
Elimizdeki bu çalışmada, Oedipus mitosunu konu edinen üç ayrı yazara ait üç ayrı Oedipus eserini genetik özellikleri, benzerlik ve farklılıkları açısından incelemeye çalışacağız. İlk olarak Oedipus mitosunu kısaca aktaracağız. Daha sonra, bu mitosun, Sofokles’in, Corneille’in ve André Gide’in eserlerine genel olarak nasıl yansıdığını araştıracağız. Ardından, bu üç eseri kısaca özetledikten sonra aralarında benzerlik ve farklılıklara dayanan genetik bir karşılaştırma yapmaya çalışacağız. Son olarak, Oedipus mitosunun psikanalizdeki yansımalarını inceleyeceğiz.
Oedipus Mitosu
Laios’un atası olan Kadmos Thebai kentinin kurucusudur. Amphion ve Zethos bir savaşta Thebai kentini ele geçirirler ve o dönemde kral olan Laios Pelops’un yanına sığınır. Fakat daha sonra yanına sığındığı Pelops’un oğlu Chrysippe’i kaçırır ve bu olay mitosu başlatan olaydır diyebiliriz. Çünkü bu kaçırma olayından sonra, Tanrı Apollon Laios’u cezalandırmak için bir tür lanet ortaya atar ve Laios’un bir oğlu olduğunda, bu oğlan çocuğunun babasını yani Laios’u öldüreceği uyarısını verir.
Laios, Amphion ve Zethos’un ölümünden sonra Thebai kentini yeniden ele geçirir ve Jocaste ile evlenir. Laios’un bu evlilikten bir oğlu olur; fakat Laios kehaneti hatırlar doğan çocuğunu bir hizmetçiye verir ve ortadan kaldırılması için onu Kitharion dağına götürüp bırakmasını ister. Çocuğu vermeden önce ayaklarını çiviyle deler. Fakat hizmetçi kendisine söyleneni yapmaz. Çocuğu Kitharion’a götürür ama onu orada ölme terk etmek yerine orada sürüsünü otlatan bir çobana verir. Bu çoban da çocuğu alıp Korinthos kralı Polübos’a verir. Polübos’un çocukları olmadığı için, kendisine verilen bu çocuğu kendi çocukları gibi büyütür ve çocuğa Oedipus adını verir. Oedipus ismi Yunanca’da “Şişik Ayak” anlamına gelmektedir ve bu da çocuğun ayaklarının uğradığı deformasyonu ifade eder.
Oedipus büyüdüğünde çevresindeki insanların söylediklerinden rahatsız olmaya başlar. Polübos’un gerçek çocuğu olmadığı için yani üvey evlat olduğu için etrafındakiler onunla dalga geçer ve aşağılarlar. Bundan huzursuzluk duyan Oedipus Delf tapınağına gider ve geçmişiyle ilgili sorulara cevaplar bulmaya çalışır. Aldığı cevap kendisini çok tedirgin eder. Foibos yani Tanrı Apollon’dan babasını öldüreceğine ve annesiyle evleneceğine dair bir kehanet alır. Oedipus böyle bir kehanetin gerçekleşmemesi için Korinthos’tan ayrılmaya ve bir daha dönmemeye karar verir. Korinthos’tan ayrılır ve Thebai’ye doğru yola çıkar. Yolunun üzerinde, üç yolun birleştiği bir kavakta Laios’la karşılaşır. Laios ve adamlarıyla savaşmaya başlar ve sonunda Laios’u öldürür. Böylece kehanette söylendiği gibi babasını öldürür, fakat bunun farkında değildir.
Laios’u öldürdükten sonra Thebai’ye varır. O sıralar Thebai kenti, Sfenks adlı bir canavarın korkusuyla yaşamaktadır. Sfenks kendisiyle karşılaşan herkese bir soru sorar ve doğru cevabı bulamayan herkesi öldürür. Laios’un ölümünden sonra Thebai naibi olan Kreon, kenti bu canavardan kurtaracak kişiye krallığı ve kraliçe Jocaste ile evlenmeyi vaat eder. Oedipus Sfenks’in sorduğu sorunun cevabını bulur. Sfenks’in sorusu şöyledir: “Sabahleyin dört ayak, öğlen iki ayak ve akşamleyin üç ayak üzerinde yürüyen hayvan hangisidir?” Oedipus cevabı bulur: Cevap, İnsandır. Oedipus cevabı bulunca Sfenks ölür ve böylelikle Oedipus Thebai kralı olmaya ve Jocaste ile evlenmeye hak kazanır. Böylece başlangıçtaki kehanetin ikinci bölümü de gerçekleşmiş olur. Ancak Oedipus bunun da farkında değildir. Oedipus’un Jocaste’tan iki erkek, iki kız çocuğu olur. Eteocles, Polynice, Antigone ve Ismene.
Homeros’ta anlatıldığına göre, Oedipus’un babasını öldürüp annesiyle evlendiği anlaşıldığında, annesi Jocaste kendini asarak intihar eder, ancak Oedipus Thebai kralı olmaya devam eder. Oedipus mitosu kısaca böyledir. Şimdi çalışma konumuzu oluşturan üç ayrı eserde bu mitosun ortaya konulma biçimini, gelişimini, taşıdıkları benzerlikleri ve farklılıkları inceleyeceğiz.
Oedipus Mitosunun Eserlerdeki Genel Yansıması
Oedipus mitosu, çalışma konumuzu oluşturan her üç esere de temelde benzer şekilde yansımıştır. Oedipus’un babasını öldürüp annesiyle evleneceği kehaneti her üç eserin de çıkış noktasını oluşturuyor diyebiliriz. Bu çıkış noktası her üç eserde de mitosun tarihsel boyutuyla özdeşlik oluşturmaktadır. Ancak mitosta böyle bir kehanetin ortaya çıkışının asıl nedeni anlatılmış olmasına rağmen, incelediğimiz eserlerde böyle bir ayrıntı verilmemiştir. Efsanede, söz konusu kehanetin asıl nedeni, Thebai kentinin Amphion ve Zetos tarafından ele geçirilmesinin arsından, Pelops’un yanına sığınan Thebai kralı Laios’un, Pelops’un oğlu Chrysppe’i kaçırmasıdır. Tanrı Apollon, bu suçu işleyen Laios’u kendi oğlu tarafından öldürülmeyle lanetler.
Bu kaçırma olayı ve bunun sonucunda ortaya çıkan kehanet mitosun başlangıcını oluşturmaktadır. Ancak bu kehanete neden olan olay incelediğimiz eserlerde verilmemiştir. Efsanede ortaya atılan kehanet, işlediği suçtan dolayı Laios’un kendisine yönelik bir kehanettir. Ve aslında kehanet, Oedipus’tan öte, Laios’un cezalandırılmasına yönelik bir kehanettir. Kaçırma olayından sonra yaşanan olaylar ise, temelde Laios’a yönelik bu kehanetin gerçekleşmesine giden yolu çizmektedir. Ancak incelediğimiz eserlerde, kehanet Oedipus’un kendisine yönelik olarak işlemektedir. Oedipus’un babasını öldürüp annesiyle evlenmesi Oedipus’un kendi kaderi olarak verilmiştir ve Laios bir bakıma, öldürülen masum bir baba olarak sunulmuştur. Kehanette asıl cezalandırılacak Laios olduğu halde, söz konusu eserlerde cezalandırılacak olan kişi Oedipus olmaktadır ve bu durum Laios’un öcünün alınması olarak verilmiştir. Kısacası, efsanede Oedipus kehanetin nesnesi olarak verilirken, söz konusu eserlerde kehanetin öznesi haline gelmektedir.
İncelediğimiz eserlerde Tanrı Apollon’un kehaneti Oedipus’un kendisine yönelik bir kehanet gibi sunulduğundan, yaşanan olaylar örgüsü de kehanette anlatılanların ortaya çıkartılması ve sonuçta kehanetin öznesi olan Oedipus’un cezalandırılması şeklinde gelişmektedir. Efsanede Laios’a yönelik olarak ortaya atılan kehanet, Laios’un kendi oğlu tarafından öldürülmesidir ve kehanet bunun üzerine kuruludur. Efsanede Oedipus’un annesiyle evleneceği de anlatılmaktadır. Fakat bu kehanetin bir parçası olarak verilmemiştir. İncelediğimiz eserlerde ise, kehanet, Oedipus’un sadece babasını öldürmesi değil, ayrıca annesiyle evlenmesi şeklindedir, yani burada kehanetin iki ayrı bileşeni vardır.
İncelediğimiz eserlerin her üçünde de kehanet zaten gerçekleşmiş durumdadır. Bu durum, klasik tragedyalardaki zamanda, mekânda ve eylemde birlik kuralının gerektirdiği bir şeydir. Kehanetin gerçekleşme anı ile kehanetin gerçekleşmiş olduğunun keşfedilme anı arasında zamanda birlik söz konusu olmadığından, eserler bu ikinci anda yaşananlar üzerine kuruludur. Dolayısıyla eserler temelde kehanetten sonrasıyla ilgilidir ve kehanetin gerçekleştiğinin keşfedilmesi üzerine kuruludur. Bunun keşfedilmesine giden yolu açan, keşfi hızlandıran şey ise, Thebai kentinin yaşadığı felakettir. Thebai kenti, veba başta olmak üzere çeşitli felaketlerle boğuşmaktadır. Bu felaketlerin nedeni, kentte işlenen bir cinayettir. Kral Laios cinayete kurban gitmiştir ve kentin yaşadığı felaketlerden kurtulabilmesi için Laios’un öcü alınmalıdır. Ancak efsanede böyle bir anlatım yoktur. Zira dediğimiz gibi, Laios öcü alınacak masum bir kral olarak değil, işlediği suç nedeniyle, kendi oğlu tarafından öldürülmekle lanetlenmiş biri olarak verilmektedir. Aslında efsane ile eserler arasında ilginç bir paradoks söz konusudur. Tanrı Apollon, Laios’un işlediği suç nedeniyle kendi oğlu tarafından öldürüleceği kehanetinde bulunur. Ancak eserlerde ise, aynı Tanrı Apollon, kendi ortaya attığı kehaneti gerçekleştirip Laios’u öldüren kişinin, yani Oedipus’un cezalandırılacağını bildirir bu kez. Dolayısıyla Oedipus son derece trajik ve aynı zamanda paradoksal bir kader döngüsü içerisinde bulur kendisini. Ancak başlangıçta da dediğimiz gibi, Laios’un öldürülme nedeni eserlerde verilmediği için, eserler bazında bakıldığında, böyle bir paradoks yok gibi görünmektedir. Temelde, paradoksa neden olan şey, efsanenin eserlere aktarılma biçimi ve gelişimidir.
Efsane ile eserler arasındaki bir diğer fark ise, Homeros’ta anlatıldığına göre, Oedipus’un babasını öldürdüğünün annesiyle evlendiğinin fark edilmesinden sonra, annesi intihar ederken, Oedipus Thebai kentine hükmetmeye devam eder. Ancak incelediğimiz eserlerin her üçünde de, Oedipus sonunda gözlerini kör edip Thebai kentini terk eder. Zira kentin yaşadığı felaketlerden kurtulmasının koşulu, Laios’u öldüren kişinin cezalandırılıp Thebai kentini terk etmesidir. Ayrıca efsanede Jocaste’ın intihar ettiği bilgisi yer alırken, eserlerde anlatılanın tersine, Oedipus’un kendini kör ettiğiyle ilgili bir bilgi yer almamaktadır. Bu bilgi, Sofokles’in aktardığı versiyonda geçmektedir. Ve Sofokles’ten sonra yazılan diğer iki eserde de bu bilgi doğrudan doğruya Sofokles’in eserinden alınmış gibi görünüyor. Aslında Oedipus mitosu burada aktardığımızdan daha geniş ve kapsamlı görünmektedir. Fakat burada eserlere konu olduğu kadarıyla ele aldığımız için, kehanetin gerçekleşmiş olduğunun keşfedilmesinden sonra yaşanan ve eserlere yansımayan olaylarla ilgili ayrıntılara burada girmeyeceğiz.
Üç Oedipus
Antik Yunan tragedyacılarından Sofokles’in Kral Oedipus’unu incelediğimiz eserlerin ilki ve kaynak eser olarak ele alacağız. Bu eser kendisinden sonra yazılan ve burada ele alacağımız, 17. yüzyıl yazarlarından Corneille’in Oedipus ve 20. yüzyılın yazarlarından André Gide’in yine Oedipus adlı eserlerine kaynaklık etmektedir. Zira son olarak saydığımız bu iki eser, Sofokles’in aktardığı versiyonda verilen bilgilere, olayların ve kahramanların sunulma şekline dayanılarak yazılmıştır. Şimdi, Sofokles’in Kral Oedipus’undan başlamak üzere her üç eseri de kısaca özetlemeye çalışacağız.
Sofokles - Kral Oedipus
Özet
Oedipus, Thebai kentinin kralıdır. Thebai kenti başta veba olmak üzere çeşitli felaketlerle boğuşmaktadır. Saray ve halk bu felaketlerden fazlasıyla muzdariptir ve bunun artık sona ermesini dilemektedir. Bir rahip halkın sözcüsü olarak kral Oedipus’un karşısına çıkar ve ondan kendilerini bu felaketten kurtarmasını ister. Oedipus rahibin ve halkın acılarını ve dileklerini paylaştığını söyler. Oedipus, kraliçe Jocaste’ın erkek kardeşi Kreon’u, Tanrı’ya danışması için Apollon’un (Foibos) Püthos biliciler ocağına göndermiş ve ondan cevap beklemektedir. Bir müddet sonra Kreon çıkıp gelir ve iyi haberler getirdiğini söyler. Uğradıkları felaketlerden kurtulmalarının bir yolu vardır. Felakete neden olan şey, kentte işlenen bir cinayettir. Oedipus’tan önce kral olan Laios bir cinayete kurban gitmiştir. Laios’un öcünün alınması, onu öldüren kişinin cezalandırılması durumunda, Thebai kenti uğradığı felaketten kurtulacaktır.
Bu haber üzerine Oedipus, Laios’un katilin mutlaka bulunacağına, cezalandırılacağına ve Thebai’den sürüleceğine dair söz verir. Thebai’yi Sfenks’in kötülüklerinden kurtaran Oedipus tekrar halkın kurtarıcı umudu haline gelir. Oedipus öncelikle bilge Tirésias’tan yardım diler. Gözleri kör olmasına rağmen iç-görüsüyle her şeyi gördüğüne ve bildiğine inanılan Tirésias’tan Laios’un katilinin kim olduğunu söylemesi istenir. Fakat Tirésias katilin kim olduğunu söyleme konusunda çok çekinceli davranır. Çünkü Tirésias korkunç gerçekleri bilmektedir. Hiçbir şey söylememenin daha iyi olacağını söyler. Ancak Oedipus konuşması için ısrar eder ve konuşmadığı için son derece kızgındır. Tirésias gerçeği söylememekte ısrar edince, Oedipus giderek hiddetlenir ve Laios’un öldürülmesi konusunda Tirésias’ı bile suçlamaya başlar. Kendi elleriyle öldürmemiş olsa bile en azından suç ortağı olduğunu iddia eder. Hatta Kreon’la bir olup bu cinayeti işlemekle suçlar. Bunun üzerine Tirésias gizlediği gerçekleri söylemeye başlar. Oedipus’a aradığı katilin bizzat kendisi olduğunu söyler. Oedipus buna hiddetle karşı çıkar ve böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyler. O, Tirésias’ı ve Kreon’u bu cinayetin tek sorumluları olarak görür ve onları cezalandıracağını söyler. Daha sonra Jocaste bu tartışmayı bitirmek için araya girmeye çalışır. Oedipus’a bilicilerin söylediklerini ciddiye almamalarını söyler. Sonra buna bir örnek vermek ister. Verdiği örnek Laios’un kendi oğlu tarafından öldürüleceği kehanetiyle ilgili. Bilicilerin bu konuda da yanıldığını söyler. Zira oğlunun babasını öldürmek bir yana, daha kundaktayken ölüme terk edildiğini söyler. Jocaste bunları anlatınca Oedipus tedirgin olur. Çünkü Jocaste’ın Laios’un öldürüldüğünü söylediği yer, Oedipus’un bir zamanlar birileriyle savaşıp onları öldürdüğü yerle aynıdır. Bu durumda Oedipus o kavgadan sağ kurtulan bir kişinin olduğunu öğrendikten sonra o kişiyle yüz yüze gelmesi gerektiğini söyler.
Bu arada saraya bir ulak gelir. Ulak Korinthos kralı Polübos’un öldüğünü ve Oedipus’un onun yerine kral olacağını söyler. Oedipus bu haberi duyunca rahatlar ve bilicilerin bu kez yanıldığına inanır. Zira babası olduğuna inandığı Polübos kendi eceliyle ölmüştür ve dolayısıyla kehanette söylendiği gibi kendi oğlu tarafından öldürülecek olması artık imkansızdır. Ancak bu kez de annesi olduğuna inandığı Korinthos kraliçesi Merope’un hala yaşıyor olması kendisini tedirgin eder. Zira kehanete göre aynı zamanda annesiyle de evlenecekti Oedipus. Ancak ulak bundan dolayı tedirgin olmasına gerek olmadığını, zira Polübos’la kendisi arasında kan bağı olmadığını söyler. Bu gerçekler Oedipus’u fazlasıyla sarsar ve gerçek annesiyle babasının kim olduğunu sorar ve bunu araştırıp ortaya çıkaracağını söyler.
Ulak Oedipus’un geçmişiyle ilgili gerçekleri anlatmaya başlar. Ulak Oedipus’u küçük bir bebekken bir çobandan aldığını ve Korinthos kralı Polübos’a bir tür armağan olarak verdiğini söyler. Polübos’un çocuğu olmadığı için kendisine verilen bu çocuğu kendi öz evladı gibi sevmiş ve büyütmüştür. Bunları öğrenen Oedipus ulağın bahsettiği çobanla yüzleşmek istediğini söyler ve çobanı saraya çağırtır. Çobanın ilk gelen ulakla yüzleşmesini ister. Zira ilk gelen ulak da eskiden çobandır ve Oedipus’u başka bir çobandan almıştır. Ulağın yüzleşeceği çoban gelir ve çocukken Oedipus’u o çobandan aldığı anlaşılır. Çoban bu çocuğu ortadan kaldırmak üzere başkasından aldığını ve o başkasının da bizzat kraliçe Jocaste olduğunu itiraf eder. Bütün bunları öğrenen Oedipus bütün açıklığıyla gerçeği öğrenir. Kehanetin gerçekleştiğini, babasını öldürüp annesiyle uğursuz bir evlilik yaptığını; annesinin hem kocası hem çocuğu olduğunu, çocuklarının hem babası hem de kardeşi olduğunu öğrenir.
Jocaste da bütün bunları öğrenir. Çektiği acıya ve duyduğu utanca dayanamaz ve kendini asarak intihar eder. Daha sonra, hem karısı hem annesi olan Jocaste’ın öldüğünü gören Oedipus buna dayanamaz ve annesinin elbisesinden aldığı iğneleri gözlerine batırarak gözlerini kör eder. Kaderinden kurtulamadığını, bütün çabalarına rağmen kehanetlerin gerçekleştiğini söyler; doğduğu güne, dağ başında ölüme terk edilmesi gerekirken kurtarıldığı güne lanet eder. Başlangıçta söylediği gibi, Laios’u öldüren kişinin cezalandırılacağına ve Thebai’den sürüleceğine dair söz verdiğini hatırlar. Ve Thebai’yi terk eder. Giderken kızlarından kopmak istemez, ama buna izin vermezler ve tek başına Thebai’yi terk eder.
Corneille - Oedipus
Özet
Corneille’in eserinde de Oedipus yine Thebai kentinin kralıdır. Sfenksi yenmiş ve Laios’un ardından Thebai’ye kral olmuştur. Oedipus’un Dircé adında bir üvey kızı vardır (daha sonra Dircé’nin aslında Oedipus’un öz kardeşi olduğu anlaşılacaktır). Dircé Atinalı prens Thésée’yle evlenmek ister; fakat Oedipus bunun mümkün olamayacağını, kendisi için prens Aemon’a söz verdiğini söyler. Dircé Oedipus’un bu kararına karşı çıkar ve istemediği biriyle evlendirilemeyeceğini söyler. Laios’un kızı olduğunu, tahtta kendisinin de söz sahibi olduğunu ve Oedipus’un kral olmakla birlikte kendisine hükmedemeyeceğini söyler. Eserin önemli bir bölümü Oedipus, Dircé, Jocaste ve Thésée arasında geçen bu konuyla ilgili diyaloglardan oluşmaktadır. Fakat daha sonra Oedipus bu konudaki ısrarlarından vazgeçer ve Dircé’ye kararında özgür olduğunu söyler.
Thebai kenti yine felaketlerle boğuşmaktadır. Bu felaketlerin nedeni de cezasız kalmış bir suçtur. Ve bilge Tirésias, bu felaketlerden kurtulmak için bir kurban verilmesi gerektiğini duyurur. Laios’un hayaleti, öcünün alınması gerektiğini, işlenen suçun kendi kanıyla temizleneceğini, Tanrıların ancak bu koşulla yaşanan acılara son vereceğini söyler. Bunun üzerine Dircé, Laios’un kanından olduğunu ve kendini kurban ettiğinde bütün felaketlerin son bulacağını, Thebai kentinin kurtulacağını düşünmeye başlar ve kendini kurban edeceğini söyler. Fakat Thésée, Oedipus ve Jocaste Dircé’nin bu düşüncesine karşı çıkarlar. Thésée başkalarını kurtarmak için kendisini feda etmesinin doğru olmadığını, Jocaste ve Oedipus ise durumun netleşmesi için beklenmesi gerektiğini söyler.
Bu belirsizlikler Oedipus’u tedirgin eder. Ayrıca Oedipus Tirésias’tan kötü bir haber almıştır. Tirésias Laios’un öldüğü sanılan oğlunun hâlâ yaşadığını ve hatta sarayda olduğunu söyler. Bu sözler herkesin aklını iyice karıştırır. Ayrıca Phaedime adlı bir tanığın söylediklerine dayanarak, Thésée bahsedilen oğlan çocuğunun kendisi olduğunu ileri sürer ve bunun teyit edilmesi için Phorbas’a başvurulmasını salık verir. Bu kez de Thésée, Laios’un oğlu olduğuna göre, yaşanan felaketlerin son bulabilmesi için, kendini kurban etmesi gerektiğine inanır. Jocaste Phorbas’la Thésée’yi yüzleştirmek ister ve ikisini karşı karşıya getirir. Fakat Phorbas Thésée’nin söz konusu oğlan çocuğu olduğundan emin değildir. Bu arada Oedipus çıka gelir ve Phorbas’la karşılaşır. Oedipus ve Phorbas birbirlerini tanırlar. Oedipus’un, Thebai’ye doğru olan yolculuğunda Laios’la karşılaştığında savaştığı kişilerden biridir Phorbas. Bu andan sonra halk arasında Oedipus’un yaşanan felaketlerin sorumlusu olduğu yönünde söylentiler yayılır.
Bu arada Korinthos’tan Iphicrate adında biri gelir. Polübos’un saray görevlilerinden biridir. Polübos’un öldüğü haberini getirir. Oedipus, Polübos öldüğüne göre Korinthos tahtının kendisine kaldığını düşünür. Fakat Oedipus’un sandığının aksine, Iphicrate, Oedipus’un Korinthos tahtında herhangi bir hakkı olmadığını, çünkü Polübos’un gerçek oğlu olmadığını söyler. Bu arada Phorbas Oedipus ve Iphicrate’la bir araya gelir ve Iphicrate’la birlikte çocuk Oedipus’un başından geçenleri anlatırlar. Phorbas çocuk Oedipus’u Kitharion dağına götürüp oraya bırakmakla görevlendirilmiştir. Fakat kendisine söyleneni yapmaz ve çocuğu orada sürülerini otlatan bir çobana, yani Iphicrate’a verir. Iphicrate da çocuğu alıp Korinthos’a, Polübos’un sarayına götürür. Bütün bu gerçeklerin açığa çıkmasından sonra, Oedipus babasını öldürmüş ve annesiyle evlenmiş olduğunu, yani sözü edilen kehanetin gerçekleşmiş olduğunu öğrenir kesin olarak.
Bütün bunlar ortaya çıktıktan sonra, önce Phorbas, Laios’un emirlerini dinlemeyip sonuçta böyle kötü bir şeye neden olduğu için, Jocaste’ın karşısında bıçakla kendini öldürür. Onu gören Jocaste da, yaşananların verdiği acıdan dolayı yine bıçakla kendini öldürür. Ardından bunu gören Oedipus da kendi elleriyle gözlerini oyar, kör olur. Oedipus bu şekilde cezalandırıldıktan sonra, kentteki lanet ortadan kalkar ve Thebai’de felaketler son bulur.
André Gide – Oedipus
Özet
Thebai kralı Oedipus, başarılı ve mutlu bir kral tablosu çizmektedir. Mutluluğunun nedeni ortaya koyduğu başarılar ve tek kelimeyle kendi kaderinin efendisi olmasıdır. Fakat kralın bu mutluluğunun tersine, Thebai kenti felaketlerle boğuşmaktadır, veba insanları kırıp geçirmektedir.
Oedipus’un kraliçe eşi Jocaste’ın kardeşi, yaşanan felaketlere bir çözüm bulmak amacıyla, biliciler ocağı Pütho’ya gitmiştir ve oradan yeni haberlerle döner. Kreon’un getirdiği haberlere göre, yaşanan felaketlerden kurtulmanın tek yolu Laios’u öldüren kişiyi bulup cezalandırmaktır. Oedipus Laios’un öcünü alacağına dair söz verir. Kreon ise Oedipus’a tam tersi yönde telkinde bulunur. Ona göre Oedipus’un kral olabilmesi için Laios’un öldürülmesi gerekiyordu ve Laios’u öldüren kişi bunu Oedipus için yapmış oldu. Dolayısıyla, cezalandırmak bir yana, Laios’u öldüren kişiyi ödüllendirmesi gerekir belki de. Fakat daha sonra, Kreon, Tirésias’ın telkiniyle, Oedipus’u farklı yönde telkinlerde bulunur. Zira Tirésias’a göre, Oedipus’taki bu mutluluk, kaygısızlık ve kendine duyduğu aşırı güven onun tanrı korkusu duymamasına ve kendi başına hareket etmesine neden oluyor. Dolayısıyla bu mutluluk halinin biraz sarsılması ve Tirésias’ın sözünü dinler hale gelmesi iyi olacaktır.
Oedipus’un Tirésias’la yaptığı bir konuşma eserin düğüm noktasını oluşturuyor diyebiliriz. Tirésias, kibri, kendine aşırı güveni ve sahte mutluluğu nedeniyle Oedipus’a eleştiriler yöneltir. Tanrıya karşı geldiğini ve dahası kendini bile tanımadığını söyler. Oedipus, Korinthos’tan ayrıldıktan sonra yoluna çıkan kişiyi öldürdüğü günden beri artık tanrıya inanmadığını söyler. Tanrıya gerçekte kim olduğunu sormak istemiştir hep. Fakat işlediği bu cinayetten sonra, tanrının kendisine cevap vermeyeceğini düşündüğünden Tanrı’nın yolunu bırakıp kendisini Sfenkse götüren yolu seçmiştir.
Tirésias, neden bu denli geçmişini merak ettiğini sorar. Oedipus da, kendisiyle ilgili kehanetten bahseder. Tirésias bu kehanetin Laios’a da bildirildiğini söyleyince Oedipus’un içinde ciddi kuşkular uyanmaya başlar. Bu andan sonra Oedipus geçmişiyle ve Laios’un ölümüyle ilgili sorulara cevap bulmaya çalışır ciddi olarak. Bu konuyu Jocaste ile de tartışır. Jocaste kendisine bu konuları fazla irdelememesini salık verir. Ancak Oedipus olanı biteni eşeledikçe altından kendisinin çıktığını görür. Thebai tahtına sahip olabilmesi için Sfenksi öldürmesinin yeterli olmadığını, Laios’un da ölmüş olması gerektiğini ve bunun da kendisinin Thebai’ye varmadan kısa süre önce olduğunu, yani öldürdüğü kişinin Laios olduğunu anlar. Zira kendisinin Thebai yolunda öldürdüğü kişi ile Laios aynı yerde ve aynı zamanda ölmüştür. Oedipus Laios ve kendisiyle ilgili kehanetleri sık sık hatırlar ve sonunda Laios’un oğlu olduğunu keşfeder. Jocaste bu gerçekleri hatırlamanın kimseye faydası olmadığını, işlediği suçun kendi mutluluğuna giden yolu açtığını ve geçmişi hatırlayarak bu mutluluğu bozmaması gerektiğini söyler. Fakat Oedipus bütün gerçekleri ortaya çıkarmada kararlıdır ve nitekim her şeyi anlamıştır artık.
İşlenen suçun ve yaşanan ayıbın ortaya çıktığını gören Jocaste, kendini asarak intihar eder. Bunu gören Oedipus da Jocaste’ın elbisesindeki altın iğneleri alıp gözlerine batırarak kör olur. Önce Oedipus’un Thebai’yi terk etmesi istenir. Fakat daha sonra başta Kreon olmak üzere Oedipus’a Thebai’de kalmasını söylerler. Ancak Oedipus Thebai’yi terk etmekte kararlıdır. Yanına kızı Antigone’u alır ve Thebai şehrini terk eder. Oedipus’un gidişiyle Thebai’deki felaketler son bulur ve her şey eski haline dönmeye başlar.
Sayfalar: 1 2







