olmadı ve bundan sonra da olmayacak.
“Elektronik Yayıncılık” kavramını küçümseyenlere kulak asmayın. Gerçek E-Kitap okumak isteyenler için kaynaklar giderek çoğalıyor. Exlibrary haricindeki web sitelerinin listesini [Linkler] sayfamızda bulabilirsiniz.
K-Kitap okumayalım. Okumaya çalışanları uyaralım.
Diğer Admin Yazıları
- Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiiri
- Evrensel Bilgi
- Kitap Ayraçları
- Çatışan Feminizmler
- Gerçekler Üzerine Düşünceler
- Arif Nihat Dursun - Mezat
- Kitap Sevgisi(!)
- Altın Portakal Şiir Ödülü
- Necatigil Şiir Ödülü
- İlk'in İlk'i...
- Cemal Süreya ve Ötekilerin Şiirleri
- Mutlu Yıllar!


Dünyanın en büyük 3 destanından biri olan Kuvayi Milliye Destanı, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Tiyatro topluluğu tarafından 28 Mart Cuma gecesi İzmir'de ilk sahneleme denemesini yapmıştı. 70 kişiden oluşan kadrosuyla, canlı müziğiyle ve içerisinde milli mücadele günlerine ait danslarıyla Kuvayı Milliye Destanı oyunu, 16 Mayıs 2008 tarihinde Gaziantep Üniversitesi'nde sahnelenecektir.








Korsan taraftarı değilim. Her emeğin bir karşılığı vardır elbette. Buna saygı duyarım ancak Türkiyede korsancılığın nedeni her zaman fiyat politikası olmuştur. Yazarlar ve matbaalar fiyat belirlerken müdürlerinin maaşını göz önünde bulunduruyorlar. Oysa o kitabı alabilecek kesim düşünülerek fiyat belirlense kimse korsana yönelmez. Pekala istenildiğinde çok ucuza kitap satılabiliyor. Bazen gazeteler ölmüş yazarların ölümsüz eserlerini birkaç YTL ye promosyon olarak verebiliyor. Aynı durum müzik ve film endüstrisi için de geçerli. Ben şahsen bütçemin ancak %1 ini bu gibi şeylere ayırırım. o da toplasanız 5 6 YTL eder. onada ne alınabilir ancak bir kitap veya bir kaset…
“adamın biri”nin görüşlerine katılmamakla birlikte çoğunluğun görüşünü yansıttığını da biliyoruz. Şu an maalesef Türkiye’nin gerçeği bu; ve bu gerçek yüzünden uluslararası toplumda telif haklarına saygı duyulmayan “Korsan” ülkelerinden biri olarak anıldığımız da bir gerçek.
Bizce burada sorgulanması gereken kişilerin bütçelerinden ayırdığı miktarın kültür-sanat ihtiyaçlarımızı karşılamada yetersiz kalması değil. Bütçemizin tamamının normal standartlarda yaşayabilmek için gereken miktarın çok çok altında kalması.
Niye aldığımız ücretleri sorgulamıyoruz da o ücretten ayırdığımız (yani ayıramadığımız) rakam satın almaya yetmiyor diye başkalarının hakkından çalmak zorunda kalıyoruz?
Peki, daha fazla ücret almak hakkını kendinde görenler (ki hepimiz görürüz) aslında bazı şeylere bedelini ödemeden sahip olduklarında başkalarının hakkını da engellemiş olmuyorlar mı?
Bireysel olarak doğruları savunmadığımız, başkalarının da doğru olmasını beklemeden, sadece doğru olduğu için doğru davranmadığımız sürece toplumsal refaha ulaşmamızı kimse beklemesin.
Evrensel kuraldır; herkes kendi çıkarını diğerlerinin çıkarlarından önde tuttuğu sürece hiç kimse aslında kendi çıkarına olan şeyi elde edemez. Karşısındakiler de kendi çıkarını gözetmektedir çünkü; ve toplumsal olarak sahip olunabilecek değerler bireysel olarak çatıştığında elde edeceğimiz şey, hiçten biraz daha fazlasıdır.
Eh, biz de bugün bunun üzerine tartışıyoruz zaten. Hiçten biraz daha fazla olan birşeyin %1′ini bu gibi şeylere ayırabilir miyiz, ayıramaz mıyız diye.
Biraz eskilere uzanalım ve yazımızı aşağıdaki Latince deyişle bitirelim. Elin gâvuru (ifademi bağışlayın - yazının gelişi böyle dedim) dilimize de yerleşmiş sözleriyle böyle seslenmiş yüzyıllar öncesinden.
Bir onlara bakalım, bir de kendimize. Ondan sonra bildiğimizi, sorguladığımızı zannettiğimiz herşeyi bir daha gözden geçirelim.
Anlaşılmış olmasını dilediğimiz üzere aslında sözümüz “adamın biri”ne değil. Hepimize!..
Verene de, alana da…
Korsan kitaptan bahsetmişsiniz lakin memleketimizde nasıl bilmiyorum ama ecnebilerde (ABD de mesela) ilk yayınlanışının üzerinden 100 (yüz) yıl geçtiğinde her eser anonim oluyor. Bu bağlamda bir “mülkiyet” de kalmıyor ortada. Türkiye’de de buna benzer bir durum varsa arşivinize böyle kitapları katmanızın bir zararı olmayacaktır diye düşünüyorum.
açıkcası ben e-kitap okuyucularından biriyim. ama netten indirip de okudugum e-kitaplar ya da sizin deyiminizle k-kitaplar best seller denilen, bir dönem kitapçıların baş raflarında yeralırken seneler geçtikçe gündemini yitiren kitaplar.. açıkcası ben bu kitapları bir yandan okumayı merak ediyorum. bir yandan da bu kitapları kütüphanemde tutmak istemiyorum. kütüphanemde boşa hamallık olarak geliyorlar bana.. ben de nette bulursam indirip okuyorum, sonra bilgisayarımdan da siliyorum.
üniversite yıllarımda arkadaşlarla hangi kitapları okuyacağımıza birlikte karar verirdik. herkes bir kitabı alırdı ve sonra aramızda değiş-tokuş yapardık. ama son yıllarda çevremde kitap okuyan insanları bulmakta da zorluk çekiyorum.
trajen içeriyor olabilir şeklindeki uyarınız için teşekkür ederim. bunu göz önünde bulunduracağım…
Sayın “Admin” ve “adamınbiri” ne ait görüşlerin her ikisinede katılmamak mümkün değil !
Ancak bende nacizane görüşümü ifade etmeden geçemeyeceğim. Ancak bunun belgeye dayalı ifadesinin daha doğru olduğuna kanaat getirerek http://www.cocukvakfi.org.tr/soru2.htm kaynağında okumuş olduğum bir araştırma sonucunu alıntı yaparak bilgilerinize sunmayı uygun gördüm.
Bakınız Çocuk Vakfı Çocuk Edebiyatı Okulu, 8 Eylül 2006 Temel Okur-Yazarlık Günü nedeni ile iki soruyu merkeze alan bir çalışma gerçekleştirmiş: Niçin okumuyoruz? Okuyan bir toplum haline nasıl gelebiliriz?
“Okuma alışkanlığını etkileyen nedenler
* Sözlü kültür geleneğinden kaynaklanan nedenler
* Zihniyete yönelik nedenler
* Topluma yönelik nedenler
* Kültürel nedenler
* Eğitimle ilgili nedenler
* Ekonomik (yoksulluk) nedenler
* Zamana ve döneme ilişkin nedenler
* Medya merkezli (özellikle televizyona bağlı) nedenler
Okuma alışkanlığını değerlendirmede ölçüt
Çok okuyan 1 yılda 21 ve daha fazla kitap okuyan kişi
Orta düzeyde okuyucu 1 yılda 6-20 kitap okuyan kişi
Az okuyan 1 yılda 1-5 kitap okuyan kişi
Okuyucu olmayan, hiç kitap okumayan kişi
Okumanın başarıya etkisi
Temel eğitim, bireyin verimliliğini yüzde 50 yükseltiyor
Okumanın eğitimdeki verimliliği artırma oranı yüzde 30
Eğitimin ekonomideki verimliliği artırma oranı yüzde 44
TÜRKİYE’NİN OKUMA ALIŞKANLIĞI
KARNESİ
Nüfusun yüzde 88’i okur-yazar
Türkiye’nin temel okur-yazarlık düzeyi iyi durumda
İlköğretimin 6. sınıfından sonra OKS’ye hazırlık nedeni ile okuma ilgisi azalıyor
Kızların okullaşma oranı her alanda erkek öğrencilerin altında
Okulöncesi eğitimden en az yararlanan köy okulları
En kalabalık sınıfların bulunduğu kent İstanbul
Okuma ilgileri kentlere ve bölgelere göre farklılıklar gösteriyor
Kızlar erkeklerden daha çok kitap okuyor
Üst ekonomik düzeydekiler roman, alt ekonomik düzeydeki çocuklar hikâye okuyor
Üstün yetenekli çocukların ders kitabı dışında kitap okuma ilgileri çok iyi
Çocuk yayınları yabancılaştırıcı ağırlıklı bir içerikle sunuluyor
Gazete ve çocuk dergisi okuma alışkanlığı yok
En niteliksiz çocuk yayınları dini içerikli
Son 15 yılda çeviri yayınların oranı yüzde 60 ile 75 arasında değişiyor
Çeviri yayınların çoğunluğu Avrupa kökenli
Okuma alışkanlığı ilgisi en yüksek grup eğitim almış okulöncesi velileri
Nüfusun yüzde 40’ı hayatı boyunca hiç kütüphaneye gitmiyor
Gençlerin yüzde 70’i hiç okumuyor
Yetişkin nüfusun yüzde 95’i yalnızca televizyon seyrediyor, yüzde 5’i televizyon seyretmenin yanısıra kitap okuyor
Öğretmenlerin yüzde 63’ü bazen kitap okuyor
Üniversite öğretim üyelerinin yüzde 56.2’si ayda 1-2 kitap okuyor
Türkiye’de düzenli kitap okuma alışkanlığı oranı binde 1
İşleve yönelik okur-yazarlıkta 1985-2005 yılları arasında olumlu gelişmeler gözleniyor
Topluma yönelik okur-yazarlık çıtası çok düşük
Türkiye’de okur-yazarlığın gelişmeye katkısı çok sınırlı düzeyde
Birinci derecede sorumlu: Okumayı öğretemeyen eğitim sistemi
SONUÇ
Türkiye gerçeği: Okumama alışkanlığı ”
İşte size Türkiye’nin gerçeği. Düşünün bir ülkede eğitimin kaynağını teşkil eden üniversitelerinde; öğretim görevlilerinin %56,2 si ayda 1- 2 kitap okuyor, ne acı bir tablo.
Şu durumda ortaya 2 temel gerçek çıkıyor ya parasızlıktan kısıtlı kaynakla yetinmek zorunda kalıyoruz, yada televizyon denilen anonim aptal kutusuna çakılıyoruz. Her halükarda toplumca okumamayı fena halde alışkanlık haline getirmişiz.
Peki ne yapmalıyız sorusu burada devreye giriyor.
İşte ben bu noktada sanırım biraz daha radikal çözümler önermek durumundayım. En yaygın iletişim kaynağı tüm dünyada internet haline gelmektedir, o zaman bırakın korsandı telif haklarıydı vs. tartışmaları bence elimize geçen her türlü materyali elektronik ortama taşıyıp öncelikli olarak imkan sahibi olmayan insanlara ulaştıracak bir proje başlatarak okuma alışkanlığını geliştirecek, hatta ihtiyaç duyulan bölgelere, okullara, köylere birer bilgisayar ve mümkün olduğunca fazla elektronik kitap dağıtımı yapacak bir grup kurma önerisini getirmek istiyorum.
Bunun belki de gelecek nesillerimizin okuma alışkanlığının geliştirilmesi açısından çok daha verimli sonuçlar doğurabileceği düşüncesindeyim.
Ulu önderimizinde dediği gibi ;
” Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Bu sözü burada
ayrıca izaha lüzum görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyetinin
okullarında birçok vesilelerle eser halinde tesbit edilmiştir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna
çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.”
O halde milli şuur ve vazife duygularımızla geleceğimiz için tartışmayı bırakıp adım atalım.
Saygılarımla.
Rahmetli tolstoy’un veya dostoyevskinin cebine birşey girmediğini biliyorumsadece mirasçısı olmayan yazarların
e-kitaplarının yayınlanmasından yanayım ve daha önceleri kitap okumayı sevmeyen ve e-kitap çıktıktan büyük bir zevkle bunu yapan biri olarak bu kolaylıktan herkesin faydalanması taraftarıyom.(ceptel yüklemekten söz ediyorum) her fırsatta kitap okuyorum ve yüzlerce kitap var arşivimde . ve hemen hemen hepsi de dünya klasiklerinden, neredeyse 500 sayfalık bir kitabı bir haftada ve konudan sapmadan nerede kaldığımı unutmadan gözlerim ağırmadan, kollarım uyuşmadan ve daha bir çok rahatlığından dolayı tercih ediyorum ve kendi e kitabımı da kendim yapıyorum. bunu herkesin bilmesi ve tatması gerektiğini düşünen biri olarak yayınevlerinin artık güncel yazarlar dışında bir aktivitesinin ileride kalmayacağını düşünüyorum.
Kabulüm ki herkes emeğinin karşılığını almalı.
Ama bu dünya düzeninde yön bunu göstermiyor.
Düzenin kendisi diyor ki gerçek değer değil stratejik veya arz-talebe göre…
Her ürün gerçek değerinden farklı olarak arz-talep dengesiyle 10 da birinden 10 larca 100 lerce katı fiyatına satılabiliyorsa bu düzenin gereği olarak emek de bu dengeye ayak uydurmak zorunda.Tekel konumunda hakim güçler bu düzeni kendi lehlerine kullanıp piyasayı sömürebildikleri kadar sömüreceklerdir.Oysa bir çıkış arayışında ve nerdeyse bir hiç iseniz o zaman oyunun kurallarına uyacaksınızdır.
Emeğin karşılığını düzenin yapısı verecektir.Eğer buna uymaz iseniz su kabundan taşacaktır.Korsan vb durumlar da pek doğal olacaktır.
Biri gelecek 20 sayfa yazıya 20 milyon paha biçecek.Değeri 1 milyonluktan fazla etmeyecek .Biri gelecek 200 sayfa yazıya 20 milyon paha biçecek.Bir efsane olacak.
Şimdiye kadarki anlattıklarıma katılmayanlar şunu dinlesin
Emek nedir.Yılllar öncesi yüz yıllar öncesi nasıl kas gücü ile beyin gücü arasında bir oran vardıysa ve şimdi beyin gücü nispeten çok daha önemli hale geldiyse.
artık sanat eserlerinde de harcanan emekten çok sanatın önem ve niteliği önem kazanmaya başlayacaktır.Ve sanat sanat için olmaya başlayıp yapılan satışlar yanına kar kalmaya başlayacaktır.Böyle bir gidişata yöneleceğimizi düşünüyorum.
Sanat evrenselleşecektir.Evrenselleşmenin önündeki en büyük engel de bencillik ve bencilliğe gereksinim duymaktır.Bir microsoft düşünün.Linux ,windows.Açıklayın lütfen:Niçin windowsun kullanım alanı yaygın ve Microsoft belli ölçüde buna göz yumuyor.
Ha;bu arada korsan olmasaydı ben nasıl hint müziği dinler onların bir hayranı olur ve müziklerindeki kültürden onların benlikleri hakkında fikir sahibi olaiblirdim.Bana ulaşacakları tek araç müzik…
DÜNYA DÜZENİ KORSANLIĞI GEREKLİ KILIYOR.
(Noktalamalara dikkat edemedim.Özür dilerim.)
Korsan kitap tartışmalarının temelinde emek hırsızlığı kavramı yatmakta olduğu hepimizin malumu. Hakikaten emek hırsızlığı yapılmaktamı? Konumuzu sadece e-kitaplar üzerinde sınırlayarak bir kaç kelam edelim. Doğrusu e-kitapların abartıldığı kadar indirildiğine ve okunduğuna katılamayacağım. İnternette bazı paylaşım sitelerinde bir dosyanın kaç kez indirildiği yazar. Buradan anlıyoruzki kitaplar ne müzik dosyaları nede videolar kadar ilgi çekmiyor. İndirilen dosyaların bilgisayar başında okunulabilirliğinin ne kadar mümkün olduğunu da takdirlerinize bırakıyorum. Avuç içi bilgisayarlarının pek yaygın olmadığını da kabul edersek aslında bu kitaplar ne çokca indiriliyor nede çokca okunuyor. Zaten yeni basılan kitaplarıda digital ortamda hemen bulamadığımız düşünülürse e-kitapların yayınevlerinin satışına darbe vurduğu düşünceside kabul görmez olur. Böyle olduğunu varsaysak bile e-kitaplar ancak bizlere o kitabı satın alıp almamakta ancak güzel bir fikir verir. Yurtdışından örnek vermek gerekirse O’reilly yayınevi gibi yayınevleri birkaç sene önceden farkına vardılarki e-kitaplar satışlara olumsuz bir etki yapmak yerine aksine satışlarını artırmak için kullanılabilecek en mükemmel reklam aracıdırlar. Tabi bizim yayınevleri boş yere şikayet edeceklerine okunmaya değer kitapları nasıl yayımlayabileceklerini, daha kaliteli baskıya nasıl ulaşabileceklerinin hesabını yapsalar ve Türk okurseverine daha kaliteli yayınlarla ulaşma hedefi gütseler herhalde kendileri ve okurlar için daha iyi olurdu.