(…) Tıpkı bundan yüzlerce yıl önce, yazılı bilgiyi aktarmak için daha kullanışlı olması nedeniyle kil tabletlerin yerine “yeni” bir buluş olan papirüsün kullanıldığı gibi, günümüzde yeni bir teknolojiye geçiş dönemi yaşanmaktadır. Bu yeni teknolojinin bize kazandırdığı zaman ve bilgi çeşitliliği kuşkusuz vazgeçilemez bir olanaktır. Ancak burada vurgulanması gereken her kitabın bu ortamda var olamayacağı, çünkü her kitabın aynı kitap olmadığıdır. Bilgi, onu arayan kişiye en pratik yoldan ulaşabildiği zaman değer kazanır; bu nedenle ona ulaşmak için hangi yol daha kısa ise o yol tercih edilir. Dolayısıyla “bilgi” içerikli kitabın, kitap formunu terkederek, elektronik ortama göç etmesi kaçınılmazdır.Sanat kitapları ve kitabın somut formunu kullanarak iletişimi sağlayan tasarımlar ise görünüşe bakılırsa daha çok uzun zamanlar üç boyutlu varlığı, elle tutulabilirliği, sayfalarının çevirilebilirliği, dokusu, kokusu ve insanla kurduğu “yazılı olanın” ötesindeki ilişkisi ile varlığını sürdürecektir.
Melike Taşçıoğlu
Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi,
Grafik Bölümü Öğretim Görevlisi
Sn. Taşçıoğlu bağışlarsa, konuyu basite indirgeyerek “ben kitaba kitap demem, o kitabın sayfalarını elle çevirmedikçe” görüşünü öne sürenlerle “şiirin çevirisi yapılamaz” diyenlerin görüşlerinin aynı noktada kesiştiklerini düşündüğümüzü söyleyebiliriz.
Bu korumacı, savunmacı - aslında o açıdan bakıldığında doğru - görüş, şiir ve yazının amacını değil, taşıyıcı olarak kitabı nesnel anlamda ele alıyor; içerikteki mesajı ve okurun yazıyla iletişimini göz ardı ediyor. Tanımlanan sanat kitaplarında yazının haricindeki tasarım vurgulamaları mesajın ayrılmaz bir parçası sayılabilir. Bu görüş, sadece üç boyutlu unsurlar içeren kitaplar için geçerlidir. Tartışılması gereken asıl onlara kitap denilip denilemeyeceği olmalıdır.
Yazının anlattığı ile değil de tipografik görselliğiyle yardımcı oyuncu rolünde olduğu, - ki haddimizi aşmayalım, anlattığı da önemli olabilir - üç boyutlu çözümlemeler ve farklılıklar sunan, “Sanatsal” değeri ağır basan nesnelere “Sanat kitabı” mı diyelim “Sanat Eseri” mi? Kitabın da bir sanat eseri olduğunu göz önüne aldığımızda sanat eseri olan içerik midir yoksa, eğer öyleyse plastik sanatlar kapsamına bile girebilecek değerdeki duruşu mu?
Doğru anlamıyla “Sanat Kitapları”, kitap okuru çoğunluğunu hedefleyen türde kitaplar değildir. Bu tür “kitapların” fiyatları bile kendi alıcısının doğal seleksiyonununu yaratır. Okuyabilenler, dokunabilenler şanslı azınlıktır. Sözlerimin burasında eski “Sanat kim içindir” ikilemi belirmeye başladı ki, kendimi ne bu soruya cevap verebilir ne de bir üniversitenin (öyle böyle bir üniversite de değildir Anadolu Üniversitesi) grafik bölümü öğretim görevlisiyle görsel iletişim konusunda tartışabilir yetkinlikte görmem. O nedenle “şiirin çevirisi yapılamaz” diyenlerle benzeştirmemi açıklayarak devam etmek yerinde olur.
“Can Yücel’in Şiir Çevirileri” başlıklı yazısında Sabahattin Eyüboğlu diyor ki: “(…) Demek şiirde seslerin, kelimelerin ötesinde öyle bir anlam var ki kolu kanadı kırılsa da insandan insana, dilden dile geçebiliyor. Tanrının sözü bile yetmiş iki dile çevrile çevrile yayılıyor.(…)”
Çeviri şiir mutlaka orijinali ile aynı değeri taşımaz. Ama bu, çeviri yapılmasını engelleseydi, yine Eyüboğlu’nun deyişiyle “Homeros, Vergilius, Hayyam, Shakespeare gibi şairlerin kaba yanlışlarla dolu çevirileri” ile büyülenmekten hepimizi mahrum ederdi.
Aynı şekilde sözlükler haricindeki kitapları sırf “Lineer Kitap” tanımına giriyor diye elektronik forma dönüştürmekten kaçındığımız sürece, hayatında hiç kitap satın almamış ama kendini bir şekilde İnternet karşısında bulup ta en bedava olanından bir E-Kitap okumaya başlamış - dikkat ediniz “okumuş” demiyorum - bir genci bu olanaktan mahrum etmiş oluruz. (Bu cümledeki “bedava” olmaktan ileri gelen faydalanma dürtüsü mü diyelim, çaresi mi; ülkemizin ayrı bir durumu ki oraya hiç girmeyelim.) Aynı gencin söz konusu kitabı Lineer olarak değil de “amaçsız aktif okuma” şeklinde sayfadan sayfaya atlayarak göz gezdirme olanağı bulmasının bile faydalı olduğunu düşünürüm.
Bu görüş, “bedava kitap” için doğru olabilir. Ama aklımıza hemen o kişinin Lineer bir kitabı satın almak isteyip istemeyeceği sorusu gelebilir. Öyle ya, bildiğimiz kitabı, bildiğimiz şekilde okumanın rahatlığı dururken, pratik başka bir araca sahip olmadığı sürece insan bilgisayar ekranından okumak amacıyla yarı fiyatına bile olsa kitap satın alır mı? Bilgisayar ekranından okunması gerektiği sürece almaz tabii. Almıyor da. Amerikalı ünlü yazar Stephen King’in yeni kitaplarını E-Kitap formunda yayınlamaktan vazgeçmesi de bunun göstergesi sayılabilir.
Ancak bu bizi, Lineer kitapların E-Kitap formunda başarılı olmadıkları sonucuna değil, daha kolay okunmasını nasıl sağlayabileceğimiz yolunda çözümler üretmemiz gerektiği sonucuna götürmelidir. Belki de, son yirmi yıldır akan görüntü, ses ve müzik cihazları konusunda inanılmaz gelişmeler sağlayan dünya elektronik endüstrisinin, konu kitap ve okumak eylemi olduğunda neden çekingen davrandığı konusunda komplo teorileri üretmeye başlamalıyız.
Tasarımlarını beğenmiyor olsak ta günümüzde mevcut E-Kitap araçlarının, plajda yattığınız yerden de okuyabileceğiniz pratikliğe ulaştığını söyleyebiliriz. E-Kitapları sadece bilgisayarlardan okunabilir formatlar olarak görmek doğru değil. Sıkıntı, bunların genele yayılabilmesi için gerekli ekonomik üretim sürecinin çok başında olmalarında.
Dediğimiz gibi, bu görüşler, E-Kitap kavramına karşı değil aslında. E-Kitap’ların bundan böyle nasıl bir yön, yöntem izlemesi gerektiği yolunda değerli bir kılavuz olarak algılamak mümkün Sn. Taşçıoğlu’nun yazısını. Evet, E-Kitap’lara dokunamayız. Dokunduğumuz, bir metnin veya resmin elektronik kopyasının görüntülendiği, her ne türden olursa olsun bir cihazın ekranı olacaktır nihayetinde. Ancak metni içinde barındıran nesnenin kitabın kendisiyle özdeşleşen bir durumu olduğunu kabul ettiğimizde, elektronik metinle bir bütün oluşturabilecek, bugünkü teknolojiyle sunum şeklini değiştirebilen, uzak gelecekte ise kendini dönüştürebilen maddelerden üretilebilecek elektronik kitap cihazlarıyla karşılaşabileceğimizi de öngörebiliriz. Elimizdeki materyalin kâğıt olduğunu varsayarak böyle düşünüyoruz bugün, gelecekte yazılı ve görsel iletişime aracılık edebilecek maddeler, iletişim ve endüstriyel tasarım uzmanlarının, sanatçılarının elinden geçtiğinde ne çeşit ürünler olarak karşımıza çıkar, bilmiyoruz.
Günümüzdeki arayüz tasarımlarının kullanıcıyla etkileşim sağlayabilmek, kullananın komutlarını yerine getirebilmek için izledikleri yollar belli. Klavye, fare, tablet vb. girdi araçları yardımıyla kullandığımız cihazların çıktı yüzeylerinde bulunan hassas alanların üzerinde geziniyoruz, onlara tıklıyoruz, çift tıklıyoruz, tıklama eyleminin üç evresini (tıklama, tıklı durumda kalma, tıklayan parmağımızı kaldırma) kullanıyoruz. Son zamanlarda üretilen cep telefonu, oyun konsolu, dizüstü bilgisayar gibi araçlarda yerçekimi kanunundan faydalanarak cihazın belirli bir eylem gerçekleştirmesini sağlayan etkileşim yöntemleri de uygulanmakta.
Elektronik Kitapların günümüz “kitap”larıyla benzeşmesini sağlamak mutlaka gerekiyorsa, belki bu yöntemlere sayfa çevirme - ki benzeri dokunma eylemleri Apple‘ın bu yıl piyasaya sunduğu iPhone isimli üründe sunuldu. (Bknz. iPhone’un uyku konumundan çıkarılması eylemi) - gibi yenilikleri de eklemek gerekebilir. O anda cihazın hoparlöründen parmağımızın uyguladığı basınçla eşgüdümlü sayfa çevirme sesi bile çıkarılabilir. Aynen bugünkü cep telefonlarının fotoğraf çekerken gerçek fotoğraf makinelerinin deklanşör sesini taklit etmesi gibi.
Yeni doğmuş bir bebeğin gıda ve şefkat açlığını aynı anda giderebildiği, annesinin tek uzvunu - aslında çift
- taklit eden, yalancı memeden farksız göndermeler bunlar. Ancak hepimiz bilmeliyiz ki, bütün bunlar insan alışkanlıkları, güdülenmeleri nedeniyle ortaya çıkan, bir veya iki yeni nesil sonrası tarihe mal olacak, geçici ihtiyaçlar. Zaten Sn. Taşçıoğlu da bunu teslim ediyor yazısının bir bölümünde.
Sn. Melike Taşçıoğlu’nun yazısında bir de aşağıdaki şekilde özetlenebilecek bir görüş yer alıyor ki buna katılmamak mümkün değil.
E-Kitap kavramı geliştikçe, bilinen anlamda kitaplar varlıklarını sürdürebilmek için “Sanat Kitabı” görünümünde, özgün kitaplar olarak tasarlanmak zorunda olacaklar. Bu da sanat kitaplarını grafik tasarım mesleğine gönül verenlerin manifestoları, marjinal tasarımları olmaktan çıkarıp daha geniş bir kitap tasarımı disiplini, grafik tasarım eserlerinin daha önemli bir kolu haline gelmesine yol açabilir.
Yazısının tamamını okuma şansına erişen biri olarak şu sonuca vardığımızı yineleyebiliriz ki; Hayır, Sn. Melike Taşçıoğlu E-Kitap kavramını reddetmiyor. Bunların kitap olmadığını söylemiyor. Aksine E-Kitap kavramının geliştirilme aşamasına ışık tutabilecek bazı kitap unsurlarını gözler önüne seriyor. Geleceğin E-Kitabını şekillendireceklere ipuçları sunuyor.
Grafik Tasarım, sektör profesyonellerini hedefleyen, konusunda oldukça başarılı, hakikaten dünya çapında bir dergi. Hedef kitlesinin meslekî ilgi alanlarına seslenen bir dergide çıkan böylesine kapsamlı bir yazı için ve aslında yazılarıyla ilgili olsun veya olmasın kendi görüşlerimizi sizlerle paylaşma olanağı verdikleri için Sn. Melike Taşçıoğlu’na ve dergi yönetimine teşekkür ederiz.
İster bakarak, görerek, elimizde tutarak, koklayarak, sayfasını çevirerek, istersek sadece kelimeleri kelimelere vurdurarak anlamlandırıyor olsak da, bizleri içeriğinin sihrine davet eden ve kitabı sevdiren her sunumun, her “şey”in başımızın üstünde yeri var.









Sevgili Melike Taşçıoğlu’nun yazısında, “Sanat Kitabı” ifadesi yerine, bana kalırsa “Kitap Sanatı” ifadesi kullanılmalıydı. Zira içeriği sanat olan ve grafik tasarım anlamında pek bir özelliği olmayan basılı ya da e-kitap biçiminde kitaplar da var. Bunlarla karıştırılmaması için “nesne-kitap” kavramına yakın olan ifadenenin “Kitap Sanatı” olduğunu düşünüyorum. (”Nesne Kitap” ifadesini bu alanda birçok başarılı çalışması olan Bülent Erkmen kullanıyor.)