Bizim yazımız bu. Benimle benim. Bazen ben yerine biz diye yazıyor olmam, her insan gibi sessizce konuşur buluyor olmamdandır kendimi kendimle, yoksa padişah torunu değilim. Düşünürken iki ayrı kişi hesaplaşır insanın içinde ve kararlar alır, kararlar verir; insanın içindeki ikiliğin oy birliğiyle, tereddüt halinde tek oyla yaşanır hayat ve sonuçlarıyla yaşar, öylece katlanır insan zamana; ...
Ve düşünce aşk, yerden kaldırdım etekleri çamur elleri kan biraz, biraz ıhlamur. Sağ şakağından alnına kadar mor ve düşünce aşk şimdi benliğimin en kılcal damarlarına kadar… Somutken tattım ilk defa Bedeniydi bir kızın Sonra bir defa Sade “merhaba” Çokça dokundu yüreğime aşk’ın parmakları, yüzleri iç içe geçiyor şimdi birinin yüzünde diğerinin gözleri ve parça parça ...
Sevgili, sana bunu niye yazdığımı birkaç satır sonra anlayacaksın; çok sık yazmadığım için beni bağışla. Yazmaya vakit bulamadığımdandır çoklukla; yazmaya değer şeyler dolanıp durmuyor değil kafamda ama kafam olduğu yerde duruyor mu bilmiyorum bazen, bazen de beğenmiyorum kendimi, yazdıklarımı. Beğendiğim bir şeyin, bir kitabın haberini vermek için yazıyorum bu kez. Ali Sirmen’in “Sevgiliye Mektuplar” isimli ...
içi dışına çıkmış şehirlerin içinde mahsur kalan çığlıkları bastırmaktan sorumlu sevgi bakanlığına emanet orman kuytusu hayallerini iç eden bir komedyanın açık saçık sözlerinden sorunlu soytarısı gibi şen ama uçuk kaçık hastane duvarlarına sıvanan gözler kendinden rol çalan yavuz hırsız rolünde bakacaktı şehrin perdesiz seslerine ki o sesler sessiz azlığın ünsüz nefeslerinden ibaretti bâki kalan bu ...
Daha askerdeyken kırılmıştı kalemi. Sonraki kış bolşevikliğe yol verecek te oydu zaten. Bir kış günü, Renault 12′sinin altında bir tankı tahrip edecek güçte bomba patlatanlar tarafından infaz edildi. Görev sona ermişti. O kış hiç gelmedi… … Fikir ayrılığı değil ortadan kaldırılmasına neden seçilmişlerin; o kişiler ki sembol haline geldikçe toplumda, birileri tarafından yok olmaları da ...
Fizikçiydi. Ufku, Ankara’nın, Türkiye’nin, Avrupa’nın, Amerika’nın.. Dünya’nın boyutlarından çok daha genişti. Kafasında evrenin azamet hesaplarını uçuşturan bir insanın, Ankara’nın toplama, çıkartma, kendi payına daha büyüğü düşecek şekilde bölme, yeri geldiğinde çarpma şeklinde zuhur eden dört işlem hesaplarına dalması beklenemezdi. Bilen insanın azameti, bildiklerinin azametinin tam tersi, o azameti bir zerreye indirgeyip kendini o zerreden bile ...
Bu yazıda, hayatımızı bilgisayara benzetmek, benzettikçe de aslında ne olduğumuzu, ne olmadığımızı; nelere sahip olup, neleri kaçırdığımızı ortaya koymak istiyorum. Çokça tespitte bulunmak yerine, sizlerin görüşlerinden faydalanmak asıl amacım. Böylece salt kendi görüşlerimle odur-şudur demek yerine, belki de farkında olmadığım bazı gerçekleri sizlerden destek alarak paylaşmak “en iyisi” diyorum ve bu yazı sonuna nakşedeceğiniz surette ...
Yenilik mi? Yaratıcılık mı? Değişim mi? Farklılaşmak mı? Kafa yormak mı? Kendine daha iyi nasıl olabilir diye sorarken at gözlüklerini çıkarmak mı? Günlük telaşa daha yukarıdan bakmak mı? Düşünmek mi?… Hadi canım sen de!..