Türkiye’de yaklaşık 90,000 cami var. 3,850’nin üzerinde Kuran kursu… 141 Üniversite, 1,220 Hastane… 60 bin kişiye 1 hastane, 350 kişiye 1 cami düşüyor. Her yıl yaklaşık 400 bin kişi kalp krizinden ölüyor. Bu sayı, trafik kazalarındaki ölümlerin 30, 1999 Marmara depreminde ve 25 yılda terörle mücadelede ölenlerin sayısından 10 kat daha fazla. 2030 yılında, dünya ...
Romalılar, bir kemerin yapımını bitirdiklerinde, sorumlu olan mühendisin, iskele kaldırıldığında o kemerin altında durmasını beklerlermiş. Eğer kemer dayanıklı olmamışsa bunu ilk öğrenecek olan mühendis olurmuş.
Bazen sizlere de oluyordur mutlaka; ana dilinizi konuşmanın ciddiye alınır bir yabancılaşmasını yaşıyorsunuzdur hayatınızda. Her yer Dil Kursları ve Yaşam Merkezleri’yle dolmaya başlamışken suskunluk ve yaşam kalitesizliği de o denli evrenselleşiyor işin aslı.
Mutlu bir hayatın olması gerektiğine bizim ikna oluşumuz neden ve nasıl oldu! Kim bizlere iyi bir hayatı vadetti! Kutsal bulunan kitaplarda Tanrı’nın ağzından dahi “Ben özgürüm” cümlesine rastlamamışken, sınırlı hayallerle özgürlük düşüncesi nasıl oldu da bir hayatın çok daha ötesine çıkabildi. >Her şeyin pahalı olduğu bir zamanda mutlu olmak bu denli lüks olmuş, neyi seçmemiz ...
Kimi köklü, kimi yeni yetme işletmelerden bazılarının duvarlarını süsleyen, dört kelimeden oluşan bir ifadedir; bir eşsizlik manifestosu olarak “Başka Yerde Şubemiz Yoktur” ve yazan için bir gurur nedeni, bir meydan okuma, velinimetlerini sahtelerinden sakınma yüceliği, ilkel bir hak koruma yöntemi sayılabilirken; okuyan muhataplarından bazıları içinse belki o “ürünün” de hak ettiği bir kabulleniş, belki bir ...
“Vatan senden hayat umar,/ Sen yaşarsan o canlanır;/ Vatan için ölmek de var,/ Fakat borcun yaşamaktır…”(1) Piyasada “asker desenli” çocuk bezlerinin satışlarını gördüğümde, gelecek haber bültenlerini, verilen şehit haberlerinde ekran
Okuduğumuz ve bazılarını izlediğimiz masalların en çok yemekleri ilgimi çekerdi. Aklımda en çok kalan da Deli Dumrul’un yemek yemesi olmuştu. Küçük bir köprü yapıp, insanların oradan geçmesini söyleyip, bir de mallarını alırdı kendisi. Yaptığı bize doğru görünmese de bugün köprü geçişlerimizde uygulanır hâlâ… * * * “Açıl susam açıl!” var bir de… Malikânenin kapısı bu ...
“Nefes alıyorum, öyleyse…” değil. “Su içiyorum, öyleyse…” değil; “Yemek yiyorum, öyleyse…” de değil… “Tenime rüzgâr değiyor, öyleyse?..” belki biraz. Biraz da “sevişiyorum öyleyse…” Tüm bunların tamamı, yaşanıldığını, var olunduğunu hissettiren şeyler belki, ama doğrusunu Descartes (René) söylemiş, “Düşünüyorum, öyleyse (o halde) varım” diye ve fakat, devamıyla söylendiğinde benim için varlığımın anlamını pekiştiriyor. Düşüncelerimi ifade ediyorum; ...
Yine ruhum küstü bu sıralar. Son isyan edişinde mecburen azat ettim onu; çünkü bedenimle ruhum arasındaki köprü yıkılmıştı. Haliyle nereye gidiyorsun bile diyemedim. Öylece izledim. Bir şey demek boşunaydı ya da bir şey diyerek onu yakalayabileceğimi düşünmek boşuna. Bu durumu kabullenmeli miyim? Artık ruhumun okşanmadığını nasıl kendime itiraf edebilirim. İtiraf? Kendim? Ruh olmadan hangi kendim? ...
An da bir zaman. Nokta da, zerre de bir büyüklük, bir hacim; kendi içinde büzüşse de başka bir hacme, bir noktaya erişir nihayetinde… Zaman ne kadar yoksa, an da o kadar olamaz zaten. Herşey bir anda olmuyor diyeymiş ya zaman algısı… An da yok o zaman. Bir noktadan bir noktaya gider gibi ama işi gören ...
Var olduğumdan beri hissettiğim en huzurlu anlardan biriydi. Bembeyaz pürüzlü duvarın üzerinde yeni yollar çiziyordum kendime. Hayatım boyunca yapmak istediğim şeyin, kendime bir yol çizmenin, bir idealin peşine takılıp uğruna bir ömür adamanın muhteşemliğini sınıyordum. Altı yedi metre uzunluğundaki bu koridorun ucu mutfağa çıkıyordu. Tam da üzerimde tasarruf için ampul takılmamış boş bir duy vardı. ...
Boyut ve algı… Bu iki kelime zamanın ve hayatın anlamını arama yoluna çıkanların öncelikle üzerinde düşünmesi gereken kavramlardır. Öncelikle reddedilmesi gerekenlerdir aslında. Aksi durumda boyut ve algı tenis oynar sizinle —buradaki ‘siz’, ‘top’ olarak algılanmalı. Normal algılama yöntemlerimizle bakıldığı sürece hayata, bir köpekten de bir lamadan da daha az şansa sahibiz. Hatta bir böcekten bile ...
Akıl insana yaşamayı emreder, koşullanmalar ölmeyi. Ölmeye koşullanmıştır bazı insanlar, motive edilirler ölüme. Ölecekmiş gibi yaşarlar ki bu dünyaya sonra ölmek için gelmişlerdir. Ölümden sonrası gözetilerek yaşanır, eğer ölümden sonra iyi bir hayat(!) düşleniyorsa, şekil itibariyle ona göre bir duruş sergilenmelidir, genellikle herkes nasıl duruyorsa.
Hiç, hiç olunabilir mi? Mutlak ‘sıfır’ diye bir şey var mıdır? Fani bedenlerin uzayda kapladığı hacim midir çokluğu oluşturan, yoksa ruhumuzun görünmemezlikten mustarip hiçliği mi daha çoktur. Yok mudur? Hiç midir? Hiç değilse ne kadardır? Ne kadarız? Ne ‘kadarsak’, o ‘kadarız’.
Senin adına düşünülmesi değildir. Gibi düşünmektir. Gibi düşünülebilmesi için seni tanıyor olmak gerekir. Tanımak ise, yabancılığın kabulünden yola çıkarak samimi bir yola çıkışla bile senle bir olabilmeye doğru adım atmak, sana doğru bir yolculuğa çıkmak diye tanımlanabilirse eğer, empati kurabilmek için yeterli olabilmenin de mümkün olamayacağını düşünebilir miyiz? Yol, adı üstünde yoldur. Varmak, varabilmek adına ...
Neler etkiler bizi… Neler etkilemez? Etkilemeyen şeylerin de bir etkisi olmalı ki etkilemedikleri sonucuna vardırıyor bizi nihayetinde. Eh, onlar da etkiler diyebilir miyiz o halde? Etki, maruz kalınan şeydir denilebilir. Dıştan gelip algı kapımızı çalan, savunma kalkanımıza çarpan, belki duvarı delip içimize giren, belki de içimizde kalmayıp hızla girdiği yerin tersinden çıkarak bizde büyük bir ...
Hesaplı muhabbetler piç etti ya hesapsız selamları, artık selam da verilmez mi yoksa selam vere vere çalmalı mı hesap vermeyle bir sorunu olmayanlar yine aslında hesapsız ama hesaplılardan olduğunca nasiplenmiş kapıları… Çalmalı. Ancak böyle döner evdeki hesap çarşıdan ki belki biraz yoklamalı sadece. Peşin ödemektense… Kimsenin kimseye borcu yok. Herkesin herkesten alacağı var ki tahsil ...
Günümüz toplumunda yaşayan insanların duygu ve düşüncelerini gizleyebildikleri ölçüde her türlü dünyevi ilişkilerinde başarılı olabileceklerine dair bir saplantıları vardır. Düzen zaten böyle işlemektedir ve kanıksamak yerine saplantı dememin nedeni ise, eğer aksi bir davranış biçimi geliştirilmiş olsaydı, bu, en azından bundan daha alçak bir başarı sağlanabileceğinin kanıtı olamazdı. Toplumu oluşturan her birey, diğerlerine herhangi bir ...
Şeytan, terk edilmiş bir köstebek deliğinden çıkarıp kafasını, tükürdü, kurak toprakların üzerine. Bu ne yalnızlık, Anadolu’da. Ayaklarını sürüyerek, birkaç adım atıp, büyük bir kayanın üzerine oturdu. Şatafatlı renklerinden eser kalmamıştı. Yorgun ve hırpalanmıştı vücudu. Donuk gözleri, alabildiğine kurak toprakların ufkuna daldı. Başlangıcı düşünüyordu, canlılığı, neşeyi, ama son, olmazsa olmazdı.
Farketsek te farketmesek te, hepimiz birşeylerden yanayız, tarafız. Hayatının şu veya bu döneminde birşeylere taraf olmamış, olmayan kimse yoktur. Yanlış anlaşılmasın, ki bu yazı zaten böyle bir ahkâm kesecek, -taraf olmakla- taraftar olmak kastedilmemekte. Taraftarlıktan da takım tutmayı kastetmek istemiyoruz. Hoş, öyle okunmasının da bir mahsuru yok anlam açısından. Özgürlükten yanayız, demokrasiden yanayız, laiklikten yanayız, ...
Dört adet vesikalık resim (son altı ayda çekilmiş), iki adet ikametgah ilmühaberi (biri resimli), nüfus cüzdanı sureti, adli sicil kaydı, kan, sperm, saç, tükürük, parmak izi istedim kendimden. Kendini tanımak yolunda, atılacak her adımın, ciddi bir şekilde ve kontrol altında olması gerekli. Çok önemli bir şeydir bu; kendini tanıyan insan, kararlı ve planlıdır, yapabileceklerinin ve ...
Dünyanın en güzel, en tatlı, en haklı uykusu nedir bilir misiniz? Antalya’nın kuzeyine denk gelen muhitlerindeki yataklarından yarı uykulu kalkıp, kendilerini gün boyu kafa sallayacakları otellere götüren servislerin geçeceği ana yollara koşuşturan insanların, kör sabah serinliğinde otobüslerini beklerken yüzlerine çarpan rüzgârdan, otobüse bindikleri anda kapıda karşılayan ucuz deodorant kokusunun ılıklığına terfi ve idrakla daldıkları, yolcu ...
Siz hangi yüce değerleri temsil eder durumda olursanız olun, söyledikleriniz karşınızdakilerin anlayabildiği kadardır. Eğer karşınızdakileri de yanınıza çekmek istiyorsanız, onların konuştuğu dilden konuşmanız gerekir. Ta ki, onlar da sizinle aynı dili konuşmaya ve sizi anlamaya başlayana dek. Kişinin gerçekte iyi ve doğru olanı anlaması için, onu görmesi, hissetmesi ve yaşaması, sıkça kullanılan yeni deyişle “içselleştirmesi” ...
Anlayamıyorum. Bu ülkedeki kavramların hızla içinin boşaltılmasını anlayamıyorum. Bu ülkenin insanlarıyla aynı dili konuşmuyor muyum acaba? Lütfen biri bana neler oluyor anlatsın.. Örneğin laikler ne demek? Benim bildiğim laiklik insanlara değil devlete ait bir sıfattır ve özellikle azınlıkta kalan dine ya da mezhebe mensup insanları dinlerini özgürce yaşamalarını sağlamayı amaçlar. Yani içi boşaltılmış bir biçimde din ...