Haziranda Ölmek Zor orhan kemal’in güzel anısına işten çıktım sokaktayım elim yüzüm üstümbaşım gazete sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sokakta tomson sokağa çıkmak yasak sokaktayım gece leylâk ve tomurcuk kokuyor yaralı bir şahin olmuş yüreğim uy anam anam haziranda ölmek zor!
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum Dikey ve yatay mutsuzluktan Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun sevgim acıyor Biz giz dolu bir şey yaşadık onlar da orada yaşadılar Bir dağın çarpıklığını bir sevinç sanarak En başta mutsuzluk elbet Kasaba meyhanesi gibi Kahkahası gün ışığına vurup da ötede beride yansımayan Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi Öbürünün bir kadından aldığı ...
I yaban ve asi dağlara dağılan taylar gibi ve yangın gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi adana’da yollara dizilmiş garlarda çığlık çığlığa peronlarda çocuklar gibiydi gözleri adı nevin şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin… II o, kanadı kırık bir kuştu beyaza vurulmuştu kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini kimseler görmedi kimseler kirlendiğini… adı nevin hüzün kokar ve ...
–incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu– Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç Ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını Neden akşam oluyorum tren kalkınca Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki Az önceki çiçekler nasıl da diken diken Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç. O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti ...
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. ...
I. Seher vaktı habersizce girdi gara ekspres kar içindeydi ben paltomun yakasını kaldırmış perondaydım peronda benden başka da kimseler yoktu durdu önümde yataklı vagonun pencerelerinden biri perdesi aralıktı genç bir kadın uyuyordu alacakaranlıkta alt ranzada saçları saman sarısı kirpikleri mavi kırmızı dolgun duduklarıysa şımarık ve somurtkandı üst ranzada uyuyanı göremedim habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres ...
Geceye açar akşam sefaları, Ölüme benzer güne vedaları. Deli dolu bir macera, bir şölen; bir düğün, Kadere kısmet narin hayatları. Işığa uçar bütün pervaneler, Ateşe giderken ne şahaneler; Dönerek acıyla aşkla şu alemi, Yana yana rakseder divaneler. Sora sora; az gidip, uz gidip kafdağına, Gizini arar saadetin dünyalılar. Günaha yakın dururken bir yanları, Ne kadar ...
İçimdeki karanlığı patlatacağım ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla ağlaya ağlaya Yepyeni bir insan Pırıl pırıl bir can bitecek toprağa Can Yücel (1926 – …) Her Şey Sende Gizli Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif… Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç… Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü… Ne renk ...
Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkındaki şu sözler Cemal Süreya’ya ait: “Şiire getirdiği değerler kendine özgüdür. Öyle ki Fazıl Hüsnü diye bir şair gelmeseydi o değerler de gelmeyecekti…”
Başlangıç: Onlar onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar; korkak, cesur, cahil, hakîm ve çocukturlar ve kahreden yaratan ki onlardır, destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
Kokusu buram buram tüten Limanda simit satan çocuklar Martıların telaşı bambaşka İşçiler gözler yolunu. İnebilseydin o vapurdan Ayağında Varna’nın tozu Yüreğinde ince bir sızı. Mavi gözlerinde yanıp tutuşan hasretle kucaklayabilseydim seninle, bir daha. Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi Bağrımıza bassaydık seni Nazım, Yapardım mutluluğun resmini Başında delikanlı şapkan, kolların sıvalı, kavgaya hazır Bahriyeli adımlarla düşüp yola ...
Önce onların yanında çok iyi yüz gördüm. Beni kapıdan karşılayıp ağırlarlardı. Sofralarına konuk ederlerdi. Onlar iki kişiydi ben birdim. Bana elmadan sıkılmış soğuk sular sunarlardı. Kapılarını kapım bellemiştim. Evlerinde oturacak yerim vardı. Önce onların yanında çok iyi yüz gördüm. Evleri gürültülü şehirden iki bin ayak uzaktaydı. Tahtadan yapılmıştı. Beni kapıdan alırlardı, -hoş geldin- derlerdi, onları ...
Aşk Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Kim gelir akla? …Cahit Sıtkı Tarancı Abbas Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber sal çıksın bu gece; Görünsün söyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumanı, Var git, ...
Başımı kaldırıp yıldızlara baktığımda, kesin biliyorum, Cehenneme gitmem onların umurunda bile değil, Tüm yıldızlar kaybolduğunda veya öldüğünde, Boş gökyüzüne bakmasını bilmeliyim Ve biraz zaman bile alsa Onun tüm kapkaranlık özünü hissetmeliyim… – W. H. Auden
Prof. Dr. Oğuz İnel’in “Beş Kavram, Beş Deneme” isimli E-Kitabı burada.
Deniz Aras’ın “Kesişme” isimli E-kitabı burada.
Şiir çevirisi deyince, Can Yücel’i anmamak elde değil. Bu kez yabancı bir dilden Türkçe’ye uyarlamak işinden söz ediyoruz. “Türkçe söylemek”ten yani. Burada sadece Can Yücel’e değil, onun çevirilerini yücelten bir başka değerli yazın insanı Sabahattin Eyüboğlu’nun yıllar önce kaleme aldığı “Can Yücel’in Şiir Çevirileri” başlıklı yazısına da yer vermek istedik. Vazgeçtim Dünyadan Vazgeçtim bu dünyadan ...
Ali Ersan Işık’ın “Kimbilir” isimli E-kitabı burada.
Necla Yaramış’ın “Mavi Kelebek” isimli E-kitabı burada.
Ali Rıza Esin’in “Kırkbir Derece” isimli E-kitabı burada.
Kıvılcım Vafi’nin “Alkonost” isimli E-kitabı burada.
M. Tahir Sakman’ın “Söylesem Güç Yetmez, Sussam İşkence” isimli E-kitabı burada.